Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununa bir ek madde eklenmesi (s.s.179)
Genel Kurul, 99. Birleşim · 1. yasama yılı · 26 Haziran 2003 · 1.037 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ömer İnan (AK Parti), 26 Haziran 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 99. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNA BİR EK MADDE EKLENMESİ (S.S.179)); konuşma 1.037 kelime.
Ömer İnan (AK Parti, Mersin). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununa bir ek madde eklenmesi (s.s.179)”. TBMM Genel Kurulu, 99. Birleşim tutanağı, 26 Haziran 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/omer-inan-22-2003-06-26-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununa-bir-ek-madde-eklenmesi-s-s (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA ÖMER İNAN (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununa Bir Ek Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Tasarısıyla ilgili olmak üzere Grubumuzun görüşlerini aktarmaya çalışacağım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Malumlarınız, Türkiye'de, bugün, yükseköğretimde yaklaşık 1 000 000 öğrenci okumaktadır. Yine, biliyorsunuz, son üniversite imtihanında imtihana giren öğrenci sayısı 1 500 000 civarında. Dolayısıyla, yükseköğretimde kapasite noksanlığı var, hepimiz bunu biliyoruz. Bütçede, yükseköğretime yeterli ölçüde kaynak ayrılamıyor, bu da hepimizin bildiği bir gerçek. Dolayısıyla, yükseköğretimdeki bu eksikliği gidermek üzere, okumak isteyen öğrencilerimize bu imkânı sağlamak üzere, devletin yetersiz olduğu bu durumda yeni yükseköğretim kurumlarının TOBB gibi ciddî müesseseler tarafından kurulmasında, elbette büyük faydalar var.
Eğitim-öğretim çok ciddî bir iştir, herkesin bu konuda müttefik olduğunu da biliyoruz. Bu ciddî işte, eğitim-öğretimde, özellikle üniversitede son on yıl içerisinde, biliyorsunuz, sayı Türkiye'de ikiye katlandı. Buna rağmen, hâlâ kapasite noksanlığı var; ama, kalitede, maalesef, geriye gidiş var; üniversitelerimizin kalitesinde ilerleme değil, aksine, gerileme var, kalitenin de iyileştirilmesi gerekir. Sayı olarak, nicel artış, elbette önemli; ama, nitel artış da, nitelikli bir gelişme de üniversiteler için şart.
Siyasî mülahazalarla üniversite kurulması hep acı vermiştir. Mahalle mektebi açar gibi, birçok ilçede, biliyorsunuz, yüksekokullar açıldı ve buralara getirilen öğretim görevlileri de, yine biliyorsunuz, liselerdeki resim öğretmeni ve sair öğretmenler öğretim görevlisi yapılmak suretiyle, hiçbir önhazırlık yapılmadan tayin edildi; bu, kalitenin düşmesine sebep oldu. Bu, önemli bir ölçüde, önümüzdeki günlerde devam edecek gibi gözüküyor; ama, önleyebiliriz de. TOBB gibi sivil toplum kuruluşlarını, ciddî sivil toplum kuruluşlarını bu yönde teşvik etmemiz lazım.
TOBB'un bu girişimini kutluyoruz, geç kalmış da olsa güzel bir girişim. Bu tasarıyla, üç yeni fakülte, iki enstitü açılıyor; açıkta kalan 1 500 000 öğrencimizin bir kısmı buraya girecek; ama, giremeyecek daha birçok öğrenci var, onlar için de benzeri girişimlerde bulunmak lazım.
Yine, geçenlerde, bir ilimize üniversite kurulması teklif edildi. Başka illerimiz de sıraya girecek, biliyorum; ama, üniversite kurmak kolay bir iş değil arkadaşlar; bir kere, altyapının hazır olması lazım. Kervan yolda düzülür misali üniversite açılmaması lazım. Altyapıyı tam anlamıyla gerçekleştirdikten sonra üniversite açmaya teşebbüs edelim; aksi halde, yetişen öğrenciler, hangi okuldan, hangi bölümden mezun olursa olsun, gerine gerine "ben mühendisim" diyemiyor, gerine gerine "ben iktisatçıyım" diyemiyor; öğrencilerimize bunu dedirtmemiz lazım.
Bir üniversite kuruluyor; orada, hem tıp hem mühendislik, fen bilimleri hem de sosyal bilimlerle ilgili fakülteler açılıyor; o kadar yanlış bir şey ki bu. Tıp fakültesinin olduğu bir yerde, mühendislik fakülteleri, fen bilimleriyle ilgili fakülteler gelişemez. Fen bilimlerinin olduğu bir üniversitede de, sosyal bilimlerle ilgili fakülteler gelişemez; çünkü, kaynakların önemli bir kısmını, tıp ve fen bilimleriyle ilgili fakülteler götürür. Tıp eğitimi, biliyorsunuz, kolay bir eğitim değildir; fen bilimleri de öyle; bir fizik laboratuvarı, bir kimya laboratuvarı çok pahalıdır. Eğer, bir üniversitede, bu üç farklı bilimi de aynı anda kurmak istersek sırasıyla yapmamız lazım; önce tıbbı açacağız; bu geliştikten, oturduktan sonra fen bilimlerini; bu da oturduktan sonra sosyal bilimleri açacağız; ama, zenginseniz, kaynağınız varsa üçünü de açabilirsiniz.
TOBB, bu kanun tasarısıyla, iktisadî ve idarî bilimler fakültesinin, mühendislik fakültesinin ve fen-edebiyat fakültesinin kurulmasını istiyor; yani, mühendislik ve sosyal bilimler yine bir arada; ama, TOBB'un imkânı buna müsait olduğu için, bence uygun, mahzuru yok. Bu, bir başlangıç olsun, diğer ciddî sivil toplum kuruluşlarımızı da bu yönde hareket etmeye teşvik etmemiz lazım.
Üniversitelere gerçek özerkliğini vermemiz lazım. İstediğimiz kadar üniversiteler "özerk" diyelim; ama, maalesef, değil. Üniversitelerimiz katma bütçeli de değil. Düşünebiliyor musunuz katma bütçeli olabileceğini; bütçesinin binde 999'unu devlet veriyor ve buna "katma bütçeli kurum" diyoruz; olamaz böyle şey; bu, bal gibi de genel bütçeye tabi bir kuruluştur.
Üniversitelerin gerçekten özerkliğe kavuşmasını istiyorsak, malî özerkliğe de "evet" dememiz gerekir. İnşallah, bu dönemde, üniversitelerimize malî özerkliği de veririz. Üniversitelerde idarecilik yapanlar bilirler, malî özerkliği olmayan üniversiteler rahat hareket edemezler. Kadronuz müsaittir, araştırma görevlisi, asistan alacaksınız -hiçbir mahzuru yok- Maliyeden izin almak kaydıyla araştırma görevlisini alabiliyorsunuz; ama, o araştırma görevlisini oturtmak için bir sandalye, bir masa istediğiniz zaman "demirbaş bloke" deniliyor. Belli bir aya kadar; hangi ay bilirsiniz; aralık ayına kadar "demirbaş bloke" denilir, alamazsınız. Mart ayında göreve başlattığınız bir araştırma görevlisine, aralık ayına kadar, oturtacak sandalye, masa bulamazsınız. Bir makas alacaksınız "demirbaş bloke" denilir. Dolayısıyla, burada, üniversiteler rahat hareket edemiyor. Üniversitelere, bu yönde, rahat hareket edebilecekleri imkânı sağlamamız gerekiyor.
Türkiye'de bir öğrencinin 2003 yılı mart ayı itibariyle devlete ortalama maliyeti 3 500 000 000 liradır. Bu, bazı üniversitelerde 1 500 000 000 lira, bazı üniversitelerde 10 000 000 000 liraya kadar çıkıyor; bu, yapılan bilimin niteliğine göre de değişiyor. Meslek yüksekokullarında 1 000 000 000-1 500 000 000 lira gibi; ama, tıp fakültelerinde 10 000 000 000 lira mertebesinde.
Şimdi, öyle bir sistem geliştirmeliyiz ki, öğrencilere yüksek miktarlarda burs verebilelim. Şunu demek istiyorum: Devlet, üniversitelere verdiği bütçeyi öğrencilere burs olarak versin, kredi olarak versin; öğrenciler de, bu parayı, götürsünler, üniversitelerine kendileri versinler; yani, devlet, öğrenciyle muhatap olsun, üniversiteyle muhatap olmasın. Üniversiteleri öğrenciler denetlesin "hoca, sen asistan alıp duruyorsun; dur bakalım, benim bir bilgisayara ihtiyacım var" diyebilsin veya "kimya laboratuvarımı geliştir" diyebilsin. Bu gerçekleştiği zaman, hem öğrenci için hem idareci için hem de devlet için kârlı bir şey olacaktır. Öğrenci, dört senelik mektebi yedi seneye çıkarmayacak artık "hocam, üç senede bitirmenin yolu yok mu" diyecektir, o yönde zorlayacaktır. Üniversiteler, usulsüzlük yapmak zorunda kalmayacaklar, parayı yerli yerinde harcayacaklar; asistan gerekiyorsa asistan alacaklar, bilgisayar gerekiyorsa bilgisayar alacaklar, kimya laboratuvarına asit gerekiyorsa asit alacaklar; devlet de verdiği paranın bir kısmını geri alabilecek. Diyeceksiniz ki öğrenciye: "Devlet olarak bu verdiğim parayı mezun olduktan iki sene sonra ödemeye başlayacaksın, eğer işe giremezsen ödeme." Devlet verdiği paranın büyük bir kısmını alır; almasa da... Zaten alamıyordu ki... Yüzde 50'sini almasın, devlet, yine kârlı burada; dolayısıyla, böyle bir sistemi geliştirmemizde fayda var arkadaşlar.
Vakıf üniversitelerinin mahzurlarını hepimiz biliriz; ama, deminki konuşmacı arkadaşımızın temas ettiği husus, Millî Eğitim Bakanımız Sayın Hüseyin Çelik'in bahsettiği husustan farklı. O zaman, 1999'da, biliyorsunuz, bir Alman vakfı Türkiye'de üniversite kurmak istemişti, konu onunla ilgiliydi ve kurulacak üniversitenin de YÖK'e bağlı olmasını istemiyorlardı. Onun için, demişti ki Hüseyin Bey "bu vakıf üniversitelerinin de denetlenmeye ihtiyacı var." Bütün üniversitelerin, herkesin, her şeyin denetlenmeye ihtiyacı var. Konu farklıydı, onu burada düzeltmek istiyorum. Yani, bir Alman vakfı Türkiye'de üniversite kurmak istiyor ve bunun YÖK'e tabi olmasını istemiyor... Hüseyin Bey buna karşı çıkmıştı, herhalde siz de karşı çıkarsınız.
Değerli arkadaşlar, AK Parti Grubu olarak bu tasarıya olumlu oy vereceğimizi beyan ediyoruz ve memleket için hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ederim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
15 konuşma daha · 26 Haziran 2003
