Kopenhagdaki ab ülkelerinin katıldığı zirve toplantısına ilişkin
Kayseri Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 11. Birleşim · 1. yasama yılı · 17 Aralık 2002 · 1.911 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma
Kaynak göster
Abdullah Gül (AK Parti), 17 Aralık 2002 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 11. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KOPENHAGDAKİ AB ÜLKELERİNİN KATILDIĞI ZİRVE TOPLANTISINA İLİŞKİN); konuşma 1.911 kelime.
Abdullah Gül (AK Parti, Kayseri). “Kopenhagdaki ab ülkelerinin katıldığı zirve toplantısına ilişkin”. TBMM Genel Kurulu, 11. Birleşim tutanağı, 17 Aralık 2002. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/abdullah-gul-22-2002-12-17-kopenhagdaki-ab-ulkelerinin-katildigi-zirve-toplantisina-iliskin (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
BAŞBAKAN ABDULLAH GÜL (Kayseri)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; modern Türkiye'nin en büyük projelerinden biri olarak kabul ettiğimiz Avrupa Birliği yolunda, geçen hafta, yeni bir merhale alındı. Kopenhag'da, Avrupa Birliği ülkelerinin devlet başkanları ve hükümet başkanlarının katıldığı zirve toplantısı gerçekleştirildi. Bu toplantıda olup bitenler, Avrupa'yı çok yakından ilgilendirdiği gibi, Türkiye'yi de çok yakından ilgilendirmekteydi. Bu toplantı, Avrupa Birliği tarihinin en önemli toplantılarından biri oldu; çünkü, Avrupa Birliğinin genişleme süreci içerisinde tarihî kararlar alındı, Avrupa Birliğine yeni 10 ülkenin üyeliği kabul edildi; Avrupa Birliğinin 15 olan üye sayısı bu şekilde 25'e çıkmış oldu.
Türkiye açısından da bu toplantı çok önemliydi; çünkü, Türkiye'nin kırk yıllık, Avrupa Birliğiyle beraber olma serüveni, bu toplantıyla belli bir aşamaya ulaşmış oldu.
Şimdi, bütün bu olup bitenler sadece hükümeti değil bütün kamuoyunu, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Meclisiçi, Meclisdışı bütün siyasî partilerimizi ve kurumlarımızı yakından ilgilendirdiği için, yeni siyaset anlayışımız gereği Türkiye Büyük Millet Meclisine bilgi verme gereğini duydum, onun için söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar, Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor dedim; çünkü, kırk yıldır, Türkiye, Avrupa Birliği yolunda çeşitli merhaleleri geçti; ama, bir belirsizlik devam ediyordu. Her ne kadar, 1999 yılında, Helsinki'deki toplantı, Türkiye'nin adaylığının kabul edilmesi toplantısı olduysa da, Türkiye'nin Avrupa Birliğine adaylık süreci yine bir -bazılarının tabiriyle- sanal âlemde devam ediyordu; bunun daha da pekiştirilmesi, bunun daha da gerçekçi hale getirilmesi, bunun daha da çok realize edilmesi önemliydi. Bu toplantının önemi şu olmuştur: Türkiye'nin, artık, Avrupa Birliğiyle ilişkileri geri dönülemez bir noktaya gelmiştir, müzakere tarihiyle ilgili kesin bir tarih ortaya konulmuştur, açıklanan nihaî bildiride 2004 yılı aralık ayında Türkiye ile müzakerelerin başlayacağı söylenmiştir, bu müzakerelerin gecikmeden başlatılmasına vurguda bulunulmuştur, bundan ayrı olarak da Türkiye'nin, Hükümetimizin yaptığı gayretler, Avrupa Birliği yolunda atılan adımlar çok büyük bir takdirle karşılanmıştır, bunlara vurguda bulunulmuştur ve ayrıca daha önceden, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri söz konusu olduğundan, özellikle malî ilişkiler söz konusu olduğundan adaylık statüsünde gösterilen Türkiye, bütçelerden alacağı paylar itibariyle artık müzakereye başlayan ülkeler bölümüne alınmıştır. Bunlar önemli adımlardır, bunların takdiri kamuoyunun önündedir; ama, şu bir gerçektir ki, bunda, atılan adımlarda, hepimizin katkısı olmuştur. Önce, şuna da vurguda bulunmak istiyorum: Biz Kopenhag'taki bu toplantıya gitmeden önce -seçimlerden önce ve seçimlerden sonra- dört bir yandan, herkes, üzerine düşen görevi yapmaya başlamıştır. Partimizin Genel Başkanı Sayın Tayyip Erdoğan, seçim neticeleri kesin olarak, tam her şey ortaya çıkmadan, hükümetimiz kurulmadan, Avrupa Biriliği ülkelerini ziyarete edip, beklentileri tersine çıkarmıştır; önemli görüşmeler, faydalı görüşmeler yapılmıştır. Muhalefet Partisi Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal, birçok toplantılarda bulunmuş, Varşova'ya giderek, Avrupa'nın sol partileriyle bir araya gelmiş, onlara, Türkiye'nin durumunu izah etmiştir. Sayın Cumhurbaşkanı, yaptığı görüşmelerde, yine, Türkiye'nin müzakerelere aday olduğunu söylemiştir. Hükümet olarak da, biz, bunların lafta kalmaması için, üzerimize düşenleri yapmışızdır.
Bunlar nedir? Kopenhag kriterleri bellidir; siyasî kriterler olarak kabul edilmiştir ve müzakerelerin başlaması için de, Kopenhag siyasî kriterlerinin yerine getirilmesi şart koşulmuştur.
Maastricht kriterleri, ekonomik meseleleri ihtiva etmektedir; Avrupa Birliğiyle müzakere için şart değildir; müzakereler başladıktan sonra tam üyelik için önemli olan kriterlerdir.
Hükümetimiz, bunun bilinci içerisinde, çok hızlı bir şekilde hareket etmiş ve reform paketlerini Türkiye Büyük Millet Meclisine göndermiştir. İki paket gelmiştir; bunlardan biri 32 maddeyi, diğeri ise 6 maddeyi ihtiva etmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi iktidar-muhalefet olarak büyük bir gayret içerisinde olmuş, biz Kopenhag'a giderken birinci reform paketini de gerçekleştirmiştir.
Değerli arkadaşlar, Kopenhag'taki bu toplantı önemliydi. Birçok Avrupa Birliği ülkesinin kendi çıkarları, kendi politikaları söz konusudur. Realist ve gerçekçi de olmak zorundayız; her şeye sadece kendi atmosferimizden bakarsak, doğru neticelere de ulaşamayız. Reel politikayı, uluslararası politika söz konusu olduğunda dikkate almak zorundayız. Biz, bunları dikkate alarak, müzakere tarihinin daha erken başlatılması için sonuna kadar vurguda bulunduk, sonuna kadar Avrupa Birliği üyesi ülkeler nezdinde gayretlerimizi sarf ettik.
Kopenhag'ta da birçok görüşmeler yaptık; İtalya, Yunanistan, İngiltere Başbakanları, Fransa Başkanı ve Alman Başbakanı ile ikili görüşmelerimiz oldu; birçok ülkenin dışişleri bakanlarıyla görüşmelerim oldu. Avrupa Birliği Parlamentosu Başkanıyla uzun görüşmelerim oldu. Bütün buralarda, Türkiye'nin müzakere tarihini alması gerektiğini, bu belirsizliğe artık son verilmesi gerektiğini, bizim üzerimize düşen görevleri yaptığımızı, buraya gelirken "bizim özel şartlarımız var; lütfen, bu özel şartları dikkate alarak, sizin bazı kurallarınızı görmezlikten gelerek, bizimle müzakere tarihini başlatın" niyetinde olmadığımızı ve Türkiye'nin müzakere tarihini hak ettiğini kendilerine açık açık söyledim.
Neticede, gelişmeler şu çerçevede olmuştur: Almanya ve Fransa'nın Avrupa Birliği içindeki ağırlığını herkes bilmektedir. Onlarla yaptığımız görüşmeler çok önemliydi. Bu görüşmeler neticesinde ortaya çıkan nokta şu olmuştur ki, 2004 yılının sonlarına doğru müzakere tarihinin başlatılmasına Avrupa Birliği üyesi ülkeler ancak hazırdır; çünkü, Avrupa Birliğinde kararlar ittifakla alınmaktadır, oybirliğiyle alınmaktadır. Bazı ülkeler, kendi kamuoylarını dikkate alarak, bizimle müzakere tarihine başlamayı henüz hiç düşünmediklerini, bazı ülkeler 2005 yılının sonunu düşündüklerini, bazı ülkeler ise bizimle beraber düşünüp, daha da erken başlatılabileceğini ortaya koymuşlardır; ama, karar ittifakla olduğu için, neticede, 2004 yılının sonu ortaya çıkmıştır.
Taslak ortaya çıktıktan sonra, bizim, yine, Avrupa Birliği ülkeleri nezdinde yaptığımız olağanüstü gayretler neticesinde, son olarak "2004 yılı aralık ayında gecikmeden müzakerelere başlanması" cümleleri de buraya eklenmiştir.
Şimdi, sizlerle samimi konuşmam gerekirse, biz, 2004 yılının başında müzakerelerin başlatılabileceğini arzu ediyorduk ve bu yöndeydi hedefimiz; ama, ortaya, bir orta yol çıkmıştır, 2004 yılının sonları çıkmıştır.
Hükümetimizin gayretleri olağanüstüdür, hiç kimse de bizden bu gayreti beklemiyordu, bu başarıyı beklemiyordu. Avrupa Birliğinin başbakanları ve cumhurbaşkanlarıyla yaptığım görüşmelerde, hepsinin bize ifadesi şu olmuştur:"Üç ay önce biz bu noktaya geleceğimizi düşünmüyorduk; ama, sizin olağanüstü gayretiniz, performansınız bizi o kadar çok pres altına almıştır ki, bizler de şimdi bu noktaya gelmişizdir."
Bunları takdir, kamuoyunundur; bunları, içpolitika meselesi yapmayı hiçbir zaman düşünmedik; düşünseydik, daha önceki dönemlerde olduğu gibi, Türkiye'ye çok çok farklı yansıtabilirdik. O açıdan, biz, gerçekçiyiz, realistiz ve böyle olmaya da devam edeceğiz.
Değerli arkadaşlar, Kıbrıs meselesi, hepimizin meselesidir; ulusal bir meseledir. Kıbrıs'la ilgili problemler, sadece 1974 yılından beri değil, daha önceden başlamaktadır, 1960'lı yıllardan başlamaktadır. Türk askerinin Kıbrıs'a çıkışının bir sebebi vardır. Avrupalı liderlerle yaptığımız görüşmelerde hepsine şunu söylemişimdir: "Eğer, Kıbrıs'ı ziyaret ederseniz, oradaki toplu mezarları göreceksiniz; bu mezarların, Birleşmiş Milletler gözlemcilerinin gözetiminde açıldığını göreceksiniz. Dolayısıyla, 1990'lı yıllarda yaşadığımız Bosna'daki, Kosova'daki olaylar, 1960'lı ve 1970'li yıllarda Kıbrıs'ta yaşanmıştır ve onun için Türk askeri oraya gitmiştir. Biz, Kıbrıs'ta bir nihaî barış olmasını çok arzu ediyoruz; ama, bu korktuğumuz olayların tekrar ortaya çıkmamasından emin olmamız gerekir, Kıbrıs'ın bir barış adası haline gelmesi gerekir. Bunlar garanti altına alındığında, tabiî ki, orada bir barış hepimizin lehinedir, bu ada, barış adası olmalıdır. Hatta, bunun yolu da kısadır demişimdir hepsine. Mademki, Avrupa Birliğini bir ev olarak düşünüyoruz; bu evin içine hep beraber girdiğimizde, bu problemlerin hepsi otomatik olarak çözülecektir; çünkü, sınırlar bile anlamsız hale gelecektir. Nasıl bugün 15 ülke arasında sınırlar anlamını kaybettiyse, yarın Türkiye ile Kıbrıs, Kıbrıs ile Yunanistan, Yunanistan ile Türkiye arasında da sınırlar artık eskisi gibi önemli olmayacaktır. Dolayısıyla, hep beraber bu evin içerisine girelim, bu süreci hızlandıralım ve neticede, problemler bu şekilde çözülsün demişimdir.
Belli ki, bu yönde henüz katedilecek hâlâ bazı yollar vardır; ama, bu yolların da çok uzun olmadığı kanaatindeyim, bu da biraz bize bağlıdır. Şimdiye kadar, hep Avrupa Birliği bizim üzerimizde baskı kurmaya çalışmıştır; ama, hükümetimizden itibaren artık biz Avrupa Birliği üzerinde baskı kurmaya başladık, biz onları "evet, biz şu noktaya geldik, müzakereyi başlatacağız, anlaşmaları imzalayacağız" diye sıkıştırmaya başlamışızdır.
2003 yılının ekim ayında, bütün üyelerde olduğu gibi, Türkiye ile ilgili bir ilerleme raporu çıkacaktır. Bu rapor, Kopenhag siyasî kriterleri, ülkelerde ne kadar uygulanıyor, ne kadar geçerlidir, bunu değerlendirecektir. Bizim hedefimiz, 2003 yılındaki bu raporun en iyi şekilde çıkmasıdır; çünkü, bizim temel bir anlayışımız vardır, bütün bu değişiklikler, bütün bu reformlar, her ne kadar Avrupa Birliğine girmek uğrunda yapılıyor görünse de, biz, esasen, bütün bunları, kendi halkımız, kendi milletimiz için yapıyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Neticede, Avrupa Birliğine girsek de girmesek de, Türk halkı, daha çok özgürlüğü, daha çok serbestliği, daha çok demokratik hak ve özgürlükleri hak etmiyor mu, onlara bunları vermemiz gerekmiyor mu? Bireysel hürriyetleri, temel hak ve hürriyetlerin garanti altına alınmasını, ifade özgürlüğünü, inanç özgürlüğünü, serbestlikleri bizim milletimiz hak etmiyor mu? Aslında, burada bir itirafta da bulunmam gerekir; bütün bunların hepsini çok önceden yapmış olmamız gerekirdi. (AK Parti sıralarından alkışlar) Ama, ne yazık ki, ortada bir gerçek vardır; bunları yeteri kadar yerine getiremedik. Dolayısıyla, bu fırsattan da yararlanarak -biz, halkımızın hak ettiği hakları halkımıza veriyoruz, sunuyoruz- hedefimiz ve temel kanaatimiz bu olduğuna göre, Kopenhag kriterlerini, Ankara kriterleri gibi düşünebiliriz. Biz, bunları yapmaya devam edeceğiz, bu yolda devam edeceğiz netice ne olursa olsun; ama, biz, kendi ödevimizi yaptıkça, kendi halkımızı ve kendi demokrasimizi Avrupa Birliği kriterlerine yükselttikçe, zaten Avrupa Birliği nezdinde de gücümüz ve pazarlığımız daha da artacaktır.
Kıbrıs'la ilgili herhangi bir gizli pazarlık, herhangi bir taahhüt içerisinde değiliz. Dün, bazı gazetelerde çıkan haberler... Bunların hiçbiri doğru değildir; çünkü, Kıbrıs, Kopenhag Zirvesinde esas konu olmamıştır. Bizim yaptığımız ikili görüşmelerde de, Kıbrıs meselesi, beklediğimiz gibi çok gündeme gelmemiştir; çünkü, Kıbrıs'la ilgili esas karar, aslında, 1999 yılında Helsinki'de alınmıştır. Helsinki Zirvesinde, Kıbrıs'ta bir yola girilmiştir ve eğer, şu tarihe kadar Kıbrıs'ta bir çözüm olursa, o zaman Kıbrıs bütünüyle Avrupa Birliğine girecektir; yoksa, Rum kesimi geçici olarak girecektir kararı alınmıştır. Bu, bizim hükümetimizin de dışındadır; şu anda Türkiye'nin de elinde olmayan bir süreçtir; ama, biz, Kopenhag'taki görüşmelerde şunu söylemişizdir: Rum kesimi, tek başına Kıbrıs'ı temsil edemez; Avrupa Birliği, Kıbrıs meselesinin çözümüne yardımcı olmalıdır, oradaki çözümü daha da zorlaştırıcı tavır içerisinde olmamalıdır. Bunları devamlı söylemişizdir ve ayrıca şunu da yapmışızdır; biz, daha önceki antlaşmalardan gelen haklarımızı, Londra ve Zürih Antlaşmalarından gelen haklarımızı koruduğumuzu Avrupa Birliğine de bildirmişizdir. Dolayısıyla, biz, yapacağımız her şeyi yapmışızdır; Kıbrıs'taki görüşmeler, Birleşmiş Milletler nezdinde devam etmektedir. Bu, Türkiye'nin de bir devlet tezidir; Avrupa Birliğine bunu taşımamak, Birleşmiş Milletler nezdinde bu meseleyi çözmek... Burada da öyle olmuştur. Kopenhag toplantısından daha önce, Kofi Annan'ın ortaya çıkardığı yeni plan çerçevesi içinde görüşmeler zaten başlamıştır, Kofi Annan'ın özel temsilci De Soto Kıbrıs'a gitmiştir; Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş ve diğer Türk yetkilileri ve Rum yetkilileriyle görüşmelerde bulunmuştur; bizimle de, Dışişleri Bakanlığımız çerçevesi içinde görüşmeler yapılmıştır. Bildiğiniz gibi, çeşitli taslaklar vardır; bunlara karşı, biz, kaygılarımızı da dile getirmişizdir, olumlu bulduğumuz şeyleri de söylemişizdir. Aynı şekilde, Rum tarafının da itirazları olmuştur. Bunlar, kamuoyunun önündedir.
Değerli arkadaşlar, Kıbrıs'la ilgili, hiçbir gizli mesele söz konusu değildir; ama, buradan, hepinizin, değerli milletvekili arkadaşlarımın, Anamuhalefet Partisinin, herkesin de bir noktaya dikkatini çekmek istiyorum: Bu meselede uzun vadeli düşünelim, bu meseleyi, hiçbir zaman içpolitika meselesi yapmayalım; çünkü, bu, ulusal bir meseledir, hepimizin meselesidir. Ben Kopenhag'a gitmeden önce, Sayın Deniz Baykal'ı da ziyaret ettim ve bu konudaki karşılıklı mutabakatlarımız da ortaya çıktı; kendilerine de teşekkür ederim. Ortak basın toplantımızda "hükümet Kopenhag'a sadece hükümet olarak gitmiyor, muhalefetin de desteğini alarak gidiyor" dedi. Bunların hepsini orada da söyledim, bu mesele, ulusal bir meseledir dedim. Bu mesele, sadece bir parti veya hükümet meselesi değildir ve burada, tekrar ediyorum; her şey açıktır; anlaşmalar ortadadır, Helsinki'de varılan süreç, anlaşma ortadadır, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin ortaya sunduğu paket ortadadır, gizli hiçbir şey yoktur.
Şimdi, bizim bu konuda, soğukkanlı bir şekilde karar vermemiz gerekir ve Kıbrıs'la ilgili her konuda da, Kuzey Kıbrıs Türk kesimiyle daima görüşme içerisinde olduk. Kopenhag'tan da, Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş'ı defalarca aradım, karşılıklı görüştük. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin Dışişleri Bakanı, bizimle beraber Kopenhag'a geldi ve oradaki görüşmelere katıldı.
Neticede, biz, bizim de tatmin olacağımız, geleceğe baktığımızda bu doğrudur diyebileceğimiz bir karar, bir netice ortaya çıkmazsa buna kesinlikle "evet" demeyiz; ama, burada herkesin büyük bir sorumluluk içinde hareket etmesini istiyorum. Uzun vadede lehimize olan nedir, zararımıza olan nedir, gelişmeler uzun vadede hangi yönde cereyan edecektir; bunları hepimizin dikkate alması gerekir. Sayın Dışişleri Bakanımızın aslında yaptığı budur. Burada farklı farklı yorumlanabilir bu; ama, Türkiye Dışişleri Bakanının önceliği, şüphesiz ki, her şeyden önce, Türkiye'nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetindeki Türklerin çıkarını korumak olacaktır, bunda hiç kimsenin tereddüde düşmemesi gerekir. Bu kaygılar içerisinde uzun vadeli analizleri yapmıştır Sayın Bakanımız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞBAKAN ABDULLAH GÜL (Devamla)Sayın Başkan, müsaade ederseniz bitirmek üzereyim.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
10 konuşma daha · 17 Aralık 2002