2006 merkezi bütçe kan.tas.(san.ve tic.bak.,rekabet kurumu,milli prodüktivite kurumu,küçük ve orta ölçekli sanayii geliştirme ve destekleme idaresi başk.,türk akreditasyon kurumu,tse,türk patent enstitüsü,çevre ve orman bakanlığı,orman genel müdürlüğü,devlet meteoroloji,özel çevre koruma kurumu bşk.)onüçüncü tur
Kocaeli Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 38. Birleşim · 4. yasama yılı · 21 Aralık 2005 · 1.786 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Osman Pepe (AK Parti), 21 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 38. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ BÜTÇE KAN.TAS.(SAN.VE TİC.BAK.,REKABET KURUMU,MİLLİ PRODÜKTİVİTE KURUMU,KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ SANAYİİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME İDARESİ BAŞK.,TÜRK AKREDİTASYON KURUMU,TSE,TÜRK PATENT ENSTİTÜSÜ,ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI,ORMAN GENEL MÜDÜRLÜĞÜ,DEVLET METEOROLOJİ,ÖZEL ÇEVRE KORUMA KURUMU BŞK.)ONÜÇÜNCÜ TUR); konuşma 1.786 kelime.
Osman Pepe (AK Parti, Kocaeli). “2006 merkezi bütçe kan.tas.(san.ve tic.bak.,rekabet kurumu,milli prodüktivite kurumu,küçük ve orta ölçekli sanayii geliştirme ve destekleme idaresi başk.,türk akreditasyon kurumu,tse,türk patent enstitüsü,çevre ve orman bakanlığı,orman genel müdürlüğü,devlet meteoroloji,özel çevre koruma kurumu bşk.)onüçüncü tur”. TBMM Genel Kurulu, 38. Birleşim tutanağı, 21 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/osman-pepe-22-2005-12-21-2006-merkezi-butce-kan-tas-san-ve-tic-bak-rekabet-kurumu-milli-produ (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Kocaeli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2006 yılı Çevre ve Orman Bakanlığı bütçesi üzerinde değerlendirmelerimizi yapmak üzere söz almış bulunuyorum; sizleri, saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, 2003, 2004, 2005 yılında, Bakanlığımızın yapmış olduğu çevre ve ormancılık çalışmalarının değerlendirmelerini, objektif olarak yapan, ne pembe ne de kara gözlük takmadan, düz bir gözlükle bakan, çok net bir şekilde görebilir ki, üç yıl içerisinde, çevre politikalarında ve ormancılık politikalarında gerçekten ileri adımlar atılmıştır. Bizden önceki on yılın ortalama değerlerini bir tarafa koysanız ve üç yılın ortalama değerlerini bir başka tarafa koysanız ve mukayese yapsanız, çevre ve ormancılık açısından, hiçbir noktada, geriye gidiş yoktur. Ormancılık politikalarına baktığımız zaman, son üç yıl içerisinde, nereden nereye geldik. Tabiî, bazı rakamları, değerli muhalefet sözcüleri, burada, ifade ederken, nereden aldılar, nasıl aldılar bilmiyorum; ama, bu işin teknisyenlerinin, bu işin istatistiğini yapan devletin birimlerinin, açık, net rakamları ortadayken… Tabiî, rakamlar hata kabul etmez. Matematikte bir kural var: 2 kere 2 Ankara'da da 4 eder, İstanbul'da da 4 eder, Almanya'da da 4 eder. 2 kere 2, 4; ama, siz, bunu zorlayıp, 3 veyahut da 5 yapmaya kalkarsanız, kusura bakmayın, sadece kendinizi kandırmış olursunuz. Rakamlar yalan söylemez. Ben, devletin resmî rakamları, arşivlere girecek olan rakamlar üzerinde aşağı yukarı birtakım yaklaştırmalar, yakıştırmalar yaparak, buradaki siz değerli milletvekillerini ve televizyonları başında şu anda bizleri izlemekte olan değerli yurttaşlarımızı yanıltmak benim haddime olmadığı gibi, hiçbir arkadaşımızın ne hakkıdır ne de haddidir.
Aslında, açıkyürekli bir şekilde, kim olursa olsun, doğru ve güzel yapılanlara ve başarılmış işlere şapka çıkarmak lazım. Teşekkür etmek ve doğruyu kabul etmek bir erdemdir. Onun için, milletimin değerli bireylerinin, hakkı teslim etme noktasında, bugüne değin, hep üzerlerine düşeni yapmış olmalarından dolayı, zaten bir ayrıcalıkları da vardır.
Bakın, ormancılık politikalarında, biz, 2003, 2004 ve 2005 yılları içerisinde, ağaçlandırma çalışmaları noktasında, bizden önceki on yılın ortalaması 75 000 hektar iken, bunu 2003'te 140 000 hektara, 2004'te bunu 170 000 hektara, 2005'te bunu 175 000 hektara çıkardık, 2006 olarak da, önümüze 300 000 hektar hedefini koyduk.
Yine, Çevre ve Orman Bakanlığı olarak Türkiye'de en çok sosyal tesisi olan, eğitim ve dinlenme tesisi olan bakanlıklardan birisi de bizdik; ama, satılabilecekleri sattım, kiraya verilebilecekleri de kiraya verdim.
MEHMET IŞIK (Giresun)Ormanı satma Sayın Bakan, orman satılmaz, orman işletilir…
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Devamla)Bundan dolayı bazı eleştiriler de almadım değil; ama, yaptığım şeyin doğru olduğuna inandım; çünkü, kamu, otelcilik işlerini, işletmecilik işlerini, hizmet sektörünü, hiç ama hiç, başarılı bir şekilde yapamazdı. Daha önce, dördüncü sınıf tesislerde eğitim yapan arkadaşlarım, bugün beş yıldızlı otellerde, aileleriyle birlikte eğitimlerini yapabilmektedir. Kamu, buradan trilyonlarca liralık bir tasarruf sağlamıştır. Orman mühendisi, orman muhafaza memuru, resepsiyon memurluğu yapıyordu, bekçilik yapıyordu; onları aslî görevlerine döndürdük.
Elbette ki, Orman Genel Müdürlüğünün üretimlerine baktığımız zaman, bu rakamlar bugün -fiyatlandırmayla söyleyecek olursam- yıllık 800 trilyona yakın satış cirolarına erişmiştir. Orman Genel Müdürlüğü, genellikle ülkemizde zararlarıyla maruf ve meşhur olan bir Genel Müdürlüktü; ama, bizim dönemimizde 2004, 2005 rakamlarına baktığımızda, ülkedeki en çok kâr eden kamu kuruluşlarından birisidir. Geçen seneki kâr rakamı 150 000 000 dolardır. Türkiye'deki en çok kâr eden kamu kuruluşlarından birisidir.
Bu nasıl oluyor; yani, biz daha fazla orman mı kesiyoruz, daha fazla üretim mi yapıyoruz; üretim belli bir planlamayla yapılıyor; ama, tamamen özel sektör mantığıyla yapılıyor. Nasıl özel sektör mantığıyla; ormanları talep göz önünde bulundurulmadan sıra kesim yapıp, depolara taşıyıp, ondan sonra bekletip, malın değerini düşürdükten sonra piyasaya sürme bizim işimiz değil. Biz, tam bir özel sektör anlayışıyla, talep yükseldiği zaman bizim üretimimiz artar, talep düştüğü zaman bizim üretimimiz de düşer. Sıfır stokla çalışma bizim Bakanlığımızın şiarıdır. Dışarıdaki gelişmeleri takip ederiz, piyasadaki gelişmeleri takip ederiz, fiyat gelişmelerini takip ederiz, ona göre de üretim yaparız; ondan sonra da bu başarılar ortaya çıkar.
Bizim, ülkemizdeki orman köylüleriyle alakalı Bakanlığımızın yapmış olduğu çalışmalar, elbette ki istediğimiz seviyede değildir. Niye; Türkiye'de 5-6 milyon orman köylüsü var. Aslında, bu orman köylüsü kavramını hiçbir Allah'ın kuluna, dünyanın hiçbir ülkesinde anlatma imkânınız yoktur; çünkü, dünyanın hiçbir yerinde ormanda yaşayan köylüden kimse bahsedemez de onun için. Ama, Türkiye'nin acı gerçeği budur. Orman köylüsünü, aslında, şu anda içerisinde bulunmuş olduğu sosyal ve ekonomik sıkıntılı durumdan kurtarmak gerekir. Bunun için ne yapmak, nasıl yapmak gerekir diye düşünürken ve bununla alakalı projeler üretirken, Orköy Genel Müdürlüğünün yapmış olduğu çalışmalar elbette ki yeterli değildir; çünkü, Türkiye'nin içerisinde bulunmuş olduğu ekonomik sıkıntılar, bu, millî gelirden ortalamanın onda 1'i kadar pay alan orman köylüsüne istediğimiz gelir transferini yapamıyoruz. Gönül isterdi ki, Meclisimizde kurulmuş olan orman köylerinin sorunlarını araştırmakla alakalı komisyonun yapmış olduğu çalışmalar neticesinde, bize de sunmuş oldukları raporda, orman köylerinin sorunlarının çözülmesinde, bugünkü 2/B diye kamuoyu tarafından sıkça konuşulan, tartışılan mesele çözülebilmiş olsaydı, bu gelirlerle, hem orman köylüsünün sorunu çözülebilir hem de Türkiye'de daha fazla orman çalışması yapılabilirdi.
Konu buraya gelmişken, söz buraya gelmişken, bu hususla alakalı birkaç kelime söylemeden geçemeyeceğim. 2/B'lerle alakalı, burada, tabiî, muhalefet partisine mensup arkadaşlarımızın ifadelerinden 2/B'nin çözülmesi gerektiğini; ama, işte, bunları kendi hükümetleri döneminde çözeceklerini filan söylüyorlar. Bu konuyla alakalı meseleyi, net, objektif bir şekilde ortaya koyduğumuz zaman, bugün, Türkiye'deki 2/B'ler yaklaşık 550-600 bin hektar civarındadır. Bunlar, genellikle büyük şehirlerin civarlarındadır. Bu 2/B arazilerinin önemli bir kısmı, şehirleşmenin tamamlandığı yerlerdir, bir kısmı daha az yoğun şehirleşmenin olduğu yerlerdir, bir kısmı ise yıllık, çokyıllık bitkilerin ekili olduğu fındıkların, çaylıkların, narenciye bahçelerinin olduğu arazilerdir. Bir kısmını da köylülerimiz kışlak ve yaylak olarak kullanmaktadır, bir kısmı da buğday, mısır gibi yıllık bitkilerin ekildiği, hasat edildiği yerlerdir.
Şimdi, burada diyor ki, bir arkadaşımız, bunları orman köylüsüne vereceğiz. Biz de diyoruz ki, bu yaylak ve kışlakları köylülere bilabedel verelim. Bilabedel verelim. Peki, sonra ne yapalım? Köylülerin kullanmış olduğu yerler var, buraları çok düşük bedellerle verelim; ama, şehirleşmenin tamamlandığı Antalya'nın Kepezinden, İstanbul'un Beykozundan, Ümraniyesinden, buraları… Orman köylüsü yok ki orada; orman yok ki, köylüsü olsun! Oralara, ortak bir çözüm bulmamız lazım. Bu, Türkiye'nin kanayan sosyal ve ekonomik bir tablosudur, sıkıntısıdır; bunu çözmemiz lazım.
Ormancılıkla alakalı, ağaçlandırma noktasında, değerli arkadaşlar, Türkiye, önüne on yıllık projeksiyonlar koymak mecburiyetindedir. Türkiye, önümüzdeki on yıl içerisinde 5 000 000 hektar yeni ağaçlandırma çalışması, gençlendirme, rehabilitasyon çalışması yapmak mecburiyetindedir; çünkü, Türkiye, eğer toprağına sahip çıkmak istiyorsa, su kaynaklarını korumak istiyorsa, ekolojik sistemin dengesini sürdürmek istiyorsa, sürdürülebilir kalkınmayı gerçekleştirmek istiyorsa, bu olmazsa olmazdır. İşte, bu konuyla alakalı, elbette çok söylenecek söz var; ama, zaman sınırlı.
Millî parklarla alakalı, bir arkadaşımız diyor ki: "Millî park alanlarını daraltıyorsunuz, hatta Beydağları, Olimpos Millî Parkında daraltma, 822 hektarlık bir daraltma yaptınız." Bakın, biz, üç yıl içerisinde, 120 000 hektardan daha fazla millî park alanlarına ilave yaptık, yeni millî parklar kurduk. Geldiğimizde 33 millî park vardı, bunu 36'ya çıkardık. Ağrı Dağı Millî Parkını ilan ettik, Sarıkamış Millî Parkını ilan ettik…
NECDET BUDAK (Edirne) -Galagölü…
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Devamla)Galagölü Millî Parkını ilan ettik. Yani, bunları yaparken "alanlarda daraltma oluyor…" Peki, biz Uludağ'daki millî parkın sınırları içerisinde olan, ama turizm tesisleriyle donatılmış olan, her tarafı turistik otellerle dolu olan alanı Turizm Bakanlığına devrettik. Çevre ve Orman Bakanlığı olarak orayı yönetmek bizim için sıkıntı; çünkü, bu işin patronajlığını Kültür ve Turizm Bakanlığı yapıyor. Dolayısıyla, onun sorumluluğuna vermemiz lazım. O zaman, millî parktan çıkartıyoruz orayı. Millî park alanı küçülmüş olmuyor ki.
Yine, Antalya'daki bu bahsedilen Olimpos Millî Parkı, yolun alt kısmında, otellerin yapıldığı, turizm alanı olarak ilan edilmiş bir yerdi burası; yani, burada yapılaşma bitmişti.
Şimdi, bizim, bu konuyla alakalı…
TUNCAY ERCENK (Antalya)Sayın Bakan, yanlış söylüyorsunuz. Kındılçeşme ve Çaltıcak; buralarda yapılaşma yok, siz orayı da çıkardınız. Çarpıtmadan konuşalım…
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Devamla)Sayın Milletvekili, ben sizi burada son derece sabırlı bir şekilde dinledim; lütfen, sabırlı dinlemesini öğrenin.
TUNCAY ERCENK (Antalya)Ama, ben doğruları söyledim, siz onun için dinlediniz; siz çarpıtarak söylüyorsunuz, ben de müdahale ediyorum.
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Devamla)Yine, bir arkadaşımız, orman yangınlarıyla alakalı, 1937'den bugüne kadar Türkiye'de istatistikler tutuluyor; bu istatistikler şunu gösteriyor: 2003, 2004, 2005 yılı rakamları, bu hükümetin, bu bakanlığın, orman yangınlarıyla mücadelede, dünyanın, Avrupa'nın en başarılı ülkesi bizim ülkemizdir. Bundan gurur duymak lazım. Bu seneki rakam 2 700 hektardır. Bizim beşte 1'imiz kadar ormanı olan Portekiz'in yıllık orman kaybı, yangınlarda 150 000 hektardır, bizim kadar ormanı olan İspanya'nın 100 000 hektardır. Helikopterlerle alakalı fiyatlar yükseldi; doğru, fiyatlar yükseldi. Niye yükseldi; çünkü, orman yangınları, Avrupa'da da, Uzak Asya'da da önem kazandığı için, kiralık helikopter bulmakta zorlanılıyor; ama, bu konuda, Savunma Sanayii Müsteşarlığıyla ortak bir proje yürütüyoruz, 20 tane helikopter almak için veyahut da Türkiye'de imal etmek için bir çalışma var; bunu da burada ifade edeyim.
Yine, çevreyle alakalı, değerli arkadaşlar, Türkiye'deki çevre politikaları çok taze, çok yeni, daha yerine oturmamış politikalardır; bunu gerçekçi bir gözle değerlendirmemiz lazım. Türkiye'deki sanayileşme sürecinin daha başında olmamız da, aslında, bir başka şansımızdır. Türkiye'deki çevre, Avrupa'daki ve gelişmiş ülkelerdeki kadar bozulmuş değildir; ancak, Türkiye'de süratli bir şekilde, çevreye dair değerlerimizin bozulmaya, tahrip edilmeye; akarsularımızın, denizlerimizin, göllerimizin, ovalarımızın, sulak alanlarımızın çok ciddî bir tahribat riskiyle, yok olma riskiyle, kirlenme riskiyle karşı karşıya kaldığı gerçeğini, burada, sizinle, belki onlarca kez paylaşmışımdır. Türkiye'nin fotoğrafı budur; ama, Türkiye'nin fotoğrafı buyken, Avrupa Birliği sürecindeki Türkiye'nin çevreyle alakalı, elbette ki yapacağı çok önemli projeler, atması gereken çok önemli adımlar var; bunları da atıyoruz. Yani, biz, sadece, çevreyle alakalı kapkaranlık tablolar çizerek, oturup dizimizi döverek günümüzü geçirmiyoruz. Ya ne yapıyoruz; kafa patlatıyoruz. Arkadaşlarımızdan, üniversitelerden, içeride ve dışarıdaki bilim adamlarıyla bu işin çalışmasını yapıyoruz.
Değerli arkadaşlar, Türkiye'deki katı atık, tehlikeli atık, hava kalitesi, toprak kalitesi, su kaynaklarıyla alakalı yapmış olduğumuz çalışmalardan size birkaç şey ifade etmek istiyorum. Ergene Havzasından Van Gölüne kadar, Karadeniz'den Akdeniz'e, Ege'ye Marmara'ya kadar, Türkiye'nin dört bir tarafında çok ciddî yeraltı sularının eksildiğini, kirlendiğini, bu sıkıntıların Türkiye'de ancak büyük bir millî mutabakatla aşılabileceğini, sadece Çevre ve Orman Bakanlığının bu konularda yapacağı düzenlemelerin tek başına bu işi çözmeye yetmeyeceğini, bu konuda toplumsal bir bilinçlenmenin, sanayicisiyle, entelektüeliyle, siyasetçisiyle, yaşlısıyla, köylüsüyle, kentlisiyle herkesin buna destek vermesi… Ama, şunu söyleyeyim; çevre, biraz bahtsız bir iştir; çünkü, çevre, her gün sabahleyin sofranıza ekmek gibi, zeytin gibi, peynir gibi gelen bir olgu değildir. Aslında, insanoğlu içerisinde yaşar; ama, çoğu zaman da bunun farkında olmaz, ömrünü tüketir gider. Ama, bazı şeyler bir gitti mi, bir daha geri gelmez. Karadeniz'in 28 çeşit balığı vardı, bugün 5-6'ya inmiştir. Marmara Denizi, neredeyse, ölü deniz haline gelmiştir. Türkiye'nin, doğru, gölleriyle alakalı, Beyşehir Gölüyle, Akşehir Gölüyle, Tuz Gölüyle, Van Gölüyle, Sapanca Gölüyle, Ulubat Gölüyle, bunlarla alakalı, hakikaten, hem uluslararası Ramsar Sözleşmesinin, ülke olarak, Bakanlık olarak, bize yüklemiş olduğu sorumluluklar vardır. Bir de, stratejik olarak bu meseleye baktığımızda, bu alanlar, ne pahasına olursa olsun, mutlaka ve mutlaka korunmalıdır; ancak, değerli arkadaşlar, biz, 2014 yılında Avrupa Birliğine gireceğiz diye bir projeksiyon yaptık ve bu projeksiyona göre 35 milyar euroluk, biz, katı atıkla, tehlikeli atıkla, evsel ve endüstriyel atık sularla alakalı proje yapmamız lazım gelir dedik.
VEZİR AKDEMİR (İzmir)Nerede yapıyorsunuz Sayın Bakan?!
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Devamla)Bunu…
VEZİR AKDEMİR (İzmir)Nerede yapıyorsunuz?.. İzmir'e bir gelin de görün bakalım.
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI OSMAN PEPE (Devamla)Bunu oturduğumuz yerde…
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
52 konuşma daha · 21 Aralık 2005