İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 74. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Devlet memurları kanunu ve türkiye cumhuriyeti emekli sandığı kanunu ile diğer bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.827)

Oğuz Oyan

İzmir Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 74. Birleşim · 3. yasama yılı · 23 Mart 2005 · 1.726 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Oğuz Oyan (CHP), 23 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 74. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DEVLET MEMURLARI KANUNU VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ EMEKLİ SANDIĞI KANUNU İLE DİĞER BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.827)); konuşma 1.726 kelime.

Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “Devlet memurları kanunu ve türkiye cumhuriyeti emekli sandığı kanunu ile diğer bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.827)”. TBMM Genel Kurulu, 74. Birleşim tutanağı, 23 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2005-03-23-devlet-memurlari-kanunu-ve-turkiye-cumhuriyeti-emekli-sandigi-kanunu-i (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uzun bir maratonun sonuna geldik. 38 madde olarak komisyona gelmiş olan kanun tasarısı, şimdi, komisyon ve buradaki süreç sonrasında 47 madde olarak buradan çıkacak gözüküyor; yani, geçicilerle beraber.

Şimdi, torba tasarı diye adlandırılan tasarı üçüncü haftasında. Ben, ilk haftasında da söz almıştım. Bu tasarının el atmadığı konu yok. Bu tasarı, kendi başlığının dışında her konuya da giriyor. Başlığı ile içeriği arasında dağlar kadar fark olan bir tasarı. Ereğli Demir Çeliğin özelleştirilmesinden, tarım satış kooperatif ve birliklerinin borçlarının, 2000 öncesi borçlarının silinmesine, bazı çiftçi borçlarına ve daha da önemlisi, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun hazineye olan 37,6 milyar dolarlık borcunun silinmesi düzenlemesine kadar içinde yok yok.

Ama, değerli arkadaşlarım, bu tasarının en önemli maddesi nedir derseniz; bu tasarının en önemli maddesi başlangıçtaki 20, şimdi 19 uncu maddesi olan bu Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun Hazineye olan 37,6 milyar dolarlık borcunun silinmesi. Yani, burada, geçen yılın ortalarından itibaren TMSF Başkanının dile getirdiği, daha sonra ilgili Bakanın da söylediği, borçların yahut batık bankaların alacakları üzerine bir bardak su içilmesi meselesi ete, kemiğe bürünüyor; bugün siz bunu onaylarsanız, bu bir bardak suyu hep beraber içeceğiz.

Değerli arkadaşlarım, bu tasarı bu şekliyle çıkarsa, şurada, şimdi sağımda oturan Değerli Bakan, Hazineden sorumlu Bakan dünyanın en zengin, en büyük servete sahip, bireysel servete sahip kişisinden daha büyük bir yetkiyle 37 milyarı tek başına silme hakkına sahip olacak. Düşünebiliyor musunuz; 37,6 milyar dolar! Bunu silebilecek. Bir sabah kalktığında buna karar verecek ben sildim diyecek ve silecek. Nasıl olacak? Çünkü, bu ilgili madde 4749 sayılı 2002 yılından gelen bir düzenlemede bir değişiklik yapıyor ve bütçeye ödenek konulmadan kamu kurumları arasındaki mahsuplaşma ve tahkime imkân sağlıyor. Dolayısıyla, bütçeye ödenek koymak fiilen çok zor bir işti zaten, bu imkânı elde ettiği için, şimdi, istediği her dakika, bu yasa çıktıktan sonra bunu yapabilecek duruma geliyor.

Sizin gönlünüz buna razı mı?! Yani, 37,6 milyar doları tahsil etmek için daha yapılacak hiçbir şey yok muydu?! Bütün imkânlar denendi mi, bütün yollar denendi mi değerli arkadaşlar?! Yani, bu kadar kolay mı havlu atmak bu konuda? Bu kadar kolay mı ben tahsil edemiyorum demek?!

Değerli arkadaşlarım, bu kamunun parası, bu toplumun parası, bu hazinenin sırtından çıkan şey milim milim milletin sırtından çıkıyor, millet de inim inim inliyor. Milletin çorbasından, ekmeğinden, tuzundan ödeniyor. Bu, dolaylı vergilerle ödeniyor. Bütün tüketim vergilerinin yıllardır artışı bu nedenle, bundan sonraki artışları bu nedenle ve bu kamu hizmetlerinin azaltılması, sosyal güvenlik kurumlarına ilişkin getirilen düzenlemelerde sosyal hakların geriletilmesi hep bunlarla ilişkili. Yani, burada yapılan fedakârlık, toplumun fedakârlığı. Burada birisine verdiğimiz bu yetki, toplumun yaptığı bu fedakârlıklar üzerinden gelişiyor.

Şimdi, bugünlerde bir tartışma var; devir mi, tasfiye mi? İki tane kurum da, niçin birbirinden ayrı oldukları belli olmaz... Herhalde, basın önünde kavga etsinler diye... İki kurumumuz var; biri BDDK, biri de TMSF. Bunların başkanları, bir de, bu konuda şimdi birbirlerine girdiler. BDDK Başkanı diyor ki: "TMSF'ye devir, doğru bir yol değildir." Çünkü, TMSF'ye devirler, gerçekten, sonuçta, tahsil edilemediği durumda, hazine üzerine binen bir yük; hazine üzerine binen yük de, toplum üzerine binen bir yük oluyor; yani, bir bankanın batması, bütün toplum üzerine binen bir yük haline dönüşüyor; dolayısıyla, bunun iflas yoluyla tasfiyeye gitmesinin daha doğru bir yol olduğunu savunuyor. TMSF Başkanı "yok, hayır" dedi başlangıçta, IMF'nin talepleri doğrultusunda; çünkü, IMF de "böyle bir şey değil, tasfiye yerine devir olsun" diyor.

Şimdi, çok ilginç bir durum var. IMF gibi bir kuruluş, 2002 tarihinde çıkmış tasarının arkasında olan, bunu Türkiye'ye dayatan kuruluş. Çünkü, 2002'de çıkan o 4749, IMF kanunudur. Peki, IMF, şimdi, niçin bu kanunda değişiklik yapılmasını gündeme getiriyor ya da getirilmesini talep ediyor? Çünkü, bu devir meselesi bununla bağlantılı. Yani, ortada, BDDK-TMSF çatışması mı var, yoksa, kamu maliyesi çıkarı ile IMF'nin çıkarı çatışması mı var? Bu soruya cevap vermek zorundasınız Sayın Bakan. Kamu maliyesi çıkarı mı, IMF'nin çıkarı mı? "Bunlar, içi boş tartışmalar" diyerek geçiştiremezsiniz. Bugün, böyle bir demeç vermişsiniz ve orada "doğru olmayan, gerçeklere aykırı birtakım şeyler" olarak ifade etmişsiniz; onu şimdi söyleyeceğim size. Bu, içi boş bir tartışma değildir değerli arkadaşlarım. Bu, içi çok dolu bir tartışmadır, 37,6 milyar dolarla dolu bir tartışmadır, daha kim bilir, gelecekte, kaç 10 milyar dolarla dolacak olan bir tartışmadır.

Şuna cevap bulmak zorundayız: Malî kurumlar, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, iflas, tasfiye yoluyla mı gidecekler? Tabiî, bu arada sigorta güvencesi... Mevduat sahiplerine bunu tutabiliriz belli sınırlar içerisinde. Yoksa, yoksa bunlar, acaba, bütün toplum üzerine yük, hortumcuların bütün o hortumlamalarının yükü topluma mı yıkılacak? Bu kararı vermek zorundasınız.

IMF niye böyle bir şeyi yapıyor, biliyor musunuz; bakın, bunu geçen sefer de söyledim -iki hafta önce- tekrarlayayım: 4 Aralık 2000 tarihi, tarihî bir gün. 4 Aralık 2000'de ne oluyor biliyor musunuz; o zamanki başbakanımızın eline bir kâğıt tutuşturuluyor. Bir ay önce Demirbank batmış, batırılmış daha doğrusu, batırıldığı için de Türkiye'de kriz büyümüş; neyse, onu geçeyim. 4 Aralıkta başbakana bir kâğıt okutuluyor. Dış kreditörlerin; yani, bu batan bankalardan alacaklı olan dış alacaklıların da garanti kapsamında olduğuna dair bir metin okutuyorlar. Hiçbir hukuksal dayanağı yok. Hukuksal dayanağı üç beş ay sonra gündeme gelecek. Önce düzenleme... O sırada, yasal hiçbir düzenlemesi yok. Önce lafzî olarak kabul en yüksek yetkili ağızdan, arkasından düzenleme. Yani, IMF, bununla da göstermiştir ki, öncelikle ve öncelikle uluslararası sermayenin bekçisidir, Türkiye'nin çıkarlarının değil. Türkiye'nin çıkarlarının bekçisi biziz, bizleriz, bizler olmalıyız.

Şimdi, IMF bize "devir iyi yoldur" diyor. Acaba?.. Acaba?.. Yani, 2000 yılının 4 Aralığında IMF'nin eski başbakana verdiği, o tutuşturup, okuttuğu kararla, şimdi sizin yaptığınız arasında ne fark var? Devir mi, tasfiye mi? Böylesine ciddî bir tartışma.

Bakın, şimdi, bir başka şeyi daha söyleyeyim; tam sırasıdır; çünkü, sizin icraatınız içinde bir başka şey daha var, o da şu: Sayın Bakan "içi boş tartışma" derken -Anadolu Ajansı metninden okuyorum- şunu söylemiş: "Bunları biraz da gülümseyerek takip ettim. Biz, on yıldır Türkiye'de kaldırılamayan bir şeyi yaptık: Geçen sene, bankacılık sistemi üzerindeki yüzde 100 garantiyi kaldırdık. Bunu kaldırmaya kimse cesaret etmedi. Bunu çok tartıştık, uluslararası kuruluşların çekinceleri vardı, yok dedik, kendimize güveniyoruz dedik, tasarrufta kişi başına garantiyi 50 milyar liraya düşürdük."

Şimdi, bir bakalım. Sayın Bakan, Bakanlığınız öncesindeki uygulamaları da bilmek, bir bakanın sorumluluğudur; yani, siz, on yıla ilişkin böylesine büyük bir laf ediyorsunuz "on yıldır kimse yapmadı, biz yaptık" diyorsunuz; ama, bununla ilişkili 1 Haziran 2000'de, 2000/682 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla, Türkiye'de, 2000 yılı sonuna kadar mevduatta garanti sınırı 100 milyar liraya, 1.1.2001'den itibaren de 50 milyar liraya indirilmiş olduğunu bilmiyor veya öğrenmemiş oluyorsunuz; ama, bunları biliyormuş gibi konuşuyorsunuz. Şimdi, bu nasıl olabiliyor; ben bunu öğrenmek istiyorum.

50 milyar liralık sınır vardı. Şimdi, bir başka soru: 3 Temmuzda İmar Bankasına el koydunuz, gecikmeli olarak, üç hafta gecikme. Yani, BDDK yönetimini atayamadığınız için inanılmaz bir kamu maliyesi hasarına yol açtınız; 660 trilyon liradır bu. Şimdi, 3 Temmuzda Bankaya el koyuyorsunuz ve 3 Temmuzda BDDK kararı var. BDDK kararı şunu söylüyor, 3 Temmuz 2003 tarihinde: "Bir yıl boyunca tavan 50 milyardan sınırsıza çekilmiştir." Siz tam tersini yaptınız, 50 milyar olan sınırı, sınırsız yaptınız Sayın Bakan. Kendi icraatınızın ne olduğunun farkında olup, ondan sonra konuşacaksınız. (CHP sıralarından alkışlar)

Tabiî, şimdi, soru şu: Dört ay, yani, 3 Temmuz 2003 tarihi ile -sizin döneminiz- 31 Ekim 2003'e kadar -o tarihte tekrar 50 milyara düştü- bu dört aya yakın zaman zarfında, kimler, hangi büyük mevduat sahipleri buradan sınırsız olarak yararlanıp, güvenceden yararlanıp geriye çektiler tasarruflarını? Bunun cevabını bekliyoruz sizden, bu kadar basit. Başkalarının söylediklerine gülüp geçmekle değil, bunlara cevap aramakla vaktinizi geçirin Sayın Bakan. Bunun arkasında da, emin olunuz, İmar Bankasında hesabı olan dış alacaklılar birinci roldedir; yani, bunun arkasında yine IMF vardır. Tabiî, içeriden de büyük alacaklılar vardır; ama, biz bunları bilmek istiyoruz. Kaç para, bu sınırsız mevduattan yararlanarak, o tarihlerde -o dört aylık- geçen sene, işte, şunun şurasında ondöt ay önce falan ne oldu ne bitti; bunları öğrenmek istiyoruz, kamuoyu bunu öğrenmek istiyor. Meclisimiz bunları bilmiyor. Ben bilmiyorum; ama, soruyu soruyorum. Birçok kişi bu soruyu da sormuyor; çünkü, bu olayları izlemek kolay değil.

Dolayısıyla, burada, gerçeğe aykırı beyanlar üzerinden politika yapılması döneminin artık sona ermesi gerekiyor. Biz, burada, bir dönemi sona erdirmiş Meclisiz. Eğer bir dönemi sona erdirdiysek, bunun bir ilave sorumluluğu var üzerimizde. İşte, sizi, hepinizi, bu sorumluluğa davet ediyorum. Biz bu Meclisin, dolayısıyla, Türkiye'de demokrasinin itibarını korumak zorunda olan bir Meclisiz. Bu nedenle, siyaset, bizim üzerimizde, başka siyasetçilerden daha ağır bir yüktür, bunu taşımayı bilmeliyiz.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, burada, bu maddeyle ilgili, hiç olmazsa, şu yapılabilirdi: Bakın, 37,6 milyar dolarlık bir borç silinmesi söz konusu. Gelin şunu geriye çekin, yeniden müzakere edin; hiç olmazsa, bunu, daha makul bir sınıra çekin.

Bakın, size makul bir şey önereyim. Bu 37,6 milyarın anaparası 20 milyar dolardır; bunun faizi yuvarlak 17,5 milyar dolardır. Geliniz, bunun anaparasını kapsam dışında bırakın, silmeyin, sadece faiz için bu operasyonu yapın. Bu faizi de izleyen yıllarda bütçeye ödenek koyarak yapma biçiminde de yapabilirsiniz.

Buradaki sıkıntıyı anlıyorum. TMSF'nin alacaklarını tahsil hızından daha büyük bir faiz artış hızı var. Dolayısıyla, bu yerinde durduğu sürece bu büyüyor, bu fon; bunu anlıyorum. TMSF'nin Hazineye borcu da büyüyecek; bunu anlıyorum. O zaman şunu yapalım: Gelin, anapara dursun, faizi de donduralım, faizin silinmesine ilişkin tahkimi yapalım, anapara TMSF'nin ilerideki bütün o gelirleri üzerinden karşılanmak üzere dursun kenarda. Hem kamu ekonomisi saydamlığı açısından hem hakkaniyet açısından hem de Türkiye'de, insanların, bu banka hortumcularının bu kadar kolayca bu batıklarının üzerine bir sünger çekilmesi konusunda toplumun vicdanının sarsılmaması için. Gelin, bunu, hep beraber yapalım; size bunu öneriyorum.

Kaldı ki, burada bir şeyi daha düşünmek zorundayız. Burada, Sayın Bakan böyle bir yetkiyi alıyor, böyle bir yetkiyle bu şeyleri sildiği zaman ve ileride diyelim ki, TMSF, şu an 6,2 milyar dolarlık geleceğe dönük hâlâ bir tahsilat bekliyor. Kimden bekliyor; topu topu, aslında, 7 bankadan, yüzde 84'ü bunun 7 bankadan olmak üzere, bir tahsilat beklentisi var. Bunun, aslında, 2 bankadan tahsilat beklentisi yüzde 60 dolayında. Çok az sayıda bir tahsilat beklentisi. Bunların bir bölümü için anlaşma yaptı.

Şimdi, böyle bir borç silmenin bu tür borç ödemelerini ne kadar teşvik edeceği ayrı bir mesele; ama, size şunu sorayım: Diyelim ki, TMSF 6 milyar dolar değil de 10 milyar dolarlık tahsilat yaptı. Ne olacak peki?.. Bir madde koyun. Artı, bir şey daha öneriyorum: Yani, TMSF'nin bu 6,2 milyar doların üzerinde yapacağı her tahsilatı Hazineye geri ödemesi gerekir. Yani, bu mekanizmayı da kurmak gerekiyor.

Ben, bu konuda, en azından, hâlâ iş işten geçmemişken, bu yasanın, bu tasarının birtakım maddelerinin yeniden görüşülmesi, muhtemelen, birazdan gündeme gelecekken, bu yolun mutlaka açılması gerektiğini düşünüyorum ve Türkiye'nin kendi çıkarlarını korumanın, uluslararası sermayenin çıkarlarını korumaya kıyasla, her zaman, gerek Meclisin gerek hükümetin birinci önceliği olması gerektiğine inanıyorum. Sizi de bu anlayışa uymaya davet ediyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

49 konuşma daha · 23 Mart 2005

49 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook