Ceza mahkemeleri usulü kanunda değişiklik yapılması (s.s.582)
Niğde Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 102. Birleşim · 2. yasama yılı · 16 Haziran 2004 · 1.384 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Orhan Eraslan (CHP), 16 Haziran 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA MAHKEMELERİ USULÜ KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI (S.S.582)); konuşma 1.384 kelime.
Orhan Eraslan (CHP, Niğde). “Ceza mahkemeleri usulü kanunda değişiklik yapılması (s.s.582)”. TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim tutanağı, 16 Haziran 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/orhan-eraslan-22-2004-06-16-ceza-mahkemeleri-usulu-kanunda-degisiklik-yapilmasi-s-s-582 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ORHAN ERASLAN (Niğde)Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri; 582 sıra sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda Değişiklik Yapılması ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kaldırılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlarım.
Konuşmama başlamadan önce, Meclisimizde görev yapmış, bu sıralarda oturmuş, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı, eski milletvekili, merhum Ahmet Piriştina'ya ve Yenimahalle eski Belediye Başkanı, yine, bu sıralarda oturmuş, eski milletvekili, merhum Abdurrahman Oğultürk'e Tanrı'dan rahmet, sevenlerine, ailesine ve yakınlarına başsağlığı diliyorum.
Değerli arkadaşlarım, esas itibariyle, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda Değişiklik Yapılması ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kaldırılmasına Dair Kanun Tasarısını kabul noktasındayız; ancak, gördüğümüz birtakım eksiklikleri de ifade etmeyi zorunlu görev olarak sayıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bilindiği gibi, devlet güvenlik mahkemelerinin ilk kurulduğu 16.6.1983 tarihinden bu yana "bu mahkemelerin yargılama usulleri ve kuruluş biçimleri, doğal yargıç ilkesini yaralar niteliktedir, zedeler niteliktedir" dedik, böyle gördük ve hep eleştiregeldik. Bu konuyla ilgili çeşitli defa söylenen sözler, eleştiriler, bugüne kadar, ne yazık ki, yanıt bulamamıştı; şimdi ise, Avrupa Birliğine, Birliğin normlarına uyma adına bu tasarı hazırlanmış bulunmaktadır. Bir yanlıştan dönülmesi, geç de olsa, başka saikler altında da olsa, iyi bir şeydir diye düşünüyoruz.
(x) Açıkoylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağın sonuna eklidir.
(xx) 582 S. Sayılı Basmayazı tutanağın sonuna eklidir.
Devlet güvenlik mahkemelerine, doğal yargıç ilkesini ve yargı önünde eşitlik ilkesini zedelemesi çerçevesinde karşı bulunmamız, bu mahkemede çalışan, zor koşullarda görev yapan ve hayatî tehlikeleri göze alarak ülkesi için mücadele eden savcı, hâkim ve her türlü adlî personeli takdir etmediğimiz, onlara sevgi, saygı duymadığımız anlamına gelmemektedir, gelmemelidir de. İnanılmaz özverili çalışmalarla önemli hizmetler gerçekleştirmişlerdir ve yargı tarihine geçmişlerdir. Mahkemeye karşı olmak, burada çalışan insanlara karşı olmak anlamına gelmemelidir.
Değerli arkadaşlarım, bilindiği gibi, Avrupa Birliğine uyum çerçevesinde yapılan anayasa değişikliğiyle Anayasanın 143 üncü maddesinin kaldırılması sonucu devlet güvenlik mahkemeleri anayasal desteğini kaybetmiş oldu. Yeni durumda, hukukçular arasında iki görüş belirdi. Birincisi, mahkemelerin kanunla kurulduğu ve her mahkemenin Anayasada yer almaması gerektiği, esas itibariyle, Devlet Güvenlik Mahkemesi Kanununun da yürürlükte olduğu; dolayısıyla, devlet güvenlik mahkemelerinin yargılamaya ve görevlerine devam edebileceği doğrultusunda bir görüştü. Anayasadaki hükmün, sadece, mahkemeye ekstra koruma sağladığı söylenmekteydi. Bu, hukukçular arasındaki bir görüş. Diğer bir görüş ise, istisna olmakla beraber, bu mahkemeler Anayasa hükmüyle kurulmuştur; DGM'lerin Anayasadaki normla kurulmuş olması bir istisnadır belki; ama, Anayasadaki temel ortadan kalkınca, DGM'lerin yargı erki de ortadan kalkmış olmaktadır şeklindedir.
Hangi görüşe katılırsak katılalım, ortada bir fiilî durum vardır, bir, de facto vardır. DGM'ler, uygulamada, ne görevsizlik kararı verebildiler ne de yargılamaya devam edebildiler; hukukumuzda olmayan, bekleme kararı vermeye başladılar. Bu itibarla, geçiş yasasının en kısa sürede Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçirilme zorunluluğu doğmuştur. Bu duyarlılık altında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu da, getirilen bu tasarıya komisyonlarda olumlu oy vermiştir, destek sağlamıştır; ama, olumlu oy vermiş olmamız, tasarının eksikliklerini eleştirmeyeceğimiz anlamına gelmez. İleride belki düzeltilir umuduyla, aceleye getirilen ve önemli eksiklikler olan tasarıda gördüğümüz birtakım noktaları işaret etmek durumundayız.
Esasen, kuruluşuna karşı olduğumuz DGM'lerin kaldırılmasının gerektiğine inanıyoruz; ama, sakatlıkları bir bir sayacak olursak -bunu komisyonda da belirttik; ama, ne yazık ki, çağrımız yanıt bulmadı- şunlardır: Bizim kanaatimizce, hazırlanan tasarıyla, hükümet, devlet güvenlik mahkemelerini kaldırmak istememektedir. Yani, görüntü, devlet güvenlik mahkemelerinin kaldırılması gibi; ama, aslında, Avrupa Birliği müktesebatına uymak için, ismini değiştirerek, sanki, özel ağır ceza mahkemeleri gibi sürdürülme isteği göze çarpmaktadır. Tasarıdaki hükümlerin önemli bir kısmı, birazdan yürürlükten kaldıracağımız 2845 sayılı DGM Yasasından aktarılmıştır ve bu yasadaki sınırlamalar aynen korunmuştur. Bu yaklaşım, ülkemizdeki yargı sistemini, usul sistemini bozacak niteliktedir; çünkü, bu mahkemeler, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun içerisine yerleştirilmiştir. Bu durumda, aynı görevi üstlenen mahkemeler arasındaki yetki farkı nedeniyle Anayasanın eşitlik ilkesi de zedelenmiştir. Oysa, mevcutta yer alan ağır ceza mahkemeleri ile bu yasa tasarısıyla getirilen özel ağır ceza mahkemeleri arasında, görülen görev yönünden bir fark yoktur. Bu nedenle de, kurallarda farklılık olmaması gerekirken, kanun tasarısında, kurallar arasında önemli farklılıklar korunmuştur.
Değerli arkadaşlarım, kuşkusuz, ülkemizde, uzmanlığı gerektiren mahkemelere ihtiyaç vardır, ihtisas mahkemelerine ihtiyaç vardır. Uzmanlık mahkemeleri, ihtisas mahkemeleri, sistemi zedelemez. Bu amaçla da, son olarak, 5020 sayılı Yasayla, banka suçları için bazı yerlerde ağır ceza mahkemesine bir daire eklenmesi ya da ağır ceza mahkemesinin bir dairesinin bu suçlar için görevlendirilmesi yapılmıştır. Bu kanun tasarısında da aynı yola gidilebilirdi. Nitekim, sisteme aykırı olan 1 inci maddede "aynı yerde birden fazla ağır ceza mahkemesi kurulmasına" denilmektedir. Bir yerde ağır ceza mahkemesi bir tane olur, diğerleri, numara takip edenleri, o mahkemenin daireleri sayılır. Aslına, bakarsanız, usul hukuku yönünden, bir yerde bir sulh mahkemesi olur, bir de asliye mahkemesi olur. Ağır ceza da asliye mahkemesinin dairesidir. Bu usul hükmüne riayet edilmeyerek, sanki, yeni bir mahkeme kuruluyormuş gibi hava verilmiş.
CAVİT TORUN (Diyarbakır)Yeni mahkeme...
ORHAN ERASLAN (Devamla)Yeni mahkeme değil, yeni dairedir.
CAVİT TORUN (Diyarbakır)Yeni mahkeme kuruluyor.
ORHAN ERASLAN (Devamla)Efendim, siz usulü bilmiyorsunuz. Yeni mahkeme kuruluyor savına gittiğiniz zaman, yarın, yargılamanın ilerleyen noktalarında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde, "doğal yargıç ilkesi" zedelenmiştir diye Türkiye'nin mahkûm olma ihtimaliyle karşı karşıya kalırsınız. Bu konudaki uyarılarımızda ısrarcıyız. Bu, çok zor bir şey değildir. Bir yerde bir sulh mahkemesi, bir asliye mahkemesi olur. Ağır ceza mahkemelerinin sayısı kaç olursa olsun, isterse 30 tane olsun, asliye mahkemesinin daireleri niteliğindedir. Bu, evrensel ceza usul doktrininde böyledir.
Bu çabamız anlaşılmamış o zaman, anlatamadık arkadaşlara. Bu konuda yapılacak çok basit değişiklikler vardı. Yani "aynı yerde birden fazla ağır ceza mahkemesi kurulması" ibaresinin yerine "ağır ceza mahkemesinin birden fazla daireye ayrılmasına" denilebilirdi ve "mahkemelerin numaralanması" yerine "dairelerin numaralanması" denilebilirdi. Böyle bir düzenleme de tabiî hâkim ilkesini zedelememiş olurdu; ama, bunu arkadaşlarımıza anlatamadık. Ne yazık ki, bu haliyle, terminolojik hatalarla dolu olarak tasarı önümüze geliyor.
Ülkenin bütününde uygulanacak yargılama kurallarının farklılık göstermemesi gerekir. Özellikle savunma hakkı, sanık güvenceleri bakımından hassasiyet göstermek gerekir. Her ne kadar, uyarılarımızla, tasarıda birkısım düzeltmeler olmuşsa da, halen, DGM'lerdeki savunma hakkını kısıtlayan hükümler yer almaktadır.
Öte yandan, gözaltı sürelerinin uzatılması, kısa süre önce terk edilen uzun gözaltı sürelerini yeniden canlandıracak niteliktedir ve uygun çözümler olarak gözükmemektedir.
Yani, bir ihtisas mahkemesi yargılama yapacak diye, çok temel bir kanun olan Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun içerisine olağandışı yargılama metotlarının, usullerinin ithal edilmemesi doğru olurdu diye düşünüyoruz.
Değerli arkadaşlarım, peki, ne yapılmalıydı diye soracak olursanız; bu konuda da önerimiz vardır. Biz, olumsuz eleştiriler yapmadık; öneride de bulunduk. Bunun iki çözüm yolu olabilirdi. Birincisi, bu mahkemelerin yargıçları, savcıları ve diğer personeli, ihtiyaca göre, ağır ceza mahkemelerinin daireleri olarak belirlenecek mahkemelerde görevlendirilebilir ve görevlerini burada sürdürebilirlerdi. Bu çözüm sisteme tam uygunluk sağlardı, görev yönünden de farklılık söz konusu olmazdı, usulde bir değişikliği de gerekli kılmazdı. İkincisi, DGM'lerin yerine, ihtisas dikkate alınarak, yine ihtiyaç duyulan yerlerde ağır ceza mahkemelerinin yeni daireleri oluşturulurdu, bu mahkemeler görevlerini sürdürürlerdi; ancak, bu mahkemelerle diğer mahkemeler arasında yetki, savunma hakkı, sanık güvenceleri açısından farklılık yaratılmazdı. Bu şekilde davranılmayarak sistem bozulmuş, eşitlik ilkesine -bana göre- aykırı davranılmıştır.
Ancak, tasarıya, işin muacceliyetine binaen ve baştan da açıkladığım gibi, DGM'lerin kaldırılmasını samimî arzu etmemiz dolayısıyla, destek sağlayacağız; ama, bu eksikliklerini de görmenizi, mümkünse, burada düzeltilebilirse, düzeltilmesi yoluna gitmenizi diliyoruz.
Ayrıca, değerli arkadaşlarım, tasarıda, 2845 sayılı Yasadan aktarılan ve yeni kurulacak ağır ceza mahkemelerinde görev yapacak yargıç ve savcılar ile diğer mahkemelerde görev yapan yargıç ve savcılar arasında farklı güvenceler getirilmiştir. Bu durum da, Anayasanın eşitlik ilkesine aykırıdır. Unutulmamalıdır ki, yeni kurulan mahkemeler de, var olan mahkemeler de Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunundan kaynağını almaktadır; aradaki farkı açıklamak, hukuken mümkün değildir.
Değerli arkadaşlarım, yine, tasarının tümünde, savunma ve savunma mesleği yersiz ve gereksiz sayıldığı için, böyle bir anlayış egemen olduğu için, gerek sanık müdafileri gerekse müdahil vekilleri yargı görevi yapanlar arasında sayılmamış ve mahkemelerde duruşmanın düzen ve disiplinini bozmayı, mahkeme başkanı veya üyelerden birine, cumhuriyet savcısına, tutanak kâtibine ve görevliye karşı uygun olmayan söz ve davranışlar olarak düzenlemişlerdir; yani, müdahil vekiline ya da sanık müdafiine her çeşit sözü söylerseniz, mahkemedeki düzen ve davranışı bozmamış olacaksınız. Bu konuda da bir yanlışlık olduğunu düşünüyorum. Oysa, mahkemelerde, sanık müdafiine, müdahil vekiline, tanığa, bilirkişiye de bu şekilde davranılma olasılığı vardır; dolayısıyla, bunların da hukukî koruma altına alınması gerekirdi.
Yukarıda ayrıntılı olarak belirttiğimiz konularda eleştirilerimiz vardır. Bunların ne kadarını düzeltebiliriz ne kadarını düzeltemeyiz, İktidar Partisinin sayın yetkilileri ne kadarına yanaşır, onu bilemiyorum; ama, bunları, bu eksikliklerin var olduğunu tutanaklara geçirmek amacıyla söylemiş bulunuyoruz.
Devlet güvenlik mahkemelerinin kaldırılması ve Ceza Muhakemeleri Usulü Yasasında değişiklik yapılması doğrultusundaki yasa tasarısına olumlu oy kullanacağız. Umarım, yeni hazırlanmakta olan Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası taslağında bu eksiklikleri giderecek doğrultuda bir düzenleme yaparız; onun için de sözlerimin tutanaklara geçmesinin bir önemi vardır.
Bu duygularla, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
39 konuşma daha · 16 Haziran 2004