İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 107. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda ve yükseköğretim kurumları öğretim elemanlarının kadroları hakkında kanun hükmünde kararname ile genel kadrı ve usulü hakkında (s.s.226)

Sami Güçlü

Konya Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 107. Birleşim · 2. yasama yılı · 21 Mayıs 2008 · 925 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Sami Güçlü (AK Parti), 21 Mayıs 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA VE YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI ÖĞRETİM ELEMANLARININ KADROLARI HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME İLE GENEL KADRI VE USULÜ HAKKINDA (S.S.226)); konuşma 925 kelime.

Sami Güçlü (AK Parti, Konya). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda ve yükseköğretim kurumları öğretim elemanlarının kadroları hakkında kanun hükmünde kararname ile genel kadrı ve usulü hakkında (s.s.226)”. TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim tutanağı, 21 Mayıs 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sami-guclu-23-2008-05-21-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-ve-yuksekogretim-kurumlari (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

SAMİ GÜÇLÜ (Konya)Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; yeni üniversitelerin kurulmasıyla ilgili konuda ben de düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bu konuda söylenmesi gereken hususlar gerçekten çok geniş bir alana yayılıyor ve benden önceki konuşan arkadaşlarım da bu önemli konulara, alanlara değindiler. Ben de kendi anlayışım çerçevesinde bunları ifade etmek istiyorum.

Evvela, içinde yaşadığımız zaman dilimi üç önemli kuvvetin etkisini bütün dünya ülkelerinde gösteriyor. Küreselleşme, teknoloji ve rekabet. Bu, hayatın reel alanlarında olduğu kadar, sosyal alanlarında ve bir bakıma ülkelerin esas dinamik gücü olan nesillerin yetiştirilmesiyle ilgili konular, yani daha alt başlıkla söylemek gerekirse üniversiteleri de etkiliyor. Dünyada, özellikle Batı dünyası -Batı Avrupa’yı kastederek söylüyorum- uzun yıllar öncülüğünü yaptığı yükseköğretim konusundaki avantajını geçen elli yıl içerisinde Amerika Birleşik Devletlerine kaptırmış ve dolayısıyla eski dinamik gücünü bir ölçüde kaybetmiştir ama son on-on beş yıldır yine dünyanın en başta gelişmiş ülkesi olan Amerika dâhil olmak üzere Batı Avrupa ülkeleri, kendi yüksek öğrenimleriyle ilgili konularda büyük bir arayışın içerisine girmişler ve çeşitli anlaşmalarla Avrupa Birliği üyesi ülkeler arasında yaptıkları yeni organizasyonlarla -bunların en sonuncusu Bologna sürecidir- bu çerçeve içerisinde dünyada bilimin tekrar Avrupa merkezli olması ve kendi gelişmelerinin ana dinamiğinin de bilgiye dayalı, teknoloji üretir bir sistem kurulması yönünde büyük bir gayreti ortaya koymuşlardır. Üniversiteler, bu açıdan bakıldığında toplumların ne kadar önem vermesi gereken bir kurum olduğunu çok net bir şekilde ifade eder.

Nitekim, cumhuriyetimiz kurulduğu yıllardan itibaren üniversitelere önem verilmiş. En başta 1933’teki reform, daha sonraki yıllarda, 1957’lerde, 1961 ve 1982 yıllarında benzer, üniversitelere yönelik düzenlemeler yapılmış ve Türkiye kendi sınırlı kaynakları içerisinde yükseköğretimde çok önemli sayılabilecek gelişmeler de ortaya koymuştur. Bunu söylerken içinde bulunduğu sorunları ihmal etmek ve onları göz ardı etmek doğru değildir.

Üniversitelerimizin çok önemli sorunları vardır. Bu sorunları şöyle birkaç ana noktada belirtmek gerekirse en baştaki sorunu yükseköğretimde okullaşma oranıdır -bu konuya biraz sonra geleceğim- ama daha sonra nitelikle ilgili konular ve özellikle yükseköğretimde öğrenci başına yapılan harcamaların gelişmesine rağmen, bugünkü seviyesiyle gelişmiş ülkelerdeki farkın büyüklüğü ve üniversitelerdeki akademik yükseltmelerle ilgili sorunlar, küreselleşme hadisesine karşı gerekli adımların atılamaması, yönetimle ilgili sorunlar, öğrenci seçmeleriyle ilgili sorunlar, finansman sorunu gibi ana başlıklar durmaktadır. Ama ülkemizin, kabul etmemiz lazım gelir ki üniversitelerle ilgili hadiseye baktığımızda, genellikle olumsuz olanlarını görürüz ama esas çok kıymet ifade eden, hepimizi de büyük ölçüde sevindirecek olan iki önemli gelişme yönüne çok az dikkat çekeriz. Ben, bunları ifade etmek istiyorum ilk önce.

Bunlardan bir tanesi şudur: Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu anda, bir bakıma verilen en önemli kararlardan bir tanesi ve o karardan sonra da bugüne kadar ısrarla yürütülen bir önemli gelişme, kendi dilinde gelişmekte olan ülkeler içerisinde sosyal bilimler, mühendislik bilimleri ve sağlık alanlarında yükseköğretim yapan tek ülke, bir bakıma, Türkiye’dir. Bu, Türkiye’ye o kadar önemli bir avantaj sağlamaktadır ki âdeta bir hamle yapmayı hedeflediği anda, gerek öğrenci sayısını gerek yükseköğretim kapasitesini hızla artırabilecek durumdadır. Çünkü, en kritik faktörü aşmıştır, kendi dilinde yükseköğretimi gerçekleştirecek bir öğretim kadrosuna ulaşmıştır. Dolayısıyla, bununla ilgili ulaştığımız seviye, mevcut durum her birimiz açısında çok kıymet ifade eden bir hâldir. Bu, bir başka gelişmekte olan ülkenin sahip olduğu bir zenginlik değildir.

Bunun kadar ve buna bağlı olarak ortaya çıkan ikinci önemli bir güzel gelişme, olumlu gelişme, Türkiye’deki yükseköğretimin özellikle teorik alanlarda, gerek sosyal bilimler gerek sağlık gerekse fen bilimlerinde dünyanın gelişmiş ülkelerindeki teorik seviyeye çok yakındır. Bunun çok mukayese edilebilir, izah edilebilir bir göstergesi vardır. Lisansüstü çalışmalar için yurt dışına gönderdiğimiz öğrencilerimizin yüzde 90’ı -yani, çok yüksek bir oranda- başarılı olarak geri dönmektedir. Bu yüksek oran da yurt dışında lisansüstü çalışmalarında -yani master ve doktora çalışmalarında- bu çapta yüksek bir başarı elde etmek, ancak teorik eğitimin kabul edilebilir bir seviyede olduğunu gösterir.

Şimdi, bu iki önemli avantaj: Kendi dilinde her alanda eğitim yapabilecek yani felsefeden mühendislik alanlarına kadar, sağlık alanlarına kadar eğitim yapabilecek bir öğretim elemanı kadrosuna sahip olmak; ikincisi, bu eğitim seviyesini kabul edilebilir bir seviyede yapmak. Elbette üniversitelerimiz arasında fark vardır ama ortalaması kabul edilebilir sınırlar içerisindedir. Dolayısıyla Türkiye'de üniversiteleri kurarken elbette sınırlı kaynaklar içerisinde ayırabileceğimiz miktarlar bizi zorlamaktadır ancak bu iki önemli özellik, kendi dili ve yetişmiş öğretim elemanı kadrosunun varlığı bir bakıma yeni kurulan üniversitelerimizi de beslemektedir.

Nitekim cumhuriyet tarihi içerisinde yükseköğretimde en önemli hamlelerden bir tanesi 92 yılında atılmıştır, yirmi bir yeni üniversite kurulmuştur. O günkü tarih itibarıyla bu çok önemli bir sayıdır. O gün kurulan üniversitelerimize baktığımızda yaklaşık 100 kadar öğretim üyesi, öğretim elemanı olan bu üniversitelerimizde bugün rakamlar bine ulaşmıştır ve çok sayıda bölüm, onun üst kurulu olarak fakülte, meslek yüksekokullarının açıldığı ve eğitim seviyesi, niteliği itibarıyla yapılan sıralamalara baktığımızda da Türkiye'nin 92’den önce kurulmuş birçok üniversitesini geçen, özellikle uluslararası yayınlar bakımından çok önlere çıkan üniversiteler vardır.

Anadolu’nun her yerinde -biraz önce konuyla ilgili konuşan Sayın Bakanımız Kars’tan, Erciyes Üniversitesinden ve başka üniversitelerle ilgili misaller verdiler, bu konuda hepimiz bilgi sahibiyiz- gerçekten üniversiteler sadece bir bakıma bütçeden aldıkları kaynaklarla gelişme göstermiyorlar. Bir şehrin hem potansiyelini harekete geçiriyorlar, aynı zamanda o şehrin imkânlarından da büyük ölçüde faydalanıyorlar. Nitekim bununla ilgili konularda benim de yaşadığım örnek, Sakarya Üniversitesi örneğidir. Sakarya Üniversitesi kurulduğunda kampüste sadece yükseköğretim öğrencilerinin kalabileceği baraka niteliğindeki öğrenci yurdu vardı, başka bir binası da yoktu ama bugün gelinen noktada, belki Türkiye'nin kampüs itibarıyla en zengin, en gelişmiş ve coğrafi şartları itibarıyla da en güzel kampüslerden birisine kavuşmuştur ve Türkiye’deki diğer üniversitelerle mukayese ettiğimizde, bu husustaki gösterdiği performans da çok takdire değer.

Ben, özellikle yükseköğretimde okullaşma oranıyla ilgili sizlere birkaç husus ifade etmek istiyorum. Onlardan birincisi şudur: Dünyanın gelişmiş ülkeleri ve diğer ülkeleriyle yapılan bir mukayesede, bu küreselleşme, rekabet ve verimlilikle ilgili gelişmenin ana dinamiği olan bu konular içerisinde üniversiteler önemli bir fonksiyonu görüyorlar demiştim. 1998-1999’la 2003 yılları arasında bir mukayese var. Bu mukayesede şöyle bir husus ortaya çıkıyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

94 konuşma daha · 21 Mayıs 2008

94 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook