Nazım hikmet cahit zarifoğlu ve cemil meriç'in ölüm yıldönümleri nedeniyle
Adana Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 91. Birleşim · 1. yasama yılı · 10 Haziran 2003 · 837 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Recep Garip (AK Parti), 10 Haziran 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 91. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: NAZIM HİKMET CAHİT ZARİFOĞLU VE CEMİL MERİÇ'İN ÖLÜM YILDÖNÜMLERİ NEDENİYLE); konuşma 837 kelime.
Recep Garip (AK Parti, Adana). “Nazım hikmet cahit zarifoğlu ve cemil meriç'in ölüm yıldönümleri nedeniyle”. TBMM Genel Kurulu, 91. Birleşim tutanağı, 10 Haziran 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/recep-garip-22-2003-06-10-nazim-hikmet-cahit-zarifoglu-ve-cemil-meric-in-olum-yildonumleri-neden (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
RECEP GARİP (Adana)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; haziran ayının, üç değerli sanat adamımızın vefat yıldönümleri olması nedeniyle, şahsım adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Uygarlık tarihi, kültür sanat adamlarıyla doludur. Toplumu onlar şekillendirmişler, toplumun önündeki engelleri onlar kaldırmışlardır. Evrensel insan haklarını en çok savunanlar, ömürler tüketenler, içeriye girip çıkanlar, zulme uğrayanlar, sürgüne gönderilenler yine onlardır.
Edebiyat, fikir ve sanat öncüleri, bu toplumun bağrında yetişmiş en güzel çınarlardır. Bu ulu çınarların gölgesinde bulunan her şeyden toplum faydalanır.
Siyasî tarihin yazılmasında, yine, uygarlık onarıcıları görev başındadır; onlarla zaman kayda düşülür. Yetişmekte olan kuşaklar, onların kollarından, yapraklarından, dallarından, gövdelerinden, meyvelerinden, velhasıl, akan ırmaktan içebildikleri oranda faydalanırlar ve yetişmekte olan nesli aydınlatmaya, ilerletmeye devam ederler.
Şair "haziranda ölmek zor" diyor. Böyle dese de, izleri tarihin sayfalarında bulunan, hâlâ, yüce dağlardan süzülen bir çeşme berraklığıyla, sularından içilen Cahit Zarifoğlu, Cemil Meriç, Nâzım Hikmet, haziranda aramızdan ayrılmışlardır. Onlar, bırakıp gitseler de, bu toplum, bitmeyen şarkıyı söylemeye devam etmektedir. Tarih dokusu, yerli olma bilinci, yurtseverlik aşkı, bu toplumun mayasında bulunan ve yüzyıllar öncesinden aldığı katışıksız inanç, iman, bağlılık, savunma, kardeşlik iksirleriyle türkülerimiz söylenmeye devam etmektedir.
Nâzım Hikmet şöyle seslenir:
"Ben bir insan
Ben bir Türk şairi Nâzım Hikmet
Ben tepeden tırnağa insan
Tepeden tırnağa kavga, hasret ve ümitten ibaret..."
İçinde büyüyen insan sevgisi, Anadolu tutkusu, aşk gibi, sevda gibi tütsülenmiştir yüreğinde.
"Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
Yok edin insanın insana kulluğunu,
Bu davet bizim...
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine
Bu hasret bizim..."
Nâzım'ı sistemle kavgalı kılan gerçek neydi? Antidemokratik yaklaşımlara karşı tavır adamı yapan, net ve anlaşılır bir mücadele ortaya koymasına sebep neydi? Az önce okuduğum şiirin son mısraları, gayet açık bir şekilde bunu ortaya koyar: Özgürlük ve kardeşlik. İnsan sevgisi, adalet ve eşitliktir. Toplum olarak, bugün, bunun sancısını hep birlikte aşmak için gayret ediyoruz.
Siyaset adına söylemiyorum; ama, bugün, Meclisimizin, demokratikleşme sürecinde, Avrupa Birliğine uyum yasalarıyla birlikte, ülkemizde yeni bir dönemin başlayacağını ve başladığını hep birlikte görüyoruz ve göreceğiz.
Yine, Nâzım şöyle der:
"Güzel günler göreceğiz çocuklar/
güneşli günler göreceğiz..."
Kültür dünyamızın bilgelerinden biridir Cemil Meriç. Doğudan, Batıdan, Ortadoğu'dan bahseder. Bu ülkenin vazgeçilmez derinliğini en ince, en hassas tespitlerle yakalar, aydınları dik duruşa çağırır. Batı kültürü ile kendi kültürümüzün ortak yönlerine imler düşer. Mağaradakilerden inciler toplayarak, Himalayalara, Hint Yarımadasına çıkar, oradan da kır çiçekleri gönderir bu ülkeye. Bu ülkenin doğulu olduğunun altını çizer, utanmamayı salık verir ısrarla: "Doğulu olduğundan utanan tek kavim biziz" diye bizleri uyarır.
"Kimi başında taçla doğar, kimi elinde kılıçla
Ben kalemle doğmuşum, insanlarsa kıyıcıydılar,
Kitaplara kaçtım!" diye ekler.
Tanzimattan bu yana Türk aydınının alınyazısı iki kelimede düğümleniyordu; aldatmak ve aldanmak. Zavallı Türk aydını... Batılı dostları alınmasın diye hazinelerini gizlemeye çalışır. Sonra unutur hazineleri olduğunu. Düşmanların putlarını takdis eder, hayranlıklarını benimser. Dev, papağanlaşır bu defa. Bunu da kendi kültürümüzün, tarihimizin bütün değerleriyle bir hazine olduğunu, komplekslerden kurtularak, aydınlığa, kendimize güvenerek ulaşabileceğimizi söyler.
"Hiçbir düşünce bir ülkeden ötekine olduğu gibi aktarılamaz" diye uyarır; sonra "insan düşünce için değil, düşünce insan içindir" diye ilave eder.
"Dilini unutan bir nesil yabancı dili nasıl sevsin ki" diyerek Türkçemizi doğru kullanmayı önerir. Kendini bilmenin dille ilgili olduğunu haykırır. Dünü bugüne, bugünü yarına taşıyan tek aracımız dilimizdir, Türkçemizdir. Türkçe düşünmek yerli olmaktır; bu böyle bilinmesi gerekiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun; sözlerinizi tamamlayınız.
RECEP GARİP (Devamla)"Meçhul Dost" şiirinde Cemil Meriç şöyle seslenir:
"Bunları senin için yazıyorum meçhul dost
Bu bir davet, sevgi daveti
İsterdim ki kelimeler, çiçek çiçek eşiğine yağsın
İsterdim ki kelimeler yıldız yıldız aydınlatsın odanı
Sönen gözlerimin bütün aydınlığı kıvılcımlaşsın onlarda
Kelimeler buseleşsin ve güvercinler gibi
Kuğular gibi, kırlangıçlar gibi uçsun sana."
Kalem sahiplerine bir uyarıda bulunarak "telaş etmemek, öfkelenmemek, kin kışkırtıcısı olmamak, halkı okumaya, düşünmeye, sevmeye alıştırmak birinci görevidir aydının" diye ilave eder
Son nefesinde Cemil Meriç "Muhammed! Sevgilim" diyerek gözlerini kapatır
Cahit Zarifoğlu, özgürlüğün, özgünlüğün, çocuk saflığının, insan olmanın adıdır. Yapmacıksız, yalın; ama, lirik söylemlere sahiptir. Tekdüze gidemezsiniz onunla. O sizi labirentlere indirir, çıkarır, dağlara taşır. Kasabalarda, köylerde, kırlarda, savaşta sizinledir Rahmetli Cahit Zarifoğlu; doğuştan şairdir şair-i maderzat" diye ünlenmiştir.
Birdenbire kavranmak, bulunmak, bilinmek istemez şair. Kimi zaman aşikârdır, kimi zamansa serüvenler üretir, gizlenir; onu, okuyucu arayıp bulmak zorundadır. Duyarlıdır; yaşadığı çağın anaforlarından meyveler toplar, onları çocuklara dağıtır. Şiirin önemli uç beylerinden olan Cahit Zarifoğlu, imgeyi en görkemli taraflarıyla kullanır. Hayatın anlamını, yaşamanın kıymetli olduğunu onun bizatihi yaşantısında görüyorsunuz ve Cahit Zarifoğlu gençliğin gözbebeği gibi bugün aramızda dolaşmaya devam ediyor.
"Çağın Küçük Bulanığı"adlı şiirinde hummalı bir hastalığa dönüşen yalnızlığı, şöyle haykırır:
"Ah şu yalnızlık
Kemik gibi
Ne yanıma dönsem batar.
Haber verdiler
Arka karanlıkta
Bir kadın var yüzü göğsüne akmış"
"Efendim" Şiirinde ise:
"Boynuma bir ip at
Kölen diye yollarda gezdir beni"
"Sultan" isimli şiirinde ise:
"Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harfleri acz tutuyor
Bağışlamanı dilerim
Sana zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme.."diye ekler.
Üç Bilgeyi haziranda kaybetmiş olmak haziranı kışkırtıyor olmalı. Sıcacık bakışlarıyla, eserleriyle, ünlemeleriyle, haykırışlarıyla, kavgalarıyla,. şiirleriyle, aramızda yaşamaya devam ediyorlar.
Üç Şah Adam, üç Bilge, üç Şair, Cahit Zarifoğlu'nu, Cemil Meriç'i ve Nâzım Hikmet'i yeni anlayışlar, yeni kardeşlikler, yeni doğumlar, yeni başlangıçlar ve yeni okumalar için, hepinizi ve ülkemizi saygıyla selamlıyorum.
Saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
21 konuşma daha · 10 Haziran 2003