2005 mali yılı bütçesi kan tas. ( 4 üncü tur görüşmelerinde ) hazine müsteşarlığı,devlet planlama teşkilatı,devlet istatistik enstitüsü başkanlığı
Gaziantep Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 37. Birleşim · 3. yasama yılı · 22 Aralık 2004 · 1.354 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Abdulkadir Ateş (CHP), 22 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇESİ KAN TAS. ( 4 ÜNCÜ TUR GÖRÜŞMELERİNDE ) HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI,DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI,DEVLET İSTATİSTİK ENSTİTÜSÜ BAŞKANLIĞI); konuşma 1.354 kelime.
Abdulkadir Ateş (CHP, Gaziantep). “2005 mali yılı bütçesi kan tas. ( 4 üncü tur görüşmelerinde ) hazine müsteşarlığı,devlet planlama teşkilatı,devlet istatistik enstitüsü başkanlığı”. TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim tutanağı, 22 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/abdulkadir-ates-22-2004-12-22-2005-mali-yili-butcesi-kan-tas-4-uncu-tur-gorusmelerinde-hazine-m (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ABDULKADİR ATEŞ (Gaziantep)Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bugün, Devlet Planlama Teşkilatının 2005 yılı bütçesi üzerinde konuşacağım; ancak, bu konuya girmeden önce, Türkiye'nin son birkaç yıldır, bütçe ve bütçeleme sürecinde yaşamış olduğu, yaşamakta olduğu bazı sorunlara ve krizlere değinmeden de geçemeyeceğim.
Şimdi, şöyle bir soru sorarsak: 2005 yılı bütçesi ve bundan önce hazırlanan birkaç bütçeye baktığımızda, bu bütçeler, acaba, gerek Anayasamızın ve gerekse parlamenter demokrasimizin öngördüğü kriterlere ve süreçlere uymakta mıdır; bu koşulları yerine getirmekte midir? Bu soruya, maalesef, evet yanıtını vermek pek mümkün gözükmüyor.
Nedenlerine gelince; hepimizin bildiği gibi, bütçeler, hükümetlerin ellerindeki belki de en önemli politika araçlarıdır. Konuyu biraz açacak olursak, daha farklı bir ifadeyle, bütçe, devletin elindeki iktisadî gücün, hükümetler tarafından, devletin anayasaca çizilmiş olan işlevleri çerçevesinde toplumsal faydaya dönüştürülen işlemlerdir. Hükümet olma yetkisine sahip olan parti ve partiler, devletin topluma karşı görevlerini belirleyen anayasa sınırları içerisinde kalmak üzere, kendi farklı ekonomik politikalarına göre bütçeler hazırlarlar. Bu, demokrasinin gereklerinden bir tanesidir. Kendi özgün felsefeleri doğrultusunda, toplumsal sorunlara ve ihtiyaçlara, hazırlayacakları bütçelerle çözüm bulmaya çalışırlar. Kısacası, bütçe, siyasî partilerin, siyasî örgütlerin birbirlerinden farklılıklarını ortaya koyan belgelerdir. Seçmen, bu gerçek ayırımlar doğrultusunda siyasî tercihini yapar ve gerçek demokrasilerde işleyen sistem de budur. Bu ise, parlamenter demokrasilerin, aynı zamanda, çoğulcu anlayışının da bir gereğidir. Eğer, bu tür farklılıklar yok ise veya ortaya konulamıyorsa bir ülkede, parlamenter demokrasi tehlikede demektir, demokraside kriz var demektir.
Öte yandan, bir önemli konu da şu: Farklı hükümetler, tabiatıyla farkı programlar hazırlarlar, farklı bütçeler hazırlarlar, biraz önce belirttiğim gibi; ama, bütün bu farklı bütçe ve programların anlaştığı anayasal çerçeve içerisinde bir noktaya dikkat etmeleri gerekir. O da, devletin elindeki iktisadî gücü, anayasada öngörüldüğü üzere, toplumun genel faydasına çeviren bütçe politikaları izlemek zorundadır; bu, bütün siyasî partiler, bütün hükümetler için geçerli ortak bir noktadır. Bu bağlamda, bütçelerin, her şeyden önce belli bir azınlığın özel hizmet bütçesi değil, toplumun genel hizmet ya da kamu hizmeti bütçesi olması gerekir. Ne var ki, Türkiye'ye baktığımız zaman, 2005 yılı bütçesine baktığımız zaman, gerek birinci AKP Hükümetinin hazırladığı bütçeye gerek ikinci AKP Hükümetinin hazırladığı bütçeye baktığımız zaman, biraz önce açıklamaya çalıştığım, parlamenter demokrasinin ve anayasal zorunlulukların koşullarının Türkiye'de yerine getirilmediğini görmekteyiz. Başa gelen her hükümet, hemen hemen aynı, benzeri bütçeleri hazırlamaktadır. Hükümetler farklılaşmakta; fakat, programları, bütçeleri, ekonomi politikaları giderek birbirine benzemektedir. Dolayısıyla, Türkiye'de, seçmenin, partiler arasındaki gerçek ayırımlara göre gerçek seçimler yapmakta olduğunu söyleyebilmemiz mümkün değildir. Biz, milletvekilleri olarak, halkımızı, seçim bölgelerimizi temsil eden milletvekilleri olarak, yapılan bütçelere, hazırlanan programlara katkı koyabilme durumunda değiliz; bırakın bizi, bakanlar bunu yapamıyor. Böyle bir sistemi Türkiye'ye yakıştıramıyoruz. Oysa, parlamenter demokrasilerin en büyük iddiası, seçmenin, partiler arasındaki gerçek ayırımlara göre seçimini yapabilmesidir; bunu yapabiliyor muyuz, seçmenimiz bunu yapabiliyor mu Türkiye'de?!
FİKRET BADAZLI (Antalya)Yapmaya başladı.
ABDULKADİR ATEŞ (Devamla)Öte yandan şunu söylüyorum: 2005 yılı bütçesi başta olmak üzere, son birkaç yılın bütçelerine baktığımızda, gerek gelirler, yani, vergilerin toplanması gerekse harcamaların dağılması noktasında, küçük bir gruba, mutlu bir azınlığa hizmet ettiğini görmekteyiz. Mutsuz çoğunluğun ise her gün giderek biraz daha ezildiğini, her bütçeyle biraz daha ezildiğini, maalesef, burada söylemek durumundayız.
Buradan açıkça ortaya çıkmaktadır ki, bu bütçeleri hazırlayan hükümetler, Anayasamız tarafından sınırları çizilerek kendilerine verilen toplumsal görev ve sorumluluklarını yerine getirememektedirler. Devletin yurttaşa karşı görevlerini belirten çerçeve Anayasa maddeleri -5 inci madde, 11 inci madde, 17 nci madde, 65 inci madde- ihlal edilmektedir. Neden bu sonuca varıyorum dersiniz; bütçenin gelirlerine bakalım lütfen. Bütçenin gelirlerinin, vergi gelirlerimizin yüzde 70'inin dolaylı vergilerden oluştuğu bir ülkede, vergi yükünün önemli bir bölümünün bu dolaylı vergiler nedeniyle dargelirliye yüklendiği bir ülkede, siz, mutlu bir azınlığı koruyorsunuz demektir. Yine, bütçe harcamalarına baktığımızda, eğer bir bütçenin, 2005'te olduğu gibi, bütçe giderlerinin yüzde 43'ünün faiz ödemelerine gittiğini görüyorsanız, yine, aynı şekilde, mutlu bir azınlığı koruyorsunuz demektir. 56 katrilyon Türk Lirası 2005 yılı bütçesinde faize gidecek. Türkiye'de bu faizden yararlanacak insan sayısı 40 000 - 45 000.
Şimdi, böyle bir şeyi düşündüğünüz zaman, biraz önce söylediğim Anayasanın o ilkelerine aykırı davranıyoruz; Türkiye bütçesi, küçük bir azınlığın, küçük bir mutlu azınlığın çıkarlarına işliyor, programları ona göre yapıyoruz. Bunu, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, içimize sindiremiyoruz; sindirilmesi mümkün değil, hiçbir milletvekilimizin, burada, sindirmesi mümkün değil.
Şimdi, borç yükü neden kaynaklandı falan; biz bu borç yükünü devraldık diyorsunuz. Diyebilirsiniz, savunmanız böyle geliyor. Doğrudur; 1980 döneminde, o vurgun dönemi, hayalî ihracat dönemi, yolsuzlukların, usulsüzlüklerin arşa çıktığı dönemlerde borçlar artmaya başladı; ama, son zamanlarda, bu hükümet döneminde, 41 milyar doları, o banka batıklarından toplayamama da, aynı şekilde bir mutlu azınlığı desteklemek demek değil midir?! Bu, Anayasaya aykırı değil mi?! Anayasanın hükümetlere bütçede verdiği görevleri, harcamalarda, gelir toplamada verdiği görevleri aksatıyor demek anlamına gelmiyor mu?
Değerli milletvekilleri, sonuç olarak, gelinen aşamada tartışılması gereken, aslında, sadece 2005 yılı bütçesindeki rakamlar değildir. Bugün, bizim tartışmamız gereken asıl konu, bu söylediğim Anayasa ihlalleri, parlamenter demokrasinin temel ilkelerini zaafa uğratan bu durumu nasıl düzelteceğimizdir. Bunun tartışılması, bunun düşünülmesi lazım.
Bu koşullarda, ne ikinci AKP Hükümetinin ne de bundan önce gelen birkaç hükümetin -parantez içerisinde söylüyorum- bütçe yaptığını iddia etmesi mümkün değildir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, Devlet Planlama Teşkilatına geçelim. Bu da çok önemli bir kurumumuz bizim. Devlet Planlama Teşkilatının örgütsel hikâyesini burada uzun uzun anlatmayacağım; ama, şunu söylemek istiyorum: Ekonomik politikalarda zaman zaman gözlenen dönüşümler nedeniyle, bu süreç içerisinde, Devlet Planlama Teşkilatımız da, maalesef, olumsuz değişiklikler geçirmiştir.
Benden önce, ANAP'lı milletvekili arkadaşımızın Planlamayla ilgili yaptığı konuşmada, sanki başka bir ülkenin Planlamasından bahsediyor zannettim.
ATİLA EMEK (Antalya)AKP, AKP...
ABDULKADİR ATEŞ (Devamla)Çok özür diliyorum, AKP milletvekilinin.
Maalesef, bugün, ülke kalkınması için hayatî öneme sahip olduğunu düşündüğümüz Devlet Planlama Teşkilatının, etkisizleştirildiği ve işlevsizleştirildiğini görmekteyiz, buna şahit olmaktayız.
Bu noktaya nasıl varılmıştır, bu konuya girmeden önce, planlama nedir, Planlama Teşkilatı nedir; çok kısa notlarla sizlere arz etmek, sizlerle paylaşmak istiyorum.
Piyasanın kendi güçlerine ve süreçlerine dayalı durumu, yani, piyasa rasyonalitesi, zaman zaman toplumsal ihtiyaçlardan sapar; toplumun isteklerinden, arzularından saptığı görülür piyasa kurallarının. İşte bu durumda, sapmaların giderilmesi için, insanın, bireyin iradî müdahalesini ve insanî rasyonaliteyi işin içerisine sokmak lazım. Bu, kısaca, planlama anlamına gelir.
Temelde planlama, insanî iradeyi, aklı ve bilgi birikimini öne çıkarmak demektir. Burada, insanî iradeyi, siyasetin ve siyasetçinin, diğer bir deyişle yasama ve yürütmenin temsil ettiğini vurgulamak istiyorum; akıl ve bilgi birikimini ise, planlamacıların ve planlama örgütünün temsil ettiği bir işbölümüdür planlama. Planlamacıda ve planlama örgütünde şekillenen akılcılık ve bilginin güvence altına alınması ihtiyacı vardır. Bunun için, planlama işlevlerinin yapıldığı Planlama Teşkilatının, siyasetten ve özel çıkarlardan uzak tutulması, kısaca özerkliği gerekir. Bu amaçla, planlama işlevi içerisinde, siyasetçi - bürokrat - teknokrat dengesi gözetilir; planlama, planlama örgütünün özel çıkarlarla ilişki içerisine girmesini gerektiren uygulamalar boyutundan uzaklaştırılır.
Bu anlayışın kurumsal izdüşümü, DPT'nin, 1960 tarih ve 91 sayılı Kuruluş Yasasıyla ve 1961 Anayasasıyla yerine getirilmiştir Türkiye'de. 1961 Anayasası, Devlet Planlama Teşkilatına anayasal bir statü kazandırmıştır. Devlet Planlama Teşkilatının Kuruluş Yasası, planların hazırlanması, izlenmesi ve araştırma, destek olma, danışmanlık yapma görevini Devlet Planlama Teşkilatına vermiştir.
Devlet Planlama Teşkilatının temel organlarından Yüksek Planlama Kurulu, siyasetçi ile bürokrat - teknokrat dengesini sağlayan bir organdı. Pratikte, zaman içerisinde uygulamalara baktığımızda, siyasetçi-bürokrat ve de bürokrat özel çıkar ilişkisi, başlangıçtaki, 60'lı yıllardaki, 70'li yılların bir bölümündeki saflığını, temizliğini, sadeliğini, maalesef, kaybetmeye başlamış, bugün, bu sorunla, Türkiye, Türkiye planlama anlayışı cedelleşme durumunda kalmıştır.
Teşvik Uygulama Dairesinin, Devlet Planlama Teşkilatı örgütünü içine çekme çabaları, böylece bürokrasi ile büyük sermayeyi bir araya getirme, ilişkilendirme çabaları; öte yandan, özel bazı çıkarlarla da Devlet Planlama Teşkilatının özerkliğinin yitirtilmeye çalışılması uygulamalarını süreç içerisinde görüyoruz. Mesela, 1979 yılında, MESS, Devlet Planlama Teşkilatını sosyalist olmakla suçladı, hatırlarsınız. 1980 ertesinde de, geçmiş iktisadî sıkıntıların tüm sorumluluğu Devlet Planlama Teşkilatının üzerine yıkılmaya çalışıldı. Bunun üzerine de, 1980 darbesinden sonra, Devlet Planlama Teşkilatı yeniden yapılandırıldı. 1982 Anayasasıysa, kalkınma planlamasını devletin temel ödevleri arasından alarak, Devlet Planlama Teşkilatının anayasal statüsünü kaldırdı. Böylece, siyasî etkiye açık hale getirildi Devlet Planlama Teşkilatı. Kanun ve kanun hükmünde kararnamelerle, Devlet Planlama Teşkilatı yeniden düzenlendi, siyasî partilere kadro yetiştiren örgüte dönüştürülmeye çalışıldı. Yüksek Planlama Kurulundaki denge, siyasetçi yararına bozuldu; Kurul, Yüksek Planlama Kurulundan çok, bir yüksek ekonomi kuruluna dönüştü. Bu süreçte, eski MESS Başkanı rahmetli Sekizinci Cumhurbaşkanımız Sayın Özal ve onun ekibinin son derece başarılı olduğunu burada vurgulamak istiyorum.
Sayın milletvekilleri, DPT bugün, biraz önce sizlere arz etmiş olduğum tüm olumsuzlukların hemen hemen tümünü henüz değiştirememiştir, bünyesinden atamamıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
40 konuşma daha · 22 Aralık 2004