Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)
Muş Milletvekili ·
Genel Kurul, 100. Birleşim · 4. yasama yılı · 3 Mayıs 2010 · 496 kelime · yaklaşık 2 dakikalık okuma
Kaynak göster
Sırrı Sakik, 3 Mayıs 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 100. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNİN DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.497)); konuşma 496 kelime.
Sırrı Sakik (Muş). “Türkiye cumhuriyeti anayasasının bazı maddelerinin değişiklik yapılması hakkında (s.s.497)”. TBMM Genel Kurulu, 100. Birleşim tutanağı, 3 Mayıs 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sirri-sakik-23-2010-05-03-turkiye-cumhuriyeti-anayasasinin-bazi-maddelerinin-degisiklik-yapilmas (erişim: 29 Ekim 2026).
Konuşmanın tam metni
SIRRI SAKIK (Muş)Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi selamlıyorum.
Aslında bu Anayasa, “Başlangıç” maddesinden başlarsanız, ret ve inkârdan başlıyor, son maddesi de şapka. Yani bu şapkadan ne çıkar? Bu Anayasa’da, eğer, “Başlangıç”ta bir halk, buradaki farklılıklarımız reddediliyorsa, bu Anayasa’dan bir şey çıkmayacağını hep birlikte konuştuk, tartıştık. Asıl sorunlarımızın… Anayasa’nın bir bütün şeklinde değiştirilmesi gerektiğini söyledik.
Siyasi partiler kapatılıyor, milletvekillikleri düşüyor. Evet, benim geldiğim gelenek: Altı siyasi parti kapatıldı. Ben bu altı siyasi partide aktif rol aldım. Milletvekilliğim düşürüldü, arkadaşlarımızın milletvekilliği düşürüldü ve uzun yıllar siyaset dışında kaldık. Uzun yıllar cezaevinde kaldık ama sorunlarımız çözülmedi. Şimdi geldiğimiz noktada…
Sayın Başbakan 2010 bütçe görüşmelerinde şunu söylüyordu: “Sizin hiç anne-babanız öldü mü? Kendinizi Dersim’deki bir anne-babanın yerine koydunuz mu?” Evet, bizim annemiz, babamız öldü, bizim partilerimiz kapatıldı, bizim milletvekilliklerimiz düşürüldü. Ama bunların hepsi, sadece bir partinin yaşaması için değil, buradaki ret ve inkâr politikalarının ortadan kaldırılması için bu ağır bedeller ödendi. Şimdi de bu bedellerin daha ödenmemesi için hepimiz adımlar atıyoruz ama uzlaşıyı bir türlü beceremiyoruz.
Şimdi, bakın, bir muhalefet lideri size dönüyor, diyor ki, 7 Şubat 2008: “Ya Kurtuluş Savaşı yaparsın, yeni bir devlet kurarsın ya da ihtilal yaparsın, idamı göze alırsın, o zaman yeni anayasa yapabilirsin.” Biz böyle demiyoruz, biz diyoruz ki: “Uzlaşalım, birlikte yeni anayasalar yapalım, toplumun ihtiyacı olan anayasaları birlikte inşa edelim.”
Şimdi, diğerleri ordusuyla, yargısıyla, tankıyla, topuyla mevziye yatıyorlar, “Uzlaşalım.” diyorlar. Bunun adı “uzlaşı” değil, bunun adı “teslim almak”tır. Ama Barış ve Demokrasi Partisi de bir taslak hazırlıyor, size sunuyor. “Gelin, oturalım, bu taslağı birlikte hayata geçirelim, sorunlarımızı birlikte çözelim.” diyorlar ama ne yazık ki siz, Barış ve Demokrasi Partisinin taslağını, emeğini görmemezlikten geliyorsunuz çünkü ürküyorsunuz, korkuyorsunuz, “Biz Barış ve Demokrasi Partisiyle yan yana olursak bedel ödeyebiliriz…” Dünyanın her yerinde demokrasi bedel ödenerek kazanılır.
Siz ne kadar yasalsanız Barış ve Demokrasi Partisi de bir o kadar yasaldır. Eğer doğru noktalarda buluşabiliyorsak buluşmalıyız. Siyaset uzlaşı sanatıdır, diyalog sanatıdır, uzlaşabilmeliyiz ama siz, bizimle uzlaşıyı bir kenara itiyorsunuz, sizi teslim almak isteyenlerle uzlaşı arayışı içerisinde oluyorsunuz. İşte, bizim tepkimiz budur. Biz ilk günden beri bunları söylüyoruz. Yani bir anayasa bütün çıplaklığıyla ret ve inkâr üzerinde inşa edilmişse ve “Türklük” üzerine inşa edilmişse bu anayasa barışı sağlayamaz. Biz Anayasa’da “Farklılıklarımız zenginliğimizdir. Bütün farklılıkları, bu ülkede yaşayan bütün farklılıkları bu Anayasa’ya dâhil etmeliyiz, gayrimüsliminden Kürtlere, Türklere kadar bir bütün olarak...”
Şimdi, çıkıp burada, belli kesimleri etkilemek için, “Efendim, ülkenin bölünmez bütünlüğü…” Şimdi, her partinin kendisine özgü bir bölünmez bütünlüğü var. Peki, uluslararası kriter ve hukuk ne diyorsa onu birlikte hayata geçirelim.
Osmanlıdan bahsediyorlar. Osmanlı çok kültürlüydü. Osmanlıda, o beğenmediğiniz Osmanlıda Kürtçe üniversiteler vardı. İstanbul’da Kürtçe üniversite vardı, Urfa’da Kürtçe üniversite vardı, Diyarbakır’da vardı, Van’da vardı. Osmanlı onunla ayaktaydı. O vesileyle Osmanlıyı referans gösterenler dönüp Osmanlıyı iyi tahlil etmeliler ve iyi okumalılar. Biz 1921 Anayasası’nın hâlâ 2010 anayasasından daha çok özgürlükçü olduğunu biliyoruz. Bu da bizim ayıbımız. Eğer 1921 Anayasası özgürlükçü bir anayasa ve 2010 anayasası yasaklarla doluysa bu da Parlamentonun bir ayıbıdır. Düşünün, aradan yüz yıla yakın bir süre geçiyor, hâlen…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
36 konuşma daha · 3 Mayıs 2010