Emekli sandığı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (ss.72)
Genel Kurul, 48. Birleşim · 1. yasama yılı · 16 Mart 2003 · 1.073 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Oğuz Oyan (CHP), 16 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: EMEKLİ SANDIĞI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (SS.72)); konuşma 1.073 kelime.
Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “Emekli sandığı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (ss.72)”. TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim tutanağı, 16 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2003-03-16-emekli-sandigi-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-ss-72 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
OĞUZ OYAN (İzmir)Sayın Başkan, teşekkür ederim.
Değerli milletvekilleri, bugün, burada, yeniden, yarım bıraktığımız iş kanunu yerine, İş Güvencesi Yasasıyla ilgili getirilen öneri üzerine konuşuyoruz, bunun ertelenmesi teklifi üzerine konuşuyoruz.
Değerli arkadaşlarım, modern toplumlarda zayıf kesimlerin, çalışma hayatındaki işçi kesiminin korunması, sağ ya da sol bütün toplumların ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Kuşkusuz, sol, çalışanların, emek kesiminin korunmasında her zaman öncelikli bir yer almıştır; ama, modern kapitalist toplumlarda, gelişmiş toplumlarda, sağ ya da sol partiler arasında bu açıdan bir ayırım neredeyse... Neredeyse diyorum; tabiî, bu ayırım sürmektedir; ama, sağ partiler dahi, toplumdaki kazanımları geriye götürememektedir.
Bakınız, kapitalizm öncesi toplumlarda bir uyum vardı; şöyle bir uyum vardı: Toplumun bireyleri arasındaki hukukî ve siyasî anlamdaki eşitsizlikler, ekonomik eşitsizliklerle örtüşürdü; yani, insanlar, hukuken eşitsiz doğarlardı, köle olurdu, bağımlı köylü, serf olurdu. Bu hukukî statüsünün eşitsizliğine bağlı olarak, ekonomik eşitsizlik bununla uyumlu olurdu. Kapitalist toplumlarda bu uyum, uyumsuzluğa dönüşmüştür. İnsanlar, bütün bu ikiyüz yıllık evrim sürecinde, hukuken eşit noktaya -en azından, kâğıt üzerinde bile olsa- getirilmişlerdir, hukukî bir eşitlik sağlanmıştır, ekonomik eşitsizlik devam etmiştir; hatta, bazen, sömürü oranları arttığı ölçüde, emek verimliliği daha yükseldiği ve karşılığını alamadığı ölçüde artmıştır.
Şimdi, modern kapitalist toplumlarda bu hukuken eşit gözüken, ama, ekonomik eşitsizliği süren toplum kesimlerinde, bu zayıf kesimlerin, ezilen kesimlerin, sömürülen kesimlerin, hakları yeterince korunamayan kesimlerin sözcülüğü, esas itibariyle sendikalar ve sol partiler tarafından yapılmıştır. Burada uyumlu bir eğilimden söz edebiliriz; ancak, uyumsuz bir şeyden söz edeyim: Esas olarak sol, emekten yana demektir. Bunun herhangi bir şekilde şu ya da bu inanç pozisyonuyla bir ilişkisi yoktur. Emekten yana olmak, sol olmaktır. Ağırlıklı olarak emekten yana bir parti olarak Cumhuriyet Halk Partisi bu niteliğiyle buradadır. Sermayeden yana olmak sağ, olmaktır; dolayısıyla, şunu burada özellikle belirtmek istiyorum. Bir sendikacının sağ kanatta olması, eşyanın tabiatına aykırıdır; çünkü, bir sendikacı, emekten yana, nesnel koşulu itibariyle emekten yana olmak zorundadır. Sağ ve solu ayıran, inanç sistemi değildir, bulunduğu konumdur, hangi sınıfa ağırlıkla öncelik verdiği meselesidir; dolayısıyla -bunu lütfen sakin dinleyiniz- burada, tabiî, şöyle bir uyum göze çarpmıştır : Kendisi sendikal kökenli olmakla birlikte, sağ bir partide olma uyumsuzluğunu gösterenler, buraya getirilen İş Yasa Tasarısında, bu tasarıyı savunarak, bu uyumsuzluğu, uyuma dönüştürmüşlerdir; yani, bir sağ partide olmanın gereğini yerine getirmişlerdir. Bu, aslında geçmiş dönemlerde de böyle olmuştur; yani, sağ partilerden girip politika yapan sendikacılar, ne yazık ki, emek çıkarlarını savunmada ya çok cılız ya çelişkili olmak zorunda kalmışlardır.
Değerli arkadaşlarım, iş güvencesi, işçi sınıfının, yani, çalışma hayatının korunmaya muhtaç kesiminin haklarını garantiye almaya çalışmaktadır ve bu konuda da, sizin, iktidar partisinin, bir önceki dönemden muhalefet sıralarından gelen milletvekilleri, bu İş Güvencesi Yasa Tasarısına -o zamanki tasarıya, şimdiki kanuna- olumlu oy vermişlerdir; yani, bir anlamda, o sırada muhalefet görevlerini yapmışlardır ve iktidarın bu konuda getirdiği tasarıya olumlu oy vermişlerdir. Şimdi, bunu üçbuçuk ay ertelemek gibi bir teklifle buraya gelmek, aslında, kendi konumunun ne olduğunu bir kere daha ortaya koymaktır; yani, muhalefette başka iktidarda başka, bir takıyyeci zihniyeti ortaya koymaktan ibarettir ve bu toplumun bunu iyi değerlendireceğini belki de dikkate almamaktır.
Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi, bir kitle partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi, bir kitle partisi olarak, toplumun bütün bireylerini, bütün sınıflarını, bütün kesimlerini belli ölçülerde temsil eden bir partidir; ama, Cumhuriyet Halk Partisi, bir sosyaldemokrat parti olarak, ağırlıklı olarak emeğin çıkarlarını koruyan bir partidir. Bu kimliğini asla gizlememiştir, bu kimliğini öne çıkararak 3 Kasım seçimlerine girmiştir, 3 Kasım seçimlerinde bu kimliğiyle oy almıştır. Sizler, şu anki kimliğinizi, yani, kitle partisi olmak kimliği bir yana -kitle partisi, hiç olmazsa eşit mesafede olurdu toplumun çeşitli sınıflarına- seçim öncesinde ezilen kesimlerin sözcüsü gibi davrandınız, yani, gerçek kimliğinizi, bugün ortaya çıkan kimliğinizi gizlediniz, halkı aldattınız ve iktidar oldunuz. Şimdi, gerçek kimliğiniz öne çıkıyor. Siz, klasik sağ partiden hiç farkı olmayan bir parti kimliğine büründünüz. Oysa, halk, oy verirken şu tercihi yaptı: "Şimdiye kadar, bu klasik sağ partilere oy verdik; bunlar, her iktidara gelişlerinde, verdikleri sözleri unuttular. Bari, bu defa, hani, şöyle, biraz daha dini bütün gözüküyor bunlar, herhalde sözünden dönmez, herhalde verdikleri sözü unutmazlar; çünkü, en azından Allah'tan korkarlar" diyerek, sizlere oy verdiler ve sizi buraya getirdiler. (CHP ve AK Parti sıralarından alkışlar) Sevgili arkadaşlarım... Evet, alkışlarla olmuyor... Keşke, bunun gereğini yapabiliyor olsanız.
Şimdi, halk, aldatıldığının farkında olarak sizleri izliyor. Siz, bir farklı görüş olduğunuzu söyleyerek geldiniz; ne yazık ki, klasik merkez sağ partilerden de hiçbir farkınız olmadığı burada ortaya çıktı.
ÜNAL KACIR (İstanbul)Sayın Başkan, konu bizim ne olduğumuz mu, yoksa gündem mi?!
OĞUZ OYAN (Devamla)Değerli arkadaşlarım, bakınız, kişilik bunalımı çekenler açısından, gidilecek bir yer vardır; psikiyatra giderler. Kimlik bunalımı çeken parti ya da kurumlar açısından 3 tane yol vardır. Bunlardan birincisi, toplumun sesine kulak vermektir, ben nerede yanlış yapıyorum diye, toplumun sesine kulak vermektir, muhalefetin sesine kulak vermektir. O takdirde, bu yaşadığınız, eğer içinizde bu kimlik bunalımından şikâyetçi olanlar da varsa, en azından, bir tedavinin başlangıcı olabilir. İkinci mesele, özeleştiri. Kurumlar, partiler açısından önemli bir müessese, özeleştiri müessesesidir. Yani, siz, bu kimlik bunalımından çıkmak için, oturup bakınız, aynaya bakınız, kendinize bakınız, seçim programlarınıza bakınız, seçim beyannamenize bakınız. Bu kimlik bunalımını aşmak bakımından, bir özeleştiriye kuvvetle ihtiyaç duyuyorsunuz. Bu ihtiyacı size hatırlatmak, sadece muhalefetin görevi değil. Siz, kendi aranızda, lütfen, bunu tartışınız; çünkü, giderek, bu, vahim bir hal almaktadır.
AHMET IŞIK (Konya)Siz kendinize bakın...
OĞUZ OYAN (Devamla)Tabiî, üçüncü bir yolu da vardır kimlik bunalımından kurtulmanın; o da, seçmene gitmektir. Seçmene gidildiğinde, bunun cevabını alacaksınız; ama, henüz... (AK Parti sıralarından "Siirt'te gittik" sesleri, alkışlar)
AHMET IŞIK (Konya)Siirt'te seçime gideli 1 hafta oldu!
OĞUZ OYAN (Devamla)Dün söyledim, Siirt'te, 1 200 dolar gelir düzeyindeki insanlar -bu, başka bir ilde de olabilirdi- bir başbakan çıkararak, acaba, açlığa, işsizliğe çare bulabilir miyiz umuduyla hareket etmektedirler. Türkiye'de, insanları çaresiz duruma getirdiniz.
Değerli arkadaşlarım, bir genel seçimi, bir yerel seçim gibi çalışan ve bir araseçim gibi çalışan bir mekanizmayla karşılaştıramazsınız. Burada, sizin... (AK Parti sıralarından gürültüler) Üçüncü yol, yani seçmene gitmek, bu işin kesin ilacı olacaktır; ama, bakınız, daha, önünüzde zaman var; lütfen, bu iki yolu; yani, bir, muhalefetin söylediklerine kulak vermek... Burada, bu Meclisi verimli çalıştırmak açısından en azından kulak veriniz. Burada, bakın, 13 madde geçti, gece 12.00'ye kadar çalıştık, 126 maddelik bir tasarıyla uğraştık, şimdi, onu geri çekip de "şu iş sözleşmesini- işverenlerin talepleri üzerine, talimatları üzerine- nasıl geri çekeriz" üzerine bir siyaset yapıyorsunuz. Ne Meclisi çalıştırıyorsunuz ne ülkenin sorunlarına çare bulacak çözümleri bu Meclise getiriyorsunuz, bu Meclisi sadece oyalıyorsunuz, kendini oyalıyorsunuz. Böyle bir iktidar olamaz, böyle bir iktidar anlayışı olamaz. Böylesine hazırlıksız bir tek başına iktidar partisi, Türkiye'ye zaman kaybettirmekten başka bir şey yapmamaktadır. Üzüntülerini belirtmek istiyorum.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
35 konuşma daha · 16 Mart 2003
