Emekli sandığında değişiklik yapılmasına ilişkin (s:aayısı:208)
Genel Kurul, 103. Birleşim · 1. yasama yılı · 8 Temmuz 2003 · 807 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Oğuz Oyan (CHP), 8 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: EMEKLİ SANDIĞINDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN (S:AAYISI:208)); konuşma 807 kelime.
Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “Emekli sandığında değişiklik yapılmasına ilişkin (s:aayısı:208)”. TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim tutanağı, 8 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2003-07-08-emekli-sandiginda-degisiklik-yapilmasina-iliskin-s-aayisi-208 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
OĞUZ OYAN (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, yine, bir grup önerisi üzerinde söz aldık; ancak, bugünkü konuşmamızın bir farklı yönü olacak. Bugün, burada, Danışma Kurulu kararlarının Meclisteki denetim hakkını sınırlandırdığı ya da Meclisin çalışma saatlerinin uzatılarak daha fazla yasama faaliyeti yapılmak istenmesine rağmen Mecliste karar yetersayısının sağlanamaması nedeniyle, bunun pratikte işletilemediği gibi eleştirilere çok fazla girmeyeceğim; bizim, bugün Danışma Kurulu toplantısına getirdiğimiz ve biraz önce de burada okunmuş bulunan, Mecliste bir genel görüşme yapılmasına ilişkin talebimiz üzerinde duracağım.
Değerli arkadaşlarım, biraz önce, burada, Sayın Dışişleri Bakanı bir açıklama yaptı. Bu açıklamanın şekli bile, bu açıklamanın içeriği bile, Türkiye'nin bu konuda ne kadar alttan alıcı bir tutum içinde olduğunu göstermiştir.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye, aşağılayıcı bir muameleyle karşı karşıya kalmıştır. Türkiye'de, bu baskına karşı, askerlerimize terörist muamelesi yapılmasına karşı derin bir infial uyanmışken, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti yetkililerinin, Başbakan ve Dışişleri Bakanı başta olmak üzere, bu konunun Türkiye'nin gündemine böylesine oturmuş olması sanki onları çok da fazla ilgilendirmezmiş gibi, olağan programlarını sürdürmeleri bile, olayın ne kadar hafife alındığını gösteren bir kanıttır. Türkiye, milletin onurunun rencide edildiği bir olayla karşı karşıya kalmıştır, devletin itibarını sarsıcı bir olayla karşı karşıya kalmıştır. Böyle bir olay karşısında, ne yazık ki, basiretli bir tutum gösterilememiştir.
Değerli arkadaşlarım, bu Meclisten, 1 Mart tezkeresi geçti. 1 Mart tezkeresinin geçmesinin izleri sürmektedir. Bazı güçler, Türkiye'nin, böylesine bir tezkereye böylesine bir yasama organı kararı vermesini, böylesine olgun, demokratik bir ülke tavrı göstermesini içlerine sindirememektedirler. 1 Mart tezkeresinin intikamını almak isteyen dış güçler vardır; Türkiye'ye, bu nedenle, 1 Mart tezkeresi nedeniyle özür diletmek isteyen dış güçler vardır. Bunlar bunu açıkça ifade etmişlerdir, bunlar Türkiye'nin yetkili bakanlarına, bunu ifade etmişlerdir ve gereken cevabı, ne yazık ki, alamamışlardır; bu ifadelerine samimî demeçler şeklinde, hoşgörülü yaklaşımlarla karşılaşmışlardır. Türkiye'ye özür diletmek isteyenler, Türkiye'nin başını eğdirmeye çalışmışlardır. Bunlar halen vardır ve bugün, Irak'taki olayın bütün bunlardan bağımsız olduğunu düşünmek saflık olur. Türkiye'nin 9 Eylül zaferini, Türkiye'nin Lozan zaferini içine sindiremeyenler vardır. Dünyada, bağımsızlık heveslerini tamamen tarihe gömmek isteyenler vardır. Bugünkü küreselleşme biçimine karşı çıkan ya da bu dinamikleri tam olarak izlemeyen diye düşünülen güçlere savaş açan, gözü kara bir egemen güç oluşumu vardır. Türkiye'nin, dünya halklarına, dünya ülkelerine bağımsızlık konusunda örnek teşkil etmesini istemeyen, bundan rahatsız olan güçler vardır.
Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye'yi, emperyal hedeflerine karşı bir 1 Mart kararı almaya cüret eden azgelişmiş bir ülke olarak görmektedir. Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye üzerinden, Irak savaşına karşı duran Almanya, Fransa gibi ülkelere bir mesaj yollamaya çalışmaktadır. Bunu, bir mahallî olay, oradaki bir Amerikan komutanının yaptığı sıradan bir olay gibi görmek, herhalde, bizim söyleyeceğimiz bir gerekçe olamaz, böyle bir gerekçe bizden çıkamaz. Burada, bir uyarı, hem Türkiye'ye hem bizim üzerimizden başka dünya ülkelerine gönderilmek istenmektedir; bir güç gösterisi yapılmaktadır, bir gözdağı verilmektedir.
Şimdi, bütün bunlar varken, bunu hafife almak mümkün müdür? Yani, örneğin, dün Bakanlar Kurulu çıkışında Hükümet Sözcüsünün, Sayın Adalet Bakanının dediği gibi "önemli olan netice almaktır" diyebilir miyiz?! Nedir netice almak Sayın Hükümet Sözcüsünün gözünde; 11 askeri kurtarmaktır.
Değerli arkadaşım, 11 askeri nereden kurtarıyorsunuz, düşman güçlerinden mi? Eğer bu bir düşman güçlerinden kurtarma olsaydı, bravo, yani, evet, netice aldınız derdik. Ortada, alınmış bir netice yok. Bu, zaten, olacağı belli bir olay. Bu, bir an önce, 70 saat geçmeden yapılması; ama, orada kalmaması gereken bir olay. Netice almak nedir biliyor musunuz; hesap sormaktır. Netice almak, bu gücü, Amerika Birleşik Devletlerini, Türkiye'den özür dilemeye davet etmek ve bunu başarmaktır. Netice almak budur. Bunu yapabiliyorsanız, özür dilenmesini talep edebiliyorsanız, sorumlulardan hesap sorulmasını talep edebiliyorsanız ve bu olayların tekrarlanmaması konusunda gerekeni sağlayabiliyorsanız, işte o zaman netice almış olursunuz, yoksa, 11 Türk askerinin tutsaklığının sona erdirilmesi bir netice almak olamaz. Bu, zaten, önceden hesaplanmış, biçilmiş bir olaydır.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de, ne yazık ki, Amerika'dan icazetli, Avrupa'dan takviyeli ikinci cumhuriyet heveslileri vardır. Türkiye'de, bu cumhuriyetin harcında olan Kemalist bağımsızlıkçı ilkeleri, Kemalist orduyu hedef almada, zayıflatmada, geriletmede dış güçlerden daha az hevesli olmayanlar vardır; Türkiye'de, bu tür sorunları, örneğin Irak'ta yaşanan bir sorunu iki ordu arasındaki sorun diyerek, sivil otoritenin seyirci kalmasına bir gerekçe aramak isteyenler vardır; Wolfovitz'in açıklamalarını, içişlerimize müdahale etmek olarak görmeyen, hoşgörülü açıklamalar vardır.
Değerli arkadaşlarım, bu, tehlikeli bir bileşimdir. Biz, bu cumhuriyeti sokakta bulmadık. Bu cumhuriyet, emperyalizme karşı savaşla kurulmuştur. Tarih karşısında bugün, büyük bir sınav verme günüdür, günleridir. Dolayısıyla, biz bu sınavı, ona buna yaranarak veremeyiz. Türkiye'nin, Türk Milletinin itibarını, onurunu, bağımsızlığını korumak öncelikli görevimizdir ve bu görev konusunda, nota vermeyi müzik notasıyla karıştırmak gibi birtakım şakalarla, esprilerle uğraşamayız. Türkiye, bu konuda, yazılı olarak, tarihe not düşerek, bir ültimatom değil, ama, tam da bir nota vermenin zamanıydı, bunu kaçırmıştır.
Türkiye, bugün, biraz önce Dışişleri Bakanının burada yaptığı açıklama tarzı alttan alıcı açıklamalarla, yani, sanki, Amerika orada yanlış bir istihbarat almış, bunun üzerine girmiş gibi... Öte yandan, Türkiye'nin ne işi var bir tahkikat komisyonunda?! Biz ancak açıklama isteyebiliriz; o komisyonda, komitede bizim işimiz ne?! Bize bir açıklama borcu vardır bu olaya neden olanların. Bu açıklamayı bekliyoruz ve bu açıklamayı talep etmeliyiz.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
23 konuşma daha · 8 Temmuz 2003
