Türk ceza kanunu tasarısı (ss.664) ve (664'e 1inci ek)
Niğde Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 120. Birleşim · 2. yasama yılı · 15 Eylül 2004 · 601 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Orhan Eraslan (CHP), 15 Eylül 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK CEZA KANUNU TASARISI (SS.664) VE (664'E 1İNCİ EK)); konuşma 601 kelime.
Orhan Eraslan (CHP, Niğde). “Türk ceza kanunu tasarısı (ss.664) ve (664'e 1inci ek)”. TBMM Genel Kurulu, 120. Birleşim tutanağı, 15 Eylül 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/orhan-eraslan-22-2004-09-15-turk-ceza-kanunu-tasarisi-ss-664-ve-664-e-1inci-ek (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ORHAN ERASLAN (Niğde)Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri; 95 inci madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimizi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Önemli bir konuyu tartışıyoruz, ortaçağdan bu yana tartışılan bir konu; işkence. Tabiî, burada, çok duygusal açıklamalar yapabilmek mümkün; fakat, bir de bunun hukukî yönünü değerlendirmemiz gerekir, hukukî yönünü açıklamamız gerekir.
Değerli arkadaşlarım, işkence, ne acıdır ki, bizim ülkemizde, insanlarımızdan çok uzak olabilmiş bir yasadışı, insanlıkdışı sorgu yöntemi değildir. İşkenceyi bir şeyle karıştırmamak lazım; işkence, basit bir kaba muamele, basit bir fena muamele değildir, işkence, sistematik bir şeydir. Gerçek, sanki, sizin adalelerinizin, sinirlerinizin, kemiklerinizin içindeymiş de oradan çıkarılmak isteniliyormuş gibi, sistematik bir biçimde, sözümona, orada aranmaktadır.
Şimdi, işkenceyle ilgili hayat tecrübelerimizi anlatsak -anlatmakla bitmez ama- hayat tecrübesi daha çok olanlara karşı saygısızlık olur; ama, bir şeyi söylemek istiyorum. Bir insanın kendi kendisinin suçlayıcısı olmasını istemek iddiası, çok korkunç ve gülünç bir iddiadır. Gerçek sanki onun adaleleri ve sinirleri içine gizlenmiş gibi, onu işkenceyle çıkarmaya çalışmak, vahşet ve budalalıktır.
İşkenceci, bir kişiyi, hâkimin hükmünden önce, peşin olarak mücrim ilan etmektedir, suçlu ilan etmektedir. Daha ortada bir hüküm yok, suçlu olup olmadığı belli değil; ama, işkenceci mantığında, o suçludur.
İşkence sonucu elde edilen mahkûmiyet, hâkimin mücrimiyeti ya da masumiyeti henüz anlaşılmamış bir kimse hakkında hüküm verebilmesi, ancak, kuvvete dayanan zorbalık sayesinde mümkündür.
Değerli arkadaşlarım, suç, ya vardır ya yoktur. Siz, peşin bir kabulle, işkenceyle bunu karşılarsanız, ihtimal ki, masum bir kişiyi işkence altına alırsanız, o zaman, bu masum kişi, daha ağır bir cezadan kurtulmak için hafif bir cezaya rıza göstermek zorunda kalır ve onu daha ağır bir cezadan kurtarmak için hafif bir cezaya -masum olduğu halde- çarptırmış olursunuz. İkinci olarak, ihtimal ki, işkenceye aldığınız kişi mücrim olabilir. Onun da, daha ağır bir ceza alacağı yerde, daha hafif bir cezayla kurtulmasına yol açmış olursunuz. Bu, hukuken bir çelişki değil midir?! Mücrime de, işkenceye dayanarak cezadan kurtulma imkânını tanımış olursunuz.
Değerli arkadaşlarım, işkenceciler, işkence sebeplerini "işte ne yapalım, cürmü meydana çıkaracağız" şeklinde açıklarlar. Bu bir zavallılıktır, bu bir teslimiyettir. Cürüm bu şekilde ortaya çıkarılamaz. Bunun hukukî çelişkilerini göstermeye çalışacağım. Cürmü meydana çıkarmaya çalışan ve suçluda ya da itham edilende gerçeği arayan kişi işkence uyguluyorsa, eğer itham edilenin iradesi, fizikî kudreti zayıf ise, o zaman, masum da olsa teslim olabiliyor, eğer iradesi, fizikî kudreti güçlü ise, mücrim de olsa, suçlu da olsa, itiraf etmeyebiliyor. Demek ki, bu bir yöntem değil. Çoğu zaman da, itiraf, işkencenin doğurduğu bir bezginlik ve ümitsizliğin eseri olabiliyor.
Değerli arkadaşlarım, hatta, ilerlemiş ülkelerdeki hukuk doktrininde, işkence gören insanların ifadelerinin tümünü, sadece oradakini değil, diğer kabule dönük ifadelerini de yok sayıyorlar; bu bir ümitsizliğin eseri, bu geçici bir iradesizliğin eseridir diye yok kabul ediyorlar. İşkence bu kadar önemli bir şey.
Değerli arkadaşlarım, işkenceyi basit bir olay olarak düşünmeyin. İşkenceci, işkence altındaki insanı o hale getirir ki, ölümü özletir. İşkencede kabul ettiremeyeceği suç -sistemine göre- çok az kişide vardır ve bu şekilde, hayatlarının sona ermesiyle neticelenmiştir. Onun için, biz, ülkemizden bu bela, bu ilkellik, bu vahşet yok olsun diye ağır bir hüküm koyduk. Avrupa Birliği, şimdiye kadar Türkiye'yi işkenceden sabıkalı görüyordu, doğrusu, boş yere de görüyor değildi; yani, bunun haklı nedenleri de vardı. İlk defa, işkence hükümlerinin, Avrupa Birliği tarafından da ağır olduğu doğrultusunda bir eleştiri geldi. Burada, sırf tepkisel nedenlerle yapmadık bunu. Tepkimiz de var elbette ve tepkimizin de haklı nedenleri var; ama, böyle bir şeyin, yasak sorgu yöntemlerinin hukukumuzdan, kültürümüzden, tamamen ceza mevzuatımızdan çıkması için çaba sarf ettik. Umuyorum, uygulamada başarılı olur; umuyorum, beklenen sonuçlar elde edilir, yararlı olur; umuyorum, uygulamada faydalı olur.
Bu dileklerle, burada, huzurunuzda, sizler ve şahsım adına, tüm işkence mağdurlarını ve ulusumuzu saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
24 konuşma daha · 15 Eylül 2004