İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 67. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Vakiflar kanunun 9.11.2006 tarihli ve 5555 sayılı kanunda bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.98)

Turgut Dibek

Kırklareli Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 67. Birleşim · 2. yasama yılı · 20 Şubat 2008 · 1.367 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Turgut Dibek (CHP), 20 Şubat 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 67. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: VAKİFLAR KANUNUN 9.11.2006 TARİHLİ VE 5555 SAYILI KANUNDA BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.98)); konuşma 1.367 kelime.

Turgut Dibek (CHP, Kırklareli). “Vakiflar kanunun 9.11.2006 tarihli ve 5555 sayılı kanunda bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.98)”. TBMM Genel Kurulu, 67. Birleşim tutanağı, 20 Şubat 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/turgut-dibek-23-2008-02-20-vakiflar-kanunun-9-11-2006-tarihli-ve-5555-sayili-kanunda-bazi-maddele-2 (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA TURGUT DİBEK (Kırklareli)Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlar; Vakıflar Kanunu’nun 68’inci maddesiyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Öncelikle, herkesi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, aralardan sonra konuşmak böyle boş sıralara biraz iyi olmuyor da yani, bizi çeken kameraman ve yönetici arkadaşların şu boş koltukları da böyle ara ara çekmesinde fayda var diye düşünüyorum ya da buradan bir teklif getireyim, böyle önemli bir kanunu görüşürken ara ara kulise de böyle bir “zum” yapsınlar, oradaki tabloyu da çekerlerse konu daha iyi anlaşılır diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, az önce 41’inci maddeyle ilgili olarak önerge üzerinde konuşurken, 68’inci maddede de söz alacağımı ve konuyu biraz daha anlaşılabilir bir hâlde gerek milletvekili arkadaşlarımızın gerekse bizi ekranları başından izleyen vatandaşlarımızın anlayabileceği bir hâlde aktarmaya çalışacağımı belirtmiştim. Zaten son maddeye geldik, 68’inci maddedeyiz. Cumhurbaşkanının bir daha görüşülmek üzere iade ettiği 9 maddenin sonuncusu. Diğer maddeler, burada söylenen tüm uyarılara ve haklı sözlere rağmen, iktidar partisi tarafından kabul edildi. Sayın Cumhurbaşkanının da gerekçelerinin hiçbiri dikkate alınmadı Komisyonda veya burada. Görülüyor ki, bu madde de geçecek, ama biraz bu konuyu daha farklı, çok tekniğe girmeden irdelemek istiyorum -Vakıflar Kanunu- maddeyle ilgili düşüncelerimi de ayrıca sonunda belirteceğim.

Değerli arkadaşlar, “Bu Kanun niye önümüze geldi, niye Türkiye'nin önüne geldi, niye Meclisin önüne geldi?” diye öncelikle şöyle bir sorduğumuzda, yani bir düşünce fırtınası beynimizde estirdiğimizde şunu diyebiliriz: Yani, bizim vakıflar mevzuatımız yeterli bir mevzuat değildir, vakıflarla ilgili düzenlemelerimiz eksiktir, dolayısıyla buna ihtiyaç var ve böyle bir kanunu da o nedenle getirdik diyebiliriz. Sayın Komisyon Başkanı, Sayın İyimaya, burada yaptığı konuşmalarda gerçi buna da değinmişti, çok fazla mevzuat olduğunu ve bunların da bu kanun metninde toparlandığını belirtmişti. Doğru bir şey mi? Yani, öncelikle onu bir isterseniz kısaca irdeleyelim.

Tabii, bizim Medeni Kanun’umuz, biliyorsunuz, vakıflarla ilgili, 101 ve 117’nci maddeler arası vakıfları düzenliyor. Bence bir eksiği de yok, onu da söyleyeyim, burada söz alan milletvekili arkadaşlarımız da bunu aşamalarda belirttiler. Aynı şekilde, yine 2762 sayılı Yasa’da da, 1936’da yürürlüğe giren yasada da konu çok net bir şekilde düzenlenmiş. Tabii, arada değişiklikler de yapılmış.

Şunu diyemeyiz ya da şunu dememiz mümkün değil: Yani, bizim vakıflar mevzuatımız eksiktir. Burada, gerek Lozan’da hüküm altına alınmış olan azınlıklarımızın haklarını da ihlal eden hükümler vardır, vatandaşlarımızın vakıf kurmasını engelleyen hükümler vardır ve vakıf mevzuatımızda yetersizlikler vardır gibi bir düşünce doğru değil. Dört dörtlük, gerçekten bugüne kadar ihtiyaçları da karşılamış olan bir mevzuatımız var, yani bunu çok net bir şekilde söyleyebilirim.

Yani, mevzuatlar, işte değişikliklerle birden fazla yasa hâlinde, işte karışıklık var falan denebilir, o gerekçe gösteriliyor, ama bu arada şu da oluyor, birini düzelteyim derken diğer taraftan eksiklikler, yanlışlıklar yapılıyor ve konu çok daha tehlikeli bir boyuta getirilmiş kanunda.

Peki, niye bu kanun geldi? Şimdi, buradaki tartışmalar içerisinde çok sık söylenen bir şey var, o da Avrupa Birliği, Avrupa Birliğinin Vakıflar Kanunu’nu bizden istediği, talep ettiği. Zaten 22’nci Dönemde de o şekilde gelmişti.

Şimdi, Avrupa Birliği niye bunu bizden istiyor diye düşündüğümüzde, böyle bir soru sorarak ve cevaplarını da kısaca vermeye çalışarak gittiğimizde, yani Avrupa Birliğinin ve Avrupa ülkelerinin vakıflar konusunda bizden çok gelişmiş olduğunu, mevzuatlarının çok daha uygar olduğunu ve dolayısıyla, Avrupa Birliğine de girmeye çalışıyoruz; onlarla, işte görüşmelerimiz var, ilerleme raporları var, sözlerimiz var, o mevzuatın Türk hukukuna da uyarlanması gerekiyor; böyle gelişmiş bir vakıflar mevzuatları var, bizler de adapte olmamız gerekir mi diyeceğiz?

Öyle mi arkadaşlar? Yani, burada söylendi, ben, tekrar kısaca belirteyim: Avrupa Birliğinde böyle bir mevzuat yok Yunanistan dışında. Yani, baktığımız zaman, Avrupa Birliği müktesebatında vakıflar diye bir şey pek yok, Kopenhag Kriterleri’nde de yok. Yani, Avrupa Birliğinin içinde olan çok gelişmiş bir mevzuatı da buraya alarak bir uyum içerisinde bu konuyu değerlendirmemiz mümkün değil. Şimdi, o zaman bu Kanun niye geldi? Mevzuatımız yeterliyse, Avrupa Birliğinin de Avrupa’nın da ülkelerin de Türkiye’ye bu konuda bizim vakıflar mevzuatımız çok gelişmiş, bizimle uyumlu olacaksınız gibi bir düşüncesi de olması mümkün değilse -çünkü, onlarda böyle bir şey yok- o zaman, niye geldi arkadaşlar? Kısaca, bunu da vatandaşlarımızın anlaması açısından belirtmek istiyorum. Çünkü çok tartışılıyor.

Bu konu, sadece bugünün konusu değil. Yani, yılları da bırakın, yüz yılları almış olan bir konu. Bizim ne zaman Avrupa’yla aramızda bir ilişki olmuşsa, daha Osmanlı döneminden, 1856’dan Islahat Fermanı’ndan -burada da daha önce belirtilmişti- gelen bir olay bu, ne zaman ilişkimiz olmuşsa, bizim karşımıza hep bu vakıflar ve azınlıklar sorunu çıkarılmış. 1856’da bundan yüz elli yıl evvel, hatta yüz elli iki yıl evvel, o zaman Islahat Fermanı’nı istemişler bizden, o Kırım Savaşı sonrası, Paris Konferansı öncesi, İngiltere, Fransa ve Avusturya.

Islahat Fermanı’na bakarsanız, orada da bugün bu Vakıflar Kanunu’nda konuştuğumuz, tartıştığımız “Ya, bu yanlış, bunu getirmeyin.” dediğimiz konular var, azınlıklar var ve vakıflar var.

Şimdi, aradan yıllar geçmiş, işte Birinci Dünya Savaşı sonrasında da Türkiye, biliyorsunuz, işgale uğramış ve İstanbul Hükûmeti tarafından imzalanan, ama, sonra ulusal Kurtuluş Savaşı’mızla yırtıp attığımız bir Sevr Anlaşması var. O Sevr Anlaşması’na da baktığımızda, onun ilgili bölümlerine, 140’ıncı maddesine baktığımızda, orada da yine bugün konuştuğumuz konular var. Yani, orada da bu insanlar, bizim karşımıza, yine vakıfları, azınlıkları getirmiş, bu hakları getirmiş, bu taleplerde bulunmuşlar. Şimdi, tabii Lozan’da da bu konu karşımıza çıkmış ve Lozan’da bunu zaten bugünkü mevzuatla birlikte, az önce belirttiğim gibi, Anayasa hükmü hâline gelmiş olan ve bizim de Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş belgesi olarak da nitelediğimiz bir anlamda Lozan’da bu konu düzenlenmiş. Yani hem Medeni Kanun’umuzda var haklarımız hem 2762 sayılı Yasa’da hem de Lozan’daki maddelerde azınlıkların, cemaat vakıflarının hakları düzenlenmiş. Hatta şöyle bir tablo var: Yani bizim Medeni Kanun’umuzda sınırlamamız var 101’nci maddeyle; yani, şu şu şu konularda vakıf kurulamaz diye. Yani “Bir dinî, etnik kökeni desteklemek amaçlı vakıf kurulamaz.” diye. Ama Lozan’da dört konuda biz, azınlıklarımıza bu hakları tanımışız. Yani, onlar, bizim çoğunluk olarak belirttiğimiz vatandaşlarımızdan daha farklı haklara da sahipler. Dolayısıyla, ortada bir sıkıntı yok. Yani, bugün vakıf kurmaya kalksalar Türkiye’deki tüm Türk vatandaşları, bunlar çoğunluk, azınlık olarak nitelense dahi, yani azınlık olarak belirteceğimiz Türk vatandaşı olarak Ermeni, Rum ve Yahudi vatandaşlarımız aramızda hiçbir fark yok. Aynı kanun hükümlerine göre bu haklardan faydalanacaklar. Bilakis, Lozan’dan gelen istisnai hakları var kendilerinin.

Şimdi, değerli arkadaşlar, tablo bu. Yani, bizim karşımıza vakıflar Avrupa tarafından yaklaşık yüz eli yıldan bu yana sürekli getiriliyor. Yani işin özetinde, Sayın Komisyon Başkanı burada konuşurken dört tane gerekçe saydı “Bu Kanun’u biz şu şu nedenlerle getiriyoruz.” dedi. O gerekçelerin doğru olmadığını sizlere burada hemen belirtmek isterim. Yani işin arkasında ne olduğunu zaman bize gösterecek. Zaman içerisinde göreceğiz ama, şimdiden bu uyarıları ne olursunuz dikkate alın diye arkadaşlarımız neredeyse her türlü çabayı sarf ettiler. Ama maalesef, bu çabalar sonuçsuz kaldı.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, maddeyle ilgili olarak da şunları belirtmek istiyorum: Tabii, 68’inci maddede, Sayın Cumhurbaşkanımızın da geriye çevirme gerekçelerinde belirttiği gibi, Vakıflar Genel Müdürlüğünün merkez teşkilatı. Yani, buradaki genel müdür, genel müdür yardımcıları, hukuk müşaviri ve bir de Rehberlik ve Teftiş Daire Başkanlığı kurulmuş. Bunların nasıl atanacağı belirtiliyor. Burada diğerleriyle ilgili bir sorun yok ama, bu Rehberlik ve Teftiş Başkanı ve daire başkanının Başbakanın ya da onun görevlendireceği bakan tarafından onaylanacağı belirtiliyor.

Şimdi, yasanın diğer, ilgili kısmına baktığımızda, bu ihdas edilen Rehberlik ve Teftiş Daire Başkanının da bir üst düzey yönetici olduğu zaten belli. Onun da mutlaka üçlü kararnameyle, yani Cumhurbaşkanının da imzasını taşıyan üçlü kararnameyle atanması gerekirken Başbakanın veya uygun göreceği Devlet Bakanının onayıyla böyle bir atamanın yapılmasının Anayasa’ya aykırı olacağını Sayın Cumhurbaşkanı belirtmiş. Bu husus Komisyonda da hiç dikkate alınmamış. Sanıyorum, birazdan arkadaşlarımızın verdiği önergeyle de bu husus tekrar belirtilecek. Bu konunun mutlaka Anayasa’ya uygun hâle getirilmesi lazım. Yani eğer bu şekilde çıkarsa, geçerse bu madde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURGUT DİBEK (Devamla)…daha sonra Anayasa Mahkemesi tarafından bu maddenin de iptali söz konusu olabilecek. Bu uyarıyı da yapmak istiyorum.

Kalan süre içerisinde şunu belirtmek isterim: Tabii teknik ayrıntıya girmek istemedim ama, bu Vakıflar Kanunu’nda sadece azınlıklarla ilgili değil arkadaşlar, yabancılara getirilen haklarda da çok büyük usulsüzlükler var. Yani azınlıklarımızın Lozan’daki hakları dışında Lozan’ı delen, genişleten ve birtakım hakları bir tarafa ama yabancılara da birçok konuda çok tehlikeli haklar getiriliyor. Yani burada onların Türk mevzuatına göre tüm yabancıların kuracağı vakıfların Türk olması, Türk vakıflarına -yeni veya eski fark etmez- üye olabilmeleri, yönetimde yer alabilmeleri, aynı şekilde azınlıkların artık yeterli sayıda azınlık kalmadığı için, yani o cemaatten insan kalmadığı için, yönetimlerindeki boşalmaları yabancıların doldurmasına verilen haklar… Yani bunların her birini ileride karşımıza çıkacak olan tehlikeler olarak görüyorum.

Ben -sürem de doluyor- hepinizi saygıyla selamlıyorum değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

46 konuşma daha · 20 Şubat 2008

46 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook