İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 85. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkında (s.s.1136)

Ramazan Can

Kırıkkale Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 85. Birleşim · 4. yasama yılı · 6 Nisan 2006 · 1.262 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ramazan Can (AK Parti), 6 Nisan 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA (S.S.1136)); konuşma 1.262 kelime.

Ramazan Can (AK Parti, Kırıkkale). “Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkında (s.s.1136)”. TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim tutanağı, 6 Nisan 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ramazan-can-22-2006-04-06-ceza-ve-guvenlik-tedbirlerinin-infazi-hakkinda-s-s-1136 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

RAMAZAN CAN (Kırıkkale)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 1136 sıra sayılı Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere iade edilen Kanun üzerinde söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

AK Parti milletvekilleri Sayın Sadullah Ergin, Sayın Hayati Yazıcı ve Sayın Haluk İpek tarafından verilen önergeyle, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 110 uncu maddesinde değişiklik yapılmış ve Genel Kurulca kabul edilerek Cumhurbaşkanına onay için gönderilmişse de, Sayın Cumhurbaşkanınca, bir daha görüşülmek üzere Meclise iade edilmiştir.

Her şeyden önce, anılan teklifle 5275 sayılı Kanunun 110 uncu maddesinin ikinci fıkrası aynen "mahkûmiyete konu suç nedeniyle doğmuş zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesine dair hukukî sorumlulukları saklı kalmak üzere; kadın veya altmışbeş yaşını bitirmiş kişilerin mahkûm oldukları altı ay, yetmiş yaşını bitirmiş kişilerin mahkûm oldukları bir yıl, yetmişbeş yaşını bitirmiş kişilerin mahkûm oldukları üç yıl veya daha az süreli hapis cezasının konutunda çektirilmesine hükmü veren mahkemece veya hükümlü başka bir yerde bulunuyorsa o yerde bulunan aynı derecedeki mahkemece karar verilebilir" şeklinde değiştirilmiştir.

Dikkat edilirse "mahkemece karar verilebilir" denilerek hâkime takdir yetkisi verilmektedir, emredici bir hüküm yoktur; dolayısıyla, hâkim bu konuda takdir yetkisiyle bir karar verecektir.

Bu teklifle, yetmişbeş yaşını bitirenlerden üç yıl ya da daha az süreli hapis cezası verilenlerin cezalarını konutunda çektirilmesi için aranan "hükümlünün sağlık durumunun cezasını infaz kurumunda çektirilmesine elverişli olmadığının tam teşekküllü devlet hastanesinde ya da üniversite hastanelerinden verilecek raporlarla saptanması ve işlenen suç nedeniyle doğan zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme ya da tazmin yoluyla tümüyle giderilmesi" şartları kaldırılmıştır.

Öncelikle, sağlık raporunun alınması koşulunun kaldırılması, yerinde bir karardır. Zira, uygulamada sağlık raporlarının alınmasındaki suiistimaller bilinmektedir. Her ne kadar gerekli tedbirler alınsa da, nüfuzu olanın haksız olarak bu raporu aldığı, haklı olduğu halde bu raporu alamayanların da olduğu, fiilen Türkiye'de bir realitedir.

MEHMET NURİ SAYGUN (Tekirdağ)İktidar Partisisin; halledeceksin!

RAMAZAN CAN (Devamla)Diğer yandan doğmuş zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirilmesi haklarının mahfuz tutulduğuna dair vurguyla başlanarak, hukukî sorumluluğun özel infaz rejiminden yararlanmanın önkoşulu olması, belki ceza hukuku açısından yerinde olabilir; ama, infaz rejimi ve hukuku açısından isabetsiz bir karardır; bundan sarfınazar edilmesi de yerindedir. Ayrıca, 110 uncu maddede istisnaî hükümler vardır. Bu istisnaî hükümlerden şimdi birisi yararlanabilir, ama, yarın bir başkasının yararlanmayacağı anlamına gelmez.

Ceza hukukunu hâkim tatbik ederken, maddî zararın failce karşılanıp karşılanmadığına bakarak kararını verir. Eğer zarar karşılanmışsa, failin lehine karar verilecektir. Bu ceza siyaseti gereğidir; ancak, infaz siyasetinde hukukî sorumluluğun önkoşul olması kabul edilemez.

Bu yönden de Cumhurbaşkanının iade gerekçesi yerinde değildir. Zira Sayın Cumhurbaşkanı, af yetkisini kullanırken, belki sağlık raporunu istiyor, ama, mahkûmun vermiş olduğu zararın karşılanıp karşılanmadığı hususunu sormuyor. Sayın Cumhurbaşkanı, tabiî ki, Anayasanın kendisine vermiş olduğu yetkiyi kullanıyor; ama, af yetkisini kullanırken, affettiği insanların güvenlik güçlerimizle maalesef dağda girmiş olduğu çatışmada ölü veya diri olarak ele geçirilmesi belki kanun önünde mahkûm etmiyor; ama, kamu vicdanında aklandığını da tahmin etmiyorum. Bu affedilen insanların alınan sağlık raporları gerçekten sahi mi, düzen mi, bunun araştırmasını Sayın Cumhurbaşkanı cumhur adına yaptırmış mı diye sormaktan kendimi alamıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bir kanun hükmünden yararlanacak olan kişilerin sayısının sınırlı olması, bu kanunun öznel veya kişiye özgü bir kanun olduğunu göstermez. Zira, 1940'lı yıllarda, Meclisimiz, Suna Kan ve İdil Biret adındaki öğrencilerin yurt dışında burslu okuması için kanun çıkarmıştır. Bu da gösteriyor ki, yasama organının takdir yetkisini kullanması söz konusudur. Öte yandan, yasa koyucu, infaz rejimini düzenleyen ilkeler çerçevesinde, hükümlü yaşı, ceza süresi, sağlık durumu gibi kıstaslar alarak düzenleme yapabilir. Bu kapsamda, bir kanunun öznel veya kişiye özgü olması için ya ilgili kişiler gözetilerek bir düzenleme yapılması, bu suretle diğer kişilerin de kanundan yararlanmasının mümkün olmaması ya da yapılan düzenlemeye ancak ilgili kişiden başkalarının girmemesi gerekir. Nitekim, bu kanunun hayli kişilerce yararlanacağı ve ileriye yönelik yararlanması da hüküm altına alınmıştır.

Öte yandan, konuyla ilgili olması açısından, YÖK Başkanı, Anayasa Profesörü Sayın Erdoğan Teziç -İstanbul Hukuktan aynı zamanda hocam olurdu- Anayasa Hukuku kitabının 8 inci baskısının 52 nci sayfasında aynen şöyle diyor: "Cumhurbaşkanınca geri gönderilen kanun metnine Türkiye Büyük Millet Meclisinin hiçbir değişiklik yapmayarak aynen sahip çıkması durumunda, yani, yasama organının kendi ilk metninde direnmesi karşısında, Cumhurbaşkanı kanunu yayımlamak zorundadır. Bu durumda, Cumhurbaşkanı, kanunun Resmî Gazetede yayımlanmasından başlayarak altmış gün içerisinde, Anayasa Mahkemesine aykırılığı nedeniyle bu kez dava açma ve iptal yetkisi hakkını kullanabilir.

Cumhurbaşkanına kanunlar için Anayasa Mahkemesine doğrudan iptal davası açma yetkisi tanıdığına göre, Cumhurbaşkanının, kanunları bir daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri göndermesi yerine iptal davası yoluna başvurması -Sayın Teziç'e göre- daha isabetlidir." Sayın Cumhurbaşkanı, Anayasa Profesörü Sayın Erdoğan Teziç gibi düşünmüyor, aksine, yerindelik denetlemesi yapıyor. Kaldı ki, Anayasa Mahkemesi bile yerindelik denetimi yapamaz, kanun koyucunun iradesi yerine geçemez, kanun koyamaz. Bu, Anayasa Mahkemesinin olmadığı halde, Sayın Cumhurbaşkanı bu hakkı ve bu yetkiyi nereden alıyor diye sormak gerekiyor.

Cumhurbaşkanı, Anayasanın 89 uncu maddesine göre, Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilen kanunları 15 gün içinde yayımlar; yayımlanmasını kısmen veya tamamen uygun görmediği kanunları bir daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderebilir. Prof. Teziç, tabiî ki, bu göndermeye karşı çıkmasına rağmen -daha isabetli değil diye karşı çıkıyor- Cumhurbaşkanı ise, geri göndermeye devam ediyor.

Yine, Hocam Prof. Teziç'in Anayasa Hukuku kitabının 188 inci sayfasında, aynen "Anayasada belirtilen amacı ya da kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla, kanun koyucu, belli bir sonuca ulaşmak için, değişik yolların seçimini -dikkat ederseniz- siyasî tercihlerine göre yapmakta serbesttir" deniliyor. "Burada, takdir yetkisi kanun koyucuya aittir. Bu husus, Anayasa Mahkemesinin denetine girmez" diyor Sayın Teziç. Bu görüş de, siyasî tercih hakkını kanun koyucuya vererek, kanunun iptalinin Anayasa Mahkemesinde değerlendirmesinde, mahkemenin kanunun siyasî tercihle konulduğu yönünde denetimde bulunamayacağına işaret ederken, Anayasa Mahkemesinin dahi kullanamadığı denetimi, sağ olsun, Sayın Cumhurbaşkanı, bu yetkiyi kendisinde görerek, kanunu geri iade ederek gönderebiliyor.

Sayın Hocam Teziç iyi bir anayasa hukukçusudur, bu görüşünde de isabet vardır. Sayın Teziç ile Sayın Cumhurbaşkanı, maalesef, bu konuda anlaşamıyor. Diğer yandan, Sayın Cumhurbaşkanı Anayasa Mahkemesi Başkanlığından geldiği için, bazen, kendilerinin Cumhurbaşkanı sıfatını unutarak, Anayasa Mahkemesinin Başkanı zannediyor herhalde diye düşünüyorum.

Yine, Teziç'e göre, devlet başkanının siyasî açıdan mutlak sorumsuzluğunun nedeni, Parlamento ile hükümet arasında ortaya çıkabilecek uyuşmazlıklarda tarafsızlığını sağlayabilmesidir. Bunun için de, parlamenter rejimde, devlet başkanının sahip olduğu yetkiler tek başına değil, başbakan ve bakanlarla ortak kullanılabilir; çünkü, kamu hukukunda yetki ve otorite sorunu beraberdir, sorumluluk kimdeyse, yetki de, otoritede ondadır. Parlamenter rejimde siyasî sorumluluğu hükümet aldığına göre, yetki de ondadır. Tabiî ki, Cumhurbaşkanının da, takdir yetkisini kullanırken bu hususlara özellikle riayet etmesi gerekir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 1982 Anayasası, yasamayı aslî bir yetki olarak öngörmektedir. Yasama organı, Anayasaya uygun olmak şartıyla, her konuyu düzenleme kapsamına alabilir. Bunun tek istisnası, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinin kuruluşu, teşkilatı ve çalışma esasları ile personel atama işlemleridir; bu konu, Cumhurbaşkanı kararnamesiyle düzenlenebilir, kanunla düzenlenemez. Dolayısıyla, İnfaz Kanununda değişiklik yapılması, tabiatıyla, Meclisin takdirindedir. Kişiye ait düzenleme değildir, şartları taşıyan, istisnalara sahip olan her Türk vatandaşı, her hükümlü, bu özel infaz rejiminden yararlanabilecektir. İleriye yönelik de, bu kanun yürürlükte kaldığı sürece, kimlere uygulanacağını tarih gösterecektir. Diğer yandan, bu Meclis, demin de belirttiğim gibi, Suna Kan ve İdil Biret'in yurt dışında okumaları için kanun çıkarmıştır. Genel düzenleyici işlem olan kanunun özel olarak uygulandığı istisnalar da olmuştur. Halbuki, bu kanunda böyle bir durum dahi yoktur.

Yine, Cumhurbaşkanımız, geri göndermenin takdirini keyfiyetle uygulayamaz; ama, uygulamıştır. Nitekim, değerli anayasa hukukçusu Hüseyin Nail Kubalı'nın Anayasa Hukuku kitabında "devlet başkanının siyasî bakımdan haiz olduğu bu mutlak sorumluluk, mutlak siyasî tarafsızlığını gerektirir. Devlet başkanı bu sıfatı taşıdığı müddetçe parti adamı değildir; partilerüstü, objektif, tarafsız bir şahsiyettir; zira, devletin temsilcisi, milletin başıdır; bu sebeple, asla, bir partizan gibi konuşamaz, hareket edemez; memleketin iç ve dış politikasında belirli bir devleti, partiyi, zümreyi ve şahsı açıkça tutan ya da yeren beyanlarda bulunamaz; rolü, ayırıcı değil, birleştiricidir; tenkit veya tasvip değil, uyarma ve irşattır, gerektiğinde milletin hakemliğini yapmaktan ibarettir..."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

25 konuşma daha · 6 Nisan 2006

25 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook