Vergi barışı kanun tasarısı
Genel Kurul, 23. Birleşim · 1. yasama yılı · 16 Ocak 2003 · 2.538 kelime · yaklaşık 13 dakikalık okuma
Kaynak göster
Oğuz Oyan (CHP), 16 Ocak 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: VERGİ BARIŞI KANUN TASARISI); konuşma 2.538 kelime.
Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “Vergi barışı kanun tasarısı”. TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim tutanağı, 16 Ocak 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2003-01-16-vergi-barisi-kanun-tasarisi (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün burada "vergi barışı" adı altında gündemimize gelmiş olan kapsamlı bir vergi affı tasarısını görüşmek üzere toplanmış bulunuyoruz.
Vergi afları, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde çok da alışık olmadığımız bir uygulama değil; ancak, vergi aflarının Türk vergi sistemindeki yeri, marazî bir nitelik taşımaktadır; çünkü, bir vergi sisteminin doğru işlediğinin en iyi kanıtı, en az vergi affı çıkarılmasıyla ölçülebilir. Türkiye'de, eğer, bu kadar çok vergi affı çıkarılıyorsa, buradan bizim çıkaracağımız ilk sonuç, Türkiye'de vergi sisteminin doğru düzgün işlemediği sonucudur. Tabiî, buradan, sadece vergi sisteminin değil, aynı zamanda vergi idaresinin de, tabiî, bu bir bütündür, vergi mükellefleri kanadıyla beraber vergi konusundaki görev ve ödevlerini yeterince yerine getirmedikleri anlamı çıkmaktadır.
Bakınız, cumhuriyet tarihinde, bugüne kadar 36 vergi affıyla tanıştık. Bu vergi afları 1920'lerde de vardı, 1930'lar, 40'larda da oldu, evet; ama, eğer bir vergi affı, içinde bulunulan olağanüstü konjonktürle ilgiliyse, yani bir savaştan çıkılmış ya da, bir, Osmanlıdan Türkiye Cumhuriyetine geçiş gibi devrimci özellikler taşıyan yepyeni bir yapı oluşturmayla ilişkiliyse ya da çok önemli bir dünya bunalımı -1929 krizi gibi- ortaya çıkmışsa, bunlarla ilgili olağanüstü konjonktüre uygun olağanüstü düzenlemeler, kaçınılmaz düzenlemelerdir.
(1) 19 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Şimdi, önümüze gelen, bu "vergi barışı" namı altındaki af tasarısının genel gerekçesine baktığımız zaman, orada da, Türkiye'nin, 2000 ve 2001 yıllarında yaşadığı ekonomik krizin ve bunun 2002'ye sarkan etkilerinin önemli bir gerekçe olarak sunulduğunu görüyoruz. Eğer, Türkiye'de, aflar bu kadar sık yapılmamış olsaydı ve Türkiye'de vergi bilinci yerleşmiş olsaydı, belki, bunu, gerçekten haklı bir gerekçe olarak kabul etmek mümkün olabilirdi. Bunun tamamen haksız olduğunu söylemiyoruz; ama, bu nedenle, Türkiye'de vergi afları ne yazık ki tek başına gelmiyor.
Bakınız, Türkiye'de, bu 36 affın önemli bir bölümü 1980 sonrasında yaşandı. Türkiye, 1981 ile 1998 arasında tam 11 adet vergi affıyla tanıştı. Bunun anlamı şu: 17 ya da 18 yılda 11 tane af demek, her iki yıldan daha sık aralıklarla, aflar aracılığıyla vergi sistemine müdahale etmek demektir, ortalaması 21 ay; yani, Türkiye, 1980 sonrasında, bakınız, 21 ayda bir -iki sene bile değil- vergi affına başvurmak zorunda bırakılmıştır. Burada bir sorun var; önce, bunu tespit etmemiz lazım. Bu sorunu doğru tespit etmezsek, biz, bu illetten kurtulamayız; bu, başımızın üstünde kalmaya devam eder. O nedenle, bir kere, tıpta da doğru teşhis nasıl doğru tedavinin önkoşuluysa, burada da, bizim, doğru tespitler, doğru saptamalar yapmak gibi bir yükümlülüğümüz bulunmaktadır.
Şimdi, bakın, Türkiye'de, sadece 1981-1998 arasında değil, 2001 yılında da, Tahsilatın Hızlandırılması Hakkında Kanunla, her ne kadar vergi aslı ve cezaî faizlerini affetmese de, bunların ödenmesi konusunda kolaylık getiren; yani, bunları ödemede, yıllık yüzde 3'lük bir faiz esası getirerek, belki nominal olarak sabit tutan, yani, azaltmayan; ama, reel olarak aşındıran uygulamalar yapıldı; yani, bir anlamda, reel açıdan baktığımızda, enflasyonun yıpratıcı etkisini terk etmek açısından baktığımızda, bu da, aslında, bir kısmî af niteliğindeydi. Bu, 2002 yılında da, yeni vadelerle, zaten, mükellefler lehine düzenlendi.
Şimdi, aradan bir sene geçtikten sonra, biz, yeniden, bu defa çok kapsamlı bir af tasarısıyla karşı karşıyayız. Bunu, bir kere, doğru değerlendirmek açısından, vergi afları zincirinin yeni bir halkası olarak kabul etmek zorundayız. Burada, eğri oturup doğru konuşalım; yani, bu, sadece ekonomik kriz dolayısıyla ortaya çıkan bir tasarı değil, Türkiye'deki bu alışılmış yapı içinde, kanıksanmış yapı içinde, zincire yeni bir halka eklemekten ibaret bir olaydır. Türkiye'de vergi alanı, vergi aflarının gölgesine girmiştir. Her vergi affı yeni bir vergi affının gerekçesini oluşturmaktadır, tohumlarını atmaktadır. Af uygulamaları, âdeta, bir uyuşturucu etkisi yapmaktadır.
Şimdi, bugün getirilen af sayesinde, geçmiş borçlarını bir şekilde silmek imkânını elde eden mükellefleri, kişi ya da kuruluşları düşünelim. Peki, bu kişi ya da kuruluşların bundan böyle vergi ödevlerini eksiksiz olarak yerine getireceklerinin garantisi nedir? Ne gibi bir garanti, bundan sonra temiz bir sayfa açılması konusunda bize bir sigorta sunmaktadır? Tasarı, böyle bir sigortayı acaba içinde taşımakta mıdır, yeni af beklentilerini kırmakta mıdır? Yani, bizim bir af tasarısına ilk baktığımızda ilk değerlendirme kıstasımız budur. Bu af tasarısı bundan sonrası için bir yeni ortam yaratıyor mu; yani, af yasalarına gerek kalmayacak yeni bir durumu ortaya çıkarıyor mu?
Bunun bir aracı, işte TÜRMOB'un da önerdiği, Anayasaya "bundan böyle vergi affı yapılmayacak" biçiminde bir düzenleme koymak olabilir ya da nitelikli çoğunlukla, üçte 2 çoğunlukla ancak af yasalarını geçirmek gibi düzenlemeler olabilirdi. Gerçi hemen şunu söyleyeyim, bu tür oylamayı güçleştirmek ya da vergi aflarının Meclisten geçişini güçleştirmek dahi, eğer birtakım yapısal bozuklukları ortadan kaldırmazsanız, soruna çare olmaz; niye olmaz, bir kere Türkiye'de vergi yapısı, afları yeniden üreten bir özelliğe sahip, afları yeniden üreten bir özelliğe sahip; çünkü, bir kere vergi yükü adil dağılmıyor. Vergi yükü adil dağılmadıkça, yani toplum vergi yükünün adil bir biçimde paylaşılmadığı konusunda kuvvetli bir inanca sahip oldukça, o zaman sadece bu nedenle bile vergide adaletsizlik olduğu için vergiden kaçınma ve vergi kaçakçılığı büyüyecektir. Vergi aflarının kendisi de, vergiden yeniden kaçınma ya da vergi kaçırma olayını tetiklemektedir; çünkü, dürüst mükellefler de ben vergimi ödedikçe akılsız mükellef durumuna getiriliyorum, o halde ben niye ödeyeyim, ben de bunu indirimli bir tarifeden, daha sonra öderim diyebileceklerdir.
Vergi affıyla geçmişe sünger çekme eylemini yapıyorsunuz; ama, bu, gelecekteki tahsilatın da bir bölümüne sünger çekme anlamına gidiyor; çünkü, her af yeni bir affı doğuran özellikler taşıyor.
Tabiî, bizim vergi sistemimizin bir başka yapısal bozukluğu -burada dile getiriyoruz- dolaylı vergi ağırlıklı, tüketim vergisi ağırlıklı bir yapıya sahip olmasıdır; yani, burada bizim konuştuğumuz af, aslında, Türkiye'de toplanan vergilerin oldukça küçük bir bölümünü ilgilendiriyor; çünkü, dolaysız vergiler, toplamda yüzde 30. Gerçi, burada, dolaylı dediğimiz, KDV türü vergiler için de af var ne yazık ki; ama, bizim burada konuştuğumuz, ağırlıklı olarak, dolaysız dediğimiz vergilerle ilgili.
Yani, burada sorun şudur: Vergi idaresi, giderek daha dar tabandan vergi alıyor, daha dar bir tabandan vergi aldığı zaman da ne yapıyor; daha yüksek orandan ya da daha yüksek vergi cezası, gecikme cezası zamlarıyla almaya çalışıyor. Bunu yapmaya çalıştıkça, vergiden kaçınma eğilimleri büyüyor; yapmazsa, kötü niyetliler sistemden yararlanmaya çalışıyor ve dolayısıyla, bir kısırdöngü içine giriliyor; ölçüsüz, aşırı araçlara başvurmanın sonucu olarak da, sürekli, vergi afları gündeme geliyor. Bunun ilacı nedir; bunun ilacı, vergiyi tabana yaymaktır; yani, herkesin vergi yönünden eşit olmasını sağlamak, Anayasanın 73 üncü maddesini uygulama alanına sokmaktır. Bunu yapmadığınız zaman; yani, Türkiye'de Anayasanın 73 üncü maddesini uygulama alanına sokmadıkça, vergi aflarından kurtulamazsınız.
Değerli milletvekilleri, bakınız, eğer, sadece vergi yapısını sorumlu tutarsak, yeterli kalmayız. Aslında, ben, bir konuya daha değineceğim. Bizim Meclisimizin bugünkü sosyolojik yapısı da vergi afları üretmeye uygun bir yapıdır. Gelişmiş ülkelerde niye bu kadar çok vergi affı yok biliyor musunuz; çünkü, çalışan kesimin yüzde 90'ı ücretlidir. Meclise, bu ücretli kesimin en az yüzde 50'si, yüzde 60'ı yansır. Dolayısıyla, vergi ödevinden kaçınamayan kesimlerin oluşturduğu Meclisler, vergi aflarına daha az rıza gösterirler. O nedenle, Türkiye'de bir yapısal değişiklik de, belki bu yönden gündeme gelmek zorunda. Birazdan, bunun bir başka anlamına da değineceğim.
Dolayısıyla, böyle koşullarda ne oluyor; vergi afları sadece fiskal amaçlı oluyor; yani, vergi idaresi, önümüze bir yasa getiriyor, diyor ki, ben 10 katrilyonluk vergi yerine 2,5 katrilyonluk vergi almak istiyorum -ki, bunu da alamayacaktır, ayrı mesele- böylece, vergi girişini sağlayayım. Oysa, Batıda, istisnaî olarak zaman zaman vergi affına başvurulursa, bunun esas işlevi ya sosyaldir ya ekonomiktir. Türkiye'de, ne yazık ki, bu amaçlar, hiçbir zaman gözetilemiyor.
Aslında, bir anayasal sınırlama getirilseydi, Meclisimiz pekâla bunun yanından dolaşabilirdi; çünkü, dediğim gibi, sosyolojik yapısı itibariyle böyle olurdu, bu çoğunluk belki de sağlanırdı.
Bir başka şey, vergi idaresi bunun yanından dolaşabilirdi; yani, "tahsilatı hızlandırma" adı altında, vergi aslını ve faizini affetmeyen; ancak, bunun ödenmesini zamana yayan uygulamalara başvurarak, aslında, reel olarak vergi yükümlülüklerini erozyona uğratabilirdi.
Efendim, vergi afları açısından dikkatlerden kaçan bir özelliği daha vurgulamak istiyorum. Burada, biz bu tasarıyı incelerken, sadece, vergi mükellefinin kazancı üzerinden ödemekle yükümlü olduğu; ama, ödeyemediği ya da ödemediği vergileri affetmiyoruz, işletme biçimindeki vergi mükellefinin, vergi sorumlusu olarak üçüncü kişilerden tahsil ettikleri; ama, vergi idaresine, vergi dairesine ödemedikleri vergiler için de af getiriyoruz. Yani, bu olabilir mi?! Şimdi, düşünün, bir işveren işçisinin vergisini üstlenmiş, muhtasar beyannamesiyle bunu almış, yatıracak -işçisinden vergiyi tahsil etmiş- ama, bu verginin üstüne oturmuş, bunu yatırmıyor. Şimdi, orada çalışan ücretli, vergi ödevini yerine getiriyor -zaten kaynakta kesinti olduğu için getirmiş- ama, bunu tahsil eden, aracılık görevini yapan, "vergi sorumlusu" dediğimiz kişi ya da kuruluş bunu yatırmıyor. Dolayısıyla burada, sadece mükellefin kendi borcunu değil, aynı zamanda vergi sorumlusu olarak, aracı olarak ödemekle yükümlü olduğu vergiyi de af kapsamına alıyoruz ki, açık söyleyeyim, burada, çalışanlar, ücretliler ve benzeri durumda olanlar, sırf bu nedenle, kendi ödedikleri vergi için birilerinin aftan yararlanmaları konusunda dava açabilirler, açma hakları vardır.
Geliniz, burada, yol yakınken, bunu, en azından, af kapsamından çıkaralım. Mükellefler, sadece kendi kazançları üzerinden ödemek mükellefiyetinde oldukları vergiler için aftan yararlansınlar; üçüncü kişilerden tahsil ettikleri ve vergi sorumlusu olarak yatırmak zorunda oldukları vergiler için bu aftan yararlanmasınlar.
Aslında, bunun benzer bir ayağı, bildiğiniz gibi, KDV tahsilatıdır; yani, KDV, aslında nihaî olarak tüketici tarafından ödenen bir vergidir. KDV yükümlüsü durumunda gözüken işletmeler, aslında o KDV'yi ceplerinden ödemezler, tahsil ettikleri KDV'lerle ödedikleri KDV'ler arasındaki müspet farkı, pozitif farkı vergi dairesine öderler, bu vergileri yatırmak zorundadırlar. Bu, onların ödedikleri vergi değildir, bu, tahsil ettikleri vergidir. Dolayısıyla, tüketicinin ödediği vergiyi, bizzat ödenmiş bir vergiyi, biz, bugün, ne yapıyoruz; ödenmiş bir vergiyi birilerinin aradan yok etmesini, kaybetmesini af kapsamına alıyoruz. Bu, adil değildir; bu, affın kapsamı açısından kabul edilebilir bir durum değildir.
Değerli milletvekilleri, eğer "vergi barışı" adını bu tasarı için kullanacaksanız, geliniz, bu verdiğimiz iki örneği vergi affı kapsamının dışına çıkaralım; yani, mükelleflerin, vergi sorumlusu olarak ödemedikleri ile KDV türü borçlar dolayısıyla ortaya bir af tasarısı getirmeyelim, ilgili maddeleri bu tasarıdan ayıklayalım.
Bakınız, burada, bu af tasarısıyla ilgili en tartışmalı madde ve muhtemelen bugün en çok tartışacağımız madde, bu tasarının Vergi Usul Kanununun 359 uncu maddesini düzenleyen 15 inci maddesidir. Biz, bu maddeyle ilgili eleştirimizi komisyonda yeterince yaptık; burada da, tekrar yapmaya devam edeceğiz.
Bu eleştirilerimiz dolayısıyla vergi kaçakçılığını düzenleyen bu maddeyle ilgili af, bir şekilde, komisyonda değişikliğe uğratılmak istendi. Bu afla getirilmek istenen neydi; sahte ya da yanıltıcı belge düzenleyenleri -namı diğer naylon fatura düzenleyenleri- ve bunları basanları af kapsamı dışında bırakmak; ama, bunları kullananları affın içerisine almaktı.
Değerli milletvekilleri, bunu sizler de gayet iyi bilirsiniz; bu, bir arz-talep meselesidir. Eğer, belgeyi kullanan yoksa, talep yoksa, bu belgenin arzı da yoktur. Dolayısıyla, siz, kullananı ve muhtemelen bundan daha büyük bir kazanç sağlayanı, matrah indirimine giderek daha büyük bir kazanç sağlayanı af kapsamı içerisinde tutacaksınız; ama, öbürlerini tutmayacaksınız.
Şimdi, bir kere, bu, Anayasa Mahkemesinin önüne giderse ne olur; ya bütününü kapsama alır ya da bütününü çıkarır. Bütününü kapsama alırsa, siz, ne diyeceksiniz: " Efendim, biz, bu tarafını getirmemiştik; ama, naylon fatura düzenleyenleri de Anayasa Mahkemesi affetti." Bu olmaz, bunun adı yine takiyye olur, onu size söyleyeyim¸ bu yanlışı yapmayın, bu sorumluluk sizindir. Bu maddeyi geri çekmeniz için, biz yeterli çabayı gösterdik; burada yine önergemizi vereceğiz, geliniz, bu maddeyi metinden çıkarın.
Çıkarmazsanız -ki, muhtemelen, siz, burada, yeniden değişikliğe gideceksiniz- ne olur; bir kere, Maliye Bakanının da bu aftan yararlanması söz konusu olduğu için, komisyonda, buraya "bilmeyerek" sözcüğünü ekleyerek; yani, bu fiilleri, kaçakçılık suçunu bilmeyerek işleyen; yani, belgeyi bilmeyerek kullananları af kapsamına alarak, bilerek kullananları af dışına atmaya çalışırsınız. Bu, tabiî, çok tehlikeli bir mecra.
Birincisi, 359 uncu madde zaten kasıt arar; yani, siz, bu sözcüğü koyarak, Vergi Usul Kanununun 359 uncu maddesinin, usulüne göre uygulanmadığını söylemiş oluyorsunuz. Bu, doğru değildir; yani, hukukî bir hata yapıyorsunuz.
İkincisi, bunu getirmekle, bu "bilmeyerek" sözcüğünü getirmekle, şu an kesinleşmiş, ancak infaz edilmemiş cezalar için dahi, siz, yeniden, mükelleflerin, yargıya başvurarak yeni davalar açmasının kapısını açıyorsunuz. Bir yandan "180 000 davayı temizleyeceğiz" diyorsunuz, bir yandan da yeni davalara kapı açacak düzenlemeler yapıyorsunuz.
Şimdi, belli olmaz, bakarsınız, belki sürprizleriniz olabilir, basına da yansıdı, bunu yeniden geri çekecek önergeler verebilirsiniz. Eğer verirseniz, başka bir anlama gelir; bu defa, yeniden Maliye Bakanını sistem dışında tutan bir önerge veriyor olursunuz; bu, iki ucu keskin kılıçtır.
Değerli arkadaşlarım, burada, bir kere, özellikle, tam da bu konu konuşulurken, bizim vurgulamak istediğimiz şey şudur: Geliniz, burada, aftan kimler yararlanıyor, bunları bir liste halinde yayımlayalım; yani, vergide saydamlık ilkesi. Biz, bunu, komisyonda da söyledik, geliniz, bu aftan kimler yararlanıyor, özellikle şu sıralarda oturan kimler yararlanıyor, bunları isim isim bilelim, bir. (CHP sıralarından alkışlar)
İkincisi, geliniz, "15 inci maddeden milletvekillerinin hiçbiri yararlanamaz" diye bir madde ekleyelim buna; birazdan önergeyi vereceğiz.
Yani, iki şey istiyoruz:
1. "Saydamlık" diyorsunuz. Saydamlık lafla olmaz, gösteriniz efendim. Saydamlık, bu maddeyi getirmekle olur; yani, bundan kim yararlanıyorsa Türkiye'nin bütün vergi dairelerinin kapısına asılsın "bu af yasasından şu şu şu kişi ve firmalar yararlanmıştır" diye.
2. Burada, siyasî pozisyonu olanların, tabiî başta bakanlar olmak üzere tüm milletvekillerinin, bu af yasasının kapsamı dışına çıkarılması için geliniz düzenleme yapalım.
Efendim, bir kere, vergide eşitlik sadece toplum vicdanını yaralamamak açısından değildir; burada, aynı piyasada rekabet yapan firmalar arasında rekabet eşitliğini kökten bozan bir uygulama yapıyorsunuz vergi affını sürekli kılmakla. Niye; çünkü, bir tanesi dürüst mükellef, birisi değil; yani, aynı malı, aynı fiyatla piyasada satmak zorundalar; ama, farklı maliyet yapıları oluşturuyorsunuz; birisi vergi vermiyor, birisi veriyor; birisi verirse de, aflarla yüzde 80 oranında azaltılmış olarak veriyor. E, hangi koşullarda, hangi piyasa koşullarında eşit rekabet unsurlarına kavuşacaklar? Böyle piyasa olmaz! Piyasa, başıbozukluk değildir. Piyasa, düzenlendiği zaman piyasadır; yoksa, bu, orman kanununa dönüşür ve bu piyasayı siz asla kayıt içerisine çekecek düzenlemeleri yapamazsınız.
Değerli milletvekilleri, Türkiye'de vergi aflarının -şimdiye kadar hiç anılmadı; ama- en önemli popülizm uygulamalarından biri olduğunu söylemek istiyorum. Bakınız, biz burada geçen gün konuştuk, size söyledik, Bağ-Kur, SSK emeklilerine 75 000 000 lira, 100 000 000 lira vermek popülizm değildir, hayır, biz buna karşı çıkıyoruz. Bu, hak edenlere, hak ettiklerinin verilmesidir, popülizm değildir; ama, vergi yasalarının bu şekilde aflarla delinmesi popülizmdir; işte bu popülizmdir. O nedenle, hem bu tür popülizmlerin doğru olmadığını söylüyoruz hem de işçiye, çiftçiye, memura, emekliye, küçük esnafa yapacağınız bir hizmet varsa, onlara dönük bir kamu harcaması artışı varsa, geliniz, bunları, burada yapmaya gayret ediniz, biz de size destek verelim diyoruz. Örneğin, burada, çiftçi borçları konusu var. Siz "çiftçi borçlarının aslını erteleyip, faizlerini sileceğiz" dediniz, bunu seçim öncesi söylediniz. Şimdi yaptığınız nedir; vergi borçlarını siliyorsunuz. Geliniz, hem kendinizle tutarlı olunuz hem de -ki, bu bir popülizm değildir- çiftçi borçlarını silmek için, bir düzenleme yapınız ya da, en azından çiftçi borçlarının yüzde 80'ini, veya isterseniz sadece faiz borçlarının yüzde 80'ini siliniz. Düzenlemeyi nasıl getirirseniz getirin; ama, getiriniz lütfen. Çiftçinin faiz borçlarını -ki, bunların çoğu temerrüt faizleridir- silmek amaçlı bir düzenlemeyi buradan çıkaralım ve hem tarım kredi kooperatiflerine hem de Ziraat Bankasına önemli ölçüde borç biriktirmiş, çiftini çubuğunu bırakma noktasına gelmiş çiftçiye bir destek verelim. İşte, o zaman doğru bir iş yapmış olursunuz, o zaman daha tutarlı ve kendi içinde eşit bir düzenleme içinde olursunuz.
Değerli milletvekilleri, bu tasarıda, ayrıca, belediye ve KİT borçlarını da yirmidört aya yayarak tahsil etme düzenlemesi getiriliyor. Bakınız, daha dün, burada çok kritik bir telefon trafiği yaşandı. Türkiye'de, birçok belediyeye sıfır hisse yollandı; birçok belediye, dün, Meclisin telefonlarını kilitledi, genel bütçe vergi paylarından bize hiç para gelmedi diye. Niye; tümünü kesmişler borçlarının.
Siz, şimdi diyorsunuz ki, ey belediyeler, ey KİT'ler; ben size kolaylık sağlıyorum, sizin borçlarınızı, bu, eskiden gelen borçlarınızı yirmidört ayda tahsil edeceğim. Yani, bu, şimdi, muhtemelen, yüzde 0'dan yüzde 30-40 civarına getirilen ödemeleri yeniden sıfırlayacağız anlamına geliyor. Bu belediyeler nasıl yaşayacak?! Bunlar hepimizin belediyesi, bunlar yerel yönetim birimleri; bunlar, birtakım hizmetleri, kamusal hizmetleri yerel düzeyde veren birimler. Siz bunlara ne diyorsunuz; ben sana hiç kaynak vermiyorum, kaynağını bul. Ne yapsın; para mı basacak?! Yani, belediyeleri yolsuzluğa mı iteceğiz; ne yapacaklar?!
Benzer bir şey; siz, şimdi, burada belediyelerin ve KİT'lerin vergi borçlarını taksitlendirdiniz diyelim. Eğer bunun yapısal koşullarını düzenleyemiyorsanız, sizin onlara bu imkânı getirmeniz, onlara asla bir imkân olarak değil, yeni bir tehdit olarak algılanacaktır.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
24 konuşma daha · 16 Ocak 2003
