Milli güvenlik kurulu ve milli güvenlik kurulu genel sekreterliği kanunu (s.sayı:299)
Antalya Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 26. Birleşim · 2. yasama yılı · 10 Aralık 2003 · 1.738 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Tuncay Ercenk (CHP), 10 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 26. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MİLLİ GÜVENLİK KURULU VE MİLLİ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ KANUNU (S.SAYI:299)); konuşma 1.738 kelime.
Tuncay Ercenk (CHP, Antalya). “Milli güvenlik kurulu ve milli güvenlik kurulu genel sekreterliği kanunu (s.sayı:299)”. TBMM Genel Kurulu, 26. Birleşim tutanağı, 10 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/tuncay-ercenk-22-2003-12-10-milli-guvenlik-kurulu-ve-milli-guvenlik-kurulu-genel-sekreterligi-kanu (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA TUNCAY ERCENK (Antalya)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tümünüzü, Yüce Meclisi, sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum.
Tasarıyla ilgili görüşlerimi arz etmeye başlamadan önce, izninizle, iki gün önce dünya kenti Antalyamızda aşırı yağış nedeniyle meydana gelen sel felaketinden dolayı mağdur olan tüm hemşerilerime geçmiş olsun dileklerimi özellikle belirtmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun Bazı Hükümlerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum ve Anayasa Komisyonları raporları hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.
Getirilen tasarıda, gerekçe olarak, 2945 sayılı Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun gizlilik öngören bazı hükümlerinin yürürlükten kaldırılması ve böylece demokratikleşmenin sağlanması ile anılan Anayasa değişiklikleri ve Ulusal Programın gereklerinin yerine getirilmesi öngörülmektedir.
Yine, tasarının 1 inci maddesinde, 2945 sayılı Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununun "Atamalar Resmî Gazetede yayımlanmaz" hükmünü ihtiva eden 16 ncı maddesinin son fıkrası ile 17 nci maddesinin ikinci fıkrasında geçen "gizli olup" ibaresi yürürlükten kaldırılmaktadır.
(X) 299 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Bu tasarı -bizim de katıldığımız gibi- kamu yaşamanın bir kısmında var olan gizliliği ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır ve doğrudur. Çağdaş bir devlet yönetimi anlayışında, demokratik bir devlet anlayışında, demokratik açılımları sağlamakla görevli yönetim anlayışında gizliliğe yer yoktur. Bu tür çağdaş yönetimlerde esas olan şeffaflıktır, açıklıktır, dürüstlüktür. Bu nedenle, tasarıyı olumlu buluyoruz ve şuna inanıyorum ki, demokratik ve çağdaş ülkelerde, çağdaş devlet, gerek vatandaşından gerekse anayasal kuruluşlardan hiçbir şey gizlemez, saklamaz. Bunu yaptığınız anda, zaten, çağdaş olma, çağdaş devlet olma, çağdaş yönetim olma anlayışına ters düşmüş olursunuz. Devlet yönetiminde gizliliğin ortadan kaldırılması, vatandaşın devlet yönetimini denetlemesine yararı olur, vatandaşın devleti denetlemesini öngörür; aynı zamanda, devletin, idarenin, eylem ve işleminin, hukuk denetimi altında olmasını öngörür. Bu açılardan biz de tasarıya olumlu bakıyoruz. Gerçekten, gizlilik kavramı çağdaş ve demokratik bir devlet anlayışına uymaz.
Böylesine çağdaş ve demokratik devlet anlayışına uymayan bir terimin, bir anlayışın, bir düşüncenin kaldırılması, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği içinde dahi olsa, doğru bir yaklaşımdır; ancak, bu tür gizlilik kavramlarının kaldırılması gerekçesi incelendiği zaman, şahsen ben isterdim ki, bu gizlilik kavramının ve yasakların kaldırılması; ayrıca, şeffaflık ve açıklık, Avrupa Birliği Yasalarına uyum nedeniyle, salt bu açıdan gerçekleştirilmesin. Elbette uygundur, elbette Avrupa Birliğiyle uyum halinde yaşayacağız, çalışacağız; elbette çağdaş bir seviyede siyaset yapacağız, devlet yöneteceğiz. Bu açıdan, tasarının gerekçesinin birinci bölümüne katılmamak mümkün değil.
Kamu kurum ve kuruluşlarında açıklık ve şeffaflık, olumsuz olarak görülen gizlilik kavramının giderilmesi suretiyle, yönetilenlerin, yönetenlerin işlem ve faaliyetlerini denetlemesinin sağlanması düşünceleri çerçevesinde ortaya çıkmıştır. Demokratik ülkelerde idarî iş ve işlemler ile düzenleyici işlemlerin vatandaşlar tarafından öğrenilmesi özgürlüğü, temel hak ve hürriyetlerin kullanılması bağlamında, temel haklardan biri olarak kabul edilmektedir. Böylece, özellikle, düzenleyici işlemlerin kamuya duyurulması, vatandaşların devlete karşı duyduğu güvenin üst düzeylere çıkmasını sağlamaktır. Tasarının gerekçesinin birinci paragrafı aynen böyle ve gerçekten doğrudur.
Şimdi, ikinci paragrafına baktığımız zaman da, biraz önce söylediğim, Avrupa Birliği Katılım Ortaklığı Belgesinde düzenlenen gerekçeye uyum sağlamaktan söz edilmektedir. Yani, bunun ötesinde, bu değişikliklerin yapılmasının temelinde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, toplumunun ve insanının bu denli şeffaf ve açık bir anlayışa, bir yönetim anlayışına, bir denetleme anlayışına layık olmadığı gibi bir anlayış ortaya çıkmaktadır. Oysa, biz, uzun yıllardır, Parlamentoda olalım olmayalım, siyaset yaptığımız dönemlerde, sürekli, kamu yönetiminin, devlet yönetiminin açıklık ve şeffaflık içinde sürdürülmesi gerektiğine inanmıştık. Türkiye halkı, Türk vatandaşı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti buna layık bir devlettir, buna layık bir toplumdur.
Bu gerekçeyi okuduğumuz zaman, bize şöyle söyleniyor: Sayın milletvekilleri, Avrupa Birliği böyle istiyor, onun için yapmak durumundayız. Buna katılmak mümkün değil. Bu, Türk toplumunun da ihtiyacıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devletini yönetmenin de ihtiyacıdır. Böyle bakmak gerekirdi diye düşünüyorum. Gerekçelerin birincil anlamı, birincil anlayışı bu olsaydı, öyle sanıyorum ki, tasarı, bizim açımızdan da, Türkiye Cumhuriyeti açısından da çok önemli bir mesafe kaydedecekti.
Şimdi, Avrupa Birliği uyum yasaları gündeme gelmemiş olsaydı, toplumun şeffaf bir yönetimle yönetilmesi düşünülmeyecek miydi?! Eğer Avrupa Birliği uyum yasaları, uyum tartışmaları gündeme gelmemiş olsaydı, vatandaşın devleti denetleme hakkı olmayacak mıydı?! Acaba, Avrupa Birliği uyum yasaları gündeme gelmemiş olsaydı, hukukun, devleti, idareyi denetleme hakkı, denetleme görevi görüşülmeyecek miydi?! Bu çerçeveden baktığımız zaman, gerekçeyi biraz eksik buluyoruz.
İkinci bir nokta, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununda gizlilik kavramının ortadan kaldırılması. Doğru; fakat, sadece Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanunundaki gizlilik kavramını kaldırmakla, o ibareyi oradan çıkarmakla Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve yönetiminin şeffaf ve açık hale geldiğini düşünmek de yanlıştır; çünkü, öyle sanıyorum ki, yasalarımızda veya uygulamalarımızda bu konuda üzerinde çalışılması gereken ve kaldırılması gereken daha çok gizlilik kavramları vardır, gizlilik eylemleri ve işlemleri vardır. Eğer, gerçekten, açık ve şeffaf bir devlet yönetimini talep ediyorsak; eğer, gerçekten, vatandaşın devleti denetlemesini istiyorsak; eğer, gerçekten, hukukun denetlemesini talep ediyorsak, bu konularda mevcut yasalarda ve kurumlardaki değişiklikleri, gizlilik kavramlarını da ortadan kaldırmak gerekir diye düşünüyorum.
Bakın, biz, aylar, önce bu konuda bir noktaya temas ettik. Şimdi, devlet yapısının bir kesiminde gizliliği kaldıralım, bir kesiminde kalsın; Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununda gizlilik ibaresini kaldıralım, ama, Meclis İçtüzüğünde kalsın anlayışının, samimî bir anlayış içinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Örneğin, İçtüzüğümüzün 105 inci maddesinin son fıkrasında bir değişiklik yapılması konusunda talebimiz oldu; gizlilikse, orada da gizlilik. Bu son fıkrada şöyle bir ibare var: "Devlet sırları ile ticarî sırlar, Meclis araştırması kapsamının dışında kalır." e, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanunundaki gizlilik kavramını kaldırıyorsanız, İçtüzüğün 105 inci maddesinin son fıkrasındaki bu ibareyi de, bu kavramı da, bu anlayışı da değiştirmek gerekir. Neden değiştirmek gerekir? Ben, devletin, devlette ne sakladığını, ne gizlediğini gerçekten merak ediyorum. "Açık devlet, dürüst devlet, şeffaf devlet, temiz devlet temiz toplum" diyorsak, bunun önündeki engellerin tümünü kaldırmak zorundayız; sadece Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanunundaki "gizlilik" ibaresini kaldırmakla bu olmaz, sadece bu ibareyi kaldırmakla şeffaf toplum olmaz, sadece bu ibareyi kaldırmakla açık, temiz toplum olmaz, temiz devlet yönetimi olmaz. Sadece o bölümde denetle, burada denetleme, kalsın demek, bu anlayış çifte standarttır. Burada bir anlaşalım.
Uzun uğraşlardan sonra, bilgi edinme hakkıyla ilgili kanunu çıkardık. Çok güzel bir kanun tabiî, gerçekten hepimizin katıldığı ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun da yürekten desteklediği bir kanun. Acaba işliyor mu?..
HALUK İPEK (Ankara)Henüz yürürlük tarihi gelmedi.
TUNCAY ERCENK (Devamla)Onu da bekleriz, bekleriz... Bekleyip, göreceğiz onu da.
TELAT KARAPINAR (Ankara)Önyargılı olursak, olmuyor...
TUNCAY ERCENK (Devamla)Vallahi, hep sabrediyoruz, hep sabrediyoruz...
Bunların hepsi tamam. Şimdi, AKP'li arkadaşlarım bana biraz kızacaklar sanıyorum; hiç kızmasınlar. Gizlilik, sadece Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinde değil, İçtüzükte değil; milletvekili dosyalarında da gizlilik var. Dokunulmazlık ile gizlilik kavramları iç içe geçmiş. Dokunulmazlığın olduğu yerde gizlilik vardır; eğer, gizliliği ortadan kaldırmak istiyorsanız, dokunulmazlığı ortadan kaldıracaksınız. Şimdi, ben, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanunundaki "gizlilik" ibaresini kaldırarak "Resmî Gazetede yayımlanmaz" kavramını çıkarıyorum. Neden çıkarıyorum; Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinde ne oluyor, ne bitiyor öğrensin vatandaş diye çıkarıyorum. Peki, dokunulmazlığı neden kaldırmak istiyorum; bir milletvekili suç işlemiş mi, işlememiş mi -bakın, çok önemli "suç işlemiş" demiyorum, işlemiş mi, işlememiş mi- beraat mı edecek, mahkûm mu olacak? Ben, bu gizlilik içerisinde, yargılanmadan, bunu nasıl öğreneceğim; bir milletvekili çıkıp yargı önünde yargılanmadan, yargıya hesap vermeden?.. Belki aklanacak. Bunu önlemenin yolu, bunu sağlamanın yolu, o gizliliği sağlayan dokunulmazlığın kaldırılması. Bunu kaldırırsak, tüm kurumlarda gizlilik kalkar. Burada bir anlaşalım. Yani, bunu bir klasik, işte, dokunulmazlık kalksın mesajı içinde söylemiyorum; bu getirilen tasarıyla ilgili, iç içe geçen bir kavram olarak düşünüyorum. Eğer gizlilik olmayacaksa, eğer şeffaflık olacaksa, açıklık olacaksa, çıksın herkes yargının önünde aklansın veya mahkûm olsun, ben bileyim onu; niye bunlar oluyor, ben de öğreneyim, neden bu suç iddia edilmiş. Şimdi, kafalarda bir sürü soru; acaba, bu suçu işlemiş mi, işlememiş mi?..
Bunu nasıl yapacağız, nasıl sağlayacağız; yargılanmayla ancak sağlayacağız. Yargılanma nerede olur, aklanma nerede olur; Meclis komisyonunda aklanma olur mu?! Aklanacaksan, yargıda aklanacaksın. Yani, bir komisyonda aklamayla, bu iş bitti, aman, ben bir şey yapmamışım demek yanlış. Eğer yargıya güveniyorsak, yargının doğru karar vereceğine inanıyorsak... Gerçi, buna aykırı birtakım görüşler var; yargı siyasallaştırılmıştır deniyor. Onun için, dokunulmazlığı kaldırırsak, milletvekillerimiz mahkûm olur şeklinde bir tereddüt de var. Peki, sen, seni buraya gönderen vatandaşı, seçmeni yargıya gönderiyorsun da, güvenmediğin yargıya vatandaşı teslim ediyorsun da, neden kendin teslim olmuyorsun; neden kendin yargıya gitmiyorsun?! Bu, çıktığımız zaman soruluyor. Geçen gün, Anayasa Komisyonunda, Sayın Bulut "vallahi, ben seçim bölgeme gidiyorum, orada bana, hiç kimse, bu dokunulmazlık ne oluyor arkadaş falan diye sormuyor" dedi. Şimdi, ben de seçim bölgeme gidiyorum, ben de gittim ve bana da hiç kimse, şu Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğindeki "gizlilik" ibaresini kaldıracak mısınız diye sormadı; ama, şimdi soruyorum; ama, şimdi kaldırıyorum, bakın; kimse bana bunu sormadı. Yani, birilerinin sorması mı lazım bir şeylerin kalkması için. Bu, Meclisin önündeki en önemli görevdir, en birincil görevdir. Eğer gizliliği ortadan kaldırıyorsak, yasakları ortadan kaldırıyorsak, demokratik, şeffaf, açık bir devlet düzeni düşünüyorsak, çağdaş bir devlet düzeni düşünüyorsak, öncelikle dokunulmazlıkları kaldıracaksınız; bunun temel şartı bu.
Değerli arkadaşlarım, devlet yönetmek, gerçekten kolay iş değil; onu kabul etmek lazım. Biz, AKP Hükümetinin her olumlu işinde, toplum adına, ülke adına, onun çıkarına ne yapıyorsa, yanında oluyoruz; bunu hiç inkâr edemezsiniz, hiç inkâr edemezsiniz!.. Yeter ki, devleti, gerçekten devleti yönetmek için yönetin; yoksa, belirli dünya görüşlerinin belirli noktalara egemen olması için değil. Toplumla inatlaşma olmaz, toplumla çekişme olmaz, toplumda gerginlik yaratılmaz. İktidarın görevi, temsil ettiği toplumun huzurudur, refahıdır; onu ekonomik, siyasal ve toplumsal açıdan, sosyal açıdan belli bir noktaya taşımaktır; onun uygarlık düzeyini, ekonomik düzeyini yükseltmektir. Bunun da yolu nereden geçer biliyor musunuz; toplumu gererek değil, toplumu kucaklayarak, toplumla uzlaşarak. Anayasal kuruluşlarla kavga ederek bir yere varılmaz. Sizin göreviniz bu değil, iktidarın görevi bu değil. İktidarın görevi, huzuru sağlamak; iktidarın görevi, uzlaşmak, kucaklamak, herkese eşit bakmak. "Benim çoğunluğum var" demekle olmaz, "ben bunu getiriyorum; bunu yiyeceksin" demekle olmaz; "muhalefet ne diyor" demekle olur, "bir de onun görüşünü alalım" demekle olur. Bir tasarı getiriyorsunuz; işte "10 000 öğrenci" diyorsunuz, "Kur'an kursları yönetmeliği" diyorsunuz, "tezkere" diyorsunuz, "Kıbrıs" diyorsunuz, çeşitli konularda görüşler geliyor. Ee, peki, toplumun bütün kesimleri bu konuda ne düşünüyor acaba? Bu konuda, böyle, biraz duyarlı, dikkatli, devlet yönetimine uygun, kucaklayıcı, hoşgörülü bir anlayışla yaklaşırsanız, sorunları çözersiniz.
Biz burada bunları söylerken, size karşı "aman efendim bunlarla olmaz" değil, "eğer bunlar olursa çok daha iyi olur" diyoruz. Niye birtakım sorunlar hiç gereği yokken tartışmaya açılıyor; hiç gereği yokken birtakım konular gündeme getiriliyor; toplumun hassas olduğu konularda özellikle gerginliğe yol açacak değiştirmeler, düzenlemeler bu Meclisin önüne getiriliyor; gerek yok. Çoğunluğunuz var. Bu ülke de, size, tam yetkiyi vermiş. Muhalefeti de kucaklayın, toplumu da kucaklayın. İnsanların hassas olduğu konularda dikkatli olun; biz de yardım edelim, ediyoruz. Bakın, gizliliği kaldırın diyorsunuz, kaldırıyoruz. Biz de sizden rica ediyoruz; şu dokunulmazlığı bir kaldırıverin, fazla bir şey yok. Gizliliği kaldıracaksak, böyle olacak.
Değerli arkadaşlarım, iktidarların görevi, uzlaşarak sorunları çözmektir, kucaklayarak sorunları çözmektir. Bakın, iktidar, mevcut sorunu çözecek; bizimle birlikte çözecek, toplumla birlikte çözecek.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
32 konuşma daha · 10 Aralık 2003