Sermaye piyasalarında yaşanan manipülasyon iddialarının tüm boyutlarıyla araştırılarak idari ihmal ve sorumluların tespiti için yapılması gerekenlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
Meclis araştırması önergesi, bir konuda bilgi edinmek için TBMM’nin araştırma komisyonu kurmasını ister. Önerge Genel Kurul’da öngörüşmeyle oylanır; kabul edilirse araştırma komisyonu kurulur.
Önerge metni
PDF’ten yazıya döküldü · Orijinal PDF ↗ (yeni sekmede açılır)Eylül 2026'da bazı yatırım fonlarında başlayan manipülasyon iddialarının, ödeme temerrütlerinin, Borsa İstanbul'daki sert satış dalgasının, yüz binlerce yatırımcının karşı karşıya kaldığı zararların, kamu kurumlarının denetim sorumluluklarının ve SPK'nın bazı fonların tasfiye edilmesi kararı sonrasında ortaya çıkan tablonun tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla Anayasa'nın 98. ve TBMM İçtüzüğü'nün 104. ve 105. maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ve teklif ederiz.
GEREKÇE
15 Eylül'de Pusula Portföy'ün, 17 Eylül'de ise Tera Portföy'ün bazı fonlarında katılma payı iade ödemelerinde temerrüt yaşanmış ve SPK, yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fonu tasfiye sürecine almıştır. Bu fonlarda 455 binden fazla yatırımcının bulunduğu, toplam net varlık değerinin ise yaklaşık 891 milyar lira olduğu kamuoyuna açıklanmıştır. Sadece 16 Eylül'de BIST 100 yüzde 5,54 değer kaybetmiş, devre kesici çalışmış, onlarca hissede taban fiyat görülmüştür. Borsadaki kaybın vurgunun patlak verdiği günden bu yana 100 milyar doları bulduğu hesaplanmaktadır.
Metnin tamamını göster (9 paragraf daha)Metni kısalt
SPK'nın açıklamalarına göre, fonlarda yaşanan manipülasyon 2025'in son çeyreğinde tespit edilmiş, kapsamlı düzenleme ise ancak 28 Ağustos 2026'da yürürlüğe girmiştir. Kurumların bilgi sahibi olduğu bir riskte neden zamanında ve kademeli müdahale edilmediği, düzenlemenin yatırımcı çıkışlarını hızlandırıp hızlandırmadığı henüz açıklığa kavuşmamıştır. Fon büyüklüklerinin yoğunlaştığı hisselerde fiyatların temel finansal büyüklüklerle açıklanamayacak biçimde yükselmesi, ilişkili taraf işlemleri ve teminatsız borçlanma iddiaları da ayrıca incelenmelidir. Zira fonlar lisanslı kuruluşlarca yönetilmiş, SPK denetimine tabi olmuş ve kamusal altyapı olan TEFAS üzerinden pazarlanmıştır. Yani yatırım yapan yurttaşların bu fonlara duyduğu güven, devletin denetim sorumluluğunun doğrudan sonucudur.
Türkiye'de ekonomik kriz her geçen gün derinleşirken, milyonlarca insan açlık, yoksulluk, işsizlik, borç yükü ve ağırlaşan geçim koşullarıyla mücadele etmektedir. Bu sebeple fon vurgununun ekonomik boyutu, gelir dağılımındaki adaletsizlikten ayrı düşünülemez. Yaşanan vurgunda mağdur olanların önemli bölümü, risk profili düşük olarak sunulan para piyasası fonlarına birikimini enflasyondan korumak için yönelmiş "küçük yatırımcı" olarak tarif edilen emekçi ve orta gelirli yurttaşlardır. Kronik enflasyon karşısında birikimlerini korumaya çalışan yurttaşların tasarrufları risk altındayken, belirli hisse senetlerindeki olağan dışı fiyat hareketleri ve işlemler üzerinden büyük kazançlar elde edildiği iddiaları araştırılmalı ve vurgunun toplam ekonomik maliyeti, yatırımcıların gerçek zararları ve olası haksız kazançlar bağımsız mali incelemelerle belirlenmelidir.
Öte yandan siyasi himayeye sahip kişi ve gruplar, kurdukları manipülasyon düzeniyle yoksul halkın cebinde kalan son kuruşlara da el koyarak kısa sürede olağanüstü kazançlar elde etmişlerdir. Son günlerde kamuoyuna yansıyan bu tablo, yalnızca ekonomik eşitsizliği değil, kamu kaynaklarının ve sermaye piyasalarının kimlerin çıkarına işlediği sorusunu da gündeme getirmekte ve bu konunun etraflıca araştırılmasını zorunlu kılmaktadır. Fon vurgunu, yalnızca doğrudan mağdur olan kişi ve grupları değil, çocuklarının geleceği için birikim yapan yurttaşların, emeklilerin ve emeğiyle geçinen insanların tasarruflarını da etkileyen ciddi bir kamu meselesidir.
Yaşanan manipülasyonda asıl sorun ise bu vurgunun neden önlenemediğidir. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 4 Kasım 2025'te bazı fonlar üzerinden manipülasyon yapıldığını bildiklerini açıklamış, dönemin SPK Başkanı da denetim, yaptırım ve Lisans iptali seçeneklerini gündeme getirmiştir. Buna rağmen aylar sonra yüz binlerce yatırımcının etkilendiği bir krizle karşılaşılması, risklerin ne zaman tespit edildiğinin, hangi önlemlerin alındığının ve sorumluların kimler olduğunun açıklanmasını gerektirmektedir. Borsa İstanbul'dan SPK'ya iletildiği ileri sürülen uyarıların sayısı konusunda kamuoyunda farklı iddialar bulunmakta, SPK ise bu iddiaların gerçeği yansıtmadığını savunmaktadır. Bu çelişki bile kayıtların bağımsız biçimde incelenmesini zorunlu kılmaktadır.
Kamuoyuna yansıyan haberlere göre, eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı ile eşinin Özata Denizcilik hisselerindeki işlemleri de soruşturma kapsamına alınmıştır. İkilinin yaklaşık 163 milyon liralık yatırım karşılığında yaklaşık 2 milyar 170 milyon Lira satış geliri elde ettiği ortaya çıkmıştır. Ayrıca fon vurgunda, iktidar ayağında pek çok kişi olduğu, eski bakanın simge isim haline getirilerek vurgunda yer alan bazı nüfuzlu kişilerin gizlenmeye çalışıldığı iddiaları kamuoyunda ciddi bir şekilde yer almaktadır. Borsa yatırımı gibi profesyonel bilgi gerektiren bir alanda fahiş gelir eden eski bakan ve eşinin ifadelerinde herhangi bir yönlendirme veya özel bilgi almadıklarını dile getirmeleri bu iddiaları güçlendirmektedir. Bu nedenle vurgun kapsamında yapılan işlemlerin zamanlaması, finansman kaynakları, bilgiye erişim imkânları ve gerçekleşen kazancın hukuki niteliği, kişilerin siyasi konumlarından bağımsız olarak araştırılmalıdır. Zira mesele yalnızca bir siyasetçi veya ailesiyle sınırlı değildir. Kamu kurumlarının akrabalık, eş-dost ilişkileri ve siyasi yakınlıklar üzerinden şekillendiği yönündeki iddialar, liyakat, bağımsızlık ve çıkar çatışması ilkeleri bakımından ciddi kuşkular doğurmaktadır. SPK'nın, Borsa İstanbul'un ve Devlet Denetleme Kurulu'nun görev, yetki ve sorumlulukları, kurum yöneticilerinin geçmiş görevleri ve olası çıkar çatışmalarıyla birlikte incelenmelidir. Denetleyenlerin denetlenmediği, siyasi nüfuzun hesap verebilirliğin önüne geçtiği bir düzenin bedelini halk ödememelidir.
Ayrıca yargı süreci bakımından da kamuoyunda endişeler söz konusudur.
Soruşturmaların kapsamının ve sorumluluğun hangi halkaya kadar uzanacağı belirsizdir. Siyasi bağlantıları olan kişilerle sıradan yurttaşlar arasında eşit muamele yapılıp yapılmadığı tartışılmaktadır. Geçmişte TMSF'nin el koyduğu şirketlerin satışlarında yandaş sermaye lehine servet transferi yapıldığı yönündeki eleştiriler de bugünkü tasfiye ve devralma süreçlerine duyulan güveni zedelemektedir.
Seçici adalet algısı, en az kriz kadar tehlikelidir. Adaletin temel ölçüsü, herkesin hukuk önünde eşit olmasıdır. İktidar partisiyle bağlantılı kişiler hakkında da diğer yurttaşlarla aynı soruşturma ölçütlerinin uygulanıp uygulanmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır. Bu sebeple fon vurgunundaki mağduriyetleri gidermek gerekçesiyle Plan ve Bütçe Komisyonu'na getirilen yasa teklifinde cezai yaptırımın olmaması, vurgundan elde edilen haksız kazançları "gönüllülük esasına" bırakması birilerinin korunmaya çalışıldığı izlenimini güçlendirmektedir. Zira yasalarca manipülasyonun suç olduğu tespitli olmasına rağmen, manipülasyon yaptığı tespit edilmiş kişilere "fahiş kazancı geri ödeme şartıyla" gibi cezasızlık seçenekleri sunulması kabul edilebilir değildir. İddiaların hangi gerekçelerle soruşturulduğu, koruma tedbirlerinin nası! uygulandığı ve benzer olaylarda farklı hukuki uygulamalara başvurulup başvurulmadığı incelenmelidir. Hiç kimse siyasi kimliği nedeniyle suçlu ilan edilemeyeceği gibi yine hiç kimse siyasi yakınlığı sayesinde hesap vermekten muaf tutulmamalıdır.
Bu sebeplerden dolayı vurgun öncesinde yapılan uyarıların kapsamının neler olduğu, SPK'nın zamanında müdahale etmemesinin ekonomik ve sosyal maliyeti ile diğer kamu kurumlarının sorumluluklarını ne kadarını yerine getirdiğinin tespit edilmesi, fon yöneticileri, siyasi kişiler ve ilişkili şirketler arasındaki mali bağlantılar ve olası çıkar çatışmalarının neler olduğunun açığa çıkarılması, kamu kurumlarında liyakat, bağımsızlık ve siyasi müdahale iddialarının bu olayın gerçekleşmesinde ne kadar pay sahibi olduğu, olası haksız kazançların tespiti ve yatırımcı zararlarının giderilmesi için alınması gereken tedbirler ile benzer olayların yaşanmaması için alınması gereken önlemlerin tespit edilmesi amacıyla fon vurgununun bütün yönleriyle araştırılması için Anayasa'nın 98'inci ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105"inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.
GENEL KURUL’DA
Genel Kurul’da görüşülmesi istendi
Siyasi parti grubu önerisiyle (İç Tüzük m.19) önergenin o gün görüşülmesi teklif edildi; öneri okundu, gruplar konuştu ve oylandı.
ÖNERGEYİ İMZALAYANLAR
İmzacılar
İmzacıların partisi, imza tarihindeki partisidir.
AYNI KONUDA
Aynı konuda verilen diğer önergeler
TBMM, aynı konudaki araştırma önergelerini birleştirerek görüşebilir; tek bir araştırma komisyonu kurulabilir.