İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 34. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Tarım ürünleri lisanslı depoculuk kanun tasarı (s.s. 701)

Sami Güçlü

Konya Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 34. Birleşim · 3. yasama yılı · 16 Aralık 2004 · 993 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Sami Güçlü (AK Parti), 16 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIM ÜRÜNLERİ LİSANSLI DEPOCULUK KANUN TASARI (S.S. 701)); konuşma 993 kelime.

Sami Güçlü (AK Parti, Konya). “Tarım ürünleri lisanslı depoculuk kanun tasarı (s.s. 701)”. TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim tutanağı, 16 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sami-guclu-22-2004-12-16-tarim-urunleri-lisansli-depoculuk-kanun-tasari-s-s-701 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya)Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; lisanslı depoculukla ilgili yasa tasarısı üzerine görüşmelerimiz devam ederken, tarım sektörümüzün bütün yönleriyle ele alındığına şahit oluyoruz. Kanun tasarısını hazırlayan ve Meclisimize sevk eden Bakanlığımız yanında Tarım Bakanlığı da, doğrudan doğruya bu gelişen görüşme süreci içerisinde birçok yönüyle gündeme geldi, ben de bu süreç içerisinde bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Kıymetli arkadaşlarım, ülkede durum değerlendirmesi yaparken, elbette, bir bütün olarak, genel olarak bakışımız olmalı. Şimdi, Türkiye, gelişmekte olan bir ülke. Bu gelişmekte olan ülke karakteri sorunların varlığına delalet eder. Zaten sorun olmasaydı, bu ülke gelişmekte olan bir ülke olmayacaktı, bu ülke gelişmiş bir ülke olacaktı ve aslında yine sorunlar olacaktı; ama, belki içinde bulunduğumuz dönemle ilgili değil de gelecek dönemde nasıl bir şekil alacağız, yapı kuracağız, sistem geliştireceğiz, bunları tartışacaktık; ama biz öyle yapmıyoruz; uzun bir dönemden beri yapılması gerektiği halde yapılamayan işlerle ilgili değerlendirmeler yapıyoruz ve lisanslı depoculuk konusu gündemimize gelmesine ve çok gecikmiş bir yasa tasarısı olmasına rağmen, esas, bu önemli kurumun daha iyi bir şekil alması konusunda, Meclisimizde bu hususlar tartışılırken buna yönelik değerlendirmeler yerine, tarımla ilgili genel değerlendirmelere geçiliyor. Elbette bunun da yapılması mümkündür, gerektiğinde doğrudur; ama, esas kanun tasarısıyla ilgili konuların görüşülmediğini biliyoruz.

Bundan yaklaşık on gün kadar önce -belki birkaç gün daha önce olabilir- Organik Tarım Yasası görüşüldü. Bu da ülkemizdeki tarımsal gelişmeler bakımından önemli bir konuydu; ama, Organik Tarım Yasasıyla ilgili konuda da, yine tarım sektörünün genel değerlendirmesi yapıldı ve bu yapılırken, en son cümleler "bu Organik Tarım Yasasını destekliyoruz" ifadeleriyle bitti; ama, tarımla ilgili çok farklı alanlarda da konuşmalar yapıldı.

Kıymetli arkadaşlarım, saygıdeğer milletvekilleri; şimdi, genel karakteri gelişmekte olan bir ülke için, hangi sektörü ele alırsak alalım, sorunları saymamız, sıralamamız kaçınılmazdır; tarım da böyle. Tarım sektörü, ayrıca bir başka özelliğiyle de diğer sektörlerden farklı; çünkü, tarım sektörünün en temel özelliği şudur: Ürünlerine talebin, fiyat değişmeleri karşısında artmamasıdır. Zaten, belki birçok konuyu konuşmamızın sebebi de budur. Üretimde bir artış ümidi, diğer başka bütün sektörlerde gelir artışı demektir; ama, tarımdaki üretim artışı, çoğu kere gelir artışına sebep olmaz. Dolayısıyla, eğer tarımla ilgili konuları konuşurken bunu gözardı edersek, bunu ortadaki bir gerçek olarak hiç dikkate almazsak, sadece fiyat düşmelerinden ve bunun olumsuzluklarından bahsedersek, bu, arkasında yatan temel sebebi, üretimdeki gelişmeleri, iyileşmeleri hiç görmemek anlamına gelir; ama, tabiî, bu, tarım sektörüne müdahale edilmesinin de bir başka temel sebebidir. Yani, tarım sektörü, bu özelliğinden dolayı da müdahale edilmesi gereken bir sektör olarak karşımıza çıkar; ama, tarım ürünlerinin fiyatlarında meydana gelen düşme karşısında tüketiminin artmaması halinde, bir ülke için yapılacak iş, bunun ihracatını gerçekleştirmektir.

Şimdi, Türkiye gibi bir ülkede; yani, hâlâ çeşitli tedbirlerle korunan bir tarım sektörüne sahipken, genel olarak verimliliğimiz ve maliyetlerimiz yüksekken, biz ihracatla ilgili gelişmeyi çok kolaylıkla sağlayamayız. Örnek bir olay ifade edeyim size: Şu anda, buğdayın Türkiye limanlarına teslim fiyatı -ton olarak- 130 dolardır; ama, biz 250 dolara yakın bir fiyatla Toprak Mahsulleri Ofisi olarak çiftçimizden buğday alıyoruz. Ne kadar aldık; 2003 yılında aldığımız miktarın 4 katı buğday aldık. Niçin aldık; fiyat seviyesini daha fazla düşürmemek için. Niye; buğdayda yüzde 11 oranında bir üretim artışı oldu. Biz, şu anda ihracat kararı aldık, makarnalık buğdayımızı 162 dolardan satıyoruz arkadaşlar!.. 162 dolardan makarnalık buğday satıyoruz; ihalesi dün gerçekleşti. Biraz önce söylediğim rakam seviyesinde biz o buğdayı kendi üreticimizden aldık...

Türkiye, tarım ürünlerine, değerinin yüzde 26'sı oranında destek veriyor. Biraz önce Cumhuriyet Halk Partisine mensup bir arkadaşım "Amerika Birleşik Devletlerinde yüzde 35" dedi, Avrupa Birliğinde yüzde 32'dir. Türkiye, tarımsal ürün değerlerinin yüzde 26'sı oranında tarımsal destek vermektedir. Bunun ifadesi, bütçeden ayırdığımız kaynağın ötesinde, gümrükler ve başka tedbirlerle transfer ettiğimiz gelirlerden oluşur; diğer, dolaylı indirimler ve içfiyat-dışfiyat farkını muhafaza etmeye yönelik aldığımız tedbirlerden oluşur.

Şimdi, bunlar hiç dikkate alınmadan, Türkiye'de olaylar konuşulduğunda, buğdayla ilgili gelişme çok müspet olmasına rağmen ve bu yıl Türkiye'de buğday üreticisinin toplam geliri artmışken, sadece buğday fiyatlarına bakarak, 2003 yılına nispetle, nispî olarak bir düşmeden bahsederek olayı çok olumsuz bir şekilde tanımlamak doğru değildir, gerçekçi değildir, objektif değildir; ama, buğday fiyatlarında bir düşme söz konusudur. Elimde borsa fiyatları var, onları da okuyacağım.

Peki arkadaşlar, bu ülkede hayatın bütün alanlarında müspet ve menfiler yan yana değil mi; evet.

Şimdi, size, dünyada üretilen ürünler içerisinde Türkiye'nin ne durumda olduğunu derece itibariyle gösteren bir örnek okuyorum:

1 inci sırada üretim yaptığı ürünler: Kayısı, üzüm, fındık, kiraz, incir, ayva.

2 nci sırada üretim yaptığı ürünler: Kavun, karpuz, fasulye, hıyar, mercimek.

3 üncü sırada üretim yaptığı ürünler: Biber, patlıcan, domates, nohut, vişne.

4 üncü sırada üretim yaptığı ürünler: Antepfıstığı, elma, ceviz, kestane.

5 inci sırada üretim yaptığı ürünler: Şekerpancarı, zeytinyağı, ıspanak, zeytin.

6 ncı sırada üretim yaptığı ürünler: Pamuk, tütün.

7 nci sırada üretim yaptığı ürünler: Arpa, şeftali.

8 inci sırada üretim yaptığı ürünler: Buğday, anason, marul, kabak, erik, badem.

9 uncu sırada üretim yaptığı ürünler: Ayçiçeği, çavdar, armut.

10 uncu sıradaki ürün: Limon.

Dünyada, üretim bakımından ilk beş ve ilk on sırada çok sayıda ürünümüzün yer alması, üretim alanlarının -bir yönüyle- çok zengin olduğunu söylediğimiz ülkemizin -ama, haritaya baktığımızda, üretimin sahillerimizde yoğunlaştığını, yani Trakya ve Ege Bölgesi ile kısmen Akdenizde yoğunlaştığını -sulamaya açtığımız güneydoğu bölgemiz hariç- çok da elverişli olmadığını görüyoruz.; Yani, sulama imkânını geliştirmediğimiz sürece, tahıl ağırlıklı bir üretimden başka çaresi olmadığını bildiğimizi dikkate alarak söylüyorum; bu ülkede, hadise, tanımladığınız gibi "bitti, öldü, yok oldu, tarihinin en kötü dönemini yaşıyor" ifadesine uygun değildir.

Bir örnek: 5 Aralıkta Diyarbakır'ın Bağıvar Köyüne gittim. Diyarbakır'ın Bağıvar Köyü, tamamen pamuk üreticisidir; ikinci üretim hayvancılıktır; yani, ya pamuk üretiyorlar ya da -onun dışında başka bir tarımsal üretim yok- hayvancılıkla uğraşıyorlar. 5 Aralık Pazar günü, Bağıvar Köyü... Benim yanımdaki arkadaşlarım, olayın genel değerlendirmesini yaparak dediler ki, programda değişiklik yapalım. Hayır, yapmayalım, gidelim dedim. Gittim ve bütün köylülerle beraberdim.

Arkadaşlar, pamukta bir sorun olduğunu biz söylemiyor muyuz... Pamukta bir sorun var. Pamuktaki sorun, dünya üretimiyle alakalı, dünya fiyatlarıyla alakalı, dünya ülkelerinin ekonomik gücü ve o üreticilere verdiği destekle alakalı, uzun vadeli stratejilerle alakalı. Bilmeyen yok; ama, bu ülkenin çocukları olarak, bu temel ürünümüze yönelik doğru politikaları, bugünkü şartlar içerisinde yapabileceğimiz en iyi şeyi yapmak bizim görevimiz, değil mi...

Bu şartlar içerisinde...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

21 konuşma daha · 16 Aralık 2004

21 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook