İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 115. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Bazı kanunlarda ve 178 sayılı khk'de değ.yap.hk.kan.tas.( ötv ) (ss.645)

Nurettin Canikli

Giresun Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 115. Birleşim · 2. yasama yılı · 14 Temmuz 2004 · 2.078 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Nurettin Canikli (AK Parti), 14 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 115. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI KANUNLARDA VE 178 SAYILI KHK'DE DEĞ.YAP.HK.KAN.TAS.( ÖTV ) (SS.645)); konuşma 2.078 kelime.

Nurettin Canikli (AK Parti, Giresun). “Bazı kanunlarda ve 178 sayılı khk'de değ.yap.hk.kan.tas.( ötv ) (ss.645)”. TBMM Genel Kurulu, 115. Birleşim tutanağı, 14 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nurettin-canikli-22-2004-07-14-bazi-kanunlarda-ve-178-sayili-khk-de-deg-yap-hk-kan-tas-otv-ss-64 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA NURETTİN CANİKLİ (Giresun)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarı hakkında AK Parti Grubunun görüşlerini arz etmek üzere huzurunuzdayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, bugün, yeni, kapsamlı bir vergi paketiyle karşı karşıyayız. Sanıyorum, AK Parti hükümetlerinin getirdiği beşinci vergi paketi. Gerçekten, Sayın Özyürek'in biraz önce ifade ettiği gibi, en azından, yirmi yıllık geçmişe baktığımızda, hemen hemen hükümetlerin tamamına yakını vergi mevzuatında önemli, radikal düzenlemeler yapmışlardır; kendi tanımlamaları itibariyle, hatta, bazı hükümetlerin ifadesiyle reform mahiyetinde düzenlemeler yapmışlardır. Gerçekten, bu, vergi uygulamasında çok ciddî bir problemdir. Yani, vergi mevzuatının çok sık değişmesi, henüz getirilen bir düzenlemenin tam olarak anlaşılmadan, mükellefler, uygulayıcılar, hatta uzmanlar tarafından dahi tam olarak anlaşılmadan yeni bir paket, yeni bir düzenleme gelmektedir ve bu paketler arasında da çoğu zaman bir uyum, ahenk ve bir sistematik bulunmamaktadır.

Bugün tartıştığımız tasarıyı bu açıdan değerlendirdiğimizde, geçmişteki bütün hükümetlerin yapmaya çalıştığı vergide önemli düzenlemelerin, reform yaptık mantığıyla hazırlanmadığını görürüz. Gerçekten, beşinci paket, öncekilerle uyumludur ve genelde, bu tasarıda yer alan düzenlemelerin çok önemli bir bölümü de vergi mevzuatımıza ilk defa giren düzenlemeleri içermektedir. Bu yönüyle bakıldığında, geçmişte yapıldığı gibi, sürekli değişen, işte, iki yıl önce, üç yıl önce uygulanan, daha sonra kaldırılan, tekrar uygulamaya konulan düzenlemeler mahiyetinde, çerçevesinde değildir ve önemli bir bölümü -biraz sonra, zamanımız olduğu ölçüde detaya baktığımızda göreceğimiz gibi - yeni düzenlemelerdir.

Sayın Özyürek, konuşmasında, tasarıda yer alan bazı düzenlemelerin Anayasaya aykırı olduğunu ifade etti. Aslında, bu konu, özellikle 100 000 000 dolar veya muadili özsermayeye sahip olan -biz, buna, kısaca yabancı firmalar diyebiliriz - firmaların vergisel kayıtlarının döviz cinsinden tutulması düzenlemesinin Anayasaya aykırılığı konusu Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmelerde de tartışıldı, gündeme geldi. Tabiî, her şeyden önce, bu düzenlemenin doğrudan yabancı sermayeyi teşvik içerdiğinin, böyle bir amacı olduğunun unutulmaması gerekir.

Bir başka açıdan bakıldığında, düzenlemenin sadece ve her zaman, sürekli olarak yabancı sermayenin lehine olduğu gibi bir anlatım burada söz konusu oldu. Bu, tabiî, her zaman doğru değil. Gerçekten, dövizin fiyatı sürekli olarak yükseldiği zaman, Sayın Özyürek'in değerlendirmesi doğru; ancak, aksi bir istikamet olduğu takdirde, yani, dövizin fiyatında aşağı doğru bir gidiş olduğu takdirde, bu şekilde kayıt tutan mükelleflerin daha fazla vergi ödemeleri söz konusu olacaktır. Önceden bunu tahmin etmek mümkün olmadığına göre, bu düzenleme, bu yönüyle, bu açıdan bakıldığında, bize göre, Anayasaya aykırılık içermemektedir.

Belki şu ileri sürülebilir: Farklı bir vergileme rejimi öngörülmektedir. Özellikle TL cinsinden vergisel kayıtlarını tutan ve ona göre matrah beyanında bulunan mükellefler ile vergisel kayıtlarını döviz cinsinden tutan mükellefler açısından, aynı işi yapmalarına rağmen, matrah farklılığı ortaya çıkabilirden yola çıkarak, Anayasaya aykırılık olabilir mi gibi bir iddia ortaya atılabilir; ama, biz, bu, özellikle, bir teşvik olduğu için, bir ayrıcalık olduğu için, doğrudan yabancı sermayeyi, yani, Türkiye'ye yatırım yapmak amacıyla gelmesini istediğimiz yabancı sermayeyi teşvik amacı taşıdığı için, böyle bir ihtimalin de olmadığını düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlar, yine, Sayın Özyürek, biraz önce, 5084 sayılı Teşvik Kanunu görüşülürken, kendilerinin, o kanunda sağlanan teşviklerin süresiyle ilgili, yetersiz olduğunu gördüklerinden dolayı o zaman önerge verdiklerini, ancak, bunun kabul edilmediğini ve şimdi, kendilerinin bu düşüncesine gelindiğini belirttiler. Aslında, Teşvik Kanunu komisyonda tartışılırken, gerçekten, beş yıllık sürenin yetersiz olduğu, özellikle orta ölçekli, hatta büyük ölçekli yatırımlar için, büyük sermaye gerektiren yatırımlar için ve zaman alıcı yatırımlar için, diyelim yatırım döneminin bir yıl, iki yıl sürdüğü büyük ölçekli yatırımlarda beş yıllık sürenin tam olarak da uygulanamayacağı ifade edildi, AK Partili milletvekilleri tarafından da ifade edildi, AK Partili milletvekilleri tarafından da ifade edildi; ancak, orada bir sıkıntı vardı. Biliyorsunuz, bu, kişi başına düşen millî geliri 1 500 doların altında bulunan illeri kapsayan bir düzenlemeydi ve tabiî, bütün milletvekili arkadaşlarımız da, haklı olarak ve doğal olarak kendi bölgelerinin, kendi illerinin kapsama alınmasını talep ediyorlardı, bu son derece doğal ve haklı bir duyguydu; ama, tabiî, bir yerde kesilmesi gerekirdi, bir yerde nokta konulması gerekirdi ve eğer, o tasarı, komisyona ve Genel Kurula geldiği şeklinden herhangi bir değişiklik olduğu takdirde, bu değişiklik silsilesinin önünün alınamaması tehlikesi söz konusuydu ve bu da açıkça ifade edildi. Yoksa, AK Parti Grubu da, AK Parti milletvekilleri de, beş yıllık sürenin yeterli olmadığını biliyorlardı, ifade edildi ve dolayısıyla, o zaman ortaya çıkan bu gerçek bugün düzeltilmektedir. Biraz önce Sayın Özyürek'in de belirttiği gibi, o teşvik kapsamındaki 36 ilde yatırım yapacak olanlara iki yıl süre verilmektedir. Normalde teşvik süresi 31.12.2008 tarihinde bitmesine rağmen, bu sürenin başlangıcı yatırımın bitiş tarihine alınmıştır; ama, bu, iki yılı geçemeyecektir. Bunun anlamı, fiilen, maksimum iki yıllık bir süre verilmesi söz konusudur.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; tabiî, kısa kesmem gerektiğini biliyorum; biraz önce Grup Başkanvekilimiz tarafından da ikaz edildik. Dolayısıyla, mümkün olduğu ölçüde, tasarıyla getirilen düzenlemeleri çok anabaşlıklarıyla arz etmeye çalışacağım.

Tasarıda, ağırlıklı olarak vergisel düzenlemeler söz konusudur.

Bunun dışında, göze batan, araç muayene istasyonlarıyla ilgili önemli bir düzenleme vardır. Yani, özelleştirilmesinin önünü açan bir düzenleme söz konusudur.

Yine, bana göre önemli olduğunu düşündüğüm bir düzenleme de, devletin taraf olduğu uluslararası anlaşmazlıklarda, Hazine avukatlarının dışında, devletin, hem yurtiçinden hem de yurtdışından hizmet satın alması imkânını getiren düzenlemedir.

Vergisel düzenlemelere baktığınızda, yine, göze batan önemli bir değişiklik teşviklerdir. Yani, bu tasarıda, gerçekten ağırlıklı olarak ve genelde eğitim amaçlı, sağlık amaçlı teşvikler öne çıkarılmıştı, bunların kapsamları genişletilmiştir. Bunlar için özellikle, okul işletmecileri için beş yıllık Gelir ve Kurumlar Vergisi istisnası getirilmiştir. Bu süre, okulöncesi eğitim, ilköğretim, özel eğitim ve ortaöğretim özel okullarını da kapsamaktadır.

Keza, çocuk yuvası, yetiştirme yurdu, huzurevi gibi kuruluşlara yapılan bağış ve yardımların tamamının beyanname üzerinden gider olarak indirilmesi, yani, matrahtan düşürülmesi kabul edilmiştir ve aynı zamanda, ar-ge harcamalarının yüzde 40'ının keza, beyanname üzerinden gider olarak indirilmesi kabul edilmiştir.

Yine bu tasarıda bana göre önemli düzenlemelerden bir tanesi de, teknolojideki gelişmeler, vergi uygulamasına yansıtılmaya çalışılmıştır, yansıtılmıştır. Biraz önce Sayın Özyürek bunlardan bir tanesini belirti. Gerçekten önemli bir düzenlemedir. Hep şikâyet ederiz, mükellefler de haklı olarak şikâyet eder; mükelleflerin vergi dairesine gidiş sayısı çok fazladır; dünya ortalamasının ve OECD ülkeleri ortalamasının çok üzerindedir. Tabiî, bu husus, Türk vergi uygulamasında teknolojinin yeteri derecede kullanılmadığının da aynı zamanda bir göstergesidir.

Dolayısıyla, ilk defa, elektronik ortamda beyanname gönderme ve tahakkuk fişi tanzim etme ve bunun da aynı zamanda mükellefe yine tebliğinin -internet dahil - elektronik ortamda yapılmasına imkân sağlayan düzenleme getirilmektedir; daha doğrusu bu konuda Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir. Doğal olarak Maliye Bakanlığı da bu yetkisini en kısa sürede kullanacak ve tabiî şifre, elektronik imza gibi güvenlik müesseseleri de kullanarak mükelleflerimiz artık, vergi beyannamelerini, vergi dairesine gitmeden internet ortamından vergi dairesine aktaracaklar ve vergi dairesi de, tahakkuk fişini mükellefe ya da onun yetkili temsilcisine yine elektronik ortam vasıtasıyla aktaracak ve bu şekilde, belge akışı olmadan ve vergi dairelerine gidip gelme sıkıntısı yaşanmadan, vergisel işlemlerin önemli bir bölümü yerine getirilmiş olacaktır.

Keza, sürekli bilgi vermek zorunda olan kişi ve kuruluşlar var, bu da gerçekten çok ciddî bir sıkıntıdır. Örnek olarak söylüyorum, noterler gibi, tapu daireleri gibi. Maliye Bakanlığına, istihbarat amacı dahil, değişik amaçlarla sürekli bilgi veren, bilgi gönderen bu kişi ve kuruluşlar açısından da ciddî bir problemdir, vergi daireleri açısından da ciddî bir problemdir; bunların tasnifi, işlenmesi veya kâğıt sirkülasyonu... Şimdi, burada da çok ciddî bir rahatlama sağlanacaktır. Bu tasarının kanunlaşmasından sonra bunlar da internet ortamında gönderilecektir.

Yine, tasarıda vergi kayıp ve kaçağını ortadan kaldırmayı hedefleyen, daha doğrusu azaltmayı hedefleyen düzenlemeler de vardır ki, bunlar, önemli düzenlemelerdir. Faaliyetini terk etmiş ya da haklarında inceleme elemanları tarafından sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge organizasyonu için kurulmuş bir şirket olduğu şeklinde bir rapor tanzim edilmiş mükelleflerin mükellefiyet kayıtları vergi dairesi tarafından silinebilecektir. Bu da, ilk defa getirilen önemli bir düzenlemedir; çünkü, mükellefiyet kaydı devam ettiği takdirde, bu kişiler, fatura alabilmekte, bastırabilmekte ve bunları, gerçek bir mal veya hizmet akımı olmadığı halde, sadece çıkar amaçlı olarak kullanabilmekte, naylon belge diye tabir edilen işlemi yapabilmektedirler. Dolayısıyla, vergi raporlarına istinaden bu mükelleflerin mükellefiyet kaydı silindiği takdirde, fatura basamayacaklar ve bu işlemler daha da zorlaşacaktır.

Tabiî, bu mükelleflerin kayıtlarının silinmiş olması, vergiye müteallik olarak görevleriyle ya da yaptıkları yanlışlar ya da ihlal ettikleri kurallarla ilgili cezaların uygulanmasına kesinlikle herhangi bir engel teşkil etmeyecektir.

Yine, geçtiğimiz yıl uygulanmaya başlanılan ve vergiye müteallik olarak ödemelerin banka ve benzeri kuruluşlar üzerinden geçirilmesi ya da yapılması şeklindeki uygulamaya daha da işlerlik kazandırmak amacıyla, bu müeyyideye, bu kurala uymayan mükellefler için parasal ceza öngörülmektedir. Bu da, gerçekten, nakit hareketlerinin kayıt altına alınmasına ve nakit hareketleri yoluyla mal ve hizmet akımlarının izlenmesine imkân sağlaması nedeniyle son derece önemli bir düzenlemedir. Etkin kullanılması halinde, Maliye Bakanlığının belirlediği sınırlar içerisinde, bu ödemeler; yani, herhangi bir fatura kesildiği zaman ya da bir tahsilat yapılacağı zaman, belirli rakamın üzerindeki ödemeler, banka, benzeri finans kurumları veya PTT vasıtasıyla aktarılacak ve buna uymayanlar olduğu takdirde, parasal ceza söz konusu olacak.

Yine, önemli bir düzenleme, 1960 yılından beri değişik isimler altında faaliyette bulunan ve -gerçekten çok önemli - Türk vergi sisteminin yerleşmesine, modern yapıya kavuşturulmasına önemli katkılar sağlayan Vergi Konseyine yasal bir statü kazandırılmaktadır. Aslında, söylediğim gibi, 1960 yılından beri faaliyetine devam etmesine rağmen yasal bir statüsü yoktur -biliyorsunuz, esas itibariyle bir danışma birimidir; yani, vergisel konularda Maliye Bakanlığına görüş bildirir ve toplumun aşağı yukarı ilgili bütün kurumlarının temsilcilerinden oluşan bir konseydir - buna, daha etkin çalışması amacıyla yasal bir statü kazandırılmaktadır.

Yine, dikkat çekici düzenlemelerden bir tanesi -ki, hepimizin zaman zaman eleştirdiği ya da sıkıntıya düştüğü konulardan bir tanesi - trafik para cezalarının uygulanmasıyla ilgilidir. Şu andaki mevzuata göre, trafik cezasına muhatap olan bir kişi tarafından bu para, bu ceza, eğer 10 gün içerisinde ödenmezse ceza 1 kat artmakta, 20 gün içerisinde ödenmezse tekrar 1 kat daha artmakta, 30 gün içerisinde ödenmezse, tekrar 1 kat daha artmakta; fakat, bu 30 günden sonra ödenmediği takdirde cezalar büyümemektedir. Bunun anlamı şudur: Bu sistem, 30 günden sonra mükellefin cezayı ödememesini teşvik etmektedir; çünkü, 30 gün geçtikten sonra, zaten yeteri kadar artmıştır ceza, bundan sonra ödemediği takdirde, artık, herhangi bir gecikme zammı ya da faizi söz konusu olmadığı için, trafik para cezalarının ödenmemesini teşvik etmektedir sistem. Zaten, uygulamaya baktığınız zaman, tahsilat oranı en düşük vergilerden bir tanesi trafik para cezalarıdır; yaklaşık yüzde 50 civarındadır.

Plan ve Bütçe Komisyonuna gelen tasarıda biraz daha yumuşatılmıştı; ama -benzeri mantık hâkimdi - arkadaşlarımız tarafından verilen bir önergeyle değiştirildi ve trafik para cezası derhal ödenmediği takdirde -bu, tasarıda bu şekilde yer aldı - 30 günün sonunda ödenmezse, ondan sonraki her ay için yüzde 5 eködeme, gecikme faizi alınmakta; ama, bu toplam gecikme faizi cezanın 2 katını geçememektedir. Bu şekilde, yine, bir aydan sonra cezaların ödenmesi teşvik edilmekte; çünkü, cezaya muhatap olan kişi, sürekli ödemediği takdirde, her ay yüzde 5'lik bir ilave malî külfetle karşı karşıya kalacaktır. Dolayısıyla, ödemeyi teşvik edecektir; ama, bir üst sınırın da getirilmesi gerekiyordu. 2 katını da geçemez; yani, bu şekilde oluşacak ceza, anaparanın 2 katını geçemez.

Keza, trafik para cezalarının tahsilatıyla ilgili bir önemli sorun da şu: Birçok kişi, trafik para cezalarını yatıracak vergi dairesi bulmakta güçlük çekiyordu. Gerçekten, bu tahsilatı yapan vergi dairelerinin sayısı sınırlıydı. Şimdi, burada da, önemli, radikal bir düzenleme yapılmaktadır ve gerçekten, bu konudaki sıkıntıyı büyük oranda ortadan kaldıracaktır. PTT memurlarına, trafik para cezalarını tahsil yetkisi verilmektedir. Bu, aynı zamanda, tahsil edilemeyen trafik para cezalarının takibini sağlamayı amaçlayan bir düzenlemedir. Yani, PTT memuru, elindeki makbuzuyla beraber, gerekirse ev veya işyeri adresine kadar gidecek, o paranın tahsil edilmesini sağlamaya çalışacak ve düşük olan trafik para cezalarındaki tahsilat oranını artırmaya çalışacak.

Değerli arkadaşlar, uygulamada önemli suiistimal konularından bir tanesi de, trafiğe çıkarken farklı bir niteliği olan, tescil edildikten sonra niteliği değiştirilen araçlarla ilgiliydi. Biliyorsunuz, aslında yük taşıma amaçlı olarak üretilen bazı araçlar, tescilden sonra yapıları değiştirilmekte ve binek otomobil haline getirilmekte idi. Tabiî, her iki otomobilin Özel Tüketim Vergileri farklı idi. Taşıma amaçlı olanın Özel Tüketim Vergisi düşük olduğu için, aralarında fark olduğu için, bu şekilde bir muvazaalı işlem yapılmakta idi ve aynı zamanda bir vergisel kayıp söz konusu idi. Şimdi, bu yanlış uygulama ortadan kaldırılmakta. Başlangıçta taşıma amaçlı üretilip, tescilden sonra yolcu taşınmasına mahsus hale getirilen bu tür araçların, ilave Özel Tüketim Vergisi, bu düzenleme yapıldıktan sonra tahsil edilmektedir. Buna ilişkin de bir düzenleme yapılmıştır.

Yine, özellikle, doğrudan yabancı sermayenin teşvik edilmesi amacıyla, çifte vergilendirmeyi önlemek için düzenleme yapılmıştır.

Şimdi, biraz önce, Sayın Özyürek'in de eleştirdiği bir konu var -ki, Plan ve Bütçe Komisyonunda çok tartışıldı - araç muayene istasyonlarının özelleştirilmesiyle ilgili ya da özelleştirilmesinin yolunu açacak bu düzenlemeyle ilgili.

Değerli arkadaşlar, bugün, biliyorsunuz, araçların teknik muayeneleri Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından yapılmaktadır; ama, komisyonda ilgili bürokrat arkadaşların bize verdiği bilgiye göre, yaklaşık olarak üçte 1'inin, dörtte 1'inin, yani teknik muayeneleri yapılması gereken araçların ancak üçte 1'inin ya da dörtte 1'inin teknik muayenesi yapılabilmektedir. Aşağı yukarı, yanlış hatırlamıyorsam, her yıl muayene edilmesi gereken 9 500 000 araç var; ancak, bunların her yıl, sadece, 2 500 000 - 3 000 000 adedi yapılabilmektedir ve bu şekildeki sistemle bu problemin de çözülmesinin mümkün olduğu anlaşılmıştır. Dolayısıyla, özel sektörün aktif olarak sisteme dahil edilmesi amaçlanmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

40 konuşma daha · 14 Temmuz 2004

40 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook