İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 86. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)

Genel Kurul, 86. Birleşim · 4. yasama yılı · 14 Nisan 2010 · 998 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Şerafettin Halis (Barış ve Demokrasi Partisi), 14 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 86. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN (S.S.:487)); konuşma 998 kelime.

Şerafettin Halis (Barış ve Demokrasi Partisi, Tunceli). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun (s.s.:487)”. TBMM Genel Kurulu, 86. Birleşim tutanağı, 14 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/serafettin-halis-23-2010-04-14-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dai (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

BDP GRUBU ADINA ŞERAFETTİN HALİS (Tunceli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Tabii, iki gün önce Samsun’da Kürtlerin gönlündeki genel başkan Sayın Ahmet Türk’e bir saldırı yapıldı. Bu saldırı, deyim yerindeyse, alçaklığın dahi seviyesini yitirmiş olduğu bir saldırıydı. Çünkü yetmiş yaşındaki bir siyasi öndere yumruk atmanın, saldırmanın adlandırması ancak böyle olur diye düşünüyorum. Tabii bu atılan yumruk, bu yapılan saldırı sadece Kürtlere ve Kürtlerin partisine yani bizlere değil, aynı zamanda Türkiye demokrasisine yapılmış bir saldırı olarak kabul görmek durumundadır.

Değerli milletvekilleri, tabii bu saldırıya duyarlılık gösterildi. Biz duyarlılık gösterip ister hastaneye gelip ziyaret eden, “Geçmiş olsun.” dileklerinde bulunanlara isterse bulundukları yerlerde olayı kınayanlara teşekkür ediyoruz. Ancak, kınamanın ve “Geçmiş olsun.” demenin bu tür saldırıları önlemede bir yeterlilik arz etmediğini, bunu siyasetin ve yaşamımızın bir felsefesi hâline getirmemiz gerektiğine inanıyorum.

Tabii, dün sizler burada “Geçmiş olsun.” dileklerinde bulunurken, olayı kınarken yine Türkiye'nin doğusunda, Hakkâri’de Kürt çocuklarının şahsında insanlık yerde sürükleniyordu. Kürt çocuklarının şahsında insanlık ilk defa değil, yıllardır sürükleniyor. İşte şu fotoğraflarda bugünkü manzara ve 2008 “Nevrozu”nda yaşanan bir manzara. AKP’nin “Demokrasiyi arıyoruz, Türkiye’yi demokratize ediyoruz.” sözlerinden ya da siyasetinden sonra pratiğine baktığımızda karşımıza çıkan manzara bu, yani insanlığın hâlâ yerde sürükleniyor olduğu. Bu görüntüler bugüne kadar alışık olduğumuz Filistin sokaklarında olsaydı belki tepkimiz farklı olacaktı. Bu görüntüler Türkiye’nin bir ilinde. Oysaki çocuklara duyarlılığını dönem dönem gösteren milletvekillerimiz, bakanlarımız, başbakanımız oldu. Davos’ta Filistinlilerin haklı davasının üzerinde siyaset yapan Sayın Başbakan, yine Davos’ta ve benzeri yerlerde Filistin’de taş atan çocuklar üzerine siyaset yapmıştı. Ancak Türkiye’ye gelindiğinde dünyada çocuk bayramı yapmakla tek ülke olarak övünen Türkiye’de bu manzaraların yaşanıyor olması çok daha acıdır. Eğer gerçekten çocuklara yapılanlar vicdanları sızlatıyorsa ki, insan yaşamı sadece vicdana ve merhamete havale edilebilecek kadar değersiz değildir, ama yine de vicdanlarınıza sığınıyorum, vicdanlarınız bunu kabul ediyorsa, devamından yana olun diyoruz sizlere, ama biz mutlaka çocukları seven resimlerle dönem dönem kendimizi gösteriyoruz. Bu ülkenin cumhurbaşkanından, başbakanından, milletvekillerine, bakanlarına herkes çocukları okşayan, seven fotoğraflarla bir yerlerde kendisini teşhir etme olanağı buluyor, ama sadece fotoğraflarla çocuk sevmenin, sadece 23 Nisanlarda çocukları getirip göstermelik olarak makamlarda sembolik oturtmanın çocuk sevgisini içinde barındırmadığını da bilmenizi istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün 14 Nisan, siyasi tarihimiz açısından önemli bir gün. Geçen yıl gece yarısı baskınlarıyla usulsüz ve kanunsuz olarak yöneticilerimizin evlerine operasyonlar yapılarak yöneticilerimiz evlerinden alındı. Tabii, bugün sayısı 1.483’ü geçmiş olan yöneticilerimiz, belediye başkanlarımız ve parti üyelerimiz, aradan bir yıl geçmiş olmasına rağmen, hâlen neyle suçlandıklarını bilmiyorlar.

Aradan bir yıl geçmiş olmasına rağmen, demokrasinin olmazsa olmazı en kısa zamanda hazırlanması gereken iddianameler hâlâ hazırlanmamış. Tabii, böyle olunca da ister istemez demokrasiyi sorgulamak, demokrasiyi yargılamak, bir hakkı da kendimizde görüyoruz.

Bir yıldır neyle suçlandığını bilmeyen 1.500’e yakın insanın cezaevinde bulunuyor olmasını bir daha kınıyorum ve buradan cezaevlerinde bulunan partidaşlarımı ve yoldaşlarımı selamlıyorum.

Tabii, cezaevlerinin durumu yalnızca bu değil. Geçen hafta da dikkatlerinize sunmuştum, cezaevlerinde İHD’nin saptadığı raporlara göre, 49 kişi cezaevinde yaşamını sürdüremeyecek kadar ağır hasta. Geçen hafta bunu dikkatlerinize sunmuştum, dikkatlerinize sunmaya da devam edeceğim. 49 hasta içinde yalnız Taylan Çintay’ı burada anlatmıştım; ağır mesane kanseri, üç ayda bir operasyon görmesi gerekiyor ama ne yazık ki bu hak kendisine tanınmıyor.

Yine, 14 Nisandan bu yana alınan belediye başkanlarımız arasında bulunan, daha önce de görevden alınmış olan Diyarbakır Sur Belediye Başkanı Sayın Abdullah Demirbaş da yine içeride tedavisinin mümkün olmayacağını bilmenizi istediğimiz bir hastalığa mustarip.

Değerli milletvekilleri, bir başka konu, biz üniversiteleri tartışırken üniversitede okuması gereken yaşta olan askerlerimizin, her ne hikmetse, bugüne kadar devam eden kuşkulu ölümleri. İki yıl önce sunmuştuk, geçen yıl sunmuştuk “Bu askerler nasıl ve neden ölüyor?” ama doyurucu bir cevap alamamıştık. Bundan tam beş gün önce bir soru önergesi vermiştim. Soru önergesinde son elli gün içinde 7 askerin kuşkulu bir şekilde öldüğünü sormuştum. Aradan beş gün geçti, elli beş gün içinde sekizinci kuşkulu ölüm yaşandı evvelsi gün. Şimdi soruyoruz: Verilen cevaplar muhtelif, verilen cevaplar çelişkili; “İntihar etti.” denilen askerin sırtından vurulduğu raporu geliyor, “zehirlendi” denilen askerin başından darp gördüğü saptanıyor ve çok daha ilginci ailelerine askerlerin cesetleri dahi gösterilmiyor.

Şimdi çok daha ilginç bir yönü var bu işin: Ölen askerlerin ya da kuşkulu ölen, öldürülen askerlerin ortak bir yanı var. Hemen hemen hepsinin ya da hepsine yakınının ortak bir yanı var: Bu askerler, Kürt, Alevi, ilerici ve demokrat. Tabii böyle olunca…

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş)Yapmayın ya, yapmayın ya!

ŞERAFETTİN HALİS (Devamla)…bir tesadüfün, Kürtler, Aleviler, ilerici ve demokratlar üzerinde oluşması mümkün mü?

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş)Yapmayın ya, yapmayın ya! Böyle bir şey yok.

ŞERAFETTİN HALİS (Devamla)Araştırma önergesi verelim, araştırın, kim oldukları çıkar meydana. Bu konuda samimiyseniz lütfen bizim bu beyanımızı bir araştırma vesilesi olarak kabul edin ve araştırın.

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş)Kürt, Alevi, ilerici ve demokrat… Böyle bir şey olur mu?

ŞERAFETTİN HALİS (Devamla)Ve araştırın…

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş)Böyle bir şey olur mu ya?

ŞERAFETTİN HALİS (Devamla)Böyle bir şey olur tabii, böyle bir şey olmuş ki söylüyoruz. Eğer gerçekten bu konuda bir samimiyet varsa, vicdan zerresi kadar bir sorumluluk duyuyorsanız, zerre kadar vicdani bir sorumluluk duyuyorsanız bu askerlerin nasıl öldürüldüğünü, ölen askerlerin doğum yerlerinin neresi olduğunu bir öğrenin.

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul)Gerçekten ayıp ediyorsunuz.

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş)Böyle bir şey olur mu ya!

ŞERAFETTİN HALİS (Devamla)En son…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul)Bu iddiaları gündeme getirirken elinizde delillerin olması gerekiyor.

ŞERAFETTİN HALİS (Devamla)En son Tekirdağ Çerkezköy 3. Zırhlı Tugayı’nda Ağrı doğumlu Erdi Alkan…

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul)Olabilir…

ŞERAFETTİN HALİS (Devamla)Olabilir… Ama cevaba bakın: “Ranzadan düştü.”

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul)Ayrımcılık yapmayın! Ayrımcılık yapıyorsunuz.

ŞERAFETTİN HALİS (Devamla)Hayır, “zehirlendi.” Yetmedi, “bayıldı, dili boğazına kaçtı.”

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul)Siz yapıyorsunuz ayrımcılığı.

ŞERAFETTİN HALİS (Devamla)Üç gün önce, Kars Çakmak Batıkışla’da Muş doğumlu Murat Çelik, ölümü sır gibi saklanıyor. Bu bir iddia. Biz yalan da söylemiş olabiliriz, biz iftira da yapmış olabiliriz ama bir iddia sunuluyorsa siz iktidarda olanlar, siz Hükûmet olarak bu ülkeyi yönetenler bu iddiayı ispatlamak zorundasınız; bu iddianın iftira olduğunu, en azından yalan olduğunu ispatlamak durumundasınız. Bizim söylediğimiz iddia eğer ispatlanmıyorsa…

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

54 konuşma daha · 14 Nisan 2010

54 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook