İçeriğe atla

28. DÖNEM · 592 VEKİL · SON GÜNCELLEME

Ara
KANUN TEKLİFİ · 2/1475 ÖNCEKİ DÖNEMDEN YENİLENEN · İLK VERİLİŞ 21 ŞUB 2022 KOMİSYONDA

Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi

1 milletvekilinin imzasıyla sunuldu

Kaynak göster

2/1475 esas numaralı kanun teklifi 21 Şubat 2022 tarihinde TBMM Başkanlığına sunuldu; ilk imza: Meral Danış Beştaş (DEM Parti); 1 imza. Son durum (TBMM): KOMİSYONDA.

Meral Danış Beştaş (DEM Parti, Erzurum). “Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi”. TBMM 28. Dönem kanun teklifi 2/1475, 21 Şubat 2022. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/kanun-teklifi/2-1475-ceza-muhakemesi-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-kanun-teklifi (erişim: 15 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/Yasama/KanunTeklifi/27e88d17-5109-4e24-a816-0189ac1a274c

Sade metin (Markdown) →

SÜREÇ

Teklifin yolculuğu

Tarihler TBMM kaydından
  1. TBMM Başkanlığına sunuldu
    1 imza
  2. tarih kaydı yok
    Esas komisyona havale
    Adalet Komisyonu
  3. tarih kaydı yok
    Komisyon görüşmesi (şu anki aşama)
    Komisyonda bekliyor
  4. tarih kaydı yok
    Genel Kurul
    Henüz gelmedi
  5. tarih kaydı yok
    Kabul edildi
    Henüz yok
  6. tarih kaydı yok
    Resmî Gazete
    Henüz yok

TEKLİFİ İMZALAYANLAR

İmzacılar

1 İMZA

İmzacıların partisi, imza tarihindeki partisidir.

İLK İMZA

İlk imza sahibi

MADDELER

Neler düzenleniyor?

Tam metin (PDF) ↗ (yeni sekmede açılır)
Genel gerekçeyi oku (8 paragraf)Genel gerekçeyi kapat

Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş anlaşması olan Lozan Barış Antlaşması'nın, II. Bölümünde kültürel hakların korunmasına ilişkin hükümler yer almaktadır. Bu hükümlerin bir kısmı Türkiye'deki "müslüman olmayan" azınlıklarının korunmasına yönelik olmakla birlikte; bazı hükümleri, aralarında Kürtlerin de bulunduğu "gayrimüslim azınlık" statüsünde olmayan, farklı kültürlerin haklarını da güvence altına almaktadır. Lozan Anlaşması'nın 39'uncu maddesinin 4'üncü fikrasının tam metni şöyledir: "Herhangi bir Türk uyruğunun, gerek özel gerekse ticaret ilişkilerinde, din, basın ya da her çeşit yayın konularıyla açık toplantılarında, dilediği bir dili kullanmasına karşı hiçbir kısıtlama konulmayacaktır." Bu fıkra, bütün Türk yurttaşlarına istedikleri herhangi bir dili, herhangi bir yerde ve herhangi bir zamanda kullanma hakkını vermektedir. Bu fıkranın hak sahibi kıldığı kişiler bütün yurttaşlardır; bunun pratikteki karşılığı ise "anadili Türkçe olmayan yurttaşlardır."

Lozan Anlaşması'nın 39*uncu maddesinin Sinci fıkrasının tam metni de şöyledir:"Devletin resmi dili bulunmasına rağmen, Türkçe'den başka bir dil konuşan Türk uyruklarına, mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri bakımından uygun düşen kolaylıklar sağlanacaktır." Bu fıkrada "gayrimüslim azınlıkların" haklarından farklı olarak, anadili Türkçe olmayan tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının mahkemede kendi dillerini kullanmalarına olanak tanınmıştır. "Devletin resmi dili bulunmasına rağmen" tanımlamasıyla da "resmi dilin" diğer dilerin kullanımsana engel olmaması gerektiğine işaret edilmiştir.

Madde 39/5 hükmü, 12 Eylül askeri darbe rejimi başta olmak üzere Türkiye*de zaman zaman ihlal edilmiş olmakla birlikte, hiçbir biçimde değiştirilemez. Çünkü yine Lozan Barış Antlaşması'nın 37. maddesi hükmüyle Türkiye, Madde 39'un da arasında bulunduğu kimi Lozan maddelerini hiçbir biçimde değiştirmemeyi çok kesin ifadelerle taahhüt etmiştir.

Lozan Barış Antlaşması, 23 Ağustos 1923 tarih ve 340 sayılı Lozan Sulh Muahedenamesinin Kabulüne Dair Kanunla Türk mevzuatına dâhil edilmiştir. Anlaşmanın 39/5 inci maddesi, kendisiyle çelişebilecek iç mevzuat hükümleri bulunduğu takdirde onlar üzerinde üstünlük sahibidir, ancak Lozan Antlaşması'nın 37. Maddesi hükmü, temel hak ve özgürlüklere ilişkin bir hüküm olması nedeniyle iç mevzuata üstündür. Çünkü Anayasa'nın 90*ıncı madde hükmü, "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır." şeklindedir.

Hal böyleyken, CMK 202 bu kuralları ihlal ederek mahkeme önünde Türkçeden başka bir dille konuşma hakkını "kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dille" şartına bağlaya gelmiş, yargıçlara mahkeme önündeki kişilerin Türkçe bilgisini öznel ölçülerle ölçme ve tercih ettiği dili konuşmaktan mahrum bırakma gücü vermiştir.

Düzenleme mahkeme önündeki kişilerden "Meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmeyenler" için savunmanın her aşamasında tercümandan yararlanmaya bir kısıtlama getirmezken -ve getirmemesi gerekirken- "Meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilen sanıklara" tercümandan yararlanma hakkını yalnızca iki kez, iddianame ve esas hakkındaki mütalaanın okunmasından sonra tanımaktadır. Bu eşitsizliğin anlaşılabilir ve kabul edilebilir bir yanı olmadığı gibi, mahkeme önündeki kişinin "kendini daha iyi ifade edebileceği" dili kullanmaktan, yargılamanın ve soruşturmanın diğer aşamalarında mahrum bırakılması AİHS'nin 6. Maddesi'nin ihlalidir.

Çağdaş hukuk kuralları ve evrensel ilkeler dikkate alındığında; ana dilde savunma hakkının adil yargılanma hakkının ayrılmaz bir parçası olduğu, kişinin kendini en rahat hissettiği şekilde savunması, savunma yaparken kullanacağı dili seçmekte serbest olduğu ve bu tercihlerinin mahkemelerce sorgulanmaması gerekir. Anadilde savunma hakkını ise kişinin mahkemede kullanılan dili anlayıp anlamadığına bakılmaksızın, mahkemede kendi anadilini kullanması olarak tanımlayabiliriz. Her ne kadar Ceza Muhakemesi Kanununda tercüman hakkına ilişkin düzenlemeler hüküm altına alınmışsa da bu hükümler ceza yargılamasında kişilere anadilde savunma hakkını tam olarak sağlayamamaktadır. Özellikle de düzenlemenin sanığa tanınan imkanın sadece kovuşturma evresinin bazı işlemlerine yönelik tanınması, sadece sözlü işlemlerde kullanılabilmesi, tercüman ücretinin Devlet tarafından karşılanmaması, hakkın kötüye kullanılması anlamında hakime takdir yetkisi verilmesinin keyfi uygulamalara yol açma ihtimali ile eksik ve yetersizdir. Adil bir yargılanmadan bahsedebilmemiz için söz konusu imkanın, yargılamanın tüm aşamaları ile sözlü ve yazılı savunmada tanınması gerekip tercüman ücretinin Devlet tarafından karşılanması, hakkın kullanılmasında hakime takdir yetkisi verilmeyip kararın sanığa bırakılması gerekmektedir.

Yargılamada taraflara anadilde savunma hakkı sağlamak adalete ulaşmanın bir yolu olup buna imkan vermeden ağır sonuçlara hükmedilmesi adil yargılanma hakkına aykırı düştüğü gibi bu hakkın tanınmaması nedeniyle sürüncemede kalan davalar, makul sürede yargılanma hakkını da ihlal edebilecektir.

Madde metinleri teklifin TBMM’ye sunulan metninden (PDF) yazıya döküldü.

İLGİLİ KAYITLAR

Bağlam