İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 97. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)

Genel Kurul, 97. Birleşim · 4. yasama yılı · 28 Nisan 2010 · 909 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Şerafettin Halis (Barış ve Demokrasi Partisi), 28 Nisan 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 97. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)); konuşma 909 kelime.

Şerafettin Halis (Barış ve Demokrasi Partisi, Tunceli). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)”. TBMM Genel Kurulu, 97. Birleşim tutanağı, 28 Nisan 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/serafettin-halis-23-2010-04-28-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ŞERAFETTİN HALİS (Tunceli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Tabii, ben, önerge lehine konuşmadan önce, iki gün sonra kutlanacak olan 1 Mayıs üzerine sizinle görüşmelerimi paylaşmak istiyorum.

Bilindiği gibi, 77 kanlı 1 Mayısından sonra, yani otuz üç yıl sonra, ilk defa Taksim’de yasal bir rahatlıkla işçiler, emekçiler, bayram kutlayacaklar. Tabii, vermiş oldukları mücadelenin bir kazanımı olarak bu mücadelelerinde başarılar diliyor ve mücadelelerinin devamını diliyorum.

Tabii, Türkiye’de, geçmiş yakın tarihimizde, Maraş, Sivas, Gazi ve Aydın cinayetleri yanında, bir sürü karanlıkta kalmış, üzerindeki sis perdesi aydınlatılmamış olaylar yaşandı. Bu olaylardan biri de 77 yılı 1 Mayısıdır. 77 1 Mayısı, deyim yerindeyse 12 Eylül’ü hazırlayan bir eylem olarak, kanlı bir gün olarak tarihe geçti. 77 yılı 1 Mayısından sonra, yine, Çorum’da, Maraş’ta meydana gelen olaylar, 12 Eylül’e giden yol taşlarını döşediler.

Nasıl gelişmişti 1 Mayıs? O gün sabah 9.00’da Taksim’e gitmek için çeşitli alanlarda biriken gruplar, emekçiler, emekçi dostları saat dörde kadar bulundukları yerlerden hareket ettirilmemişti, polis bir türlü çıkışlarına izin vermemişti.

Örneğin, Saraçhane’den Tarlabaşı’na gelininceye kadar saat neredeyse yedi oluyordu. Bizim, kendimin de içinde bulunduğum, tanıklığını yapmış olduğum o kanlı 1 Mayısta, kortejin arkası daha Tarlabaşı’ndayken, Kemal Türkler’in saat 19.00 sularındaki konuşmasının başladığı anda, o günkü adı Intercontinental olan, bugünkü The Marmara otelinden ateş açılıyor. Aynı anda, eş zamanlı olarak, Sular İdaresi tarafından ikinci bir ateş açılıyor ve çok ilginçtir, “Her taraf kontrol altına alınmış.” denmesine rağmen, Kazancı Yokuşu’nun başına mavi, Fiat marka bir kamyonet yerleştiriliyor ve bu ateşle beraber ses bombalarıyla kitle Kazancı Yokuşu’na doğru koşmaya, kaçmaya mecbur bırakılıyor ve o sıkışma anında ezilmelerle büyük oranda insan ölüyor.

Çok ilginçtir, dönemin Belediye Başkanı Ahmet İsvan, ateş açanları oradaki görevli polislere soruyor ve görevli polisler, o dönemin Belediye Başkanına cevap verme yerine copla karşılık veriyorlar ve dönemin Belediye Başkanı cop yemek durumunda kalıyor.

Yine, o dönem Günaydın gazetesinin yazarlarından Necati Doğru “Otelin beşinci katına çıktım, odanın kapısı açıktı. İçeride kameralar vardı. Basın mensupları var diye ben de içeri girmek istedim. İçeri daha birkaç adım atmıştım ki iteklenerek dışarı atıldım. Otelin garsonuna sordum ‘Bunlar kim?’ diye, bana polis olduğunu söylediler…” Tabii, insanlar Kazancı Yokuşu’na doğru kaçarken bej renkli, Renault marka bir araçtan ateş ediliyor ve o ateş edenler arasında bulunan Necati Tınaz adındaki polis memuru “Evet, üstümüze geldiler, ateş ettik…”

Şimdi, her şey çok net ve açık, anlaşılıyor. O günün hükûmeti ne yaptı? Hükûmet, katilleri bulmak yerine, mağdurlardan yargı önüne çıkaracak insanları buldu getirdi. 98 zanlı getirdiler, çok ilginç bir durum var, 98 mağdurun 49’u tek bir polis tarafından tespit edilmişti ve dönemin Başbakanı Demirel’e MİT tarafından verilen raporda “Darbe hazırlığı için yapılan bir eylem.” diye bilgi veriliyor. O dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı -arka planını bilmiyoruz tabii- resen emekliye ayrılıyor ama üç yıl sonra, dönemin Başbakanı Demirel, her zaman yaptığı gibi, şapkasını alıp gidiyor ve bugüne kadar, ondan sonra gelen başbakanlar döneminde de konu incelenip araştırılmıyor.

Değerli dostlar, değerli arkadaşlar; tabii, yasalar yapılıyor belediyeler konusunda, yaşamın diğer alanları konusunda. Yasalar ne kadar adaletli dağıtıyor, bir ona bakalım:

Şimdi, verilmiş olan önergede bir adaletsizlikten dem vuruluyor. Örneğin, nüfusu 370 bin olan büyükşehir belediyelerinin kamudan ayrılan payı, kamu kaynaklarından ayrılan payı 160 milyon, yine 600-650 bin nüfuslu il belediyelerine ayrılan kamu payı 80 milyon. Yine, 600-650 bin arası nüfusu olan büyükşehir belediyeleri 250 milyon alırken aynı nüfus oranındaki diğer, normal belediyeler 80 milyonda kalmıştı. Yani 3 katı bir adaletsizlik.

Şimdi, illerle büyükşehir belediyeleri arasındaki fark buysa, illerle küçük iller, illerle ilçeler, ilçelerle kasabalar arasındaki, beldeler arasındaki fark nedir, bir düşünün. Bizim BDP’li belediyelere yönelik uygulamalardan birkaç örnek vermek gerekirse bu usulsüzlük ve adaletsizlik çok daha net olarak gözler önüne serilmiş olur.

Şimdi, belediyeler borçlu; belediyelerin kaynakları “e-haciz” şeklinde, yöntemiyle kesiliyor. “E-muhtıra”dan muzdarip olan AKP -ki hakları var- “e-haciz” yoluyla da yoksul belediyelerin, borçlu belediyelerin gelirlerini kesiyor.

Şimdi birkaç örnek demiştim: Yenişehir Belediyesinin 300 bin liralık vergi borcu bu yöntemle kesildi. Kozluk Belediyesi AKP elindeyken borçlarına ilişkin sadece 15 icra takibi varken 2009’da BDP’ye geçti ve bu icra sayısı 157’ye yükseldi.

Yine, Başbakanın yerel seçimlerde “Hizmet istiyorsanız AKP’ye oy verirsiniz.” mealindeki sözleri belediyeleri çalışmaz duruma sokmuştur.

Yine, Sur Belediyesinde gece ve gündüz nüfusu ciddi bir değişkenlik gösteriyor. Bu değişkenlik 3 katına varan bir değişkenlik, gece 108 bine düşen nüfus, gündüz 350 bine çıkıyor ama ayrılan pay, kamu yatırımlarından ayrılan pay sadece gece nüfusu üzerinden hesaplanıyor.

Turizm bölgelerinde bulunan belediyeler hakeza değişkenlik gösteriyor, nüfusları kış ve yaz koşullarına göre, ama payları yine kış koşullarındaki nüfusa göre veriliyor.

Şimdi bunlar, AKP’nin uyguladığı çifte standartlar. Çok daha somut bir ölçü vereceğim size: Maliye Bakanlığınca Bingöl il ve ilçelerine gönderilen hibelere bakıldığında, nüfusa göre hesaplanan kişi başına düşen hibe miktarlarında AKP’de bulunan Yayladere’nin payı kişi başına 16,6 lira, Çaytepe 31 lira, Kiğı 29 lira iken 2009’da BDP’ye geçen Karlıova Belediyesine gönderilen pay ise kişi başına sadece 5,8’dir.

Şimdi, düşünün kişi başına bir yerde ayrılan pay, kişi başına düşen pay 31 lira iken bir başka yerde bu 5,8’e kadar düşebiliyor.

Şimdi, turistik bölgelerden bahsettik. Dersim, Tunceli Belediyesinin nüfusu, belki turistik bir bölge değil ama göçertilmiş nüfustan dolayı yaz ve kış nüfusu değişkenlik gösteriyor. Kışın 25-27 bin arasında olan nüfus yazın 50 bine yaklaşıyor ama Tunceli Belediyesine ayrılan pay ne yazık ki yine kış nüfusu üzerinden gerçekleştiriliyor.

Tunceli Belediyesinin ayrıca sorunları arasında, Tunceli’nin hemen önüne kurulmuş, hukuksuz olarak kurulmuş -bugün yargı yoluyla da hukuksuzluklar peyderpey açığa çıkıyor- baraj göletinin durumu. Baraj göleti yapılmadan önce olması, yapılması, yaptırılması gereken arıtma tesisi yaptırılmadı. Oysaki arıtma tesisinin maliyetine bakıldığında, bir belediyenin olanaklarını, bütçesini zorlayan bir maliyet.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

91 konuşma daha · 28 Nisan 2010

91 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook