İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 85. BİRLEŞİM · SALI

Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)

Osman Özçelik

Siirt Milletvekili ·

Genel Kurul, 85. Birleşim · 4. yasama yılı · 13 Nisan 2010 · 900 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Osman Özçelik, 13 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:487)); konuşma 900 kelime.

Osman Özçelik (Siirt). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)”. TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim tutanağı, 13 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-ozcelik-23-2010-04-13-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dai (erişim: 28 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA OSMAN ÖZÇELİK (Siirt)Sayın Başkan, sayın Genel Kurul üyeleri; görüşmekte olduğumuz yasa tasarısı ile ilgili, grubum adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu son bir yıl, iki yıl içinde çok sayıda vakıf üniversitesi açıyoruz. Vakıf üniversitelerinin sayısı neredeyse devlet üniversiteleri sayısına yaklaşmakta; herhâlde bu hızla devam ederse devlet üniversiteleri sayısını geçmiş olacak. Parti olarak biz, vakıf üniversitelerinin kuruluşuna karşı değiliz. Ancak bu kadar hızlı vakıf üniversitelerinin kurulması, bir vakıf üniversitesi olmanın ötesinde, özel üniversite olması ve ciddi bir kâr alanı, ciddi bir rant alanı yaratmasına bağlı olduğunu bilmemiz lazım. Vakıf üniversitelerinin kuruluşunda iki temel unsur var: Bu unsurlardan bir tanesi vakıf üniversiteleri kâr amacı gütmeyecekler. İkincisi, bütün ülke sathına homojen bir şekilde dağılımı sağlanacak. Yasa bunu emrediyor. Bu iki kuralın da işlemediğini görüyoruz. Birincisi, vakıf üniversiteleri özel üniversite karakteri taşıdığı için büyük kentlerde yığılmakta, çünkü rant, müşteri -öğrenci değil, müşteri- orada. Buradan da anlaşılıyor ki vakıf üniversiteleri kuruluş amaçlarının dışında işlevler görüyor, yüksek kâr amaçlı oldukları görülüyor. Neden Diyarbakır’da, neden Erzurum’da, neden Muş’ta, neden Artvin’de, Gümüşhane’de veya bir başka kentimizde vakıf üniversitesi kurulmuyor da ısrarla sermaye sahipleri vakıflar kurarak, aslında olmayan vakıfları kurarak, sadece bu amaçla vakıf kurarak -kâr amacı güttükleri çok açık- ve çok yüksek, fahiş diyebileceğimiz, harç adı altında -aslında bunun tam adı fiyattır- fiyatlarla öğrenciler alınıyor? Vakıf üniversitelerinin kendi kaynaklarından eğitim-öğretim olanaklarını, laboratuvar olanaklarını, öğretim üyesi maaşlarını ve diğer personel maaşlarını karşılaması esas alınması gerekirken, bütün bu giderler öğrencilerden alınan harçlara, harç adı altında toplanan paralara bağlı ve üstelik kâr ediliyor.

Devlet üniversiteleri… AK PARTİ’nin “her kente bir üniversite” anlayışıyla derme çatma üniversiteler kuruluyor bir taraftan. Hizmet olanakları olmayan, binası olmayan, binası varsa laboratuvarı ve diğer araç gereçleri olmayan, bunların da olması hâlinde öğretim üyesi bulunamayan üniversiteler… Sadece “biz falanca kente üniversite açtık” anlayışıyla üniversiteler açılıyor. Büyük kentlerdeki devlet üniversitelerinde çoğu zaman öğretim üyesi yığılması… Bazı öğretim üyeleri, doçent, profesör düzeyinde öğretim üyeleri haftada bir saat, iki saat derse girme imkânı bulurken öğretim üyesi yığılmasından, Anadolu’nun çeşitli kentlerinde açılan üniversitelerde yardımcı doçent bulmak bile büyük bir sorun oluyor. Buna mutlaka bizim bir çare bulmamız lazım. Üniversite açmak yetmez. Üniversiteler bilim yuvalarıdır, araştırma merkezleridir, yetişkin insan gücü kaynaklarının merkezidir. Sadece siyasi kaygılarla “Üniversiteler açtık.” demek yeterli değil. Çok ciddi bir sorundur bu. Üniversitelerin öncelikle bilim adamı yetiştirmeleri, eğitilmiş insan gücü yetiştirmeleri hedefi olmalıdır, olmak zorundadır.

Üniversitelerde yaşanan diğer sorunlara değinmeye fazla fırsatımız yok. Eğitimde kalitenin yükseltilmesi, özgür düşünce merkezleri hâline getirilmesi ve üniversitenin özerkliğinin sağlanması çok ciddi bir sorundur. Yine devlet üniversitelerinde öğrenci harçları öğrencilerin en çok yakındığı, ödemede zorluk çektiği bir konudur. Bunların mutlaka ele alınması lazım.

Yine, vakıf üniversitelerinde ciddi bir denetimsizlik hadisesi var. Devlet üniversitelerinde de böyle. YÖK tarafından devlet üniversiteleri ile vakıf üniversitelerinin yeterince denetlenmeleri, onların özerk yapılarına müdahale tabii ki söz konusu değil ama mali ve idari açıdan mutlaka denetlenmeleri gereği ortadadır. Bu nedenle biz parti olarak özel üniversiteler yani vakıf üniversiteleri ile kamu yani devlet üniversiteleri, Meclis araştırması komisyonu oluşturularak ciddi bir denetimden geçirilmelidir ve aksayan yanlarının, sorunlarının giderilmesi Meclisin denetimi sayesinde sağlanmalıdır diye araştırma önergesi verdik. Gündeme geldiğinde umarım Meclisimiz böyle bir komisyonu oluşturur, gerek vakıf üniversiteleri gerekse devlet üniversitelerinin mali ve idari denetimi açısından bir uygulama başlatır ve bu konuda üniversitelerimizin daha derli toplu bir çalışma yapmalarına önayak olunur, bir rehber olunur diye umuyoruz.

Sayın milletvekilleri, vakıf ve devlet üniversitelerinde görülen bir diğer eksiklik de üniversitelerin gelişebilmelerinin, toplumda üniversitelerden beklenen yararın sağlanabilmesinin bir diğer koşulu da üniversitelerin sanayiyle, iş dünyasıyla yakın ilişki içinde olması ve iş dünyasının, sanayinin ve üretimin geliştirilmesi, yeni araştırma ve buluşlara olanak sağlayan bir iş birliğinin geliştirilmesi gereğidir. Oysa görüyoruz, üniversiteler bir taraftan sanayiden ve üretimden kopuk, diğer taraftan halktan ve toplumdan kopuk.

Üniversiteler çevreleri yüksek duvarlarla örülmüş, polis kontrolünden sonra içeri girilebilen, topuma kapalı, âdeta birer özel mekânlar hâline getirilmiş. Üniversiteler topluma açık olmalı. Üniversiteler bilim merkezleridir, toplumun sorunlarıyla ilgilenmesi ve toplumun üretim ilişkilerini mutlaka geliştirmesi gerekir. Vakıf üniversiteleri, benzerlerini gördüğümüz Avrupa, Batı ülkelerinde, Amerika gibi ülkelerde kendi öz kaynaklarıyla yaşamlarını sürdürüyorlar, hatta kendi öz kaynaklarının üretim ilişkileri çerçevesinde sanayiyle, iş dünyasıyla ortak geliştirdikleri projelerle çok yüksek kazançlar sağladıkları ve toplumda bu şekilde de yarar sağladıklarını görüyoruz. Türkiye’de maalesef yapılan bu değil. Türkiye’de yapılan, “Ben bir okul açtım, para kazanacağım.” öğrencilerin yetişme durumu, öğrencilerin bilim dünyasından yeterince yararlanmasının sağlanması kâr amaçlı üniversitelerin herhangi bir şekilde umurlarında değil. Tabii ki, bunu tümü için söylemiyoruz. Bazı vakıf üniversiteleri, gerçekten amacına uygun çalışmalar yapıyor ama önemli bir bölümü sadece kâr amaçlı kuruluyorlar. Buna müsaade etmemek lazım. Üniversitelerin kâr amaçlı kurulmasının, yasada belirtildiği şekilde, önüne geçmek lazım. Eğitim- öğretim ve sağlık parasal ilişkilere konu olmamalı. Bu ülkenin bütün yurttaşlarının gerek sağlık hizmetleri gerek eğitim hizmetlerinin devletin bütçesinden karşılanacak fonlarla sağlanması lazım. Gerek devlet üniversitelerindeki harçların yüksekliği gerekse vakıf üniversitelerindeki katılım payı veya harç adı altında alınan ücretlerin çok yüksek olduğu açıktır. Bunu da önlemek lazım.

Bildiğiniz gibi, biz yine bir kanun teklifi getirmiştik. Dicle Üniversitesi ile İstanbul Üniversitesinde Kürt dili ve edebiyatı bölümlerinin açılması teklifini getirmiştik, hâlâ gündemimize gelmiş değil. Aslında, YÖK kendi yasası çerçevesinde bu bölümleri oluşturabilir ama görünen o ki, önce olaya sıcak bakmakla birlikte bunu belli bir sürece yaydıkları görülüyor. Buna rağmen, kimi üniversiteler kendi olanakları çerçevesinde, derli toplu olmayan, ilişkileri birbirinden kopuk, ne amaca hizmet ettiği çok fazla belli olmayan girişimleri var. Bu girişimleri de takdirle karışlıyoruz tabii. Artuk Üniversitesi Kürt diline ilişkin kimi çalışmalar içinde, yaşayan dillerle ilgili bölümler açma gibi bir çalışmanın içinde. Yine, Tunceli Üniversitesi, basından öğrendiğimiz kadarıyla, haftada bir gün olmak üzere…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

31 konuşma daha · 13 Nisan 2010

31 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook