Maliye bakanlığı, gelir bütçesi
Ankara Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 35. Birleşim · 2. yasama yılı · 23 Aralık 2003 · 1.168 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Yakup Kepenek (CHP), 23 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MALİYE BAKANLIĞI, GELİR BÜTÇESİ); konuşma 1.168 kelime.
Yakup Kepenek (CHP, Ankara). “Maliye bakanlığı, gelir bütçesi”. TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim tutanağı, 23 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yakup-kepenek-22-2003-12-23-maliye-bakanligi-gelir-butcesi (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA YAKUP KEPENEK (Ankara)- Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın milletvekilleri, değerli izleyicilerimiz; Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun, Maliye Bakanlığı bütçesi, daha doğrusu gelir bütçesi üzerindeki görüşlerini açıklamak üzere karşınızdayım; hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum.
Öncelikle iki noktaya değinmek durumundayım. Hükümetin ekonomi yönetiminde tutarsızlık ve dağınıklık yaygınlaşmaktadır. Başbakanın asgarî ücretle ilgili sözlerini kendi bakanları yalanlamakta ve bunlar birbirine ters düşmektedir. Başbakan, asgarî ücretle çalışanlara acır gibi görünürken, kendi bakanlarını ucuz politikasına feda etmektedir; bu yanlıştır. Bunun gibi, Merkez Bankasının bağımsızlığını tartışmak yanlıştır. Bakanların, döviz kuruyla ilgili tartışmaları yanlıştır. Bir şey daha var -bu hükümetin bir türlü kayda geçiremediği- bugün, Ankara'da bile, çalışanların yüzde 17'si asgarî ücretin altında bir ücretle çalışmaya razıdır.
Değerli arkadaşlar, konumuz vergiler. Vergi, ekonomi ile politikanın kesiştiği yerdir ve kamu hizmetlerinin parasal dayanağıdır. Hükümet, son yıllarda, genelde IMF ve Dünya Bankasının katkılarıyla bir yanlış uygulamaya, bir yanlış akıntıya kendini kaptırmış görünüyor. Maliye politikasının temelinde, doğru dürüst kamu gelirleri ve vergiler vardır; ancak, hükümet, devleti küçülteceğiz mantığıyla, kamu gelirlerini kısmayı politika başarısı saymaktadır. Sonra da, Sayın Maliye Bakanımız, sunuş konuşmasında "yönetimin güçsüzlüğüne paralel olarak, kayıtdışılık artıyor" diyebilmektedir. O zaman, yapılması gereken, yönetimi güçlendirmektir.
Kamu gelirlerinin ayağını, bu hükümet, esas olarak, dolaylı vergilerde arıyor. Bu hükümet döneminde, toplam vergiler içinde dolaylı vergilerin payı, oranı -ki, bunlar en acımasız, en haksız, zengin ile yoksulu ayırmayan vergi türü olarak bilinir- yüzde 69'dan yüzde 71,8'e çıkmıştır. Hiçbir demokratik ülkede bu kadar acımasız, haksız ve eşitlikten uzak bir vergi uygulaması olamaz.
Kuşkusuz, bu anlayışla gelirler yetişmiyor, yetmiyor; o zaman ne yapılıyor; bu yıl, gelecek yıl yapılacağı gibi bütçe açığı, 46,4 katrilyon lira borçlanmayla kapatılacaktır. Yani, Türkiye, net borç stokuna 39,2 katrilyon lira içborç, 5,6 katrilyon lira dışborç ilave ederek bu ölçüde borçlanacaktır. Kamuoyuna dönüp "Türkiye'nin borç yükünü azaltıyoruz" sözlerinin gerçekle hiçbir ilgisi yoktur.
Değerli arkadaşlar, bir nokta daha var; bu yıl, yani, gelecek yıl öngörülen vergi artış oranları da bu haksız, adaletsiz vergi anlayışını yansıtıyor. Toplam vergi gelirlerinin yüzde 14,3 artması öngörülürken, Motorlu Taşıtlar Vergisi yüzde 50, dahilde alınan KDV yüzde 20,9; ÖTV yüzde 15 artırılacaktır ve dikkat edin, kâr, sermaye ve gelir üzerinden alınan vergiler, faiz üzerinden alınan vergiler yalnızca yüzde 7,4 artırılmaktadır. Bu, ortalaması 28,5 dolayında olan vergi artışı haksızdır; çünkü, hükümetin öngördüğü yüzde 12'lik enflasyon oranının da 16 puan üzerindedir ve vergi adaletsizliğini pekiştirmektedir. Bu durum, ayrıca, kayıtdışını güçlendiriyor.
Değerli arkadaşlar, neden yeterli vergi toplanamıyor; her şeyden evvel hükümetlerin, idare edenlerin, devletlerin vergiyi hak etmeleri gerekir, vergi toplamayı hak etmeleri gerekir. Bunun yolu da, doğru, dürüst, açık, saydam, hesap verir bir idaredir, bir yönetimdir. Üzülerek belirteyim ki, hükümetinizin bu yöndeki tutumu, dokunulmazlıklar meselesi, İhale Yasasında yapılan değişiklikler, getirilen vergi afları, hükümetinizin vergi toplarken, vergi alırken ve yönetirken, vergileri hak etmeyen bir çizgi tutturduğunu göstermektedir. Başbakan "zamanlamasını -taymingini diyor- ben bilirim" sözleriyle, dokunulmazlık meselesini, hiçbir demokratik lidere yakışmayacak düzlemde, bir tarafa atabileceğini açıkça söyleyebiliyor.
Değerli arkadaşlar, hükümetiniz bir başka tehlikeli iş yapıyor. Hükümet, kamu hizmeti kavramının içeriğini ve niteliğini değiştiriyor. Bakın nasıl yapıyor: Burada birkaç bakan tarafından gururla vurgulandı "okul, sağlık tesisi ve yurt bağışlarını vergi matrahından ayrı tutacağız, bunlardan vergi almayacağız" denildi. Yani, zenginler, varlıklılar okul, hastane yaptıkları takdirde, hayırseverliklerini gösterdikleri takdirde, vergi de vermesinler.
Değerli arkadaşlar, böyle bir tutum, böyle bir davranış, hayırseverlerin okul ve hastane yaptırmaları doğrudur ve olumludur. Yanlış olan, hükümetin, devletin politikasını buna bina etmesi, bunun üzerinde kurgulaması ve devlet yönetimini yurttaşlarının hayırseverliğine terk etmesidir. "Allah rızası için" mantığıyla, "gönlünüzden ne koparsa" mantığıyla kamu hizmeti yapılamaz. Bu, tarihsel bir sorumsuzluk olur, devlet görevini yapmamak olur. Eğer, bu yola gidilirse, kamu hizmeti, halka yapılmaz, parayı veren zengine götürülür, ona sunulur. Bu, yanlıştır. Bu yanlış yoldan en kısa zamanda dönülmesini diliyorum.
Kaldı ki, başka ülkelerin deneyimleri de şunu kanıtlıyor: Bu tür uygulamaların, karaparayı akladığını, haksız kazançları yasallaştırdığını, fatura oyunlarıyla vurgunlar yapıldığını; yani, diğer ülkelerin deneyimleri, karaparaya, kayıtdışılığa bir tür teşvik özelliği taşıdığını gösteriyor. Dolayısıyla, hükümet, bağışa dayalı kamu hizmeti verme politikasından kesinlikle uzak durmalıdır. Tabiî, bunun başka bir boyutu var, sizin sosyal devlet anlayışınızda bu sergileniyor; zenginden dilenerek para toplamak, sonra da, yoksula, sadaka verir gibi para dağıtmak. Değerli arkadaşlar, hükümet bu özelliği taşımamalıdır, bu duruma düşmemelidir; bu, yanlıştır.
Değerli arkadaşlar, hükümet, vergileri yanlış adresten topluyor. Nasıl yanlış adresten topluyor; bakınız, sermaye gelirlerinden vergi almıyor; ama, 306 000 000 lira olan yasal asgarî ücretten 32 265 000 lira vergi alıyor.
Sayın milletvekilleri, şimdi iyi dinleyin, kayıtlara geçmesini özellikle istiyorum. 2003'te, beyana tabi gelirler içerisinde faiz gelirlerinin 315 371 571 429 lirası vergidışı tutulmaktadır; yani, bu kadar parayı faizden kazanan kişi gelir beyannamesi vermek zorunda değildir. Bundan daha büyük haksızlık, bundan daha büyük adaletsizlik olabilir mi?! Bunun, hakla, hukukla, vergiyle, etkinlikle, verimlilikle, toplumsal dayanışmayla, toplum kavramıyla bağdaştırılmasının olanağı var mı?!
Değerli arkadaşlar, bununla da kalınmıyor, bu miktarı aşan beyanların da bir yıl daha erteleneceği açıklanabiliyor ve hükümet, vergiyi, doğrudan veya dolaylı olarak, yalnızca ücretlilerden ve maaşlılardan alıyor.
Şimdi, burada, gerçekdışı bir beklenti var, olmayan bir beklenti var; o da şudur: Eğer, varlıklıdan, faiz geliri elde edenden, zenginden vergi almazsak, yatırıma gider beklentisidir.
Değerli arkadaşlar, yıllardır, bu beklenti, düş olarak kalıyor, hayal olarak kalıyor, beklenti olarak kalıyor; gerçekleşmiyor. Özel yatırım verileri bunu kanıtlıyor.
Değerli arkadaşlar, bakın, hükümetin ekonomi konusundaki tutarsızlığının bir başka göstergesi nedir. İki gün önce -pazar günü- Millî Eğitim Bakanı, bu kürsüden aynen şöyle dedi: "Sabancı, Koç ve diğerleri vergi vermezse, siz maaşınızı alamazsınız."
Değerli arkadaşlar, bunun, Genel Kurula, milletvekillerine yapılmış bir hakaret olduğunu düşünüyorum; Meclise bir hakaret olarak görüyorum. Bu, büyük bir hakarettir. (CHP sıralarından alkışlar) Bu da yetmez, başka şeydir bu -Maliye Bakanının, birileri, yerine göz koymuş olabilir, o ayrı- bu hükümet etme anlayışı yanlıştır. Bu sözler, asgarî ücretten vergi ödeyen asgarî ücretliye hakarettir; işçilere, memurlara, esnafa, vergi kuyruklarında ezilenlere hakarettir; 10 000 000'dan fazla ücretli ve yevmiyeliye hakarettir. Onlar, alınterinin, göznurunun karşılığını bu devlete vergi olarak ödüyorlar ve bizlerin maaşları da bundan karşılanıyor; birkaç zenginden değil.
İkincisi -bir başka şey daha var- Millî Eğitim Bakanı bilmez mi ki, 2004'te bütçeden ayrılan personel ödeneklerinin toplamı, maaş ve ücret ödeneklerinin -sivil, asker- tamamı, brüt olarak 32,3 katrilyondur. Oysa, hükümetinizin bir türlü tahsil etmediği, etmeye yanaşmadığı banka hortumlamalarından bu ülkenin, bu halkın kaybı 50 milyar doları geçmiştir ve bugünkü kurdan bunun tutarı 71,6 katrilyondur. Ne demektir bu; bütçeden personele ayrılan bütün maaş giderlerinin 2 katından fazla bir para banka hortumcularına bırakılmaktadır.
Üçüncüsü -bir arkadaşım hatırlattı- eğer, Millî Eğitim Bakanı böyle düşünüyorsa; yani, "şunlar şunlar vergi vermez ise, milletvekilleri, maaş alamazsınız" diyorsa, hükümet bu anlayışta ise, o zaman, halk, sokaktaki insan, Meclisin ve hükümetin, yasaları ve icraatını, bu kişiler, zenginler için yaptığı düşüncesine kapılır ve bu çok haklı olur, bu çok doğru olur. Millî Eğitim Bakanı hem vergi verenlerden hem toplumdan hem de kendi hükümetinden özür dilemelidir, eğer, bu tehlikeli anlayış, Millî Eğitim Bakanının kendi özel anlayışı değilse veya öyleyse bile.
Değerli arkadaşlar, maliye uzmanları, bu işle uğraşanlar, baskıcı, haksız, zalimce olan vergileri "Tamerlane vergisi" ya da "Timurlenk vergisi" olarak adlandırır. Bu, ders kitaplarına geçmiş bir deyimdir. Moğol kültürünün, bizim kültürümüzün dünyaya katkısıdır. Biliyorsunuz, Timur, kapitalizm öncesinin hükümdarıydı; onun için, üretimin artırılması, hakça gelir bölüşümü ve benzerlerinin hiçbir anlamı yoktu. Acı bir gerçektir ki -bunu söylemekten, gerçekten üzgünüm; ama- AKP Hükümetinin vergi anlayışı...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
39 konuşma daha · 23 Aralık 2003