Kapkaç terörü,şiddet ve uyuşturucu kullanımıyla ilgili
Erzurum Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 34. Birleşim · 3. yasama yılı · 16 Aralık 2004 · 987 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ömer Özyılmaz (AK Parti), 16 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAPKAÇ TERÖRÜ,ŞİDDET VE UYUŞTURUCU KULLANIMIYLA İLGİLİ); konuşma 987 kelime.
Ömer Özyılmaz (AK Parti, Erzurum). “Kapkaç terörü,şiddet ve uyuşturucu kullanımıyla ilgili”. TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim tutanağı, 16 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/omer-ozyilmaz-22-2004-12-16-kapkac-teroru-siddet-ve-uyusturucu-kullanimiyla-ilgili (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ÖMER ÖZYILMAZ (Erzurum)Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; önce, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Ülkemizde, son haftalarda artan bir şekilde kendini gösteren toplumsal sapmalar yaşanmaktadır. Kapkaç terörü, şiddet ve uyuşturucu kullanımı bunlardan bazılarıdır. Bu tür sapmalar, hem yetişen nesiller yönünden hem anne-babalar için hem millî birlik ve beraberliğimiz açısından hem de toplumun geleceği bakımından büyük sıkıntılar oluşturmaya adaydır.
Söz konusu sapmaların, psikososyal, ekonomik, hukuksal ve güvenlikle ilgili sebepleri vardır. Zira, sorun sadece polisiye tedbirlerle çözümlenecek bir sorun değildir.
Ayrıca, olaylar patlak verip can yaktığı zaman olayların üzerine gidip sonra unutulmaya da terk edilmemelidir. İlgili kamu ve özel sektör kuruluşları, siyasîler, aydınlar, bilim insanları ve basın mensupları bu sorunlar etrafında bir araya gelerek, çağdaş, bilimsel ve objektif ölçüler çerçevesinde bu sapmaların sebeplerini araştırmalı, kısa, orta ve uzun vadeli çözüm önerileri geliştirilmelidir.
Bu konuşmamız, söz konusu sorunun sebeplerini teşhis edip, çözüm önerileri sunmayı hedeflemektedir.
Değerli arkadaşlar, konuya psikososyal açıdan, ekonomi ve hukuk açısından yaklaşırsak, söz konusu sorunların altında, olayların faillerinin kişilik, kimlik, ekonomik, sosyal ve bunların sonucu olarak da çeteleşme sorunlarının yatmakta olduğunu görürüz. Bu bölümde, söz konusu insanların sapmalarına neden olan bu sebepleri bulup çıkarmaya çalışacağız. Bu çerçevede, birinci sebep; yani, insanların bu tür sapmalara yönelmelerinin birinci sebebi, bize göre, özgüvenden; yani, kendilerine duymaları gereken güvenden yoksun olmalarıdır.
İkincisi: Bu insanlarda kişilik zafiyeti vardır.
Üçüncüsü: Bu insanların yukarıda belirtilen kişilik bozukluklarının yanında kimlik sorunları da vardır.
Dördüncüsü: Bu insanların geleceği için bir hedef ve bir beklenti oluşturulamadığını görmekteyiz.
Beşincisi: Kendisine güven ve saygısı olmayanın, başka insanlara veya onların bir insan olarak sahip oldukları insan haklarına ya da eşyaya saygı duyamayacaklarını hepimiz biliriz.
Altıncısı: Bu insanlar hem otokontrolden yoksundurlar hem de kendi aileleri ve toplumla da uyum bozuklukları içerisinde oldukları için aile ve toplum kontrolünden de uzak kalmışlardır.
Yedincisi: İşsizlik ve yoksulluğun pençesine düşmüşlerdir bunlar.
Sekizincisi: Ülkemizdeki içgöçler ve büyük kentlerde kontrolsüz yığılmalar.
Dokuzuncusu: Ailelerin dağılması, boşanma olayları da burada önemli bir etkendir.
Onuncusu: Ülkemizdeki hızlı nüfus artışı ve buna yönelik eğitim ve sağlık hizmetlerinin geçmişte geliştirilememiş olmasıdır.
Son bir sebep ise, ülkemizde yaşanmakta olan çeteleşme sürecidir.
Değerli arkadaşlar, bu sorunları belirlemek yetmez. Elbette, bunlara çözümler üretmek lazım. Bu çerçevede önerilerimizi sıralarsak:
Birincisi: Her şeyden önce bu sapmalara düşmüş olanlara, yeniden eğitim çalışmaları esnasında da yeni nesle de, aile ve okul olarak, çocukluklarından itibaren özgüven; yani, kendilerine güven duygusu aşılamak ve onu geliştirmek gerekir; çünkü, bir insanın kendisine güvenmesi hem onun kişiliğinin oturacağı zemini ve besleneceği enerji kaynağını oluşturur hem de kendisini büyük işlerin adamı olarak görmesini sağlar. Bu ise, kişinin yöneleceği işler açısından, son derece önemlidir.
İkincisi: Bunlara ve yeni nesle, yine, aile ve okul aracılığıyla, unsurları gelişmiş ve dengeye ulaşmış sağlıklı bir kişilik kazandırmak gerekir; çünkü, ancak böyle sağlıklı bir kişiliğe sahip olanlar hem ileriye dönük vizyon geliştirirler hem de ne yapmaları gerektiğini bilirler.
Üçüncüsü: Bu insanlara ve yeni nesle, çağdaş bilgi ve becerinin yanında, özellikle, kimliklerini öğretmek; yani, kim olduklarını, hangi millete, hangi inanç ve kültür dünyasına ait olduklarını ve bunun ne demek olduğunu onların kişiliklerine işlemek gerekir.
Bu çalışma da, aile ve okul tarafından yapılmalıdır. Özellikle, okullarımızda kimliğimizi, millî ve manevî değerlerimizi anlatmaya çalıştığımız, tarih, coğrafya, din kültürü ve ahlak bilgisi gibi derslerin içerik, yöntem, araç gereç ve bunun gibi çeşitli yönlerden daha başarılı olması ve bizi hedefimize ulaştırması için yeniden ele alınması gerektiği ortadadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun Sayın Özyılmaz.
ÖMER ÖZYILMAZ (Devamla)Teşekkürler Sayın Başkanım.
Zira, bizi biz yapan değerlerimizi öğrenip içselleştiren çocuk ve gençler, hem toplumsal sapmalardan büyük ölçüde kendilerini korurlar hem de iyilik numunesi insanlar olmaya başlarlar.
Dördüncüsü: Yine, bu sapmalara düşmüş insanlara ve yeni nesle özellikle, sağlıklı hedefler gösterip, onları o yönde motive etmek gerekir. Zira, içselleştirilmiş olan hedef ve gayeler, hem çocuk ve genci sapmalara karşı koruyacak hem de o hedeflere ulaşmak için bütün gücüyle çalışmalarını sağlayacaktır. Bu çalışma da, yine, aile ve okul tarafından yapılmaktadır.
Beşincisi: Bu insanlara ve yeni nesle, kendilerine güvenmeyi ve saygı duymayı öğretmenin yanında, diğer insanlara ve onların haklarına da saygı duymayı öğretmek gerekir. Zira, kişi, kendisinin hakları ve kendisindeki eşyalar kadar başkalarında olanların da kıymetli olduğunu bilmesi gerekir.
Altıncısı: Sağlıklı kişiliğe sahip, hedefleri belli, kendine güvenen, başkasına saygı duyan, istek ve arzularını inançları doğrultusunda doyuma ulaştırmayı beceren bir benliğe sahip olan insanlar, kendisi, ailesi ve toplumuyla barışık olurlar. Dolayısıyla, kendilerini kontrol ederler. Toplumun kontrolüne hem açık olurlar hem de onu önemserler.
Yedincisi: Ülke ekonomisi, yatırım ve istihdama göre yeniden düzenlenmelidir. Hükümetimiz o yönde ciddî çalışmalar yapmaktadır. Zira, ülke kaynakları, yatırım, istihdam ve üretime yönelik olarak planlandığında, işsizlik ve yoksulluk azalır. Bu ise, söz konusu sapmaların önlenmesinde çok önemli bir rol oynar.
Sekizincisi: Kısa ve orta vadede bölgelerarası ekonomik dengesizliğin giderilerek, herkesin kendi ilinde yaşamasını sağlamak hedef olmalıdır. Hatta, bu çerçevede, geri kalmış illere yönelik olarak daha etkin teşvik yasaları ve sübvansiyonlar uygulanmalıdır. Göç alan metropollerde de, kısa vadede, hem gerekli kontroller sağlanmalı hem de rehberlik ve rehabilitasyon merkezleri kurularak, sapmalar önlenmeye çalışılmalıdır. Medya aracılığıyla da bu yönde yaygın eğitim faaliyeti yürütülmelidir.
Dokuzuncusu: Bilimsel araştırmalar göstermiştir ki, aile yuvasındaki geçimsizlik, çocuğun kişiliğini olumsuz olarak etkilemektedir. Bu geçimsizliğin, ailelerin boşanması ve ailenin dağılmasıyla sonuçlanması ise, en çok çocukları psikolojik olarak yaralayacak ve belki de onları yıkacaktır. Psikolojik olarak yıkılmış olan çocuk ve genç ise, her türlü kötülük ve sapmanın içerisine her an düşmeye adaydır. Bu yüzden, anne-baba, başta kendilerini ve toplumu; ama, en çok da yavrularını düşünerek, anlaşmazlık konularını iki medenî insan olarak, karşılıklı fedakârlık anlayışıyla çözmek, yuvalarını ve en çok da yavrularını kurtarmak için gayret sarf etmelidirler.
Bunun yanında da başta kadın ve aileden sorumlu Devlet Bakanlığı olmak üzere ilgili kurum ve kuruluşlar, ciddî çalışmalar yaparak, ülkemizde aile kurumunun sorunlarını bulup ortaya çıkarmalı ve çözümü için de ülke genelinde çalışmalar yapılmalıdır.
Onuncusu: Ülkemizde nüfus artış hızı, ailelerin bakıp besleyebilecekleri ve eğitip topluma yararlı kılabilecekleri kadar çocuk sahibi olmalarına göre ayarlanmalıdır. Bu hususta, kadın ve aileden sorumlu Devlet Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve ilgili diğer kamu kurum ve özel sektör kuruluşları, halkımızı ikna etmek yoluyla, ülkemizde bu hedefi gerçekleştirmek için gerekli çalışmaları etkin bir şekilde yapmaya başlamalıdır.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
21 konuşma daha · 16 Aralık 2004