İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 40. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Yeni bitki çeşitlerine ait ıslahçı haklarının korunmasına ilişkin kanun tas . (s.sayısı :323 )

Ömer İnan

Mersin Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 40. Birleşim · 2. yasama yılı · 8 Ocak 2004 · 1.790 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ömer İnan (AK Parti), 8 Ocak 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YENİ BİTKİ ÇEŞİTLERİNE AİT ISLAHÇI HAKLARININ KORUNMASINA İLİŞKİN KANUN TAS . (S.SAYISI :323 )); konuşma 1.790 kelime.

Ömer İnan (AK Parti, Mersin). “Yeni bitki çeşitlerine ait ıslahçı haklarının korunmasına ilişkin kanun tas . (s.sayısı :323 )”. TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim tutanağı, 8 Ocak 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/omer-inan-22-2004-01-08-yeni-bitki-cesitlerine-ait-islahci-haklarinin-korunmasina-iliskin-kanu (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA ÖMER İNAN (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yeni Bitki Çeşitlerine Ait Islahçı Haklarının Korunmasına İlişkin Kanun Tasarısı hakkında, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, 3 Ocak, Mersin'in kurtarılış günüydü. Bu vesileyle, Mersin halkına da buradan tebriklerimi iletiyorum, Allah, bir daha, Kurtuluş Savaşındaki o günleri bu millete yaşatmasın diye de temenni ediyorum.

Ayrıca, Mersin Milletvekili Dr. Hüseyin Güler, elim bir trafik kazası geçirmiş ve bu kaza sonucunda eşini ve kayınvalidesini kaybetmiştir. Buradan, kendisine ve CHP Grubuna başsağlığı diliyorum; ayrıca, kendisine de acil şifalar diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun tasarısıyla ilgili görüşlerimi anlatmadan önce, Türkiye'de tarım sektörünün bulunduğu yere kısaca bir göz atmakta fayda mülahaza ediyorum.

Bunun için çeşitli rakamlar verilebilir. Ben, öyle, rakama boğmayacağım, küçük birkaç tane rakam vereceğim. Bunlardan en önemlisi, gayri safî millî hâsıla.

Tarım sektörünün gayri safî millî hâsıla içerisindeki payı, 2002 yılı itibariyle yüzde 12 civarında gerçekleşmiştir; buna mukabil, bu sektörden geçimini temin edenlerin oranı ise yüzde 35'tir; yani, 24 000 000 insanımız tarım sektöründe yaşamakta ve gayri safî millî hâsıladan yüzde 12 pay almaktadır.

Yine, gayri safî millî hâsılayla ilgili bir başka rakam, kişi başına gelir. Türkiye'de, kişi başına gelir 3 000 dolar civarında; ama, tarım sektöründe yaşayanların kişi başına geliri de 1 000 dolar civarındadır. Bu, tarım sektörünün içerisinde bulunduğu durumu açık bir şekilde ifade ediyor.

Bir de, ihracat rakamlarına bakalım: Ülkemiz, bir tarım ülkesiydi, cumhuriyetin başlangıcından 1960 - 1970'lere kadar bir tarım ülkesi görünümünü muhafaza etti ve tarımın ihracattaki oranı oldukça yüksekti. Daha sonraları, özellikle 1980'den sonra, tarımın ihracattaki payı giderek azalmıştır. 1980'de tarım ürünleri ihracatının toplam ihracata oranı yüzde 56 iken, 2002'de yüzde 5,8'e düşmüştür. Tabiî, burada, tarıma dayalı sanayi ürünlerinin de, sanayi ürünü olarak kabul edilmesi dolayısıyla, bu oran biraz düşüktür; eğer bunu da dahil edersek, bu oran yüzde 13'lerdedir.

Türkiye'de ekili alan, toplam arazinin üçte 1'idir; yani, 26 500 000 hektardır. Nadasa bırakılan arazileri, çorak yerleri hariç tuttuğumuzda, 18 400 000 hektar tarım arazisi vardır. Bu araziyi eken, biçen işletme sayısı da -yani, hane halkı, aile sayısı da- 3 400 000; yani, 3 400 000 aile, 18 000 000 hektarlık araziyi ekip biçmektedir. Bir aileye, ortalama -54 dekar- 54 dönüm toprak düşmektedir; Avrupa Birliğinde ise, bu miktar, 165 dönümdür. Ortalama işletme büyüklüğü Avrupa Birliğindekinin üçte 1'idir, bunun sadece bir ortalama olduğuna dikkatinizi çekmek isterim. Aslında, 50 dekardan daha az toprağa sahip olan ailelerin oranı yüzde 67'dir; yani, kırsal kesimde yaşayan ailelerin üçte 2'si, 50 dönümden daha az toprağa sahiptir ve ailelerin sahip olduğu toprak çok parçalıdır; 2, 3, 5, 10, hatta daha fazla; bunun ortalaması da 5; yani, bir ailenin sahip olduğu toprak, ortalama 5 parçalı; bu da, verimi olumsuz yönde etkileyen çok önemli bir husus. Yine, bu ailelerin, üçte 2'si hem hayvancılık hem çiftçilik yapar; yüzde 30'u sadece çiftçilik yapıyor, sadece yüzde 2,5'i hayvancılıkla iştigal ediyor.

Cumhuriyet tarihi boyunca, tarımda verim artmıştır. Mesela, cumhuriyetin başında, dönüm başına buğday üretimi 69 kilogram iken, 2001'de, bu, 200 kilograma yükselmiştir. Önemli bir gelişme; ama, gelişmiş ülkelerdeki verim artışı, Türkiye'dekinden daha fazla olmuştur; hatta, Türkiye'deki verim, dünya ortalaması olan 270 kilogramın altındadır; bizde 200 kilogram, dünya ortalaması 270 kilogram. Bir de gelişmiş ülkelere bakalım: Amerika'da dönüm başına buğday üretimi 271 kilogram, Fransa'da 663 kilogram, Almanya'da 789 kilogram, Pakistan'da bile bizden fazla. Bizim de bu seviyelere ulaşmamız gerekiyor.

Türkiye'de tarım sektörü, 1950-1980 döneminde tarıma sağlanan teşviklerle, destekleme alımları, prim, sübvansiyonlarla çiftçinin yüzü bu dönemde gülmüş. 1980 sonrası bu teşvikler tedricî olarak kaldırıldığı için, tarım kesimi zor günler yaşamış ve halen yaşıyor. Özellikle son yıllarda tarımın ihmal edilmesi, çiftçimizi fakru zarurete duçar etmiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi bir siyasetçi olarak değil, iktisatçı olarak konuşuyorum. Yıllardır ihmal edilen tarım, belli bir dönem için olağanüstü teşviklerle desteklenmelidir. Tabiî, burada teşvikin dozunu da kaçırmamak lazım. Dün teşvik ettiğimiz tütün, fındık, şekerpancarı gibi ürünlerin bugün ekilmemesi için çalışıyoruz. Öte yandan, yağlı tohumlar ve yem bitkilerinin de ekilmesi için çalışıyoruz. Burada, teşvikte, bir doz ayarlamasını yapmak gerekir; ama, her halükârda tarım desteklenmelidir; çünkü, tarım, tıpkı inşaat sektörü gibi, ekonominin lokomotifi bir sektördür. Eğer, bu sektörde çiftçinin cebi para görürse esnafın da cebi para görür. Mobilyacı, elektrikçi, demirci, kim varsa, herkes bundan faydalanacaktır; yani, ekonomiyi canlandıracaktır, harekete geçirecektir tarım sektörü; onun için desteklenmeli. Bir iktisatçı olarak benim görüşüm bu. İnşaat sektörü de aynı şekilde, tarım sektörü de aynı şekilde olağanüstü teşviklerle desteklenmeli; hem doğrudan hem dolaylı olarak gayri safî millî hâsılanın artmasına vesile olur bu.

Bir başka husus; bir millet sanayisiz yaşayabilir; ama, tarımsız asla yaşayamaz. Onun için desteklemeliyiz ve tarımla ilgili bir karar alırken bu 24 000 000 insanı düşünerek almalıyız, bir avuç ithalatçıyı dikkate alarak değil. Elbette, ticarette piyasa ekonomisine evet diyen bir partiyiz; ama, her türlü etkiye maruz bir sektörü yalnız bırakamayız, bu insanları mağdur edemeyiz.

Tarımda aşırı müdahaleci ülkelere bir bakalım. Bunlar, Amerika Birleşik Devletleri, EFTA ülkeleri ve Japonya; bunların hepsi gelişmiş ve liberal ülkeler. Demek ki, tarıma müdahale etmek, serbest piyasa ekonomisinden vazgeçmek anlamına gelmiyor. Bu ülkeler tarımı destekliyorlar. Hangi teşviklerle; yüksek gümrük vergileri koyarlar, destekleme alımları yaparlar, telafi edici yardımlarda bulunurlar, doğrudan gelir desteği sağlarlar ve ihracatta sübvansiyon uygularlar. Öyle ki, Avrupa Birliği bütçesinin yüzde 55'i tarıma ayrılmıştır bugün itibariyle, 2003 yılı itibariyle; bu, 45 milyar euro demektir. Bizim Tarım Bakanlığının bütçesinin ne olduğunu hepiniz biliyorsunuz.

Bütün bunlara rağmen, bazı ürünlerde dünyada önemli bir yerimiz var. Mesela, incir, kayısı, sert kabuklu meyve üretiminde dünyada birinciyiz; nohutta, kuru üzümde ikinci; mercimekte üçüncü; üzüm, tütün, taze sebzede dördüncü; limonda altıncı; buğday ve pamukta yedinci; arpa ve taze meyvede sekizinci sıradayız; ama, üretimde önde olmamız, verimde de önde olduğumuz anlamına gelmiyor. Gelişmiş ülkelerle karşılaştırdığımızda, bitkisel üretimde verimimiz düşüktür, hayvansal üretimde daha da düşüktür.

Üretimde verimi artırmak için şunları yapmamız gerektiği kanaatindeyim... Tabiî, bugüne kadar yapılanları da ceffelkalem geçmiyoruz, önemli işler başarıldı geçtiğimiz yılda; çiftçi borçları yeniden yapılandırıldı, mazot fiyatları ucuzlatıldı, doğrudan gelir desteği ödendi, 1 000 Köye 1 000 Tarım Gönüllüsü Projesi uygulanmaya başlandı, 22 tarımsal kalkınma kooperatifi desteklendi, her aileye 10 koyun verildi ve benzeri işler... Bu sene tarımsal kalkınma kooperatiflerinin 200'ünün destekleneceği ifade ediliyor ki, bu, 10 misli bir artış demektir. Bunları ihmal etmiyoruz, bunları gözardı etmiyoruz; ama, üretimde verimi artırmak için yapmamız gereken şunlardır diye düşünüyorum:

Birinci olarak, tarım arazilerinin toplulaştırılması ; ikinci olarak, girdi fiyatlarını aşağı çekmek; üçüncü olarak da, üretici birliklerini kurmak geliyor; bunlar, bizde verimi artıracaktır.

Arazilerin toplulaştırılması olayı, ya kanunla olur veyahut da gönüllü bir şekilde olur. Kanunla oluncaya kadar, gelin, bunu, gönüllü bir şekilde yapalım. Nasıl; kooperatifler kurmak suretiyle; 3 dönüm, 5 dönüm arazisi olan insanları bir araya getirerek kooperatifler kurmak suretiyle; bunlara girdilerde olağanüstü teşvikler sağlamak suretiyle, toplulaştırma olayını gönüllü bir şekilde sağlayabiliriz; bu, verimi artırır.

İkinci olarak, girdi fiyatlarını aşağı çekmek gerekiyor. Girdi fiyatı deyince, gübre, ilaç, tohum, su, elektrik akla geliyor. Bunların da fiyatlarını ucuzlatmak lazım; ama, şimdiki hale baktığımızda, hemen önümüzde iki problem var: Gübre fiyatları aşırı yükselmiş, yem fiyatları aşırı yükselmiş. Hangi sebeplerden gübre fiyatının aşırı yükseldiğini, Tarım Bakanlığı çok iyi biliyor. Biz, Tarım Komisyonu olarak, bu hususta gidip görüştük; neler yapılması gerektiğini de söyledik Tarım Bakanlığına; bunların yapılmasını bekliyoruz.

En pratik çözüm, KDV oranının yüzde 18'den yüzde 1'e çekilmesi; bunu yapmamız lazım. Yemde de aynı şekilde; yüzde 8 olan KDV'yi yemde de yüzde 1'e çekmemiz lazım. Bu, maliyecileri sakın gocundurmasın; gelir kaybı demesinler. Burada gelir kaybı değil, gelir artışı olacaktır. Neden; çünkü, bugün, Türkiye'de, yem yüzde 90 oranında kaçak satılıyor, ancak yüzde 10'luk bir kesim faturalı iş görüyor. Eğer, biz, yemdeki bu vergi oranını yüzde 1'e çekersek, hiç kimse yüzde 1 için tenezzül etmeyecektir kaçak fatura kullanmaya, sahte iş yapmaya. Dolayısıyla, gelir de artacaktır bu durumda. Bu iki hususu Bakanın dikkatlerine arz ediyorum. Örgütlü, rekabet gücü yüksek, sürdürülebilir bir tarım sektörü için bunların yapılması lazım.

Doğrudan gelir desteği iyi bir uygulama değil benim kanaatime göre. Destek, arazi bazında değil de, üretim bazında, ürün bazında olmalı. Biz, OECD'den daha mı akıllıyız? OECD ülkelerinde doğrudan gelir desteğinin toplam tarımsal destek içindeki payı yüzde 5, Türkiye'de yüzde 79 ve 2004 yılında da 3 katrilyon civarında bir para ayrıldı doğrudan gelir desteği için. Bunu, demin söylediğim girdilerde uygularsak daha iyi olur. Elbette, Tarım Bakanlığının sıkıntısı var, bütçe yeterli değil; milletvekilleri olarak ne yapmamız gerekiyorsa yapalım. Biraz destekle, Tarım Bakanlığında güzel işler yapılacak.

Bakın, geçen sene, Köy Hizmetlerinde -Mersin için söylüyorum- büyük işler yapıldı; sadece mazot desteği sağlandı ve geçen yılın, 2002 yılının 12 aylık döneminde yapılandan daha fazla iş yapıldı, daha fazla yol yapıldı, daha fazla içmesuyu ve sulamasuyu getirildi, gölet yapıldı, yüzde 100'lük artışlar oldu. Oradaki, başta müdür olmak üzere, bütün Köy Hizmetleri çalışanlarına teşekkür ediyorum; canla başla çalışıyorlar. Yeter ki, biraz mazot desteği, biraz ekipman desteği; başka bir şey değil... Onun için de, Maliye Bakanından rica edelim, bunu sağlayalım.

Sayın milletvekilleri, bugün görüşülmekte olan kanun tasarısı da, tarım sektörümüzün gelişmesi için Avrupa Birliğine uyum yolunda atılması gereken bir adım olarak huzurunuza getirilmiştir. Bilindiği üzere, Türkiye'de tarımsal üretimin yüzde 72'sini bitkisel üretim oluşturmaktadır. Bitkisel üretimde en önemli girdilerden birisi tohum ve çoğaltım materyalidir.

Ülkemiz agroekolojik yapısı, bitkisel üretim ve tohumculuk yönünden önemli bir konuma sahiptir. Tarımın veya tohumculuk endüstrisinin temelini bitki ıslahı araştırmaları ve yeni çeşitlerin elde edilmesi çalışmaları oluşturmaktadır.

Ülkemizde bitkisel üretimde verimliliği ve kaliteyi artırmak amacıyla, yeni bitki çeşitlerinin geliştirilmesini teşvik etmek, bitki ıslahı ve araştırma çalışmalarına kaynak oluşturmak amacıyla bu kanun tasarısı hazırlanmıştır.

Bu tasarının kanunlaşmasıyla birlikte, ülkemiz tarımının, gelişmiş ülkelerle rekabet edebilir, dünya pazarlarında yarışabilir bir noktaya gelmesi hedeflenmiştir. Bilindiği üzere, bitki ıslahı ve yeni bitki çeşitlerini geliştirme çalışmaları uzun zaman, emek, bilgi ve teknoloji gerektirmektedir. Elde edilen araştırma sonuçlarının ve yeni bitki çeşitlerinin korunması, uluslararası ve Avrupa Birliğine uyumlu, fikrî ve sınai mülkiyet hakları çerçevesinde bir yasal altyapı oluşturulmasıyla mümkündür. Bu tasarı kanunlaşınca, ülkemizdeki bu konuyla ilgili boşluğu dolduracaktır.

Söz konusu kanun tasarısı, Uluslararası Yeni Bitki Çeşitlerinin Korunması Uluslararası Birliği (UPOV) Sözleşmesinin 1991 yılı metni ile Avrupa Birliğinin bitki çeşit hakları konusundaki direktifleri esas alınarak hazırlanmıştır. Dolayısıyla, Avrupa'ya uyumlu bir yasa tasarısıdır.

Bu tasarının kanunlaşıp yürürlüğe girmesiyle birlikte, ülkemiz tarım sektörü, bitki ıslahçıları, araştırmacılar ve çiftçiler önemli faydalar sağlayacaktır. Türkiye önemli bitki türlerinde gen kaynağıdır; bunun, ülkemizdeki gen kaynaklarının korunmasına katkısı olacaktır. Islahçılarımız ve araştırmacılarımız tarafından geliştirilen, ıslah edilen yeni bitki çeşitleri, hem ülkemizde hem de UPOV'a üye ülkelerde, karşılıklılık prensibi çerçevesinde korumaya alınacaktır. Tohumculuk sektörü, bitkisel üretim, bitki ıslahı araştırmaları ve yetiştirme teknikleri gibi konularda bilgi ve teknoloji transferi kolaylaşacaktır. Ülkemizin ihtiyacı olduğu bitki türlerinde yüksek verimli, kaliteli, hastalık ve zararlılara dayanıklı, sanayie ve pazar isteklerine uygun yeni bitki çeşitlerine ait tohumlukların temini ve çiftçinin kullanımına sunulması kolaylaşacaktır. Ülkemizdeki tohumculuk sektörüyle ilgili üretim, pazarlama, organizasyon ve ihracat olumlu etkilenecektir.

Bu tasarının yasalaşmasıyla birlikte, genel olarak, ülkemizde sürdürülebilir tarım, gıda güvenliği, çevrenin korunması ve genetik çeşitliliğin muhafazasının sağlanması da temel amaçlardan biridir.

Söz konusu tasarının yasalaşıp uygulamaya konulmasıyla birlikte, yeni ve üstün vasıflı bitki çeşitlerinin geliştirilmesi ve elde edilmesi için bitki ıslahçılarına ve araştırmacılara kaynak sağlanarak bu alandaki olumlu gelişmeler önemli derecede etkilenecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

15 konuşma daha · 8 Ocak 2004

15 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook