2006 merkezi bütçe kan.tas.(kültür ve turizm, devlet opera ve balesi, devlet tiyatroları, çalışma ve sosyal güvenlik, sosyal güvenlik kurumu,) 14 uncu turda
Hatay Milletvekili ·
Genel Kurul, 39. Birleşim · 4. yasama yılı · 22 Aralık 2005 · 2.168 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma
Kaynak göster
Züheyir Amber, 22 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 MERKEZİ BÜTÇE KAN.TAS.(KÜLTÜR VE TURİZM, DEVLET OPERA VE BALESİ, DEVLET TİYATROLARI, ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK, SOSYAL GÜVENLİK KURUMU,) 14 UNCU TURDA); konuşma 2.168 kelime.
Züheyir Amber (Hatay). “2006 merkezi bütçe kan.tas.(kültür ve turizm, devlet opera ve balesi, devlet tiyatroları, çalışma ve sosyal güvenlik, sosyal güvenlik kurumu,) 14 uncu turda”. TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim tutanağı, 22 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/zuheyir-amber-22-2005-12-22-2006-merkezi-butce-kan-tas-kultur-ve-turizm-devlet-opera-ve-balesi (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA ZÜHEYİR AMBER (Hatay)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 2006 yılı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bütçesi üzerine, Anavatan Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi, Grubum ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız, çalışma ilişkilerini düzenleyen ve denetleyen, sosyal güvenliği yaygınlaştıran, çalışanların sosyal güvenliklerini sağlayan çok önemli bir bakanlığımızdır.
Uygulanan ekonomik ve sosyal politikaların sonucu çalışanlar açısından yıkıcı olarak ortaya çıkmışken, denenmiş ve geçmişte başarısızlığı görülmüş kimi uygulamalar, yeni ve çözüm olabilirmiş gibi gündeme getirilmek istenmektedir. Sanayide yeni kapasiteler yaratan ve istihdama katkıda bulunan bir yatırım ortamı yaratılamamıştır. Devletin küçültülmesi söyleminin bir gereği olarak, özel sektör öncülüğünde bir kalkınma stratejisi izlendiği iddialarına rağmen, özel sektör, kamunun çekildiği alanlarda kamunun bu boşluğunu dolduramamış ve kendisinden beklenen yatırımları gerçekleştirememiştir. Var olan uygulamalar, işsizliğin yanı sıra ülkemiz ve çalışanlar açısından başka sosyal sorunlara da yol açmaktadır. KİT'leri zarar eden kuruluşlar olmaktan kurtarma gerekçesi adı altında uygulanan özelleştirme politikalarının, özellikle sosyal açıdan ve istihdam yönünden olumsuz sonuçlara yol açtığı görülmüştür. Bu durum, özellikle gelişmemiş bölgelerde daha ağır sonuçlara yol açmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; çağdaş toplumlar insana ve çalışana değer vererek, çalışma hayatını daha insancıl bir hale getirerek, yaşam kalitesini yükselterek hedeflerine ulaşmaktadırlar. Bu çerçevede, teknolojik gelişmelerin olumsuz etkilerinden çalışanları korumak, gelişmişliği hedef alan toplumların başlıca amaçları arasındadır. Uluslararası Çalışma Örgütü, Dünya Sağlık Örgütü gibi uluslararası kuruluşların çabaları da bu yöndedir.
Avrupa Birliğinde, topluluk düzeyinde geliştirilen ve yüksek bir koruma düzeyi içeren standartlardan birisi de, işçi sağlığı ve iş güvenliğiyle ilgilidir. Bu konuda kabul edilen yönergeler, Avrupa İş Sağlığı ve Güvenliği Ajansının kuruluş amacı, Avrupa Birliğinin konuya verdiği önemin bir göstergesidir. Başta Anayasa olmak üzere, Umumî Hıfzıssıhha Kanununda, İş Kanununda, Sosyal Sigortalar Kanununda, Sendikalar Kanununda, işçi sağlığı ve iş güvenliğiyle ilgili tüzük ve yönetmeliklerde konuyla ilgili düzenlemeler mevcuttur; ancak, bunlar, günün koşullarına göre yetersiz, eksik, dağınık ve en önemlisi, devlet ve işveren tarafından tam olarak uygulanmamaktadır.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, milletvekili olmadan önce seçim bölgem Hatay SSK Hastanesi Başhekimiydim. Görev yaptığı bu hastaneyi, inşaat aşamasından bugünlere getirmek, benim ve birlikte çalıştığım ekibim için hiç kolay olmadı. Bu oturduğunuz sıralardan, her şeyin o kadar kolay olmadığını dile getirmeye çalışıyorum. Bu uzun başhekimlik dönemim ve üç yıllık milletvekilliğim dönemindeki Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızın görev alanına giren sosyal güvenlikle ilgili sorunları, kendimce, 13 madde halinde sıralamaya çalışacağım.
Şimdi, Sayın Bakanımız, bu kadar sorunu ben mi yarattım diye lütfen alınmasın; bunlar, yılların birikimidir.
Birinci olarak, sosyal güvenlik toplumun tümüne yaygınlaştırılmamıştır diyorum. Ülkemizde, vatandaşlarımızın sosyal güvenliklerinin, yaklaşık yüzde 50'sinin -yani 35,5 milyon kişi- SSK, yüzde 22'sinin -18 000 000 kişi- Bağ-Kur, yüzde 15'inin de -11 000 000 kişi- Emekli Sandığı tarafından karşılanmaktadır. Genel nüfus içinde (71 000 000) aktif / pasif sigortalı nüfus oranı, vakıf statüsündeki özel sandıklar dahil olmak üzere, yüzde 88 bulunuyor. Bu sonuçlara göre, ülkemizde, bunun yanında yüzde 10'luk bir kesim ise, hiçbir sosyal güvenlik şemsiyesinin altında değildir.
2- Prime esas kazanç eksik beyan edilmektedir. Hem SSK'da hem de Emekli Sandığında ödenen aylıklar ile prime esas tutarlar arasında büyük farklar bulunmaktadır. Örneğin, SSK'da aktif sigortalıların yüzde 35'i için prime esas kazancın alt sınırından prim ödenmekte, prime esas kazancın üst sınırı üzerinden çalıştığı beyan edilen işçilerin toplam sigortalıların içindeki payı ise yaklaşık yüzde 15 dolayındadır. Mevcut prim sistemi her zaman fiilî ekonominin kayıtlı ekonomiden farklı olmasına yol açmaktadır.
3- Prim tahsilat oranlarında yetersizlik halen devam etmektedir. Kurumsal yetersizlikler prim tahsilatının düşük düzeyde kalmasına sebep olmakta; örneğin, SSK'nın prim alacağının yüzde 63,66'sını özel sektör, geri kalan yüzde 36,34'lük kısmını da kamu kesimi teşkil etmektedir. Bu yüzdelerin değeri ise 7,4 milyar YTL'dir. Bağ-Kurda ise bu alacak meselesi daha da vahimdir.
Ülkemizde uygulanan prim oranlarının OECD ve Avrupa Birliği ülkelerine oranla çok yüksek olduğu, kayıtdışı işçi çalıştırmanın önde gelen nedenlerinden birini oluşturduğu bir gerçektir. Yapılmakta olan düzenlemelerde bu hususun gözardı edilerek işverenin yükümlülüklerinin daha da artırılması, özel ve kamu işverenleri arasında ayrıcalıklı uygulamalara son verilmesi, istihdam yaratmayı özendirmeyeceği gibi, kayıtdışı çalıştırmayı da önleyemeyecektir.
4- Sosyal güvenlik kurumları arasında norm ve standart birliği sağlanamamıştır. Sosyal güvenlik kurumları arasında prim kesintileri ve emeklilik aylıklarını bağlama yönünden bir standart bulunmamaktadır. Böyle bir yapı içinde, istense de, sosyal güvenlik kuruluşlarını tek çatı altında birleştirme çabası başarıya ulaşamaz. Üç kuruluş tek çatı altına alınsa bile, bu üç birim de ayrı birim olarak çalışmaya devam eder.
5- Sosyal güvenlik kurumlarında emekliler arasında standart farklılığı bulunmaktadır. Çalışırken 1 milyar liranın üzerinde maaşı olan bir SSK'lının emekli aylığı emekli olduğunda 350 ile 400 milyon lira civarında, o paraya düşmektedir. Sebebi, çalışırken yüksek maaş alınmasına rağmen, asgarî ücretten sigortalı olmasıdır. Aynı düzeyde maaş alan Emekli Sandığına tabi üst düzey bir memurun emekli maaşı ise 700 ile 800 milyon dolayındadır. 4447 sayılı Kanun sonrasında, SSK ve Bağ-Kurda emekli maaş artışları TÜFE'ye bağlanmış iken, Emekli Sandığında bütçe kanununa göre belirleme yapılmaktadır.
6- Prim karşılığı olmayan sosyal yardım zammı ödemelerine halen devam edilmekte olup, bunlar aktuaryel dengenin bozulmasını artırmaktadırlar.
7- Aktif sigortalılar ile pasif sigortalılar arasındaki denge, kayıtdışı istihdam ve ekonomi nedeniyle bozulmuştur. Ülkemizdeki sosyal güvenlik kuruluşları Emekli Sandığı, SSK ve Bağ-Kura bağlı iştirakçi sayısı 2005 yılı ağustos ayı itibariyle yaklaşık 12 000 000 kişi dolayındadır. Bu kuruluşlardan aylık alanların sayısı ise yaklaşık 6 000 000 kişidir. Bu verilere göre, ortalama aktif iştirakçi ile aylık alanların oranı 1,98'dir. Bu oran, Avrupa ülkelerinin çok altındadır. Bu oran, Emekli Sandığında 1,69, Bağ-Kurda 2,60; SSK'da ise 2,21'dir; yani, 2 çalışan 1 emekliye bakmaktadır. Oysa, olması gereken ideal denge, 4 çalışanın 1 emekliye bakmasıdır.
8- Aile yardımları bir sigorta primi olarak kurulamamıştır. AKP, bu durumu, fakir kesimlere çeşitli yollardan yaptığı aynî ve nakdî yardımlarla siyasî ranta dönüştürmektedir. Örneğin, dargelirli vatandaşlarımıza ücretsiz kömür dağıtımıyla, bu sefer de tüm kentin havasının kirlenmesine neden olmaktadır. Bunun en güzel örneğini, ben, kendi şahsım, Malatya'da yaşadım. Hızlı kentleşme ve göç olgusu, yüksek enflasyon, gelir dağılımının bozulması, yoksulluk ve aile yapısındaki değişimler, sosyal hizmet ve yardımlara olan ihtiyacı artırmıştır. Ancak, sosyal hizmetlerin yürütülmesinde dağınık kurumsal ve finansal yapılanma ve kurumlar arasındaki koordinasyonsuzluktan kaynaklanan sorunlar nedeniyle, aile yardımlarını bütünüyle kavrayan bir sigorta sistemi kurulamamıştır. Diğer yandan, primli sisteme yapılan bütçe transferlerinin büyüklüğü, primsiz sosyal yardım ve hizmetler çerçevesinde korunması gerekenlere yeterli kaynağın aktarılabilmesine engel olmuştur.
9- Sigortacılık ilkelerine aykırı uygulamaların önü alınamamıştır. Af, borçlanma ve tahkim uygulamalarıyla sistemsizliğe prim verilmiş, topluluk sigortası ve isteğe bağlı sigorta uygulamalarında sigortacılık ilkelerine uyulmamıştır. Ayrıca, emeklilik şart ve süreleri tamamlanmadan çeşitli kanunlarla erken emeklilik hakkı verilmesi, sosyal güvenlik kurumlarının aktuaryel dengesini çok etkilemiştir.
10- Kayıtdışı istihdam önlenememiştir. Ülkemizde halen ücret ve aylık karşılığı çalışanların en iyimser tahminle yaklaşık yüzde 50'si sigortasız olarak çalışmaktadır. 4-4,5 milyon civarında kaçak işçi bulunmaktadır. Ayrıca 750 000 dolayında olduğu tahmin edilen yabancı kaçak işçiler de bulunmaktadır. Kayıtdışı istihdam giderek artmakta, işvereni özendirecek, teşvik edecek hiçbir uygulama ortaya konulmamaktadır. Bunun yanı sıra, Kurumlar Vergisi yüzde 10 düşürülerek, yabancı yatırımcı diyemeyeceğim yabancı hazıra konanlara vergi rahatlığı getirilmekte, bu yabancı hazıra konanlar da ülkemiz çalışanlarını işlerinden etmektedir.
Buradan sormak istiyorum; önümüzdeki seçimlerde ülkemiz vatandaşlarından mı oy isteyeceksiniz; yoksa, yabancı hazıra konanlardan seçim yardımı mı alacaksınız?
11- Sosyal güvenlik kurumları idarî ve malî açıdan iyi yönetilmemişler ve yönetilmemektedirler. Yasalarında açık hüküm bulunmasına rağmen, sosyal güvenlik kurumlarında idarî ve malî özerklik sağlanamamıştır. Siyasî otorite, sosyal güvenlik kurumlarının her türlü yönetsel uygulamalarında aktif bir şekilde rol oynamış ve bilimsel yönetimden uzaklaştırılmıştır. Sosyal güvenlik kurumlarının faaliyetlerini etkin ve verimli olarak sürdürebilmesine imkân sağlayacak kurumsal yeniden yapılanma oluşturulamamıştır. Kurumların nakit ve diğer varlıkları iyi yönetilememiş, işletme ve iştiraklerden elde edilen rant gelirleri reel olarak artırılamamış, gayrimenkuller ise düzenli olarak takip edilememiştir.
12- Hizmette kalite sağlanmamıştır. Son yıllarda, özellikle, sosyal güvenlik kurumlarına gerekli ve yeterli destek verilmemiş, yeni yatırımlar yapmaları engellenmiştir. Kurumlar eksik ve yetersiz personellerle çok güç şartlardadır; özellikle, sağlıkta, hizmet vermeye çalışmışlardır bu şartlarda. Sosyal güvenlik kurumlarının yönetiminde ehliyet ve liyakate önem verilmemiştir.
Sosyal güvenlik kurumlarınca sunulan hizmetin kalitesini artıracak ve hizmetten yararlananların memnuniyetini sağlayacak fizikî ve insangücü altyapısı oluşturulamamış, sosyal güvenlik sisteminde tek sicil numarası sistemine geçilememiştir. Uygulanmakta olan sosyal güvenlik yasaları, sade ve anlaşılabilir halde olmamasından dolayı, sosyal güvenlik kurumlarında işlemler hızlı ve şeffaf bir şekilde yapılamamakta, sigortalama işlemlerinin karışıklığı ve fazla bürokrasi olumsuz etkiler yaratmaktadır.
13- Yıllardır, asgarî ücret, günün koşullarına uygun tespit edilememiş, IMF ve Dünya Bankasının istekleri doğrultusunda kalmıştır.
Gelin, eğer, bu ücreti artıramıyorsanız, asgarî ücretle yaşamaya çalışan vatandaşlarımıza, Gelir Vergisi, sağlık ve ilaç konularında indirimler getirelim. Hiç olmazsa, küçük de olsa onlara biraz olsun refah sağlayalım. Eğer, karşımıza böylesine yaklaşımcı, böylesine sosyal yasalarla gelirseniz, Anavatan Partisi olarak sonuna kadar sizi destekleyeceğiz.
Ayrıca, ilaç alımlarında geçilen son uygulama başlamadan önce, Sayın Bakanın ve bürokratlarının "daha kârlı olacak" diye günlerce açıklamaları olmuştu; oysa, vermiş olduğum soru önergeme Bakanlığın verdiği cevapta, SSK'nın ilaç giderlerinde geçen yıla oranla bu yılın ilk dokuz ayında yüzde 43,9 oranında bir artış olduğunu ifade etmişlerdir. Bu artışın yılın son üç ayında daha da artacağı beklenmektedir.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı eski bir personeli olarak, 22 nci Dönem milletvekili olarak, Bakanlığın bu uygulamasının yanlış olduğunu anlatmak, duyurmak için daha ne yapabilirim bilemiyorum. Yüzde 50'lere varan bu yanlış uygulama ne için, hangi inat uğruna devam etmektedir. Bu artış, önümüzdeki yıl daha da artacaktır. En iyimser tahminle, 2005 yılı harcamasının yüzde 25-30'u kadar artacaktır. Hem Bakanlığımızın bütçesi karadeliklerden oluşuyor diyeceksiniz hem de bu tip yanlış uygulamalara devam etmekte ısrarcı olacaksınız. Devletimizden çıkan bu kadar fazla paranın sorumlusu kim olacak?
Ben buradan şunu sormak istiyorum: Şu anda SSK Başkanlığının ne kadar ilaç ve tedavi gideri borcu bulunmaktadır? Bu borçlanma önümüzdeki sene ne kadar olacaktır ve geçen yıla göre belli olan net artış oranları ve rakamları nedir? Aynı şekilde Bağ-Kurda da durum nedir? Bunun cevabını bekliyorum Sayın Bakanımızdan.
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızı ilgilendiren bir başka önemli konuya değinmek istiyorum; işçi sağlığı ve iş güvenliği konusu. Avrupa Birliği ülkelerinde son derecede önemli bir yeri olan bu konudaki çözüm önerilerimizi şu şekilde sıralayabiliriz:
İşçi sağlığı ve iş güvenliğiyle ilgili yasa, tüzük ve yönetmelikler uluslararası sözleşme, standart ve normlar dikkate alınarak yenilenmeli, tek bir işçi sağlığı yasası hayata geçirilmelidir.
İş güvencesi ile iş güvenliğinin birbirinin tamamladığı gerçeğinden hareketle, çalışanlara iş güvencesi sağlanmalı, tüm çalışanlar sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınmalıdır.
Devlet kaçak işçilikle mücadele etmeli, sigortasız ve sendikasız çalıştırma önlenmeli, kayıtdışı ekonomi kontrol altına alınmalıdır.
50'den fazla işçi çalıştıran işyerlerinde mevzuatla getirilen ve toplu iş sözleşmelerine hüküm olarak konan işçi sağlığı ve iş güvenliği kurum ve kuralları demokratik bir yapıya kavuşturularak işletilmeli, 50'den az işçi çalıştıran işyerlerinde ortak örgütlenme modeli geliştirilmeli ve işyerlerinde işyeri hekimi bulundurulması sağlanmalıdır.
İstihdam üzerindeki vergi ve sigorta primi yükleri azaltılmalıdır. İşyeri sağlık hizmetlerinde koruyucu sağlık hizmetleri öne çıkarılmalıdır.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve SSK müfettiş sayısını artırmalı, müfettişlerin yetkilerini çoğaltmalı ve sendikalarla işbirliği içinde olmalıdır.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Merkezî yeniden yapılandırılmalı, altyapı eksiklikleri giderilmeli, Türkiye genelinde yaygınlaştırılmalıdır.
Denetimler etkin olmalı, eğitim programlarıyla desteklenmeli, cezalar caydırıcı olacak biçimde yeniden düzenlenmelidir.
İşçi, işveren ve hükümet, işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında işbirliğini geliştirmelidir.
Okullarda, televizyon aracılığıyla ve işbaşında, işçi sağlığı ve iş güvenliği eğitimi yapılmalıdır.
Meslek hastalıkları konusunda çalışmalar geliştirilmeli, meslek hastalıkları hastaneleri ülke genelinde yaygınlaştırılmalıdır.
Üniversitelerin ilgili fakültelerinde, işçi sağlığı ve iş güvenliği kürsüleri kurulmalıdır.
Sanat ve endüstri meslek liselerinde okutulan, işçi sağlığı ve iş güvenliği dersleri yaygınlaştırılmalıdır.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, son günlerde, çeşitli sivil toplum örgütlerinin, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı hakkındaki şikâyetlerini burada dile getirmek istiyorum:
Gençlerin yüzde 20'si, üniversite mezunlarının ise yüzde 40'ı işsizdir.
AKP, yoksulluğu artırmıştır.
Her şey, kâğıt üstündeki gibi güllük gülistanlık değildir.
Ülke nüfusunun en yoksul yüzde 20'si, toplam gelirin yüzde 5'ini alırken, en zengin yüzde 20'si ise toplam gelirin yüzde 50'sini almaktadır.
Taşeronlaştırma ve özelleştirmeyle ücretler düşürülmüş, iş saatleri fiilen 10-12 saate çıkmış, çalışma koşulları kötüleşmiş; çalışanların yüzde 50'si kayıtdışı denilen yerlerde, hiçbir sosyal güvencesi olmadan çalıştırılmakta, çocuk ve kadın işçiler barbarca sömürülmekte, ödünç iş ilişkisi adı altında, işçiler, kapitalistler arasında köle gibi alınıp satılmaktadırlar.
Hükümetinizce, özel sigortacılık mantığıyla hazırlanan ve çıkarılması konusunda endişe duyulan sosyal güvenlik yasasınca, emeklilik prim ödeme gün sayısı artırılıp 9 000 güne, yani özel sektörde kesintisiz 25 yıla, ki, bu kadar genç işsizin olduğu bir ülkede bu mümkün değil…
Bakınız, buradan sizlere bir örnek de vermek istiyorum: Geçtiğimiz haftasonu Erzurum İlinde, Sayın Genel Başkanımızla birlikte yaptığımız ziyaretimiz esnasında, Erzurum Genel-İş Sendikası Başkanı, kaloriferci ve kapıcı olarak Erzurum İlinde görev yapan yaklaşık 3 000 kişiden sadece 550'sinin sendikaya üye olduğunu, diğer kalanların ise, işten çıkarılma korkusuyla, üye olamadıklarını, daha da üzücüsü, yılda, işverenleri tarafından, sadece yazın 4 ay SSK primi yatırıldığını, diğer aylarda ise bu primin yatmadığını ifade etmişlerdir. Bunun adı, açıkça, bu çıkarmak istediğiniz yasayla, mezarda emeklilik olur. Çıkarılmak istenen yasayla, emeklilik yok edilmeye çalışılırken, emekli olabilenlerin maaşları düşürülmek istenmekte ve ikramiyelerine el konulmak istenmektedir.
Ekonomik açıdan ülkenin önünde iki alternatif bulunmaktadır; ya uluslararası ekonomik program sürdürülerek, bir bakıma kaçınılmaz olarak sosyal ve ekonomik yıkıma gitmek ya da ülkenin gerçekleriyle uyumlu kalkınma hedef ve politikalarıyla donatılmış yeni bir program hazırlanarak IMF tasarımlı programları sona erdirmektir.
Bu saydıklarım, ülkemizin ivedi çözüm bekleyen acil ve acı gerçekleridir. Peki, hükümetin acil gerçekleri, öncelik verdiği konuları, gündemi nedir? Sanırım, en ivedi önceliği ve gündemi, çeşitli bahanelerle gezmedik tozmadık ülke bırakmamaktır. Türkiye, artık IMF ve Dünya Bankasından kurtuluş yollarını düşünmek ve tartışmak aşamasına gelmelidir. Gelmelidir ki, kendi öz kaynakları, kendi çalışanı, kendi emeğiyle, kendi başına, halkı için insanca kararlar verebilsin.
Hepinize saygılarımı sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
40 konuşma daha · 22 Aralık 2005