2005 mali yılı bütçe kanun tasarısı (1 inci tur görüşmelerinde) tbmm,radyo-tv üst kurulu,cumhurbaşkanlığı,sayıştay,anayasa mah.
Malatya Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 35. Birleşim · 3. yasama yılı · 20 Aralık 2004 · 821 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Süleyman Sarıbaş (AK Parti), 20 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇE KANUN TASARISI (1 İNCİ TUR GÖRÜŞMELERİNDE) TBMM,RADYO-TV ÜST KURULU,CUMHURBAŞKANLIĞI,SAYIŞTAY,ANAYASA MAH.); konuşma 821 kelime.
Süleyman Sarıbaş (AK Parti, Malatya). “2005 mali yılı bütçe kanun tasarısı (1 inci tur görüşmelerinde) tbmm,radyo-tv üst kurulu,cumhurbaşkanlığı,sayıştay,anayasa mah”. TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim tutanağı, 20 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/suleyman-saribas-22-2004-12-20-2005-mali-yili-butce-kanun-tasarisi-1-inci-tur-gorusmelerinde-tbmm-r (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Anayasa Mahkememizin bütçesi hakkında, AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; sözlerime başlamadan önce, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi, Anayasa Mahkememiz, 1961 Anayasasıyla kurulan ve o günden beri, hukukun üstünlüğü noktasında büyük hizmetler vermiş, yargının en üst kuruluşlarından bir tanesi ve bugün baktığımız zaman, Avrupa'da, dördüncü sırada kararlar veren, dördüncü sırada işlevsel faaliyet gösteren bir kuruluşumuz.
Bu kuruluşumuzun temel görevi, Türkiye Büyük Millet Meclisimizin çıkarmış olduğu kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve İçtüzük değişikliklerinin Anayasaya uygunluğu noktasında denetim görevi yapmak; ikinci bir görevi de, Yüce Meclisin, Yüce Divan sıfatıyla sevk ettiği, yürütmenin bakanlarının ve yüksek yargı organları temsilcilerinin Yüce Divan sıfatıyla yargılanmasını sağlamak.
Bugün geldiğimiz noktada, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye inanan ülkelerde, anayasa mahkemelerinin, hakikaten, çok önemli bir görevi icra ettiklerini hepimizin kabul etmesi gerekir. Zira, hukukun üstünlüğüne inanan ülkelerde, her şeyin, yüce meclisin dahi kararlarının anayasaya uygun çıkarılması esası vardır.
Gördüğümüz gibi, Anayasa Mahkememizin -ben, sabah, Sayın Başkanıyla da görüştüm- şu anda 250'ye yakın derdest davası var. Yani, her dava için 5'er, 10'ar işgünü mesai verseler, yaklaşık 2 500 mesai gününde bu davaları sonuçlandırmaları mümkün ki, maalesef, işlerin çokluğu nedeniyle, bugün, Anayasa Mahkememiz bir davayı iki yılda, üç yılda ancak karara bağlamaktadır. Bir de siyasî partilerin denetlenmesi var, Yüce Divan sıfatıyla görülen davalar var. Anayasa Mahkememiz, bu yapıyla, bu işlerin altında boğulma noktasına gelmiş durumdadır.
Hele hele, gerek üyelerine gerekse çalışan yardımcı personele bugün için verilen ücretler dikkate alındığında, bir araştırmaya göre, Anayasa Mahkemesi üyelerimiz, şu anda, kamu personeli içinde yüzüncü sırada ücret almaktadırlar. Böyle, protokolde üçüncü sırada olan bir kuruluşumuzun üyelerinin yüzüncü sırada ücret almaları da, hakikaten, Meclisimizin düşünmesi gereken noktalardan biridir diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, Anayasa Mahkememizin Yüce Divan sıfatıyla bir ceza yargılama görevini deruhte etmesinin ne kadar doğru olup olmadığının da ayrıca bir tartışma konusu olduğunu biliyorum. Bildiğiniz gibi, 1961 Anayasamız da ve 1982 Anayasamız da, Yüce Divan sıfatıyla yargılama yetkisini Anayasa Mahkememize vermiştir. Ancak, ceza uygulaması veya ceza yargılaması, teknik bir iş; dolayısıyla, Yargıtay Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun bu yargılamayı çok daha iyi yapacağı noktasından hareketle, Yüce Divan sıfatıyla yapılan bu yargılamaların, normal bürokratlar gibi, Yargıtay Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu tarafından yapılmasının artık tartışılması gerektiğini düşünmekteyim.
Üçüncü bir husus, Anayasa Mahkememizin üye seçimlerinde yaşanmaktadır. Bildiğiniz gibi, Danıştayımızdan, Yargıtayımızdan, Sayıştayımızdan, Askerî Yargıtay ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesinden, Yükseköğretim Kurulundan üyeler gitmektedir Anayasa Mahkemesi üyeliğine ve bu kurumların kendi genel kurullarında seçilen üç kişinden biri Cumhurbaşkanınca atanmaktadır; ayrıca, üç üye de Cumhurbaşkanınca doğrudan atanmaktadır. Bu sistemin, tek bir kişinin, yani Sayın Cumhurbaşkanın üye atamada irade kullanma noktasında çok da demokratik olmadığını söylemek istiyorum. Zira, Sayın Cumhurbaşkanı, geçen senelerde bir siyasî partimizin üyesini dahi Anayasa Mahkemesine atama şeklinde bir kararname çıkarmış; ancak, bu üyemiz, bu görevi kabul etmemiştir. Görüldüğü gibi, tek kişinin seçimine bırakılan bir Anayasa Mahkemesi üyeliği, çok da demokratik olmayan bir sistem getirmiştir. Halbuki, bugün, demokratik ülkelerde olduğu gibi, Yargıtaydan gelen üyeyi Yargıtay Genel Kurulunun kendi çoğunluğuyla seçeceği üye, hiç Cumhurbaşkanının atamasına gerek kalmadan en çok oyu alan üyenin, diğer kuruluşlarda da, yine, keza, en çok oyu alan üyenin doğrudan seçilmesi gerektiğini düşünmekteyim. Zira, 250 kişilik Yargıtay Genel Kurulunun birinci sırada seçtiği bir üye dururken, üçüncü sırada seçilen bir üyenin atanmasının izahı, maalesef, mümkün değildir.
Bu bakımdan, Anayasamızdaki, Anayasa Mahkememizin kuruluş maddesini, yani, 146 ncı maddeyi yeniden düzenlememiz gerektiğini ve Anayasa Mahkememizi, işlerin çokluğu noktasında, ihtisas dairelerine ayırmamız, bunun da anayasa değişikliğiyle mümkün olması gerektiğini ve üyelerin bir kısmını da, Yüce Meclisin, milletin temsilcisi olan, millî iradenin temsilcisi olan Yüce Meclisin, yine, kurumların önerdiği isimler içerisinden seçme yetkisinin bulunması gerektiğini; zira, demokratik ülkelerde de Anayasa Mahkemesi üyelerinin birçoğunu Meclislerin seçtiğini söylemek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, Anayasa Mahkemesi kararları, bildiğiniz gibi, geriye yürümemektedir. Bu vesileyle, 1994 yılında, Özelleştirme Kanunuyla beraber, Anayasa Mahkememiz, yürürlüğün durdurulması şeklinde bir içtihat geliştirmiştir. Tabiî, Anayasamızda, Anayasa Mahkememizin yürürlüğü durdurma noktasında karar vermesine dair bir hüküm mevcut değildir. Denilebilir ki, bu noktada hüküm mevcut değilse, yargı organlarımız, olmayan şeyi içtihat haline getirebilir; ancak, bunun şu mahzuru var: Bir konuda yürürlüğün durdurulması kararı verdiniz, yasayı durdurdunuz; eğer, iptal davasını iki yıl sonra esastan reddederseniz, millî iradenin çıkarmış olduğu kanunun iki yıl yürürlüğe girmesini engellemiş olursunuz; dolayısıyla, bu noktada da, bir anayasa değişikliği yapılıp, yürürlüğü durdurma yetkisinin olup olmadığının Anayasaya açık olarak yazılması gerektiğini düşünmekteyim.
Değerli arkadaşlar, başka bir husus -bu sene bütçemize konulmuş gerçi; ama- Anayasa Mahkememizin fizikî binası maalesef -çalışanlarıyla, uzmanlarıyla, yardımcı personeliyle- yeterli değil, Türkiye Cumhuriyetine yakışan yeni bir Anayasa Mahkemesi binasının yapılması; bütçemizde bu noktada da ödenek var, Sayın Bütçe Komisyonumuza ve Maliye Bakanlığımıza da ayrıca bu noktada teşekkür ediyorum.
Kanunların geriye yürümemesi noktasında da Anayasada değişiklik yapmamız gerektiği kanaatindeyim. Zira, bir kanun çıkabilir, bariz olarak Anayasaya aykırı da olabilir, eğer açılan iptal davaları bu iş çokluğuyla bir iki sene devam ediyorsa, bu kanunun iki sene yürürlükte kalmasının, yani, iptal edilmeden evvel yürürlükte kalmasının hakikaten mahzurları olduğu kanaatindeyim. Bunun için, Anayasa Mahkememizin yapısını daireler şeklinde düzenleyip, Yüce Divan sıfatını ve siyasî partileri denetlemeyi...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
33 konuşma daha · 20 Aralık 2004