İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 10. BİRLEŞİM · SALI

Başbakanlık insan hakları danışma kurulu komisyon raporu hk.

Süleyman Sarıbaş

Malatya Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 10. Birleşim · 3. yasama yılı · 26 Ekim 2004 · 743 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Süleyman Sarıbaş (AK Parti), 26 Ekim 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 10. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAŞBAKANLIK İNSAN HAKLARI DANIŞMA KURULU KOMİSYON RAPORU HK.); konuşma 743 kelime.

Süleyman Sarıbaş (AK Parti, Malatya). “Başbakanlık insan hakları danışma kurulu komisyon raporu hk”. TBMM Genel Kurulu, 10. Birleşim tutanağı, 26 Ekim 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/suleyman-saribas-22-2004-10-26-basbakanlik-insan-haklari-danisma-kurulu-komisyon-raporu-hk (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, bir haftadır kamuoyunda tartışılan şu meşhur azınlık hakları raporu hakkında görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kepazelik raporunu hazırlayan entel devşirme takımı, maalesef, ilke edindikleri gayelerine ulaştılar. Her ne kadar, Başbakanlık direkt sahiplenmese de, Başbakanlık antetli kâğıtlarla kamuoyuna zehirli salyalarını akıtmayı başardılar. Kimin adına çalışıyorlarsa, görevi eksiksiz ifa ettiler. Bu milletin adına çalışmadıkları kesin. Sanırım, ortamı biraz da müsait buldular. Beni üzen esas mesele, bu raporun Kandil Dağında değil, Başbakanlığın lüks salonlarında hazırlanmış olması ve bu raporu hazırlayanların bu milletin vergisiyle maaş almalarıdır.

Yeni Şafak Gazetesinden Ali Bayramoğlu "keyfî kişilerce hazırlanmış keyfî bir rapor olarak tanımlanamaz, resmî bir öneri belgesidir" dediğine göre, bir görevin ifası sonucudur. Görevi verenler, Sevr'deki başarısızlığı hazmedemeyen emperyalist Batı'dır. Birinci gayeleri, Lozan'ı kötülemek olduğuna göre, karşılığı olan Sevr'i yeniden hayata geçirmektir.

Bu raporun üç özelliği vardır; Lozan'da belirlenen ilkelere; yani, devletin kuruluş belgesine olan hınçları, Türk Milleti kelimesinden duydukları nefret ve millî devletten alınmak istenen rövanş, bu raporun temel özelliğidir. Nedenini sorarsanız, Mustafa Kemal'in Türk gençliğine hitabesinde "istikbalde dahi, seni, bu hazineden -yani, bağımsızlığından, yani, millî devletinden- mahrum etmek isteyecek dahilî bedhahların olacaktır" diye ifade ettiği dahilî bedhahların varlığıdır.

Kâmran İnan Beyin "kendi ülkesinde hain yetiştiren Türkiye gibi başka bir ülke yeryüzünde bulamazsınız" sözünün ne kadar doğru olduğu şimdi daha iyi anlaşılmaktadır.

Osmanlının son dönemdeki tarihini incelerseniz, Batılıların "azınlık hakları ve düyunu umumiye" diye, saray etrafındaki devşirmelerin ise "manda" diye padişaha kabul ettirmeye çalıştıklarını görürsünüz. Bugünkü durumla ne kadar örtüştüğünü sormama hacet var mı!..

Raporu hazırlayan zat "bu raporun hiçbir sonucu olamaz; ama, damlaya damlaya kayayı oyar" dediğine göre, oyulmak istenilenin Türkiye Devleti olduğunu açıkça ifade etmektedir.

Bilmesi gerekir ki, tarihte bunu denemeye kalkanlar hep olmuş; ama, Ege'nin soğuk sularında boğulmuşlardır. Anayasanın 3 üncü maddesindeki "millet bölünmez" sözü, gelişigüzel yazılmış bir söz değildir; Erzurum ve Sivas Kongrelerinde kararlaştırılıp, Sakarya'da, Dumlupınar'da şehit kanlarıyla yazılmış bir sözdür. Bu kanın içerisinde, Alevînin de, Sünnînin de, Kürdün de, Türkün de ortak kanı mevcuttur. Silmek için de o kanları, bedelini ödemeye razı olmaları gerekir.

Bu raporu yazanlar her kimse, yazdıranlar her kimse, bunu göze alabilecek cesaretleri var mıdır, sormak istiyorum; millet bunları tükürüğüyle boğar!

Azınlık haklarına karşı çıkanlar, güya, Sevr sendromlu, paranoyak olanlarmış! Peki, karşı çıkmayanlar kim; Barzani'nin danışmanlığını da yapan, Filistin kamp kaçkını, eski sosyalist, şimdilerde liboş, bu şekliyle AB'ye girersek finoş olacak zatlar; Türklüğü içine sindiremeyen, Türk düşmanı hainler; bir de, bebek katili bölücüler ile onları yıllardır bağrında besleyip, finans ve silah sağlayan Batılı emperyalistler. Arkadaşını söyle, kim olduğunu söyleyeyim.

Raporda deniliyor ki: "Batı, bu azınlık sorununu 19 uncu Yüzyılın başında çözdü, biz de aynı metotla çözelim." Aynı metotla çözüm Türkün şiarına yakışmaz. Almanların Yahudi azınlığı, Fransızların Guyana için buldukları çözümler birer harika örneği, öyle mi?! Daha, İkinci Dünya Savaşında, bırakın azınlık haklarını, kendilerinin üstün ırk olduğunu ileri sürüp, başka milletleri insan dahi saymayan Batı değil miydi?! Bunun için milyonlarca insanı öldürmediler mi?! Amerika, Irak'ta, insan hakları uygulaması için mi var?! Tel Afer'de bombalar insan hakları için patlıyor, öyle mi?! Biyolojik bombaları da, kimyasal bombaları da, nükleer bombaları da bu milletin başına bela eden, masum milletlerin ölümüne sebep olan Batı değil mi?!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun, Sayın Sarıbaş.

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla)Atatürk diyor ki: "Efendiler, hangi istiklal vardır ki, ecnebilerin nasihat ve destekleriyle ayakta durabilmiştir..." Yine, Meclisin önünde de yazılı: "Bağımsızlık benim karakterimdir" diyor. Millî devlet de, muasır medeniyet de, bu düşüncenin ürünüdür. Teslimiyet ve manda, O'nun reddettiği, milletin de asla kabul etmeyeceği bir durumdur. "Türk üstkimliği bu millete dar geliyor" diyenlere, Türklük asla dar gelmiyor; ama, milliyetsiz devşirmelerle "Türk" olarak çağrılmak maalesef zül geliyor.

Değerli milletvekilleri, dışarıda bunca düşman, içeride bunca hain bin yıldır yıkamadığına göre, bu milletin bölünmesinden de aldatılmasından da kimse korkmamalıdır. Herkesin bildiği bir söz var, bundan 1 400 yıl önce Orhun Abidelerine nakşedilmiş bir söz: "Ey Türk, üstte gök kubbe çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe senin ilini ve töreni kimse bozamaz." Hamdolsun ki, 1 400 yıl Türkün ilini ve töresini kimse bozamadığı gibi, böyle çapulcuların hiç mi hiç gücü yetmez; geçmişte de cevabı bu millet vermiştir, bugün de aynı cevabı verecek güç ve kudrettedir. Bu ülkede, sevinçte ve tasada bir, kaderde ve kıvançta ortak, bağımsız bir devletin özgür vatandaşları olarak, aynı yaşam ülküleri etrafında kenetlenmiş, azınlığı ve çoğunluğu olmayan tek bir millet, yetmiş milyonluk Büyük Türk Milleti vardır. Azınlık arayanlar, analarına, babalarının kim olduğunu bir kez daha sorsunlar.

Bilge Kağan'ın ve Atatürk'ün özdeyişleriyle sözlerimi tamamlıyorum: "Ey Türk, titre ve kendine dön." "Ne mutlu Türküm diyene." (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

4 konuşma daha · 26 Ekim 2004

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook