İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 89. BİRLEŞİM · SALI

Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)

Özdal Üçer

Van Milletvekili ·

Genel Kurul, 89. Birleşim · 4. yasama yılı · 20 Nisan 2010 · 818 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Özdal Üçer, 20 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)); konuşma 818 kelime.

Özdal Üçer (Van). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)”. TBMM Genel Kurulu, 89. Birleşim tutanağı, 20 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ozdal-ucer-23-2010-04-20-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ÖZDAL ÜÇER (Van)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlar; grubumuz adına önerimiz üzerinde konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi en derin içtenliklerimle, sevgi ve saygıyla selamlarım.

Kamuoyunun gündeminde çok değişik konularla yer alan YİBO’ların öğrenci potansiyeline ve hâlihazırda okutulmakta olan öğrencilerin sayısına bakıldığında, 100 binleri bulan bir çocuk kitlesinin aslında eğitim amaçlarından ziyade, bir düzeni içselleştirme, militarist bir zihniyeti kanıksattırma, kendi aile ortamından uzaklaşıp ya da uzaklaştırılıp toplumsal değer yargılarından uzak, tabiri caizse, tavuk çiftlikleri konumunda YİBO’larda, sözde eğitim amacıyla çocukların yaşamdan günbegün koparılmasına ilişkin bir sorununa değindiğimizin ifadesini sunmak isterim.

YİBO’ların kuruluş amaçlarına teknik olarak bakıldığında YİBO’lara, köy koşullarının okullaşmaya elverişli olmadığı, birbirine yakın köylere merkezî bir noktada, çocukların pansiyonunda kalabileceği eğitim kurumları ihtiyacının karşılanması şeklinde bakılmaktadır. Aslında YİBO’lara yapılan ekonomik yatırımların, YİBO’lara harcanan ekonomik gücün boyutlarına bakıldığında bunun çok gerçekçi bir gerekçe olmadığını, YİBO’lara yapılan harcamalarla, YİBO’lara ayrılan bütçeyle, YİBO’lardaki usulsüz harcamalarla, denetimsiz harcamalarla aslında bir külfete dönüştürülen eğitim harcamalarının “her köye bir okul” anlamı taşıdığı, her köye bir okul yapılabilme gücü varken -bu konuda eğitim kadrolarını yerleştirip eğitim kadrolarının çalışmalarını bu anlamda sağlayabilmek- çocuğun eğitim hakkı çerçevesinde en temel hak olan yerinde, ailesiyle iç içe, yaşayarak eğitim hakkının önüne geçilmeye çalışıldığının görüleceği açıktır. Fakat nedense YİBO’lar çok büyük bir devlet hizmetiymiş gibi hâlâ adlandırılmaya çalışılmaktadır.

“YİBO’larda öğrencilere harçlık veriliyor, YİBO’larda giyecek, yiyecek yardımı yapılıyor, YİBO’lara öğrenci başı şu kadar harcama yapılıyor.” diye hükûmetler övünegelmektedir. Elbette YİBO sorununun bütün sorumluluğu başından günümüze AKP Hükûmetine ait değildir ama yedi yıllık hükûmeti süresince eğitimin hiçbir sorununu çözmediği gibi YİBO’lar sorununu da çözmemiş olmak bugün itibarıyla AKP Hükûmetinin sorumluluğundadır.

Öğrenci başı harcamalara bakıldığında, eğer çocukların okullaşma talebi söz konusuysa bu harcamalar YİBO’lara harcanmak yerine, öğrenci ebeveynlerine doğrudan eğitim yardımı olarak yapılır ve öğrencilerin okula gidip gitmediği denetlenerek eğitim hakkının tamamlanmasına ilişkin bir proje geliştirilir. Neden Avrupa Birliği projeleri kapsamında ya da Dünya Bankası kapsamında doğrudan gelir desteği şeklinde tarımın kontrol dışı yapılanmasına ilişkin kafadan “Evet.” denebiliyor? Neden eğitim için doğrudan eğitim desteği gibi bir proje hiçbir hükûmetin programında yer almıyor?

Bunu, tamamen bir eğitimci hassasiyetiyle ifade ettiğimin bilinmesini istiyorum. Çünkü sizlerin hiçbirinizin çocuklarınızı YİBO’larda okutmayacağınızı, okutmak istemeyeceğinizi bilmekteyim. Hiçbir ailenin zorunlu ekonomik koşullar olmadığı takdirde çocuğunu isteyerek YİBO’ya göndermeyeceğini, göndermediğini bilmekteyim. Hiçbir çocuğun da kendi köyünde ya da evine yakın bir okulda ya da servisle gidip geldiği bir okulda duymuş olduğu eğitim hazzını YİBO’larda almadığını bilmekteyim.

Altı ile on dört yaşındaki çocukların her akşam YİBO’larda askerî nizamiye kapılarında bekletilen nöbetçiler gibi “gelip giden bir tanıdığı var mı, yok mu” psikolojisiyle her gün hasretlik yaşadığını bilen bir öğretmen olarak bunları ifade etmekteyim. Bu çocuklar 150 bini aşkın sayıya ulaşmış durumda ve bu çocukların eğer biz kendi çocuklarımız muamelesiyle, kendi çocuklarımız bakış açısıyla eğitim sorunlarını değerlendirmezsek bunlar “YİBO’ların kontenjanı 200 küsur bindir, tamamlayalım.” bakış açısıyla değerlendireceğimiz şeylerdir.

İnanın, YİBO’ların bugünkü ekonomik külfeti açısından baktığımızda, bu 150 bin öğrencimizin ailesine YİBO’lar bağlamında harcanan miktarı “doğrudan eğitim yardımı” diye ifade eder ve bu konuda ailelere yardımda bulunursak bu çocukların hepsi mutlu bir eğitim hayatı sürdürme şansına sahip olacaktır ama yok, biz YİBO’ların yemekhane sorunlarını, YİBO’nun sağlık sorunlarını, YİBO’nun teknik donanım sorunlarını, hiç kullanılmayan spor salonlarının tadilat sorununu, keşmekeşe dönüşmüş birçok sorununu çözmeye çalışırken aslında hayatı harcanıp gitmekte olan çocuklarımızı bir kenara bırakmış olacağız.

YİBO’larla ilgili basında yer alan haberler şöyle: İşte “Okuldan kaçan çocuklar donarak can verdi.”, “Öğretmen dayağından bunalan çocuk bilmem nerede bulundu.” Ölüm haberleri, cinsel taciz haberleri, psikolojik bunalım haberleri. Bunların hepsi eğer bizim yüreğimizi yaralamıyorsa, ki yaralıyordur, her vicdanlı insanın yüreğini yaralıyordur ve herkesin, o çocuklarla ilgili haberleri duyduğunda ilkin kendi çocuklarına yönelik bir çağrışımı zihinlerinde hissettiklerini biliyorum, ben de öyle hissediyorum. Madem böyle bir hassasiyetimiz ortaksa, madem böyle bir duyarlılığımız ortaksa YİBO’ların, öğrenci yaşamı, sadece öğrencilerle ilgili değil öğretmenlerle ilgili de birçok sorunu vardır. Sadece ders vermek için ücretlendirdiğimiz öğretmenlerimizin gece yarılarına kadar ya da sabahlara kadar YİBO öğrencilerinin sorunlarıyla boğuştuğunu da bir öğretmen olarak bilmekteyim.

Eğitimcinin, öğrencinin ve başka çevrelerin birçok sorun yaşadığı YİBO’ların sorununun ne olduğuna ve YİBO’ların gerekli olup olmadığına, YİBO’ları kapatırsak ya da YİBO uygulamasından vazgeçersek ilköğretim çağındaki çocukların, her akşam anne babasını görebileceği ve anne baba şefkatini hissedebileceği, aile ortamında eğitimine devam edebileceği bir ortamı sağlamanın maddi külfetini bugünkü YİBO uygulamasında ne kadara denk geliyor diye karşılaştırmalı değerlendireceğimiz bir araştırma pozisyonunda hangi sonuçlara varacağımızı ve çözüm önerilerinizin ne olacağına ilişkin ortaklaşmayı neden yaşamayalım?

Eğer vicdanen biz aynı sorumluluğu yaşıyorsak, o acıları, öğrencilerimizin yaşadığı acıları, ailelerin yaşadığı acıları, yoksulluğun getirmiş olduğu eşitsizliği, o psikolojik sorunları, o küçük öğrenci yüreklerinde birikmiş büyük sorunların bizim de yüreğimizde hissettiğini açıkça ifade ediyorsak -ben ifade edildiğini bilmekteyim ki birçok durumda herkes belki bunun üzerinde demagoji yaparak da siyaset yapabilme kaygısında olanlar vardır ama eğer böyle bir ortaklık varsa- bu sorunu çözmek için bu Meclis, bu Mecliste yer alan her milletvekili, hiçbir kaygı, hiçbir tereddüt duymaksızın bu önergeyi oylayıp, bu önergenin gerçekten Meclis gündeminde yer alması doğrultusunda evet oyu vermesi sorumluluğunda olduğunu ifade etmek istiyorum. Ama yok, biz politik hesaplarla eğitim sorunlarını, sayısı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

76 konuşma daha · 20 Nisan 2010

76 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook