İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 21. BİRLEŞİM · SALI

Türkiye istatistik kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.281)

Osman Özçelik

Siirt Milletvekili ·

Genel Kurul, 21. Birleşim · 3. yasama yılı · 25 Kasım 2008 · 1.635 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Osman Özçelik, 25 Kasım 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 21. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE İSTATİSTİK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.281)); konuşma 1.635 kelime.

Osman Özçelik (Siirt). “Türkiye istatistik kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.281)”. TBMM Genel Kurulu, 21. Birleşim tutanağı, 25 Kasım 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-ozcelik-23-2008-11-25-turkiye-istatistik-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-281 (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

DTP GRUBU ADINA OSMAN ÖZÇELİK (Siirt)Sayın Başkan, sayın Genel Kurul üyeleri; görüşülmekte olan 281 sayılı Türkiye İstatistik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde Demokratik Toplum Partisinin görüşlerini sunmak üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü nedeniyle kadın özgürlük mücadelesini destekliyor, cins ayrımcılığına karşı tepkimi ifade ediyorum.

Yürürlük ve yürütme maddeleri dışında dört maddeden oluşan görüşmekte olduğumuz yasa tasarısının 1’inci maddesi, Türkiye İstatistik Kanunu’nun Anayasa Mahkemesince iptal edilen 8’inci maddesinin başlığıyla birlikte yeniden düzenlenmesine ilişkindir. Resmî istatistikleri üretmek üzere TÜİK’in istatistiki birimlerden veri ve bilgileri toplama şeklini, cevap verme yükümlülüğünü ve sınırlarını düzenleyen bu maddenin sağlıklı ve hızlı istatistik üretilmesine katkı sağlayacağını düşünerek bunu olumlu karşılamaktayız.

Tasarının 2’nci maddesiyle dış ticaret istatistiklerinde gizlilik ilkesi özel koşullara bağlanmaktadır. Şeffaflık artırıcı bir hüküm olması nedeniyle yerinde bir düzenleme olduğunu da düşünüyoruz.

Tasarının 3’üncü maddesi, Yasa’nın Anayasa Mahkemesince iptal edilen 54’üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendini yeniden düzenlemektedir. Para cezasını yeniden düzenleyen bu maddeye ilişkin söyleyeceğimiz fazla bir şey yoktur.

Tasarının 4’üncü maddesi, Yasa’ya eklenen geçici bir madde olup tasarının 2’nci maddesinde belirtilen özel gizlilik koşullarının daha önceki tarihlerdeki veri ve bilgiler hakkında da uygulanacağı şeklindeki bir düzenlemedir. Bunun da doğru olduğunu düşünüyoruz, doğru bir hüküm getirilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gördüğünüz gibi iktidar partisinin kamu yararına ve kamusal hizmetlerin düzenli, şeffaf ve adil yürütülmesi konusunda getirdikleri yasa tasarılarına destek vermekteyiz. Amacımız, ne olursa olsun muhalefet etmek değil, demokratik muhalefet yoluyla iktidar partisini halk yararına hizmet üretmeye, toplumsal barış, refah toplumu ve eksiksiz bir demokrasinin yerleşmesi ve kurumlaşmasına katkı sağlamaktır.

Yasa tasarısını destekliyor, olumlu oy kullanacağımızı beyan ediyor, yasanın hayırlı olmasını diliyoruz.

Sayın milletvekilleri, bir yasadan beklenen toplumsal yarar, yasanın mükemmeliyetinden çok uygulayıcılar tarafından yasanın ruhuna uygun bir şekilde uygulanıp uygulanmadığıyla ölçülür. Burada birey ve kurumlar belirleyici bir role sahiptir. Çoğu zaman eksik, hatta kötü düzenlenmiş bir yasa iyi uygulayıcılar elinde, iyi düzenlenmiş, kötü uygulayıcıların elindeki yasalardan daha çok toplumsal yarar sağlayabilmektedir.

Türkiye İstatistik Kurumu Kanunu’nun 4’üncü maddesi konuya ilişkin ilkeleri belirlemiştir. Buna göre, “Resmî istatistiklerin kalitesinin geliştirilmesi için Program kapsamında üretilen istatistikler, güvenilirlik, tutarlılık, tarafsızlık, istatistikî gizlilik, güncellik ve şeffaflık ilkelerine göre hazırlanır ve uygulanır.” denmektedir. Peki, gerçekten Yasa’yı uygulayan kurum olarak Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve ilgili bakanlık bu ilkelere tam olarak uyuyor mu? Buna “Evet” yanıtı verecek kimse var mı acaba? Bugünkü adıyla TÜİK bu güveni veriyor mu? Yedi defa adı değiştirilen Kurum, bilimsel gerçekliğe uygun, güvenilir veri ve bilgi mi üretiyor yoksa siyasal iktidarların eğilimlerine ve arzularına göre mi davranıyor?

Yasa’nın 17’nci maddesi Kurumun bilimsel ve teknik özerkliğe sahip olduğunu, hiçbir şekilde talimat alamayacağını belirtir. Bu hükme gerçekten uyuluyor mu? Siyasi İktidar belki gerçekten herhangi bir talimat verme ihtiyacı duymuyor olabilir. Ama özellikle AK PARTİ İktidarının devlet kurumlarındaki kadrolaşma politikasıyla Kurum yetkililerinin İktidar politikalarına uygun manipülatif bilgi sunmayı doğal bir görev olarak kabul ettiklerini görüyoruz.

Kurumun temel işlerinden biri nüfus sayımı yapmaktı. Sonuncusu 2000 yılında olmak üzere bu ülkede 14 kez nüfus sayımı yapılmasına karşın hiçbir zaman gerçek nüfus ortaya çıkarılamadı. Her seferinde milyonlarca dolar harcanmasına, insanların bir gün boyunca evlerinde hapsedilmelerine rağmen sağlıklı sayımlar yapılamadı.

Son nüfus sayımında, kesin olmayan rakamlarla, nüfusun 73 milyon 875 bin olduğu açıklandı. Ancak Yüksek Seçim Kurulu seçmen kütüklerine kayıtlı seçmen sayısını 42 milyon 577 bin 284 olarak açıkladı. Bu kayıtlı seçmen sayısına göre nüfusun 63 milyon 539 bin olması gerektiği düşüncesiyle iki kurumdan birinin veya ikisinin de doğru sayılar vermediği düşüncesi sonucunda yeniden bir nüfus sayımına, kısmi nüfus sayımına gidildi tekrar.

Nitekim, 7.888 mahalle ve köyde seçmen sayısının nüfustan fazla olduğu, 17.831 mahalle ve köyde seçmen sayısının nüfusa oranının yüzde 97 olduğu… Yani kimi yerde seçmen sayısı abartılmış, kimi yerde de nüfus abartılmıştı.

TÜİK yeni bir masrafla, yine milyonlar harcayarak bu oranı, bu dengeyi bulma çabası içine girdi. Bu sayım yöntemiyle sağlıklı sonuçlar alınamayacağı görülerek Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’ne geçildi. Bu yöntemle, nüfusun -Aralık 2007 itibarıyla- 70 milyon 586 bin olduğu açıklanarak nüfus sayım işi Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğüne devredildi.

Bunca sayım ve istatistiki çalışmaya karşın hâlâ Türkiye'nin gerçek nüfusu nedir? Bu ülkede farklı etnik yapıdaki insan sayısı ve daha birçok sosyolojik, demografik, kültürel veri hakkında bilimsel gerçek verilere sahip değiliz.

TÜİK bütçesi her yıl artırılmakta, ama hâlâ, bilimsel gerçek istatistiki veri üretme konusunda saygın bir kuruma sahip olduğumuz güveni içinde değiliz. AK PARTİ, diğer kurumlarda olduğu gibi, TÜİK içinde de titiz bir kadrolaşma politikası sürdürmekte ve Kurum bütçesini üretimiyle orantısız bir şekilde artırmaktadır. 2001 yılında Kurum bütçesi 23 milyon 858 bin -yaklaşık 24 milyondu Kurumun bütçesi- bugün 2008 itibarıyla Kurumun bütçesi 163 milyona çıkarılmıştır. Yani neredeyse 8 defa büyütülmüştür Kurumun bütçesi. Bütçesi yoksul halktan alınan vergilerle oluşturulan TÜİK’in, her devlet kurumu gibi işlevini doğru bir şekilde yerine getirmesi, Kanun’da belirtilen ilkeler doğrultusunda çalışma yapması, vatandaşların haklı beklentisidir. Bu bütçe AK PARTİ’nin sanal enflasyon ve büyüme rakamlarına uygun, yanlı, masa başı bilgi üretmesi için mi verilmektedir?

TÜİK’in 2008 yılı ilk altı ayı için hesapladığı enflasyon oranı yüzde 6. Keşke öyle olsaydı. Ama ne yazık ki halkın yaşadığı gerçek enflasyon TÜİK’i doğrulamıyor. 2008’in ilk altı ayında temel gıda ve tüketim maddelerinde, ekmekte yüzde 26,19, bulgurda 48,25, toz şekerde 11,72, ayçiçeği yağında yüzde 48,14, elektrik, doğal gaz ve benzinde yüzde 60-yüzde 80 arasında enflasyon yaşanmış. TÜİK Hükûmetin rakamlarını doğrulamak için herhâlde çok ter döküyor olmalı. Elektrik Mühendisleri Odası TÜİK’in TÜFE hesaplama yönteminde değişikliğe gittiğini ve rakamlarla oynadığını belirterek dava açmış, mahkemeye gitmiştir.

Sayın milletvekilleri, geçtiğimiz günlerde kamuoyu gündeminde uzunca bir süre yer alan ve mizah dergilerine konu olacak kadar komik bir TÜİK açıklamasını hatırlatmak istiyorum. Bilindiği üzere, kamu çalışanlarının Hükûmetle yaptığı toplu sözleşme görüşmelerinde yoksulluk sınırı ile açlık sınırı rakamları çokça tartışıldı. Günlük 2.100 kalori üzerinden yapılan hane halkı bütçe araştırmasına göre 4 kişilik bir aile için açlık sınırını Kamu-Sen 1.012 YTL, Memur-Sen 820 YTL olduğunu ileri sürerken TÜİK 255 YTL olarak açıkladı. Bu rakam 4 kişilik bir ailenin günde üç öğün birer bardak çay ve birer simit yemesi hâlinde bile yetmeyecek bir rakamdır. TÜİK’in açıkladığı rakam açlık sınırı değil olsa olsa ölüm orucu sınırının rakamı olabilirdi. Yılda 163,5 milyon YTL verdiğimiz Kurum Hükûmete yaranmak için işte böylesi bilimsel üretim yapıyor! Aynı TÜİK fert başına düşen millî gelirin 5 bin TL civarında olduğunu, Hükûmet hızını alamayıp bu rakamın 9.300 dolar olduğunu gösteriyor. Oysa ASO TÜİK’in bu rakamlarının hormonlu olduğunu ifade ediyor, sanal olduğunu ifade ediyor.

Sayın milletvekilleri, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’nin uygulamaya konulmasıyla birlikte TÜİK ile YSK -Yüksek Seçim Kurulu- arasında çıkan farklılık bu kez TÜİK ile Sosyal Güvenlik Kurumu arasında çıkıyor. Çalışanlarla işsizler sayısı arasında -TÜİK’in rakamlarıyla Sosyal Güvenlik Kurumunun rakamları uyum göstermiyor- 1 milyon 72 bin kişilik bir fark görünüyor. Hangi kurumun verilerine inanacağız, hangisi doğru, hangisine itibar edeceğiz, hangisine güveneceğiz?

Sayın milletvekilleri, basit, kolay tespit edilebilir bir kültürel istatistik örneği vermek istiyorum: TÜİK 2007 yılı sinema seyircisi sayısını 20 milyon 695 bin 569 kişi olarak açıkladı. Sayıya bakıldığında ne kadar gerçekçi olduğu izlenimi ediniyoruz değil mi? Net rakamlar, küsuru falan yok, yaklaşık değil tam bir tespit gibi. Gerçek gibi görünmesi gerekiyor da onun için bu rakamlar böyle. Oysa gerçekle uzaktan yakından ilgisi yok bu rakamın. Bunu nereden anlıyoruz? Son yirmi yıldan beri yayınlanan bir gazete var, çoğumuzun adını bile duymadığımız bir gazete bu: Antrakt Sinema gazetesi. Film dağıtım şirketleri faal olan sinemalardan haftada iki kez satış sonuçlarının raporlarını alır ve bu raporları Antrakt Sinema dergisine gönderir. Antrakt Sinema dergisinin geçtiğimiz yıl için tespit ettiği rakam 31 milyon 161 bin 700. Yani TÜİK’in rakamlarıyla söz konusu kurumun rakamları arasında 11 milyon 776 bin fark var. Eminim, AK PARTİ Hükûmetinin kültürel yaşamımıza katkılarını göstermekten siyasal bir beklentisi olsaydı bu sinema biletlerinin satışıyla ilgili, TÜİK kollarını sıvar ve bu sayıyı herhâlde gerçeğin çok üstünde, 40 milyon gibi gösterecekti diye düşünüyorum.

Sayın milletvekilleri, Türkiye’nin toplumsal barışını olumsuz etkileyen faktörlerden biri de bölgeler arası gelişmişlik farklarıdır. Daha açık ifadeyle Kürtlerin büyük çoğunlukla yaşadığı Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin geri bıraktırılmışlığıdır. Bir bölgenin geri kalmışlığı kaderle açıklanamayacağına göre, bilinçli, tercihli politikalar sonucu bölge geri kalmıştır. Bütün hükûmet programlarında olduğu gibi AK PARTİ Hükûmet programlarında da bu tespit vardır ve her hükûmet bölgeyi geri kalmışlıktan kurtaracağını vadetmektedir. Ancak ne yazık ki fert başına düşen millî gelir, sanayi yatırımları, okullaşma oranı, istihdam oranları, özel ve ticari araç sayısı, kültürel ve sosyal tesisler ve benzeri kalkınmışlık kriterleri bakımından bölge Türkiye ortalamasının 1/7’si oranında yani yedide 1’i düzeyindedir. Yani bölge Türkiye ortalamasının 7 misli gerisindedir. Bölgenin ileri olduğu bir tek kriter var, o da karakol sayısı ve hapishanelerde yatan insan sayısı. Yedi yıllık AK PARTİ Hükûmetinin propagandaları bölgeyi geri kalmışlıktan kurtaramamıştır. Propaganda ayrı, gerçek ayrı şeydir. Eğer gerçekten AK PARTİ hükûmetleri bölgeler arası gelişmişlik farklarını giderdiğinden emin ise ve bunu sayısal verilerle ifade edebilecek, açıklayabilecek durumda olsa idi, TÜİK son, sanıyorum, sekiz dokuz yıldır bölgeler arası farkı ortaya koyan millî gelirin illere göre dağılım istatistiklerini yayınlardı. Böyle bir yayın yok. Yani bu anlamda, bu açıdan, bölgesel gelişmişlik verileri açısından Türkiye yıllardır bu bilgiye sahip değildir, karanlıktadır.

Sayın milletvekilleri, AK PARTİ Hükûmetinin Kurumdan elini çekmesi, Yasa’da belirtildiği gibi bilimsel çalışma yapan bağımsız bir kuruma dönüşmesi ve bilimsel, gerçekçi bilgi ve veri üretmesi sağlanmalıdır. TÜİK’in verilerinden yola çıkıp strateji tespit eden ekonomik kurumlar, özel sektör ve bilimsel araştırma kurumları verilerin doğruluğundan emin olmalıdır; aksi hâlde hem Kurum hem de devlet itibar kaybına uğrar. Unutulmamalıdır ki, itibar kaybetmek kolay ama itibarı yeniden kazanmak çok zordur.

Gün itibarıyla şunu da ifade etmek istiyorum tekrar: Bugün ülkemizde cins ayrımcılığı nedeniyle kadınlar gerçekten büyük mağduriyetler yaşamaktadır. TÜİK’in bugüne kadar kadının sosyal durumu, sosyal statüsü, toplumdaki yerini belirleyen herhangi bir istatistiki çalışma yaptığını görmedik. Kadınlarda okuma yazma oranı nedir –gerçek rakamlarla ama, hükûmetlerin verdiği rakamları sunmak şeklinde değil- kadının çalışma hayatındaki yeri nedir, kadının gördüğü baskıların sebep olduğu yıpranmalar, sebep olduğu travmaların yarattığı sonuçlar nelerdir gibi kadına yönelik şiddetin, kadına cins ayrımcılığı uygulamasının yarattığı toplumsal yaraların ne olduğunu istatistiki verilerle ortaya koymasını beklerdik. Ama bugüne kadar böyle bir çalışma yok.

Yine tekrar ediyorum: Bu gün nedeniyle kadının özgürlük mücadelesini destekliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

63 konuşma daha · 25 Kasım 2008

63 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook