2005 mali yılı bütçe kanun tas.(2 nci tur görüşmelerinde) başbakanlık,dış ticaret müsteşarlığı
Uşak Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 36. Birleşim · 3. yasama yılı · 21 Aralık 2004 · 902 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Osman Coşkunoğlu (CHP), 21 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇE KANUN TAS.(2 NCİ TUR GÖRÜŞMELERİNDE) BAŞBAKANLIK,DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI); konuşma 902 kelime.
Osman Coşkunoğlu (CHP, Uşak). “2005 mali yılı bütçe kanun tas.(2 nci tur görüşmelerinde) başbakanlık,dış ticaret müsteşarlığı”. TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim tutanağı, 21 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-coskunoglu-22-2004-12-21-2005-mali-yili-butce-kanun-tas-2-nci-tur-gorusmelerinde-basbakanlik (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Dış Ticaret Müsteşarlığının 2005 yılı bütçesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım.
Dışticaretimizin performansı üzerine çok söz söylendi. Bu konuda kısaca bir açıklama da ben yapmak istiyorum.
2004 yılında ihracatın 62 milyar dolara çıkacağı, yani, geçen seneye göre yüzde 31 artacağı bekleniyor. Bunun yanında, sene sonu itibariyle de, tahminler, ithalatın da 95,5 milyar dolara çıkacağı, geçen seneye göre yüzde 40 artacağı öngörülüyor.
Değerli arkadaşlarım, ihracatımızın nasıl arttığını iyi anlamalıyız ki, var olan politikaları iyi değerlendirelim ve olması gereken politikalar üzerine daha bilinçli bir tartışma yürütebilelim.
Bu, ihracat artışı nereden kaynaklandı? Üstelik üstelik Türk Lirasının değerlendiği iddiası altında bu ihracat artışı bu kadar yüksek bir performans nereden kaynaklandı? Bunun iki önemli kaynağını çok iyi bilmemiz lazım; bir tanesi, reel ücretler düşüyor; fakat, verimlilik artıyor. Bir yandan reel ücretlerin düşmesi, bir yandan verimliliğin artması birim işgücü maliyeti dediğimiz maliyeti düşürmüştür. İşgücünün Türkiye'de pahalı olduğu iddia edilir; fakat -işverene göre birtakım vergiler nedeniyle pahalı olabilir- birim işgücü maliyeti Türkiye'de düşmektedir. Dolayısıyla, işçimizi daha mahrum kılarak, yurt içindeki geliri daha azaltarak ihracatı artırmak gibi bir politikayı benimsemek mümkün değildir. Bunu, belki Afrika ülkeleri kendine benimseyebilir; ama, Türkiye için bu iyi bir amaç, doğru bir amaç değildir. Dolayısıyla, görüyoruz ki, hâlâ ucuz işgücüne dayalı rekabet anlayışı sürmektedir. Bunu iyi anlamalıyız ve bunu değiştirmek zorunda olduğumuzu da kabul etmeliyiz.
Ayrıca, kurlar nedeniyle ithalat ucuzlayınca, yani aramalı ve sermaye malı ithal etmek daha ucuzlayınca, ithalata dayalı ihracat elbette bir patlama gösteriyor. Burada bir fasit daireye giriliyor: İthalat artıyor, ihracat artıyor; fakat, cari açık da bu gidişle tabiî ciddî boyutlarda artıyor. Bunu iyi değerlendirmemiz lazım. Ucuzlayan ithalatın pompaladığı ve birim işgücü maliyetindeki düşüşün pompaladığı bir ihracat artışı görüyoruz. Bu, çok da övünülecek bir performans değildir.
Esas olan, Türkiye'nin rekabet gücüdür. Türkiye'nin rekabet gücünü, Dünya Ekonomik Forumunun her yıl yayınladığı rekabet gücü sıralamasında izleyebiliyoruz. Rekabet gücünü, kabaca mikro ve makro düzeylerde ele alabiliriz. Mikro düzeyinde Türkiye'nin rekabet gücü, 2002 yılında 54 üncü sıradayken, 2003 yılında 51 inci sıraya yükselmiştir; 3 basamak yükselmiştir. 2004 rakamları henüz yok. Bu, iyi bir şey gibi görülebilir; ama, şunu da hatırlatmak isterim. Mikro düzeydeki Türkiye'nin rekabet gücü, 2001 krizinden sonra düşmüştür. Ondan önce, 29, 31, 29 gibi sıralardaydı. Yani, şimdi, biz, 51 inci, 54 üncü sıradayız. Bu da, yine, mikro düzeydeki rekabet gücümüzün pek parlak olmadığını gösteriyor. Makro düzeydeki rekabet gücümüz olarak 65 inci sıradayız, 2003 yılında 65 inci sıradayız. Bu, bir hesaplamaya göre, 2002'ye göre, 61'den 65'e düşmüştür; başka bir hesaplamaya göre, 69'dan 65'e çıkmıştır; ama, her halükârda düşük bir performanstır; yani, mikro ve makro düzeyde ülkemizin rekabet gücünün arttığını görmüyoruz; esas olan da budur.
Şimdi, ne yapılıyor? Dış Ticaretten sorumlu Devlet Bakanı Sayın Tüzmen, Plan ve Bütçe Komisyonunda yaptığı konuşma ve medyaya verdiği açıklamalarda, bana, izninizle, iktidar içerisinde bir muhalefet sözcüsü gibi geliyor. Doğru saptamalar, Sayın Bakanın yaptığı saptamalar doğru; fakat, bu doğru saptamaları muhalefet yapmalı; iktidarın yapması, iktidarda üstelik bir bakanın yapması yadırgatıcı oluyor.
Sayın Bakan Plan ve Bütçe Komisyonunda yaptığı konuşmada aynen şunları söyledi: "Bölgesel ve sektörel bağımlılık, ihracatımızın büyük oranda katmadeğeri düşük olan ürünlerden oluşması, finansman sıkıntısı, girdi maliyetleri, ürünlerin dış pazarlarda rekabet gücünü olumsuz etkilemiştir." Doğru bir saptama; ama, politikalar, bu doğru saptama yönünde mi; bence değil; onu açıklamaya uğraşayım.
Bu saptamadan sonra, şimdi ne yapılıyor; yani, büyük oranda katmadeğeri düşük, bölgesel, sektörel bağımlılık var, finansman sıkıntısı, girdi maliyetleri... Zamanım elvermeyeceği için, sadece katmadeğerle ilgili kısma değineceğim. Katmadeğeri yükseltmek için ne yapılıyor? Dış Ticaret Müsteşarlığının, şu anda, 2004 yılı için iki önemli çalışmasından söz edilebilir: Birisi, Turquality Projesi, yani, Türk malının kalitesini dünyaya tanıtmak için bir proje ve Sayın Bakan, bu konuda, gayet aktif ve dinamik bir şekilde çalışıyor. 2004 yılında Dış Ticaret Müsteşarlığının gerçekleştirdiği ikinci önemli proje de, İhracat Stratejik Planının geliştirilmiş olması. Bu ikisinin de, şu andaki Türkiye'nin rekabet gücünü artırması için doğru politikalar ve projeler, doğru içerikleri olan politikalar ve projeler olmadığına inanıyorum. Bunu çok kısaca açıklamaya çalışayım.
Şimdi, Turquality, yani, Türk malının kaliteli olması ve marka yaratma konusunda bir çaba var. Bir kere, bir ülkenin ürünleri, o ülkenin adıyla değil, o ülkenin yarattığı kaliteli ürünlerle dünya piyasalarında imaj yaratır; yani, biz Türkler kaliteli ürün imal ediyoruz diye ortaya çıkmak -bunu basitleştirerek söylediğimin farkındayım- doğru bir strateji değildir, ürünlerin kalitesidir esas olan. Japonlar bu şekilde dünya piyasalarına önemli giriş yapmışlardır.
Öte yandan, marka yaratmak dendiği zaman, yeni marka yaratmak hevesi, iyi olabilir; ama, insanın aklına gelen, bütün dünyada zaten marka olmuş Türk ürünlerinin... Nedir bunlar; yoğurt, bütün dünyada Türk ürünü olarak bilinir. Nedir bunlar; Uşak halısı, bütün dünyada Türk ürünü ve Uşak ürünü olarak bilinir. Nedir bunlar; Eşme kilimi. Bunları biz koruyamadık. Bunları korumak için bir devlet politikası yok. Öte yandan, Havana purosunu, Küba gibi, Küba boyutunda bir ülke koruyabiliyor; ama, Türk tütününün dünya markası olmasını koruyamadık. Bunlar, dış baskılar altında teslim olmuş politikaların sonucudur.
Kısacası, yapılmakta olan Stratejik Plan ve Turquality Projelerini zayıf görüyorum. Ne yapmalı; bir kere, birinci ligde oynamaya hazır olmalıyız, buna hazırlanmalıyız. Ne demek bu; rekabet gücü stratejisi. Bir rekabet gücü stratejisinin belirlenmesi lazım. Ben, bunu, şimdi zamanım yok bahsetmeye; fakat, İhracat Sratejik Planında görmüyorum; çok mikro, işletme düzeyinde stratejik amaç olarak nitelenmiş, iyi niyetli beş tane amacı var; fakat, ülkenin rekabet gücünü artırıcı bir strateji görmüyorum; bir.
İkincisi, artık, dünyadaki piyasaların organizasyonuyla ilgili konularda da Türkiye daha aktif olmak zorundadır; yani, küreselleşme politikalarının ve bu politikayı, hâkim olan ülkelere bırakmak, seyirci olmak, reaktif olmak yerine, küreselleşmenin proaktif...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
44 konuşma daha · 21 Aralık 2004