İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 82. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)

Nihat Ergün

Kocaeli Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 82. Birleşim · 1. yasama yılı · 21 Mayıs 2003 · 1.205 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Nihat Ergün (AK Parti), 21 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İŞ KANUN TASARISI VE SAĞLIK AİLE ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER (S,S, 73)); konuşma 1.205 kelime.

Nihat Ergün (AK Parti, Kocaeli). “İş kanun tasarısı ve sağlık aile çalışma ve sosyal işler (s,s, 73)”. TBMM Genel Kurulu, 82. Birleşim tutanağı, 21 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nihat-ergun-22-2003-05-21-is-kanun-tasarisi-ve-saglik-aile-calisma-ve-sosyal-isler-s-s-73 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA NİHAT ERGÜN (Kocaeli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İş Kanunu Tasarısının 112 nci maddesi hakkında söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

112 nci madde, bazı kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanların kıdem tazminatıyla ilgili bir madde ve yeni kurulan bazı kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlara, 854 sayılı Deniz İş Kanunu kapsamında çalışanlara, 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun kapsamında çalışanlara ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Yasası kapsamında çalışanlara ödenen kıdem tazminatı niteliğindeki ödemelerinin de, kıdem tazminatı sayılmasını düzenleyen bir madde.

Bu madde üzerinde, gerçekten, Cumhuriyet Halk Partisi Grubundaki arkadaşlarımızın da mutabakat içerisinde olduklarını herhalde görüyoruz; çünkü, madde üzerinde kapsamlı bir eleştiri olmadı.

Ayrıca, kıdem tazminatı fonunun da, İş Yasası Tasarısı kapsamında kurulması gereğini, daha önceki konuşmalarında arkadaşlarımız vurguladılar. Kıdem tazminatı fonunun kurulması, işçi lehine yapılacak olan bir düzenlemedir. Bu düzenlemenin, özellikle KOBİ'lerde, kıdem tazminatının büyük bir problem olduğunun bilinerek yapılması gerekiyor. Kıdem tazminatı konusunda, KOBİ'ler, ödeme güçlüğü içerisinde bulunuyor. Büyük işletmelerse, kıdem tazminatını, biraz ucuz bir kredi niteliğinde kullanma eğiliminde olduklarından, bazen kıdem tazminatı fonunun kurulmasına karşı eğilimlerin bu çerçevede sergilenebildiğini görüyoruz.

Kıdem tazminatı fonu, gerçekten, çıkarılacak bu yasa kapsamında kurulması gereken bir fon ve işçilerimizin bundan sonraki çalışma hayatlarında hiç olmazsa kıdem tazminatıyla ilgili birtakım sorunlarının olmamasını, bu fonun kurulmasıyla düzenlemek gerekiyor.

Fonlarda her ne kadar geçmişte kötü yönetim örnekleri sergilenmiş olsa da, bu fonun kurulmasına mâni olmaması lazım; çünkü, bir yasal düzenlemenin kötü kullanılıp kullanılmayacağı, daha sonraki süreçlerde meydana çıkacaktır.

Şimdi, şu ana kadar, İş Kanunu Tasarısıyla ilgili yaptığımız konuşmalarda, arkadaşlarımız birçok hususu dile getirdiler. Çalışma hayatı, gerçekten dinamik bir hayat ve çalışma hayatının değişikliklere çok açık olduğunu, bu değişikliklerin kaçınılmaz olduğunu görüyoruz. Yapmamış da değiliz; teknolojik nedenler, sosyal nedenler, ekonomik gelişmeler, dünyadaki gelişmeler, bizi, iş kanunları konusunda muhtelif değişiklikler yapmaya zaten itmiş. Mesela, 1936 yılında çıkan 3008 sayılı Yasa, 1967 yılında 931 sayılı Yasayla değiştirilmiş ve 1971 yılında ise 1475 sayılı İş Yasasını çıkarmışız. Daha sonra, 1475 sayılı Yasanın uygulaması sırasında meydana gelen aksaklıklar yargı içtihatlarıyla çözülmüş. Avrupa Birliği sürecindeki gelişmeler ve küresel rekabetin meydana getirdiği şartlar, otuz yıllık bir süreçten sonra, 1971'den sonra yeni bir düzenlemenin yapılmasını kaçınılmaz kılmış. Yaptığımız şey bundan ibarettir; 1475 sayılı Yasayı, otuz yıl önce yapılmış olan bu yasayı, 21 inci Yüzyılın şartlarına uygun bir şekilde düzenlemektir, yaptığımız hadise bu. Kaldı ki, bu yasanın 67 maddesi, yaklaşık aynı ifadelerle, Türkçeleştirilmiş olarak belki, güncelleştirilmiş olarak bulunuyor; geri kalanlarsa, günün şartlarına uygun bir şekilde düzenleniyor. Bunların içerisinde işçi lehine olanlar var, bunların içerisinde işveren lehine olanlar var; ancak, bunun mefhumu muhalifi şu değildir: İşçi lehine olan düzenlemeler, muhakkak, işveren aleyhine olan düzenlemelerdir ya da işveren lehine olan düzenlemeler, muhakkak, işçi aleyhine olan düzenlemelerdir... Böyle bir mantıkla bu yasal düzenlemelerin yorumlanması fevkalade sakıncalıdır.

Elbette, bir yasal düzenleme içerisinde işçi lehine de olan, işveren lehine de olan düzenlemeler olacak ve nihayetinde, iş yaşamı, işçi ve işverenin birlikte sürdürdüğü bir yaşam olarak devam edecektir. İşçi ve işveren birbirinin rakibi değildir. Hayatı birlikte yaşayan, çalışma hayatını birlikte yaşayan, birbirinin tamamlayıcısı unsurlardır. Burada, işçi ve işvereni, birbirinin rakibi, birbirinin sürekli aleyhine çalışan, birbirini yıkmaya ve yıpratmaya çalışan unsurlar olarak takdim etmenin, böyle bir yaklaşım içerisinde olmanın kimseye bir faydası yoktur.

İşçi-işveren ilişkileri, insanlık var olduğundan beri insanlığın önünde olan bir hadisedir. Belki, büyük filozofların işçi-işveren ilişkilerine dair sözleri vardır, peygamberlerin sözleri vardır; ama, esas, iş-işveren ilişkilerini, işçi-işveren ilişkilerini düzenleme ihtiyacı, sanayi devrimi sonrasında ortaya çıkan bir ihtiyaçtır ki, ondan bu yana, işçi-işveren ilişkileri de kapsamlı çatışmalara neden olan, hatta, birtakım ideolojik kamplaşmaların nedeni olmuş bir meseledir. Bu nedenle, işçi-işveren ilişkilerini düzenlemek çok da kolay bir mesele değildir. Gerçekten, ciddî ve derin tartışmalara ihtiyaç duyulan bir meseledir. Mesela, başlı başına, ekonomi içerisinde mülkiyetin var olması, mülkiyet hakkının var olması ya da insanda kâr hırsının var olması zaman içerisinde kötü ilan edilmiştir. Halbuki, doğrudan doğruya mülkiyet hakkının kötü olması söz konusu değildir, doğrudan doğruya müteşebbislerde kâr hırsının var olması da kötü değildir; ama, kötüye kullanılabilir mi; kullanılabilir. O zaman, mülkiyet hakkının ve kâr hırsının kötüye kullanılması, mülkiyetin ortadan kaldırılmasını ve kârın ortadan kaldırılmasını gerektirmiyor; fakat, bütün bunlar üzerindeki tartışmalar Marksist bir politikayı da zaman içerisinde gündeme getirmiş, "mülkiyet ve kâr kötüdür; ama, proletarya diktatörlüğü iyidir..." Yaklaşık yetmiş yıl, proletarya diktatörlüğünün propagandasıyla dünya zaman kaybetti, vakit kaybetti ve sonunda proletaryanın da işine yaramayan, proletaryayı da sefaletten kurtarmayan bir düzenin yaşandığını görüyoruz.

Değerli arkadaşlar, bugün geldiğimiz yer, piyasa ekonomisidir. Bizim bir iktisat hocamız vardı -Allah rahmet eylesin, Ekrem Özelmas, ismini de anmadan geçemeyeceğim- "Çocuklar, iktisat ilmi lâ-ahlakîdir; yani, bu, ahlaksız demek değildir, ahlakla ilgili değildir" diyordu, böyle bir yorum yapıyordu. Hocamızın bu yorumunun da üzerinden çok zaman geçti. Her şey, aslında, ahlakla çok yakından ilgilidir. Haklar ve özgürlükler, eğer bir ahlakî temele oturmazsa, istismar edilebilir; ama, istismar edilebilir diye de insanlara özgürlük vermekten imtina etmemek gerekiyor. Her özgürlük istismar edilebilir. O zaman, yargı niye var; mahkemeler niye var; polis teşkilatımız, istihbaratımız niye var?! Eğer, istismara karşı birtakım kamu önlemleri alınamazsa, istismar edilebilir diye insanlara hiçbir hak ve özgürlük vermemek icap eder.

Değerli arkadaşlar, bugün geldiğimiz yerde işlerimizi piyasa ekonomisi şartları içerisinde yürütmemiz lazım. Bir arkadaşımız, rant gelirlerinin vergilendirilmediğinden söz etti. Evet, doğru; rant gelirleri vergilendirilmiyor. Türkiye'nin içborç meselesini halletmeden, rant geliri elde eden kişileri vergilendirmenin, aslında, geniş kitleleri vergilendirmek olduğunu bilerek söylüyorsunuz; bu, böyledir. Eğer, devletin bu kadar borç yükü varsa, her hafta borçlanmaya mecbur bir devlet varsa karşınızda, bu gelirlerden daha yüksek vergiler elde etmenin faizleri arttıracağını ve faizin de topluma yansıyacağını biliyorsunuz; biliyorsunuz, ama, burada politika yapmak için, böyle bir yaklaşımı sergilemek mecburiyetinde kalıyorsunuz.

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir)Hükümet ağlama duvarı değil ki!.. Düzelt o zaman; iktidarsın sen.

NİHAT ERGÜN (Devamla)Bu iş kanununun, aslında, tek başına üretim ve istihdamı sağlamayacağının biz de farkındayız. Bundan sonra, yeni düzenlemeler, hükümetimiz tarafından getirilmelidir ve getirilecektir. Sigortaların çok yüksek olduğunu, vergilerin çok yüksek olduğunu, enerji maliyetlerinin çok yüksek olduğunu, başka düzenlemelerle yatırımcının ve üretimin teşvik edilmesi lazım geldiğini çok iyi bilen bir hükümetle karşı karşıyadır Türkiye. Bu nedenle, bu iş yasasının arkasından meydana gelecek düzenlemeler, elbette üretim ve istihdamı artıracak olan düzenlemelerdir. Eğer onlar gelmezse, o konularda bir düzenleme yapılmazsa, tabiî ki, üretimin ve istihdamın tek başına iş yasasıyla halledilmesi mümkün değildir. Bunlar, hiç merak etmeyin, bu hükümetimiz dönemi içerisinde süratle gelecektir.

Peki, Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımızın her maddeye gereksiz muhalefetleri nereden kaynaklanıyor; bence şuradan kaynaklanıyor: Üç beş köşeyazarı, CHP muhalefet etmiyor diye tahrik ediyor...

ALİ RIZA BODUR (İzmir)Biz çocuktuk ya!

NİHAT ERGÜN (Devamla)CHP muhalefet etmiyor diye tahrik ediyor; CHP, muhalefet ediyor görüntüsünü vermek için, üç beş köşeyazarının muhalefetine dayalı bir muhalefet anlayışı sergileniyor...

ALİ RIZA BODUR (İzmir)Siz kendinize bakın!..

NİHAT ERGÜN (Devamla)Arkadaşlar, onlar, her gün sizin lehinize yazsalar, o üç beş köşeyazarı her gün sizin lehinize yazsalar, size hiçbir faydası olmaz...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir)Üç ayda bunu mu öğrendin?!

BAŞKANBuyurun Sayın Ergün.

NİHAT ERGÜN (Devamla)Onlar, zaten, toplumda kredibilitesini kaybetmiş adamlar; bunların size bir faydası olmaz. Bu muhalefet yaklaşımının size de bir faydası olmaz. Olmadığını, açıkça görüyorsunuz. Neden; buradaki muhalefet yaklaşımından sonra toplumun derinliklerine indiğimizde, köylüye, kasabada esnafa, işadamına, işçiye indiğimizde, bakıyorsunuz ki, Cumhuriyet Halk Partisinin bu muhalefetinden bu kesimler memnun değil. Bu yaklaşımın, bu Parlamentonun üzerine yüklenen misyona uygun düşmediğini sizlere hatırlatmak istiyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle, bütün arkadaşlarımızı ve heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

40 konuşma daha · 21 Mayıs 2003

40 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook