İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 62. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Çeşitli kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kan. tas. (s. sayısı :386 )

Orhan Eraslan

Niğde Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 62. Birleşim · 2. yasama yılı · 3 Mart 2004 · 1.490 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Orhan Eraslan (CHP), 3 Mart 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 62. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇEŞİTLİ KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KAN. TAS. (S. SAYISI :386 )); konuşma 1.490 kelime.

Orhan Eraslan (CHP, Niğde). “Çeşitli kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kan. tas. (s. sayısı :386 )”. TBMM Genel Kurulu, 62. Birleşim tutanağı, 3 Mart 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/orhan-eraslan-22-2004-03-03-cesitli-kanunlarda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-kan-tas-s-sayisi (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ORHAN ERASLAN (Niğde)Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri; görüşmekte olduğumuz 386 sıra sayılı yasa tasarısının ceza hükümlerine gelindiği sırada söz alma ihtiyacı hâsıl oldu; hem Grubum adına hem de şahsım adına Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, görüşmekte olduğumuz yasa tasarısı, önemli bir tasarı. 30 maddeden oluşuyor; bunun 1 maddesi 1580 sayılı Yasada, 2 maddesi 2464 sayılı Yasada, 3 maddesi 3984 sayılı Yasada, 2 maddesi 3257 sayılı Yasada, 19 maddesi de 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasında değişiklik yapıyor. Önemli bir yasa tasarısı ve tasarı üzerinde de, İktidar Partisi ile Anamuhalefet Partisinin anlaşmış olduğunu biliyoruz; ancak, yasa tasarısı Yüce Meclise getirilirken, anladığım kadarıyla biraz acele edilmiş; şimdi verilen önergelerden de bu ihtiyaç anlaşılıyor, ceza maddelerinde de bunun bir ihtiyaç olduğuna dikkatinizi çekmek istiyorum.

Tasarı bu haliyle yasalaşsın, buna taraftarız, karşı çıkmıyoruz; ancak, ceza maddelerinde önemli sıkıntılar var, onlara değinmek istiyorum, çözümünü de göstermek istiyorum. Burada, buna önerge hazırlamadım, önerge de hazırlanabilirdi; ama, o zaman da çok yamalı bohça biçimine dönüşeceği için, yasa beklenen yararı sağlamayabilirdi.

Şimdi, fikir ve sanat eseri nedir, bir mal mıdır, değil midir; önce, buna şöyle ufkî bir bakış yapalım.

Değerli arkadaşlarım, fikir ve sanat eseri, bir mal değildir, kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır, insanın yaratıcı özelliğinin sonucu ortaya çıkar ve beynin bir türevidir. Bu açıdan, kişi haklarıyla çok yakından ilgilidir. Dolayısıyla, korunması, malların korunmasından daha da iyi olmak durumundadır. Doğrudan insan kişiliğini ilgilendirdiği için, eşyanın korunmasından, malın korunmasından daha büyük bir önem arz eder. Şimdi, bunu şöyle bir örnekle açıklayalım değerli arkadaşlarım: Diyelim ki, bir sanatçının bastırılmış, yasal olarak bandrolü alınmış, çıkmış kasetinden bir kamyon çalmak mı daha ağır bir suçtur, onun bestelerini çalıp kendi adınıza ya da bir başkası adına kullanmak mı daha ağır bir suçtur? Birincisinde, belki bir mala karşı cürüm söz konusudur, bir malı, bir ticarî emtiayı çalıyorsunuz; ama, ikincisinde, onun beynini, kişiliğini çalıyorsunuz. Böyle bir özelliği vardır.

Bu açıdan, Türk Ceza Kanununda biz fikrî hakları düzenlemek istedik altkomisyonda, böyle de bir çalışmamız vardı, burada yer almasını arzu ediyorduk. Hırsızlıkla birlikte fikrî haklar hırsızlığının Ceza Kanunumuza girmesi ve Ceza Kanunumuzda yer almasının daha doğru olduğunu düşünmekteydik; ancak, tasarı, Adalet Komisyonu tali komisyon olmasına rağmen orada huzura gelmedi, onu orada tartışabiliriz diye düşünmüştük.

Ne yazık ki, ülkemizde, ceza hükümlü çok sayıda özel kanun var. Ceza hükümlü özel kanunlarda vazedilen ceza maddeleri, genellikle şeklî suçları içerir; ancak, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunundaki ceza hükümleri şeklî suç değildir, kriminal anlamda suçtur. Bir sanatçının emeğini, beyninin ürününü çalmak, şeklî bir suç değildir, kriminal bir suçtur. Bunun için, kriminal suçların toplandığı Ceza Kanununda da bunun yer almasının daha doğru olduğunu düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bir ceza hükmünün Ceza Kanununda yer alması ile ceza hükümlü başka bir kanunda yer almasının arasında ne gibi farklar vardır; bunlara değinmek istiyorum. Şunu diyebilir arkadaşlarım: Ne fark eder, ha Ceza Kanununda olmuş ha bu kanunda olmuş! Şu fark ediyor değerli arkadaşlarım: Bir kere, kriminal suçlar Ceza Kanununda toplanılmış olduğu için, Ceza Kanunu, uygulayıcıların birinci başvuru kaynağı oluyor, hemen elinin altında oluyor, ilk başta başvuracağı kaynak oluyor. Bu nedenle, gözden kaçırılması, takip edilmemesi söz konu olamıyor.

İkincisi, ceza doktrini bu konuda gelişiyor; fakültelerde gelişiyor, üzerinde doktora tezleri yapılıyor, üzerinde makaleler yazılıyor, çalışmalar olabiliyor Ceza Kanununda olduğunda, derslere konu olabiliyor.

Üçüncüsü, Ceza Kanunu içerisinde bir bütünlük teşkil ediyor, kriminal bir suç olmakla bir bütünlük teşkil ediyor.

Şimdi, burada çok iyi niyetle, kötü niyetle de değil, her iki partimizin de Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu üyelerinin katkılarıyla hazırlanan kanun maddelerinde, yanlış sayabileceğimiz, ceza tekniği anlamında, yanlış demeyeyim de, hatalı sayabileceğimiz hükümler var, aşırı tekrarlar var. Şimdi artık terk edilmiş bir metot izlenmiş, kazuistik metotla ceza hükümleri yapılmış. Kazuistik metot artık terk edilmiş bir metottur. Daha soyut, iki maddeyle, üç maddeyle "fikrî haklar hırsızlığı" başlığı altında, daha basit hale getirilebilir, daha uygulanabilir hale getirilebilirdi. Doğrusu, bundan vazgeçmiş de değiliz. Ceza altkomisyonunda, eğer uygun görürseniz, Adalet ve Kalkınma Partisinin değerli üyeleri, kendi arkadaşlarını ve bizleri de yetkilendirirse, kanun bu haliyle çıksın, biz onu Ceza Kanununda "fikrî haklar hırsızlığı" adı altında, Ceza Kanununun bütününe de uygun halde yerleştirelim diye düşünüyorum. Örnek vermek gerekirse, ağır para cezaları öngörülmüş. Oysa, bizim çalışma yaptığımız Türk Ceza Kanunu altkomisyonunda, artık, biz, para cezalarını, ağır para cezaları, hafif para cezaları diye ayırmıyoruz. Gün para cezası olarak, o sisteme geçtiğimiz için, sistemin bütünü içerisinde uyumsuzluk yaratabilecek hükümler var. Bu yasa bu haliyle çıktıktan sonra, Türk Ceza Yasasında da bu hükümler ilga edilebilir pekâlâ; yerine, kriminal anlamda suç saydığımız fikrî haklar hırsızlığını ikame edebiliriz.

Bunun ne gibi yararları olacak; değerli arkadaşlarım, bakınız, size örnek vereyim. 5846 sayılı Yasada daha önce de fikrî haklarla ilgili ağır cezalar vardı. Örneğin, 5846 sayılı Yasanın 71 inci maddesinde iktibas ve intihal düzenlenmişti. İktibas ve intihalin cezası dört yıldan altı yıla kadar hapis, 50 milyardan 150 milyara kadar ağır para cezası idi, bu yasa çıkmadan evvel. Şimdi, bu, iki ilâ dört yıla indiriliyor; indirilmesi de makuldür; ama, bu, bir türlü, uygulama alanı bulmadı.

İktibas ve intihal sahiplerini mahkûm etmek, haklarında dava açmak yerine, devletin çok yüksek noktalarına getirdik bizler; getirildi daha doğrusu. Demin, Sayın Berhan Şimşek de bahsetti. Bugün, devletin en yüksek memuru, hakkında iktibas iddiaları olan bir şahıstır, intihal iddiaları olan bir şahıstır. İntihal, değerli arkadaşlarım, kriminal anlamda bir suç mudur, evet bir suçtur. İntihal, hem hırsızlıktır hem dolandırıcılıktır. Bir başkasının fikrini çalıyorsunuz; bu yetmezmiş gibi, o fikrin kendinizin olduğunu iddia edip bir de dolandırıcılık yapıyorsunuz. Böyle kriminal suçlar Ceza Kanununda yer almadığı için, ne yazık ki, diğer kanunların arasında kayboldu gitti, uygulamayı bulamadı.

Değerli arkadaşlarım, 18 inci maddeyle düzenlenen 72 nci maddede yayıncı ve yapımcının istismarı vardı. O da dört ilâ altı yılı öngörüyordu; o da uygulanmadı. Korsan yayıncılıkla ilgili, korsan ticaret suçuyla ilgili hükümler vardı. Bunların da hepsi iki-dört yıl, dört-altı yıl gibi hükümleri içeriyordu; ancak, ne yazık ki, hiçbiri uygulama alanı bulmadı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Eraslan.

ORHAN ERASLAN (Devamla)Değerli arkadaşlarım, şeklî suç sayılmayan, yani, idare tarafından konulmuş suç sayılmayan, kriminal anlamda suç sayılan ceza hükümlerinin bir yerde toplanması, ceza hukukçularının ortak arzusudur. Bunun daha uygulanabilir olduğu ve genel ceza dengesi içerisinde daha doğru yere oturtulabildiği, şimdiye kadar yaşanan örneklerle bellidir. Kaldı ki, modern ülkelerin ceza kanunlarında da fikrî haklar hırsızlığı düzenlenmiştir, kriminal bir suç olarak düzenlenmiştir.

Şimdi, bu, bir arzuydu, bir istekti, bir ihtiyaçtı; ihtiyacı karşılamaya dönük de bir çalışma; bu çalışmanın sonucu olarak bu tasarı huzura gelmiş bulunuyor. Tasarı, bu şekliyle çıksın, yasalaşsın; ama, bize, ceza altkomisyonuna izin verin; biz, bunu, Türk Ceza Yasasına da uygun bir şekilde, Ceza Kanununun iç dinamiğine uygun olarak, oradaki deyime, oradaki mantığa uygun olarak yerleştirelim, daha yararlı bir hale getirelim, daha işler bir hale getirelim.

Değerli arkadaşlarım, bu 21 inci maddede usul hükümleri düzenlemesi var. Takibi şikâyete bağlı suç. Yine bir sonuç elde etmek mümkün olamayacak bunda; yani, bir sanatçı video kasetlerinin nerede taklidinin satıldığını ya da VCD'lerinin taklitlerinin nerede olduğunu takip edip oranın savcısına dilekçe verme durumunda değil. Böyle bir zorluğu da var; ama, kriminal anlamda, Ceza Kanununun içerisine uygun bir biçimde yerleştirirsek, hırsızlık babı içerisinde "fikrî haklar hırsızlığı" diye, bu işe, hem işlerlik kazandırırız hem de fikrî haklar bilincinin toplumda yerleşmesine, fikrî hakların korunmasına önemli bir katkı yapmış oluruz.

Değerli arkadaşlarım, son olarak bir şey söylemek istiyorum. Yasalarımızda -bu benim hicranımdır; Adalet Komisyonunda da her yaptığım konuşmada söylerim- kendi dilimize karşı sadık davranmıyoruz. Bir İngiliz, bir Fransız, bir İtalyan bu şekilde yasa çıkmasına müsaade edemez; kendi dilinin yazım kurallarına dikkat eder. Son zamanlarda, yaygın şekilde moda olduğu üzere, Türkçe yazım kurallarında bulunmayan ve asla da dil tekniği sayılmayan, hukuk dili de sayılmayan, ilk defa hukukumuza Bankalar Kanununun kötü tercümesiyle giren "ve/veya" bağlacı, iki bağlaç kesme işaretiyle bir arada kullanılmaya başlanmıştır. Türkçede böyle bir yazım kuralı yoktur; yani, bir şeyi sayarken ya "ve" ya da "veya" bağlacını kullanma ihtiyacınız vardır. "Veya" bir seçeneği sunar "ve" bir devamlılığı sunar, bir arada olmayı sunar. İkisi bir arada olursa, mantık olarak da bütünlüğü yoktur, dil açısından da önemli bir yanlıştır. Bu kendi dilimize karşı, en az İngiliz kadar, en az Fransız kadar, en az bir Alman kadar özen göstermek durumundayız ve duyarlı davranmak durumundayız. Ne yazık ki, kanun tasarılarıyla gelen metinlerde bu dil yanlışlıkları sıkça ve çokça işlenir hale geldi ve buna da özen gösterilmeden, sanki bir hukuk tekniğiymiş gibi ya da hukuk dilinin bir gereğiymiş gibi, lenguistik bir gereklilikmiş gibi görünüp, bu işin üzerinde durulmadan geçiliyor. Bu "ve/veya"lardan da bu kanun tasarısında bolca var; bir bu.

Değerli arkadaşlarım, ikincisi, kanun yapma tekniği açısından da kötü bir noktaya gidiyoruz. Artık, kanunlarımız, maddeleri sayfalar tutacak şekilde hazırlanıyor. Kanun, orta zekada insanın ilk bakışta anlayabileceği kadar basit, yalın, açık, anlaşılır, kolay bir biçimde yazılmalıdır; yani, gerekirse madde sayısı artırılmalıdır. Destan gibi bir madde yazıyorsunuz, bir cümle yazıyorsunuz; ne başlangıcı belli ne sonu belli; "ve/veya" , "ve/veya" ulama şeklinde. Böyle bir kanun olmaz arkadaşlar. Bunun uygulanabilirliği çok tartışılıyor. İyi niyetle emek veriyoruz, mesai veriyoruz; ama, şu dilimizi de layıkıyla doğru kullansak ve uygulanabilir hale getirsek, doğru olur diyorum.

Bu kanunu bu espri içerisinde destekliyoruz; ama, yeniden ve kısa zamanda gözden geçirme ihtiyacı vardır.

Hepinize saygılar sunarım. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

21 konuşma daha · 3 Mart 2004

21 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook