İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 35. BİRLEŞİM · PAZARTESİ

2005 mali yılı bütçe kanun tasarısı (tümü)

Recep Tayyip Erdoğan

Siirt Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 35. Birleşim · 3. yasama yılı · 20 Aralık 2004 · 4.696 kelime · yaklaşık 23 dakikalık okuma

Kaynak göster

Recep Tayyip Erdoğan (AK Parti), 20 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇE KANUN TASARISI (TÜMÜ)); konuşma 4.696 kelime.

Recep Tayyip Erdoğan (AK Parti, Siirt). “2005 mali yılı bütçe kanun tasarısı (tümü)”. TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim tutanağı, 20 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/recep-tayyip-erdogan-22-2004-12-20-2005-mali-yili-butce-kanun-tasarisi-tumu (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Siirt)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, değerli basın mensupları; Yüce Meclisimizin şahsında, aziz milletimin her ferdini sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

2005 yılı bütçesi, Plan ve Bütçe Komisyonundan Genel Kurula inmiş bulunmaktadır; ülkemize hayırlı olsun.

Sözlerime başlarken, Maliye Bakanımız başta olmak üzere, diğer bakanlarımızla birlikte, uzun bir maratondan sonra, bütçeyi görüşerek Genel Kurula sunan Plan ve Bütçe Komisyonu üyeleri ile bürokratlarımıza da teşekkür ediyorum.

Bu arada, Irak Büyükelçiliğindeki görevlerine giderken, 17 Aralık günü saat 11.30'da Musul'da şehit edilen beş polisimize Allah'tan rahmet diliyorum, geride kalan ailesine sabırlar diliyorum, milletimizin başı sağ olsun diyorum ve yaralı kardeşimize de yine Rabbimden şifalar temenni ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Meclisin bugünkü gündemi, aslında, bütçe görüşmeleri; fakat, görüldüğü gibi, burada, bütçe görüşmelerinin dışında, 17 Aralık gerekçe alınarak, tamamen Avrupa Birliği müzakerelerine dönüştü. Bu, zaten beklentimdi de; zira, Brüksel'den dönerken, Cumhuriyet Halk Partili milletvekili arkadaşlarıma, orada bir nükteyle de söyledim, herhalde, pazartesi gününün gündemi de belli olmuştur; Sayın Baykal da, bütçeyi değil de Avrupa Birliğini o gün daha çok ortaya koyacaktır" dedim. Nitekim de görünen o oldu ve şu anda, bütçeden çok Avrupa Birliğini müzakere etme noktasına geldik.

Fakat, tabiî, üzüldüğüm nokta şudur: Eğer, Dışişleri Bakanlığımızın sitesine girip de o günün akşamında, şöyle, orayı bir yoklayıverselerdi, oradan, kesin, son zirve neticesini alma fırsatları olurdu. O fırsatı, ne yazık ki, bulamadılar ve yanlış bilgilendirmeyle de, bugün, zirve sonuçlarını, çok farklı bir şekilde, burada, değerlendirmeye, yorumlamaya kalktılar. Bunun da ötesinde, eğer, orada da yok diye bir iddianız varsa, o zaman, Sayın Baykal, Avrupa Birliğinin sitesine girip, oradan da bunları bulma imkânınız vardı; çünkü, orada da yayımlanmıştı. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Ülkemizin çağdaşlaşma ve muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkma iradesinin açık hedefi olan Avrupa Birliği üyeliği yolunda en önemli dönemeçlerden birini, biz, başarıyla aştığımıza inanıyoruz. Aziz milletimiz, kendi değerlerine sonuna kadar olan bağlılığını koruyan ve önemseyen bir millettir. Bu millet, aynı zamanda, evrensel değerleri benimsemiş, çağdaşlaşma iradesine sahip bir millettir. Milletimizin bu iradesi sayesinde, yüz yılı aşan modernleşme çabaları ve kırkbir yıllık Avrupa Birliği mücadelesi, artık yepyeni bir zemine geçmiştir. 17 Aralık kararıyla beraber, Atatürk'ün hedef olarak gösterdiği muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkma yolunda ciddî bir kazanım elde edilmiştir. Kuşkusuz, bu başarı, özünde milletin başarısıdır. Milletin bu iradesine vesile olan herkesin de, bu başarıdan dolayı, bu başarıya olan katkılarından dolayı -bugüne kadar hep belirttiğim gibi, şimdi de belirtiyorum- kendilerine, tekrar, teşekkür ediyorum ve tebrik edilme hakkı vardır. Bu nedenle, bugüne kadar bu sürece emeği geçen tüm devlet ve siyaset adamlarımıza, hükümetlerin mensuplarına, değerli bürokratlara, bilim adamlarına, gazetecilere ve sivil toplum örgütlerine de huzurlarınızda bir kez daha teşekkür ediyorum.

Artık Türkiye -şimdi altını çiziyorum- net bir müzakere tarihi almıştır. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bu tarih, 3 Ekim 2005'tir.

ALİ RIZA BODUR (İzmir)- Hangi koşulla?!

CANAN ARITMAN (İzmir)- Hangi şartla?!

GÜROL ERGİN (Muğla)- Brütü nasıl olacak?!

AHMET YENİ (Samsun)- Sabırlı olun biraz, sabırlı.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)- İsterseniz toptan alalım sizi buraya, siz konuşuverin. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Artık Türkiye net bir müzakere tarihi almıştır. Bu tarih, 3 Ekim 2005'tir, ve bu tarihle ilgili olarak bir de hedef konulmuştur; bu hedef tam üyelik hedefidir. Tam üyelik hedefi de bu kayıtlarda mevcuttur ve dağıtıldığı gibi, anlatıldığı gibi değil bu işler ve buna, 25 ülkenin tamamı onayını vermiştir ve bu onay veren ülkeler içerisinde Güney Kıbrıs da mevcuttur. Bunu bir kenara koyamazsınız.

Eğer, Güney Kıbrıs, burada, veto hakkını kullanmış olsaydı, bu onayı da oradan alamazdınız. Orada, bu onayı vermeye sevk eden bir strateji uygulanmıştır ve bu stratejiyi de bu hükümetin temsilcileri orada başarmıştır ve bu neticeyi bu şekilde almıştır. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar)

Millî çıkarlarımız ile Avrupa Birliği ilkeleri arasındaki uyum gözetilerek yürütülen müzakereler sonucunda, millî çıkarlarımız ve millî davamız en iyi şekilde korunarak, Avrupa Birliği değerleri zeminine güçlü bir adım atılmıştır aslında.

Gözlemciler tarafından "sessiz devrim" olarak nitelenen bu reform sürecini kesintisiz devam ettirmek ve bunu uygulamaya tam olarak yansıtmakta kararlıyız. Dolayısıyla, ortada herhangi bir ciddî sorun yoktur.

En çok tartışılan gündemler, Kıbrıs'la ilgili tartışmalar çerçevesinde ortaya çıkmaktadır. Kararların 19 uncu paragrafında, Ankara Antlaşmasının Avrupa Birliğinin mevcut kompozisyonuna uyarlanmasını sağlayacak uyum protokolünü, katılım müzakereleri başlamadan önce gerekli uyarlamalar üzerinde anlaşmaya varıp, bunlar sonuçlandırıldıktan sonra imzalamaya hazır olduğumuz beyan edilmektedir. Buradaki hassasiyet budur; lütfen, burayı iyi anlayın.

Sözü edilen protokolün imzalanması, Avrupa Birliğiyle ilişkilerimizin genel çerçevesinin bir gereğidir. Bunu da bilmek durumundayız.

Bu metinde de belirtildiği üzere, bu, ancak, karşılıklı mutabakatla neticelendirilecektir. Eğer, bu karşılıklı mutabakat sağlanmadığı takdirde, bu, asla yürürlüğe girmez. Anılan protokolün imzalanması, tanıma anlamı da taşımamaktadır. Lütfen, bunu uluslararası devlet hukukundan anlayanlarla şöyle bir tartışır, müzakere ederseniz, onun da neticesini oradan alırsınız; biz de bu neticeleri almış durumdayız. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Unutmayalım ki, Türkiye, 25 üyeli bir ortaklığa girmektedir. Bu nedenle, bu 25 üyeyle müzakere yürütülecektir. Dolayısıyla, Türkiye'nin, bu 25 ülkeden birini şu aşamada tanımaksızın müzakere pozisyonu elde etmesi, esasında millî çıkarlarımızı koruma konusundaki hassasiyetimizi de göstermektedir. Böylece, Hükümetimiz, millî davayı en iyi şekilde koruyarak ve Avrupa Birliği perspektifini de elde tutarak en iyi pozisyonu elde etmiştir.

Esasen, tanıma konusunda açıklığa kavuşturulması gereken husus şudur: Tanıma kararı alan ülke, bu konudaki iradesini siyasî bir beyanla ortaya koymalıdır. Bu beyanın tanıma etkisini göstermesi de, söz konusu tanımanın içeriği ve çerçevesinin karşı ülke tarafından kabul edilmesiyle mümkündür. Uluslararası hukukta "dolaylı tanıma", "fiilî tanıma", "doğrudan tanıma" gibi kavramlar vardır. Ancak, ilgili ülke, alınan kararın, tanıma sonucunu doğurmayacağını belirttiği takdirde, bundan tanıma sonucunu çıkarmak da mümkün değildir. Dolayısıyla, biz, Avrupa Birliği Konseyine söz konusu protokolün imzalanmasının tanıma anlamına gelmediğini, Kıbrıs Rumlarının, Kıbrıs Türklerini temsil edemeyeceklerini, Türkiye'nin, Kıbrıs sorununa ilişkin mevcut hukukî ve siyasî tutumunu sürdürdüğünü de açıkça zirvedeki sonuç bildirgesinin okunması sırasında ortaya koyduk.

Özetle, bizim söylediğimiz şudur: Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği kırkbir yıllık bir ulusal hedeftir, Kıbrıs ise, daha uzun yıllara dayanan bir ulusal davadır. Akılcı politikalar yürütüldüğü takdirde bu ikisinin çelişen hedefler olmadığını düşünüyor ve politikamızı da buna göre sürdürüyoruz.

Uyum Protokolüyle ilgili meseleye, ülkemizin Kıbrıs'a ilişkin hak, hukuk ve çıkarlarını gözeterek nasıl bugüne kadar yaklaştıysak, bundan sonra da aynı şekilde yaklaşacağız. Aziz Milletimiz bu konuda müsterih olmalıdır.

Esasen, anılan protokolün imzalanmasının tanıma anlamı taşımayacağı, Avrupa Birliği zirvesi sırasında, Avrupa Birliği Dönem Başkanı Sayın Balkenende tarafından gerek zirvede gerek zirveden sonra açıklanmıştır; aynı şekilde, Sayın Schröder tarafından açıklanmıştır; aynı şekilde, Sayın Blair tarafından açıklanmıştır; aynı şekilde, Avrupa Birliği Komisyon Başkanı Sayın Barosso tarafından açıklanmıştır. Bütün bunlar açıkça ifade edilmiştir ve bunların hepsi, artık, uluslararası basında da kayda girmiştir. Ayrıca, Avrupa Birliği Dönem Başkanı da, yaptığı açıklamalarda, bunun tanıma olamayacağını, tekrar tekrar, teyiden, daha sonraki bazı toplantılarda da ifade etmiştir.

Son tahlilde, önemli olan Türkiye'nin ne dediğidir. Burası çok önemli. Bizim tanımadığımız bir ülkenin bize "hayır, tanıyorsun" şeklinde bir dayatmayla tanıtılması imkânı mevcut değildir.

Kararda, Avrupa Parlamentosu kararı not edilmiştir. Bunu da saptırmanın anlamı yok. Allahaşkına düşünün yahu,. şu Avrupa Parlamentosunda, bugünlere kadar Türkiye'nin lehinde acaba 10 tane "evet" oyu çıkar mıydı be?.. Şimdi, Türkiye'nin lehine, oradan, 400'ü aşkın "evet" oyu çıkıyor. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) ve bu kararın, müzakerelerin olumlu başlatılmasına ilişkin neticeleri var. Bunlar durup dururken olmuyor. Türkiye'deki mevcut hükümetin dışpolitikadaki etkinliğinin neticesidir bu; münasebetlerin neticesidir bu. Bunlar olmamış olsa bu neticeleri almak mümkün mü? Bunları, şüphesiz ki, Parlamentomuz bugüne kadar gösterdiği dayanışmasıyla, milletimizin verdiği destekle, bütün sivil toplum örgütlerinin bu noktadaki tavrıyla oluşturan bir süreç yaşadık ve bu süreç, inanıyorum ki, bundan sonra da, aynı etkinliğini sürdürerek devam edecektir.

Bilindiği üzere, Avrupa Parlamentosu kararlarının -bunun da altını çiziyorum- bağlayıcı bir niteliği de yoktur. Bununla birlikte, Avrupa Parlamentosunun, Türkiye'ye "evet" dediği kararlarla ilgili oylamanın tüm dünya basınına yansıyan görüntüsü, aslında, Türkiye için çok büyük bir tanıtım olmuştur. Burayı iyi görmemiz lazım ve değerli arkadaşlarım, kararın 22 nci paragrafı, Türkiye'nin Kopenhag Siyasî Kriterlerini yerine getirdiğini belirtmekte ve kamuoyunun malumu olan 6 yasanın yürürlüğe girmesi kaydıyla, müzakerelerin 3 Ekim 2005 tarihinde başlayacağını ifade etmektedir. Zirve kararlarının, Türkiye bakımından en çarpıcı boyutu, hiç kuşkusuz, bu hükümdür. Bu hükümle, Türkiye, kırkbir yıllık mücadelesinin, evet, önemli bir dönemecini kazanmıştır ve bunu başarmıştır.

Delegasyonlar ve daimî koruyucu tedbirler... Burada da yanlış izahatlar var; yanlış bilgilendirmeler var ve ben, Sayın Genel Başkana şunu söylemek istiyorum: Elinizdeki tercüme edilmiş olan bildirge, üzerinde son değerlendirmelerin yapılarak, oradaki değişikliklerin yapıldığı bir metin değildir; yanlış metin üzerinden tercümeler yapılmıştır. Bu konuda, özellikle bilgilenmenizi istiyorum.

DENİZ BAYKAL (Antalya)Tercüme kullanmıyoruz; orijinal metne bakıyoruz.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)İşin doğrusu yanımdadır; buradadır...

K. KEMAL ANADOL (İzmir)Orijinal metin var Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)... ve o konuda, maalesef, iyi araştırın; bunu araştırdığınız zaman, yanlışlıkların nerede olduğunu da göreceksiniz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul)Sayın Başbakan, elimizde orijinal metin var..!

DENİZ BAYKAL (Antalya)Sayın Başbakan, söyleyin de, öğrenelim...

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) -Anlatayım... Anlatayım...

CANAN ARITMAN (İzmir)22 nci maddeyi baştan sona bir okur musunuz...

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)Bakınız, hedef, tam üyeliktir... Hedef, tam üyeliktir.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)Okuyalım Sayın Başbakan...

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)Ben, çok iyi okudum onu.

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul)Sayın Başbakan, bu, orijinal metin...

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)Algan Bey, çok iyi okudum.

ALİ RIZA BODUR (İzmir)Okuyun; biz de bilelim.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)Bütün bürokratlarımla, bütün siyasetçi arkadaşlarımla, hep beraber, onu gayet iyi okudum. Bunu, bir de, muhataplarımızla da gayet iyi müzakere ettik enine boyuna.

Bakınız "ucu açık" ifadesini, bir defa, iyi kavramalısınız. Bu müzakereler, yani, chapter'lar denilen, fasıllar denilen... Her faslın başlangıç ve bitiş tarihi diye bir tarih yoktur. Bugüne kadar, hiçbir ülke, böyle bir müzakere yapmamıştır. Başlar, müzakere devam eder, bittiği anda biter; bunlarla ilgilidir.

Haa, burada bir şey vardır; nedir o: "Tam üyelikle ilgili bir garanti yoktur" ifadesine eğer takılıyorsanız... Bizden öncekiler için tam üyelik verilmiştir; ama, ondan sonra, örneğin, bir İngiltere, onbirbuçuk yılda müzakereleri bitirebilmiştir ve -Fransa Cumhurbaşkanı De Gaulle döneminde- iki kez veto edilmiştir İngiltere. Aynı şey Portekiz'in başına da gelmiş, aynı şey İspanya'nın başına da gelmiştir.

Tabiî, sizler, hep bardağın boş tarafına bakmaya alıştığınız için, olaya, yine, böyle bakıyorsunuz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Eğer, dolu tarafına bakıp da "biz, iki yıl içerisinde, şu Parlamento el ele verdik; ya bu işi nasıl başardıysak bundan sonraki süreçte de biz, bu işi, evvel Allah başarırız, bu millet bunu başarır" deseniz, inanıyorum ki, o zaman bu bayramı siz de yapacaktınız. (AK Parti sıralarından alkışlar)

CANAN ARITMAN (İzmir)Bayram yokken bayram yapılıyor!..

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)Doğru diyorsun... Biz, ona da "eyvallah" deriz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)Kendimizi kandırmasak işbirliği yaparız da!..

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)Şunu çok iyi bilmemiz gerekiyor ki, derogasyonlar olayında bir şeyi daha ortaya koyayım; o da şudur: Bakınız, zikrettiğiniz, gerek emeğin serbest dolaşımı gerek tarım vesaire, bu konularla alakalı olarak da şunu iyi bilmemiz gerekiyor: Bu, tek taraflı bir olay değildir, karşılıklı bir olaydır; taraflar oturur ve belgeler. Neyi belgeler; "bende işsizlik had safhaya varmıştır; artık, ben, emek transferine, emeğin ülkeme girmesine müsaade edemiyorum" der ve bunu tevsik edebilirse, bunu belgeleyebilirse, karşılıklı mutabakatla, o zaman buraya emeğin girişine müsaade edilmez, buna bir süre verilir. Haa, bu süre beş sene olur, on sene olur; o, ayrı mesele. Bu, sadece onlar için değil bizim için de geçerli olan bir süreçtir. Bu, zaten anormal bir olay değil; ama, burada, daimîlik bir hak olarak vardır. Daimî olarak bu derogasyonların devamı, hak niteliğindedir; yani, bunu taraflar hak olarak kullanabilirler. Ne yaparak; tevsik ederek kullanabilirler. Aksi takdirde, bunu da kullanma yetkileri yoktur.

Bir başka husus, tüm Kopenhag Kriterleri dikkate alınmakla birlikte, eğer aday ülkenin, üyeliğin tüm yükümlülüklerini yerine getirecek durumda olmaması halinde, aday ülkenin Avrupa yapılarına mümkün olan en güçlü bağla tam olarak bağlanmasının sağlanacağı keyfiyetidir. Burada önemli olan, ortak amacın en başta katılım olmasının vurgulanmasıdır. Ondan sonraki süreç, bizim tasarrufumuzda olan bir süreçtir. Sonucu kimsenin garanti edemeyeceği de gerçeğin ta kendisidir. Aday ülkenin üyeliğin tüm yükümlülüklerini yerine getirememesi durumunda ne olacağına karar verecek olan ise, aday ülkenin kendisidir; yani, Türkiye, kendi kaderini kendisi tayin etmeye gücü yeten bir ülkedir. Türkiye, kendi ayakları üzerinde durma iradesine her zaman sahiptir, bundan sonra da sahip olacaktır; lakin, Avrupa Birliği, böyle bir durumda dahi, güçlü bağları korumak yolunda bir arzu izhar etmiştir. Bu, Avrupa Birliğinin, en kötü ihtimale ilişkin niyetidir. Bizim amacımız ise, katılım süreci içinde, tüm yükümlülüklerimizi, karşılıklı dayanışma, işbirliği, uyum ve hakkaniyet içinde yerine getirerek, Avrupa Birliğinin üyesi olmaktır. Bugünden, en kötü senaryo üzerinde odaklanmanın bir anlamı yoktur. Çalışmalı ve kendimize güvenmeliyiz.

Müzakerelerin başlatılması kararı, Türkiye için önemli bir başarıdır. Türkiye, bu başarıyla, bütün dünyanın gündemindedir. Önümüzde daha güç bir dönem vardır; ama, en önemlisi, reform sürecinin, her alanda, yaygınlaştırılarak sürdürülmesidir. Biz, bu yönde, her türlü çabayı göstermeye hazırız. Bu süreçte, Avrupa Birliğinin de bizimle işbirliği yapmasına ve desteğine önem vermekteyiz; bunu, açıkça, Avrupa Birliğinden beklemekteyiz.

Bizim Türkiye için istediklerimizin sınırı yoktur. O nedenle, hiçbir müzakerenin sonucu bizi tam olarak tatmin etmez. Kuşkusuz, kararlar daha iyi yazılabilse, müzakereler daha erken bir tarihte başlayabilseydi elbette daha mutlu olurduk; ama, şunu kabul etmeliyiz ve etmelisiniz ki, Türkiye, rasgele, sıradan bir ülke değil. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bu kadar kolay olsaydı, herhalde bu süreç de kırkbir yıl sürmezdi. Bu kırkbir yıllık süreci gayet iyi yaşayanlar var. Neden buraya kadar sürdü bu süreç, bunu çok iyi bilenler var; bunların hepsi kayıtlarda mevcut. Bunu bildiğimize, bildiğinize göre, burada, şu iki yıl içerisinde atılan adımların ne kadar önemli olduğunu bilmemiz ve onu bir kenara itmemiz pek insafla bağdaşmaz ve 17 Aralık kararlarının içeriğini tartışmak ile 17 Aralıkta Türkiye'ye müzakere kapısının neden kapandığını tartışmak arasında bir tercih söz konusu olursa, herhalde, Anamuhalefet Partimiz de "neden bu kapı kapandı" sorusunu o zaman soracaktı. Biz, şimdi, neden bu kapı kapandı değil, işte bu kapı nasıl açıldı; bunu anlatıyoruz sizlere; başarı burada. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Nihayet, Avrupa Birliğiyle gerçek anlamda ilk kez gerçekleştirilen böyle bir müzakerenin ayırt edici özelliklerine de değinmekte yarar vardır. 16 -17 Aralık zirvesi sırasında Avrupa Birliğiyle klasik anlamda ikili bir masabaşı müzakere yürütülmemiştir. Avrupa Birliği karşımıza tek bir devlet olarak değil, 25 üyeli bir blok olarak çıkmıştır. İlaveten, Komisyon da, müzakerenin ayrı bir tarafı olarak burada yer almıştır. Asıl önemlisi, sonuç, ciddî bir zaman baskısı altında alınmaya çalışılmıştır. 25 üyenin ortak çıkarlarını gözetmeye çalışan Avrupa Birliği, haliyle, kimi zaman son derece talepkâr olabilmiştir. Bütün bu olumsuz koşullara ve hepimizin malumu, bir Avrupa Birliği üyesinin özellikle Uyum Protokolü konusundaki dayatmacı tutumuna rağmen, görüşlerimiz Avrupa Birliği tarafında yankı bulmuş ve makul bir orta yolda buluşulabilmiştir.

Aziz Milletimiz bu noktada müsterih olsun. Bu kararlar çocuklarımızın daha iyi bir Türkiye'de yaşamasına imkân verecektir. Bu konuda şimdiye kadar verdiği destek için, ben, tekrar, Anamuhalefet Partisine teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) Diğer muhalefet milletvekillerine teşekkür ediyorum, sivil toplum örgütlerimize, tekrar, teşekkür ediyorum. Burada bazı gerçekleri de, tabiî, ifade etmem lazım.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Türkiye'ye döndük; halkımızın bir heyecanı var. Bunu bir bayram ilan etmemiz konusunda nedense rahatsızlık var. Niye rahatsızlık duyuluyor ki; tarihî bir kayda giriyoruz ve bu, anılacak, artısıyla eksisiyle anılacak. Ama, bu bir başlangıç; nerede; dönemeç noktasında ve bundan sonraki süreç, bizi farklı bir yere doğru taşıyor. Bakınız, ülkenin sadece siyasî yapısını değil, sadece kültürel yapısını değil, bu, aynı zamanda, askerî yapısını da, ekonomik yapısını da etkileyen yeni bir süreç olarak başlıyor ve bu süreçte, âdeta, çağdaş, modern bir Türkiye'nin kuruluşu gündeme oturuyor ve bunu, bu bayramı hep beraber yaşamamız lazım. Bundan kaçınmaya, çekinmeye hiç gerek yok ve biz, o karma pozisyonu gördüğümüz zaman ayrıca mutlu olduk ve bu mutluluğu hep birlikte de yaşıyoruz.

Bakın, bize Brüksel'de de bunu sordular. Sordukları zaman, biz başardık, dedik; yüzde yüz asla değil, dedik ve bu karar bizi asla şımartmayacak, dedik ve biz bunun bilinci içerisindeyiz. Burada her şey tam, her şey dört dörtlük... Geldiğimiz andan bu yana böyle bir iddianın içerisinde bulunmadık; Brüksel'de de bulunmadık, burada da bulunmadık ve şimdi, bu eksiklikler nelerdir; bu süreç içerisinde de bunları giderecek ve inşallah, müzakerelere de böyle oturacağız.

Tabiî, ben burada bir şeyi daha açıkça ifade etmek istiyorum; o da şudur: Sayın Baykal, sürekli, ısrarla bir şeyin üzerinde duruyor, o da şu: İkinci sınıf, üçüncü sınıf... Eğer siz kendinizi ikinci sınıf kabul ediyorsanız, ben buna bir şey diyemeyeceğim; ama, biz kendimizi böyle kabul etmiyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ALİ TOPUZ (İstanbul)Çok ayıp!.. Çok ayıp!..Ne alakası var...

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)Bu millet, birinci sınıftır ve bunun gereğini orada ortaya koymuş ve bu mücadelenin sonucunda da bunu koparmıştır ve bunu almıştır.

ALİ TOPUZ (İstanbul)"İkinci sınıf" sözünü size söylemedi ki.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)Bana derken, şahsımı kastetmiyorum zaten, Türkiye'ye bu söylendiği için ağırıma gidiyor.

K. KEMAL ANADOL (İzmir)Ama, siz bize söylüyorsunuz Sayın Başbakan!..

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)"Türkiye'ye burada ikinci sınıf bir üyelik biçiliyor" deniliyor. Burada, Türkiye'ye ikinci sınıf bir üyelik biçilme gibi bir şey söz konusu değil. Böyle bir yere kendi kendimizi oturtmanın gayreti içerisine girmek çok yanlış.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)Türkiye'yi o duruma düşürdüğünüzü söylüyor.

ALİ RIZA BODUR (İzmir)Onu siz kabul ettiniz, biz değil.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)Böyle bir şey yok. Böyle bir şey kabul edilmemiştir. Böyle bir şeyle itham...

ALİ RIZA BODUR (İzmir)İmza altına aldınız.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)Bakın, onu da bilmiyorsunuz, burada imzalanan bir şey de yok.

GÖKHAN DURGUN (Hatay)Söyleyin canım öyleyse.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)Bir milletvekili olarak bunu da öğrenin; burada imzalanan bir şey yoktur. Burada, Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı, sadece, aldığı kararı açıklar. Burada herhangi bir şeye imza atılmaz. Bakın, o kadar bilmiyorsunuz ki "Başbakan niye imzalamadı" diyorsunuz. Başbakan, muhatabı başbakan olursa imzalar, devlet bakanıyla imzalamaz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

O da 19 uncu paragrafla alakalıdır. Bize bu teklif edildiği zaman, biz kendilerine şunu söyledik: Eğer bu metne, gelir de Sayın Balkanende imzayı koyarsa, imzayı koyarız. Üçüncü imza da Barosso olur, imzayı koyarız." Dediler ki: "Dışişleri Bakanı atsın." Biz, eğer Dışişleri Bakanımızın muhatabı dışişleri bakanı olursa imzalarız; ama, Dışişleri Bakanımızın muhatabı dışişleri bakanı olmazsa, o da imzalamaz dedik. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bunun üzerine, dediler ki: "Devlet Bakanı Nikolai imzalayacak." Eğer Devlet Bakanı Nikolai imzalayacaksa, o zaman bizim Devlet Bakanımız Beşir Bey burada, Beşir Bey bunu imzalar dedik. Bu nedir biliyor musunuz; bu, bu milletin bu noktadaki hassasiyetinin ifadesidir. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA BODUR (İzmir)Demek ki, imza var.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)İmzalanan tüm metin değil, sadece 19 uncu maddeyle ilgili değişikliktir, diğerleri değil. Onu da öğren.

Ayrıca, burada, bir başka konu var; bunun içerisine de girmek istiyorum; o da, medyada çeşitli yorumların çıkması, vesaire. Çıkabilir, yani, medya her türlü yorumu yapabilir, yapmıştır da. Orada Hükümetin, yetkililerin koyduğu tavırlar niçin Anamuhalefeti rencide ediyor ki?! Koyulması gereken bir tavır varsa, yeri geldiği zaman koyulur. Yapılmış olan da budur; çünkü, bu, orada bir sinir harbidir, bir strateji mücadelesidir. Yapılmış olan budur. Ama, ben, gücümü, kuvvetimi sizden aldım, siz burada güzel açıklamalar yaptınız. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bu açıklamalardan aldığım güçle bunu yaptım. Eğer, o açıklamalarınız olmasaydı, ben bunu yapamayacaktım.

Değerli arkadaşlarım, ben de biraz olsun bütçeyle ilgili şöyle bir değerlendirme yapayım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, tabiî, Avrupa Birliği yolunda aldığımız bu mesafe, 17 Aralık zirvesinden sonra, kısaca bir özetlemeyle birlikte, gördüğünüz gibi, piyasaya olumlu etkilerini vermeye başladı. İnşallah, bu etkiler artarak gelişecek; bundan hiç endişeniz olmasın.

Tabiî, burada, özellikle şunu ifade etmek istiyorum: Bakınız, şu anda doğrudan yabancı sermayenin Türkiye'ye girişi başladı ve hemen ilk gelenler, ilk kafileler gelmeye başladı. Özellikle 5084 sayılı Yasayla ilgili talepler artmaya başladı. Bunlar geliyor ve bunlarla ilgili olarak Türkiye'de işsizlik konusunda yeni bir dönem başlıyor. Bu dönemde de, inanıyorum ki, doğrudan yabancı sermayenin ülkemizde attığı adımlarla birlikte, göreceksiniz, istihdamda da farklı, olumlu gelişmeler olmaya başlayacak.

Gelir gider kalemleri arasındaki uçurum, harcama kalemlerindeki sınır tanımazlık, bizim iktidarımızda ilk kez sona ermiştir. Kamu harcamalarında, ilk kez, ayağımızı yorganımıza göre uzatıyoruz, yerli ve yabancı yatırımcıların güvenini zedeleyecek yanlış adımlardan kaçınıyoruz; ekonominin bütün aktörlerinin önlerini bu vesileyle görmesini sağlıyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu dikkat ve titizliğin eseri olarak, öngördüğümüz hedeflerin tamamını tutturuyoruz ve bu hedefler sizin de malumunuzdur. İşte enflasyon, işte büyüme, işte faizlerdeki durum.

Bakınız, şunu nasıl görmezlikten geliriz: Göreve geldiğimizde, Türkiye'de nominal faiz yüzde 69'du; bakın, şu anda yüzde 21'e düştü. Nereden nereye.... Aradaki fark yüzde 48. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Bu, kimin cebinden çıkıyordu; milletin cebinden çıkıyordu. İç borçlanmada bu kadar yüksek faizle borçlanırken, şimdi yüzde 21'le borçlanıyoruz. Devamlı, gündeme, borç stoku, borç stoku... Tamam, borç stoku da, nasıl bir Türkiye aldık, ortada. Yani, bunlar hazır mıydı, var mıydı da biz borç stokunu artırmaya başladık? Zaten borçla borcu döndüren, onu bir yerde halletmeye, çözmeye çalışan bir ülke durumundaydık; ama, şimdi, biz, parayı ucuza satın alıyoruz; geçmişle aramızdaki fark bu. Yüzde 69'la alınırken, şimdi yüzde 21'le alınıyor, buralardan buraya geldik; yani, bir iki puanın nelere mal olduğunu düşünün. Sadece, bizim, geçen yılın bütçesinde ödememiz gereken faizlerde neyi kazandığımız çok açık, net ortada. Neyle oldu bu; işte ucuz borçlanmayla oldu. Eğer bu ucuz borçlanma olmasaydı, o zaman, bütçedeki o hane 7 katrilyon lira daha fazla olacaktı. Bu noktadayız. İnanıyorum ki, bu yıl daha da iyi olacak.

Açık söylüyorum, şaşıracak hiçbir şey yok; iyi niyetle gelir-gider dengesi kurduğunuz zaman; yani, kazancınıza göre harcama yaptığınız zaman işleriniz de rast gidiyor.

1995 yılında bütçe harcamaları 1,33 katrilyon lira olarak hedeflenmiş, yıl sonunda 1,72 katrilyon lira olarak gerçekleşmiş. 1997'de hazırlanan bütçe, 6,25 katrilyon lira olarak planlanmış, yıl sonunda 8,05 katrilyon lira olarak neticelenmiş. 1998'de, bütçe, 14,78 katrilyon lira olarak planlanmış, 15,61 katrilyon lira olarak gerçekleşmiş. 2002'de, bütçe, 98,1 katrilyon lira olarak planlanmış, 115,6 katrilyon lira olarak gerçekleşmiş; yani, 17 katrilyon lira fazla harcama yapılmış.

Gelelim, bizim, Türkiye'nin emanetini devraldığımız döneme. Bizim dönemimizde, 2003 yılında ise, toplam bütçe harcamaları 145,9 katrilyon lira olarak planlanmıştır. Bakınız, bir önceki yıl, 17 katrilyon lira bütçe gelirlerinden fazla harcama yapılırken, bizim iktidarımızın ilk yılında -harcamalar 5,5 katrilyon lira azalarak- planlananın altında, 140,5 katrilyon lira olarak neticelenmiştir. (AK Parti sıralarından alkışlar) 2004'te, bütçe, 149,9 katrilyon lira olarak planlanmış, 139,1 katrilyon lira olarak gerçekleşmektedir; yani, burada da, 10,8 katrilyon lira tasarruf edilmiştir. İşte bu fark, AK Parti İktidarının farkıdır. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekili arkadaşlarım, kamu kaynaklarının yönetiminde, ülke kaynaklarının ülkeye kazandırılmasında, bizim farkımızı, iş tutma biçimimizi ortaya koyan çok örnekler var; fakat, bunları, inşallah, bir hafta sonraki bütçenin kapanış görüşmelerinde gündeme getirmeyi daha uygun buluyorum.

2001 krizinde, Türkiye'nin durma noktasına geldiğini biliyorsunuz, büyüme bir yana, Türkiye küçülüyordu; ama, şimdi, OECD ülkeleri arasında Türkiye 1 numara.

Bunların hepsini yok farz ediyoruz! Bakın, enflasyonu da yok farz ediyoruz; şu anda, enflasyon, yüzde 33 - 34'lerden tek haneli rakama iniyor, diyoruz ki "bunlar teknik rakamlardır, bunlar kitapların arasındadır" filan!.. O zaman, bunları niye icat etmişler acaba?! Niye bunlar var?! Niye bunlar var?! (AK Parti sıralarından alkışlar)

2003'te büyümeyi yüzde 5 olarak öngördük, yıl sonunda 5,9 oldu. 2004'te yüzde 5 olarak öngördük; ama, gördüğünüz gibi, bu yıl, ilk altı ayda yüzde 13,5'lerdeydi; görünen o ki, yüzde 10'un altında, 10'a yakın, o civarda yine bitecek.

Değerli arkadaşlarım, biz, bu noktada işimizi sıkı tutuyoruz ve gayretle, geleceğe, ülkemizi çok daha farklı bir şekilde götürmenin gayretindeyiz. Burada bir şeyi ifade edeyim: Özellikle, 2001 yılında bütçenin gayri safî millî hâsılaya oranı yüzde 45 iken, 2002 yılında yüzde 42'dir. Bakın, bu çok önemlidir. Bizim hesabını tuttuğumuz 2003 yılında ise yüzde 39'dur. Keza, 2004 yılında yüzde 32,8 olmuş, 2005 yılı ise yüzde 32,36 olarak planlanmıştır. AK Parti İktidarının iş görme tarzını en açık olarak gösteren hususlardan biri, bütçelerin de küçülmesidir. Bu gelişme, hayatî derecede önemlidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçeyle ilgili önemli bir husus da bütçe açıkları. Bütçe açığının gayri safî millî hâsılaya oranı yıllar itibarıyla azaldığı gibi, 2005 bütçesinde ciddî bir azalma göstermektedir. Bizden önce bütçe açığının gayri safî millî hâsılaya oranı, 2001'de yüzde 16,45; 2002'de 14,58 iken, bizim yaptığımız bütçelerde, 2003'te 12,7 hedeflenmişken, gerçekleşme 11,27 olmuştur. 2004'te 10,92 hedeflenmişken, 7,27 olarak gerçekleşmiştir. 2005'te hedefimiz 6,06'dır.

Bizim hazırladığımız bütçelerin en önemli özelliklerinden biri de, sosyal politikaların, ekonomi politikalarıyla birlikte ele alınmasıdır. Bu konuda, tabiî, bazı şeyler söyleniyor; söylenecek, normaldir. Bakınız, biz, geçen yıl, Türkiye genelinde, halkımıza 700 000 ton kömür dağıttık. Bütün Türkiye'nin dört bir yanına bu gitti. Bu yıl 1 200 000 ton, yine, kömür dağıtılması planlandı; bunun yaklaşık 1 000 000 tonu halkımıza ulaşmış durumda. Aynı şekilde, geçen yıl ve bu yıl, okullarımızda, ilköğretimde çocuklarımıza kitaplarını bedava verdik. Daha da önemlisi, yükseköğrenimde, göreve geldiğimizde, kredi olarak öğrencilerimize verilen kredi 45 000 000'du; ama, bakın, şu anda 110 000 000'a çıktı. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)Çok fazla(!).. Azaltalım(!)

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)Bu yıl geldiğimiz nokta; artık, kredi, burs verilmeyen öğrenci hemen hemen kalmıyor, bu noktaya geldik ve bunlar, yapılmış olan sosyal politikalarımızın gerekleridir ve bu devam edecektir. Bunlardan, tabiî, hiç rahatsız olmaya gerek yok; ama, bunlara da, lütfen, bir kılıf giydirmeye, gömlek giydirmeye çalışmayalım.

ALİ TOPUZ (İstanbul)Sığ sosyal politikalar bunlar.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)Bu rakamlar çok düşük; onu belirtmeye çalışıyoruz.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)İnşallah daha iyisi olsun, biz de onu isteriz tabiî ki; ama, şu anda gücümüz buna yetiyor. Gücümüzün yettiği kadarını şu anda yapıyoruz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)Bugün 110 000 000 lira, para mı?!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)Fakat, iki yılda 45 000 000'dan 110 000 000'a geliş, şöyle, mevcut enflasyon oranlarını değerlendirdiğiniz zaman, herhalde, bunun üstünde bir rakam olması sebebiyle ciddî bir rakam.

SALİH KAPUSUZ (Ankara)Üstelik, isteyen herkese Sayın Başbakan...

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)Temennimiz o ki, bunu daha iyi bir konuma taşımaktır, getirmektir.

Vakit, tabiî, dar; ancak, bazı şeyler söylenildi, şöyle birkaç kalem de ben söyleyeyim. Bakınız, Ocak-Kasım 2004 -kümülatif olarak söylüyorum- gıda yüzde 4,6; şimdi ise Kasım 2004 -oniki aylık veriyorum- yüzde 6,1; giyimde yüzde 1,7 artış, ocak-kasım; şimdi ise binde 8... Elektrik ve gazda, bildiğiniz gibi, 7,3-8,2. Ki gaz, malum, dışa bağımlı bir olay. Elektrikli ev eşyalarına geliyorum; onda, yüzde 18,9 gibi yıl boyu fiyatlarda bir düşüş söz konusu. Sağlıkta yüzde 8,2; şimdi ise yüzde 8,6; ulaşım hizmetlerinde yüzde 8,5; şimdi ise yüzde 8,1; gazete, kitap, kırtasiyede yüzde 3,9; şimdi ise yüzde 4, ortalaması yüzde 9,8; yani, şu anda, enflasyonla hemen hemen aynı.

Görüyorsunuz, iyi bir gidiş burada var ve bunu gölgelemek, lekelemek... Bu gayretin içerisine girmeye de gerek yok. Şunu da, yine, ayrıca söyleyeyim: Sayın Baykal'ın söylediği emeklilerle ilgili TÜFE farkı konusu 2000 yılına ait bir konu biliyorsunuz. Bununla ilgili şu ana kadar 24 trilyon lira ödenmiş vaziyette; ancak, hâlâ yargıda bu konu. Yargı bu işi neticelendirdiği anda, o kesin karara göre, şüphesiz ki, biz, bu parayı, hemen, anında veririz.

Biliyorsunuz, yıllar yılı sürmüş olan nemalar meselesini de Hükümetimiz taksitlendirdi; anaparadan başlamak üzere onların da nemalarını ödemeye başladı, hiç aksamaksızın bunlar da ödenmektedir.

Tabiî, buradaki bir diğer konu da şudur: Türkiye'de ulaşımda çok ciddî fiyat düşüşleri söz konusu. Aynı şekilde, telekomünikasyonda fiyat düşüşleri söz konusu. Bakın, hava taşımacılığında bilet fiyatları yüzde 50 ile yüzde 90 arasında ucuzladı. Aynı şekilde, karayolu otobüs yolcu taşımacılığında bilet fiyatları yüzde 25 ucuzladı. Deniz taşımacılığında, tüm kabotaj hattı içerisinde yüzde 65... ÖTV'de yaptığımız indirim sebebiyle oralarda fiyatlar ciddî manada düştü. Bütün bunlarla, posta taşıma ücretlerinde yüzde 25 gibi bir indirim bu arada yapıldı. Telefon ücretlerinde indirim yapıldı ve bu indirim, mesafelere göre de, yüzde 30 ile yüzde 200 arasında değişiyor ve bütün bunlarla birlikte, tabiî, geliyorum son bir noktaya, o da şu: Tarım noktasına... (AK Parti sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, 2002 yılında Türkiye'de 6 500 tane traktör elde vardı; 2003'te 16 500, 2004'te ise, şu anda dokuzuncu ayın sonu itibariyle 22 500 civarındaydı. Yıl sonu itibariyle tahminimiz, 30 000 traktör olacağı istikametindedir. Bu neyi gösteriyor; herhalde cebinde bir şeyi olmayanlar bu traktörlerin sahibi olamaz; bir şeyler var ki bu traktörler alınıyor. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Bir de, gayrimenkul olayına atıfta bulunuldu. Evet "gayrimenkullerden kaynaklanıyor" denildi. Gayrimenkuller de yine eğer satılıyorsa -bir ara durmuştu satışlar biliyorsunuz; ne daire, ne arsa satılıyordu; hiçbir şey satılmıyordu- demek ki satışlar başladı; piyasa hareketlendi. Bundan hiç rahatsız olmayacağız. Piyasa ne kadar hareketlenirse o kadar iyi olur.

ALİ RIZA BODUR (İzmir)Lojmanları da çok iyi sattınız!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)Merak etme, onları da gayet iyi satacağız; müşteriyi buldukça. Müşterisi bulunmazsa yerinde durur; müşteriyi bulduğumuz zaman satarız. Fiyatını bulduğumuzda satarız; çünkü, bizim öyle rastgele, ucuza vereceğimiz malımız da yok. Fiyatını bulduğumuzda satarız.

HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale)Milletvekillerinin günahı neydi?!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)Milletvekillerimiz bu noktada millet için...

HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale)Bizim günahımız neydi?! Ne günahımız vardı?!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)Ee, millet için buradayız ya! Millet için burada olduğumuza göre, o fedakârlığı yapacağız.

ALİ RIZA BODUR (İzmir)Hiç o konuda şikâyetimiz yok.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla)Çok teşekkür ediyorum; bütçemizin hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. (AK Parti ve Bakanlar Kurulu sıralarından ayakta alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

33 konuşma daha · 20 Aralık 2004

33 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook