İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 85. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

190 sayılı genel kadro ve usulü hakkında kanun hükmünde kararnamenin ekli cetvellerin yargıtay başkanlığına ait bölümünde değişiklik yapılması (s.s.1075)

Süleyman Sarıbaş

Malatya Milletvekili · Anavatan Partisi

Genel Kurul, 85. Birleşim · 4. yasama yılı · 6 Nisan 2006 · 1.925 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma

Kaynak göster

Süleyman Sarıbaş (Anavatan Partisi), 6 Nisan 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 190 SAYILI GENEL KADRO VE USULÜ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMENİN EKLİ CETVELLERİN YARGITAY BAŞKANLIĞINA AİT BÖLÜMÜNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI (S.S.1075)); konuşma 1.925 kelime.

Süleyman Sarıbaş (Anavatan Partisi, Malatya). “190 sayılı genel kadro ve usulü hakkında kanun hükmünde kararnamenin ekli cetvellerin yargıtay başkanlığına ait bölümünde değişiklik yapılması (s.s.1075)”. TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim tutanağı, 6 Nisan 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/suleyman-saribas-22-2006-04-06-190-sayili-genel-kadro-ve-usulu-hakkinda-kanun-hukmunde-kararnamenin-e (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA SÜLEYMAN SARIBAŞ (Malatya)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Yargıtay Başkanlığımıza 30 güvenlik kadrosu tahsisiyle ilgili tasarının görüşülmesinde Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlarken, dün, 5 Nisan Avukatlar Günü nedeniyle, yargının temel bir ayağı olan savunma hizmetini yürüten bütün avukat arkadaşlarımın, meslektaşlarımın Avukatlar Gününü kutluyorum ve hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Yine, dün, Şırnak Gabar Dağında vatanı için şehit olan 5 askerimize Allah'tan rahmet diliyorum, kederli ailelerine başsağlığı diliyorum. Allah bir daha şehit cenazeleri getirmesin bu ülkeye, bu ülkenin topraklarında şehit cenazeleri olmasın diliyorum. Bingöl'de şehit olan polisimiz için de Allah'tan rahmet, kederli ailesine başsağlığı diliyorum.

Değerli arkadaşlar, elbette, Yargıtayımız hakikaten yüzbinlerce dosyayı muhafaza eden, güvenliği çok hassas bir yer. 30 tane yeter mi -28 tane var- yetmez mi, bilmem; ama, bu kadar öngörülmüş. Destekliyoruz; tasarının özüne karşı değiliz. Yargıtayımız korunması lazım gelen bir müessese. Bu bakımdan, tasarının esasına dair söyleyeceğim bir şey yok.

Aslında, çok konuşmak da istemiyordum; ama, biraz önceki arkadaşım, sanki, böyle, yargı konusunda bilmediği işlere girince, konuşmak mecburiyeti doğdu. Efendim, yargıyı işte eleştirdiniz Van'da, şöyle oldu, böyle oldu… Daha dün Sayın Başbakan Danıştayı yerden yere vurdu; vurmadı mı?!

MUSTAFA CUMHUR (Trabzon)Haksız mıydı?!

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla)Kim Başbakan; yürütmenin başı. Kim Başbakan; bu Meclis çoğunluğunun Genel Başkanı.

HALİL ÖZYOLCU (Ağrı)Kararı eleştirdi.

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla)Yargıtay kim; önüne gelen yasalara göre karar veren yüksek bir merci, yüksek bir karar organı. Önüne gelen yasayı kim yapıyor; bu Meclis yapıyor. Bu Mecliste kim yapıyor; iktidar çoğunluğu yapıyor; yani, siz, Yargıtayın önüne yasaları götürdünüz, uygulayacağı yasaları koydunuz da, yasadışı, yasalarda olmayan hükümleri mi uyguluyor Danıştay?!

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar)Takdir diye bir şey yok mu?!

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla)Yasa yapın, takdir yetkisi bırakmayın; bırakmayın, katı normlara bağlayın, şöyle şöyle olacak deyin. Bağladınız da, Yargıtay, Danıştay, bu katı normlarınıza, hukuk normlarının dışına mı çıktı?! Olur mu böyle bir şey?!

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar)Her şey bağlanabiliyor mu?!

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla)Bağlayın, her şeyi bağlama gücünüz yok mu?! İktidar değil misiniz?!

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar)Gücümüz var, gücümüz…

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla)O zaman bağlayın, eleştirmeyin. İktidarın eleştirme hakkı var mı?! Yani, Başbakan eleştirince ülkenin yargısını, onun uyguladığı hukuku yapan yasama organında çoğunluğu elinde bulunduran Başbakan eleştirince, hayret diyorsunuz ya, bunlar ne zaman iktidar olacaklar, bir türlü kavrayamıyorsunuz… Yok böyle bir şey!

HALİL ÖZYOLCU (Ağrı)Yargıyı etkilemek ayrı, eleştirmek ayrı; karıştırmayın.

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla)Yok böyle bir şey!

Van Savcısı doğru bir şey yaptı da, Sayın Bakan niye müfettiş gönderdi?.. Van Savcısı doğru bir şey yaptı da, Sayın Bakan niye müfettiş gönderdi?.. Göndermeseydiniz; biz gönderemeyiz müfettiş deseydiniz. Müfettişi gönderen siz, müfettişin raporunda savcıyı suçlu bulan iktidarınız veya müfettiş göndermeseydiniz olmayacaktı; ondan sonra, efendim, savcının hukuk bağımsızlığı yok!.. Hem bunu bir taraftan yapacaksınız hem bir taraftan tavşana kaç, tazıya tut diyeceksiniz, ondan sonra da gelip burada ağlama duvarı gibi ağlayacaksınız! İktidar mısınız, muhalefet misiniz, hiçbir şey değil misiniz; doğrusu karıştırıyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, böyle şey olmaz.

MUSTAFA CUMUR (Trabzon)Üzülme, kimsenin ağladığı yok…

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla)Bakın, Sayın Bakanım biliyor. Bu Yargıtay yürümüyor, burada işler yürümüyor dedik, istinaf mahkemelerini çıkardınız. Ben, hep söylüyorum, görüşümü de söylüyorum; bu istinaf mahkemeleri uygulanmayacak, uygulaması mümkün değil. Türkiye'de, yargıyı, on yıl, en az on yıl, oturana kadar kaosa sokacak. Avrupa Birliği sürecinde, süratle yargı reformları yapmamız, süratle dünyayla entegrasyonu sağlamamız gerekirken, ne olduğu, nasıl uygulanacağı belli olmayan bir istinaf mahkemeleri uygulamalarıyla, davaları bir beşer yıl, altışar yıl daha ileriye atacağız. Bu, çok basitti; 5 tane ceza dairesi ilavesi, 10 tane hukuk dairesi ilavesiyle, hiç değilse bir on yıl, otomasyona da geçmek suretiyle, yargıyı rahatlatabilirdik. Şu an, Yargıtay hukuk dairelerinde davalar bir yıl, ceza dairelerinde birbuçuk yılda çıkıyor. Eğer, bunu takviye etseydik, bunu altı aya, beş aya düşürebilirdik, daha çok daire kurmakla ihtisas alanlarını da daha çok ayrıştırabilirdik ve bunu becerirdik. Bunu yapmadık. Ne yaptık?.. Hangi bölgelerde kuracağımız da belli değil, hangi yetkileri kullanacakları belli; ama, hem aslî mahkeme sıfatıyla hem denetim mahkemesi sıfatıyla görev yapacak. Bu hâkimleri nerede yetiştireceğiz, nasıl göndereceğiz, belli olmayan… 2007'de uygulamaya geçeceğiz; ama, benim kanaatim, geçmeyeceğiz, benim kanaatim, uzatacağız; çünkü, bunun altyapısını da kurmak bir on yıl alacak. O halde, yapacağımız iş, bu on yıllık süreçte, yani Avrupa Birliğine girme sürecinde, hiç değilse, yargıda bir maraza çıkarmadan bu işi süratlendirecek tedbirlerle Avrupa Birliği sürecini geçirmemiz gerekirdi. Ben, tahmin ediyorum, Sayın Bakanım yürürlük tarihini değiştirir. Yani, kanunun uygulama tarihi değişecektir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, yargıdaki arkadaşlarımızın çok büyük şikâyetleri var. Bir kere, mekân şikâyetleri var. Yargıtaya gidiyorsunuz, sisli odalar… Yani, çalışma imkânı, fırsatı olmayan odalar… Bunlar, yüksek yargıçlar ve günde, her daire yaklaşık 200'e yakın dosyayı karara bağlıyor. Rakam olarak 200 rakamı hepimize sıradan bir rakam gelebilir; ama, 200 tane ferdin, vatandaşın, şirketin geleceğini ilgilendiren, önemli, onlar açısından önemli kararlar veriyor. Bir adamın hayatını karartıyor veya meslek hayatını karartıyor veya bir hakkını alan veya veren kararlar veriyorlar. O 200 kişi için önemli, her dairenin o günkü çalışması. 32 tane daire var; 200x32, demek ki günlük, yaklaşık olarak 6-7 bin kişinin hayatıyla direkt ilgili kararlar oradan çıkıyor. Her gün 6-7 bin vatandaşımızın veya daha fazla vatandaşımızın gözü kulağı Yargıtayda. Şimdi, bu kadar önemli ve temel erklerden biri olan yargının en temel müessesesi Yargıtayın çalışma ortamını öncelikle düzenlememiz lazım. Yani, refah, ferah içerisinde, aydınlık içerisinde çalışacakları bir mekâna, Sayın Bakanım, kavuşturmamız lazım.

Artı, Yargıtay üyelerimiz birinci sınıf hâkimlerden çok fazla bir maaş almıyorlar yani. Ankara Adliyesindeki hâkimlerden, tahmin ediyorum 100-150 milyon lira fazla bir para alıyorlar ki, hayatlarını idame ettirmeleri mümkün değil. Yani, 2-2,5 milyar lira civarında bir maaş alıyorlar ve bütün şikâyetleri… Onların birçoğu artık 50-55 yaşında, ya çocuğu üniversitede veya çocuğu evlenme çağında. Bir yüksek yargıç çocuğunu everirken -o lafı kullanmak istemiyorum, o "cüzdan-vicdan" meselesini kullanmak istemiyorum, çok doğru bir laf değildir; ama- en azından, Avrupa'daki gibi, bu tür ihtiyaçlarını; çocuğunu üniversitede okutabilme ihtiyaçlarını, çocuğuna iş kurma, everme ihtiyaçlarını giderici maddî bir gelir durumuna kavuşmaları lazım.

Tabiî, onların bir temel arzusu var: "Efendim, yasama bir kuvvet, şu kadar alıyor; biz de yargıyız, biz de bir kuvvetiz, eşit olsun" falan; ama, ben dün kendilerine espri olarak dedim ki: O zaman, yüksek yargıçları da seçimle getirelim dedim. Tabiî, bu mümkün değil. Yargıçlar, mutlaka seçimle geliyorlar; ama, bu seçim sistemini de değiştirmemiz lazım. Ben hep ısrarla söylüyorum, Yargıtay üyelerinin bu usulle seçimi, maalesef, doğru değil.

Şimdi, deniyor ki: "Efendim, Yargıtayda, yargıda siyasallaşma var." Tabiî var. Bir dönem geliyor, kendi adamlarını seçiyor oraya, bir başka dönem geliyor, dengeyi kurmak için kendine yakın kulis yapanları seçiyor. Bu siyasallaşma doğasından oluyor. Halbuki, Anayasada bu değişikliği yapıp, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulumuzu siyasetin sirayet edemeyeceği bir düzenlemeyle oluştursak, bu siyasallaşma, zaten kendiliğinden ortadan kalkar. Mesleğe kabulden teftişine kadar siyasî erkin etki edemeyeceği bir sisteme kavuşturduğumuz takdirde, yargının siyasallaşması da ortadan kalkar; ama, bunu kimse istemiyor; bu iktidardan öncekiler de istemediler, bu iktidar da, maalesef, istemiyor; yani, iktidar gücünü eline geçirenler, ben, hele adamlarımı bir yargıya yerleştireyim de mantığı, maalesef, doğru bir mantık değil. Kesinlikle, siyasetin sirayet edemeyeceği bir Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu oluşturulup ve yargıda, benim adamım, senin adamın tavassut işlerinin bitmesi ve yüksek yargıçlarımızın, kesinlikle, kendi kurulları içerisinde, tarafsızlık ve nitelik esasları belirlenerek, o nitelikler esasında seçilmesi gerekir diye düşünüyorum.

Başka bir düşüncem daha var: Türkiye'deki il başsavcılarımız, kesinlikle, artık Bakanlığın vesayetinden çıkıp, Yargıtay Başsavcılığımızın emri altında olmalı. Bakın, bu Van Savcısı bu hataları işlemezdi, Yargıtay Başsavcılığının emrinde olsaydı; çünkü, bir silsile içerisinde danışma, görüşme, vesilelerle olurdu, ihtiyaçlar doğardı ve bu hatalar işlenmezdi, Türkiye de bu kadar gerilmezdi; esas işin özü o. Yani, bir savcı hata işleyebilir mi; işler. Düzeltilebilir mi; evet, düzeltilebilir; ama "attığı taş ürküttüğü kurbağaya değmedi" denir ya; bu kadar gerilim yaratılmazdı, bu kadar siyaset bu işi tartışmazdı, asker-sivil gerginliği olmazdı, hükümet zorda kalmazdı, bütün bunlar olsaydı. Yani, bizim yapacağımız iş, il savcılarını da, başsavcıları, kesinlikle Yargıtay… Nasıl ki, Yargıtay Başsavcılığı diyoruz, il savcıları da, ona koordineli bir şekilde, yine bağımsız bir kurulun denetimi altında çalışmalı.

Şimdi, hep söylüyoruz, diyoruz ki, efendim, işte, doğu, güneydoğuda belediye başkanları şunları şunları yaptılar, hükümet ne yaptı?.. Şimdi, oradaki savcılar görevlerini yaptılar mı? Şöyle bir bakın, hangi savcı dava açabildi, mahallindeki savcılar; hiçbiri açamadı. Halbuki, Yargıtay Başsavcılığıyla koordineli bir şekilde, altlık-üstlük ilişkisi içerisinde çalışsalardı, hükümete bu konularda hiç suçlama gelmeyecek, tamamen Yargıtay Başsavcısının direktifiyle, o mahallî savcılar o davaları açabileceklerdi. Niye açamıyorlar; o mahalde çalışıyorlar, o mahallin psikolojik baskısı altında dava açma ehliyetlerini gösteremiyorlar, ortaya koyamıyorlar, cesaretini koyamıyorlar. Halbuki, Yargıtay Başsavcılığının talimatıyla açtım derdi, o cesareti de göstermiş olurdu. Dolayısıyla, bu vesileyle, ben, bir şeyi daha söylemek istiyorum:

Sayın Bakanım, seçim geliyor. Seçim kurulunun geçmişten beri uygulamalarının nasıl olduğunu hepimiz biliyoruz. Bir ülkenin demokrasisinin yerleşmesinin temeli seçim kurulundan geçer. Eğer ülkedeki sivil toplum örgütleriniz… Eğer, ülkedeki, seçimle değişim sağlayan kuruluşlarınızın yapılan seçimleri denetim altında, bağımsız hâkim denetimi altında yapılamıyorsa ve oradaki seçim kurulumuzun çalışması, işlevi bunu sağlamaya yeterli değilse, o ülkede demokrasiyi yerleştirmek mümkün değildir.

Arkadaşlar, şimdi, hepiniz siyaset yapıyorsunuz, hepiniz illerde seçim kurullarını, ilçe seçim kurullarını görüyorsunuz. Kesinlikle, il seçim kurulu hâkimleri ve ilçe seçim kurulu hâkimleri bu işi tali görev olarak yapıyorlar. Seçim dönemleri geldiğinde; yani, iş başa düştü, yapalım -bir de seçim kurulu müdürü oluyor, genelde, her ilde, ilçede- haydi müdür, sen hazırla, ben imzalıyorum… Hiçbir hukukî uygulamayı, özümseyerek, kanıksayarak, bunun aslî görevleri olduğunu benimseyerek takip etmiyorlar. Bunun için, öncelikle, hiç değilse illerde, tamamen, seçim hukukuna ait müstakil hâkimlikler oluşturmamız lazım, bunların kadrolarını kurmamız lazım, Seçim Kanunumuzda -siz yapmazsınız; ama- bir gün yapılması lazım. Tamamen, partilere üye olmanın da, partilerin finansmanlarının da, partilerin her türlü faaliyetlerinin de o bağımsız seçim kurulu başkanlıkları tarafından mutlaka denetlenmesi lazım. İşte, Siyasî Partiler Yasamızda var; kişi partiye üye olmak istiyor, partiler kabul edip etmemekte serbest! Böyle bir şey olabilir mi?! Niye partiye müracaat etsin, kişi, gitsin seçim kuruluna "ben, şu partiye üye olmak istiyorum, o partinin hesabına aidatlarını da yatırdım" dediğinde, seçim kurulu partiye bildirsin, "bu, size üye olmak istiyor, kabul ediyor musunuz; etmiyorsanız, gerekçeleriyle bana bildir" desin ve nihaî kararı o versin. Kim veriyor; il başkanları veriyor. Ne yapıyor il başkanları; kendi akraba, tarikatından oluşturduğu bir dar bölge siyaset anlayışıyla, siyaseti toplumla bütünleştirmiyor. Bugün, en büyük yaşadığımız sıkıntılardan biri, siyasetin toplumla örtüşememesi, siyasetin geniş halk yığınları tarafından bizzat katılımının önlenmesi. Ondan sonra, siyasetçi hep ne yapılıyor; kötüleniyor, hep siyaset horlanıyor, hep siyasetçi sanki başka dünyanın insanı gibi gösterilmeye çalışılıyor. Bizzat halkın içinden, halkla bütünleşen bir siyasî yapıyı oluşturabilsek, bu tür şeylerden de kurtulmuş oluruz; ama, bunun en temel koşulu, seçim kurullarımızı, demokratik işleyen ve bu işi kendine bihakkın hak edinen kurumlar haline getirmemizden geçiyor.

Sayın Bakanım, hiç yeri değil; ama, telefonla söyledikleri için söylüyorum, bu kanunla da hiç ilgisi yok, Malatya'ya bir tane Gelir İdaresi Müdürü atamışlar. Seçim bölgem, biraz bu da şart; yani, o bölgenin milletvekiliyim. Şimdi, her gün kamyoncu esnafına, taksici esnafına, dolmuşçu esnafına, sıradan; yani, geçimini zor sağlayan esnafa "bu beyannameler olmaz, siz çok kazanıyorsunuz, birer beyanname, ek beyanname daha vereceksiniz…"

YILMAZ KAYA (İzmir)Her yerde öyle, her yerde.

SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla)Kimsin sen ya?! Kimsin sen kardeşim?! "Yok, geriye doğru beş yıllık defterlerinizi alırım, incelerim…" Ne demek bu, vatandaşı hırsızlıkla mı… İnceleyeceksen incele kardeşim, tehdit mi ediyorsun yani?! Tehdit mi ediyorsun yani vatandaşı?! İncelemek, görevin; inceleyeceksen incelersin; ama, bunu tehdit etmeden incelersin. Yani, Malatyalı yüzde 51 oy verdi bu partiye, bu kadar esnafını ezdirtmeyin yani. Maliye Bakanı olsa çok daha iyi olurdu; ama, Sayın Bakanım, sizin de bu işlere duyarlılığınızı biliyorum, lütfen, bu adama haddini bildirin! Yani, yok öyle; esnaf, zaten burnundan soluyor, siftah yapamıyor; sen, bir de, tutacaksın, esnafı tehdit eder gibi, ek beyanname… Bilmem, ben bilirim, ben almayı bilirim, ben Kayseri'den geldim, şöyle yaptım… Nereden gelirsen gel, bey değil paşa olsan ne yazar kardeşim?!

Peki, hepinize saygılar sunuyorum arkadaşlar. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

25 konuşma daha · 6 Nisan 2006

25 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook