Yoksullarla dayanışma haftası hk.
Manisa Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 11. Birleşim · 1. yasama yılı · 17 Aralık 2002 · 852 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hüseyin Tanrıverdi (AK Parti), 17 Aralık 2002 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 11. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YOKSULLARLA DAYANIŞMA HAFTASI HK.); konuşma 852 kelime.
Hüseyin Tanrıverdi (AK Parti, Manisa). “Yoksullarla dayanışma haftası hk”. TBMM Genel Kurulu, 11. Birleşim tutanağı, 17 Aralık 2002. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/huseyin-tanriverdi-22-2002-12-17-yoksullarla-dayanisma-haftasi-hk (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa)Sayın Başkan, Yüce Meclisimizin değerli üyeleri; sözlerimin başında hepinizi en içten duygularımla selamlıyor, içinde bulunduğumuz yeni yasama döneminin ülkemize, milletimize ve Meclisimize hayırlar getirmesini diliyorum.
12-18 Aralık günlerinde, Yoksullara Yardım ve Eğitim Vakfı koordinatörlüğünde sivil toplum örgütlerince düzenlenen Yoksullarla Dayanışma Haftası münasebetiyle, ülkemizdeki yoksulluk ve yoksulluğun giderilmesi için alınması gereken tedbirler konusunda görüşlerimi açıklamak amacıyla gündemdışı söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi, tekrar, saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ekonomik krizin başgösterdiği son iki yıllık dönemde siyasetçiler, ekonomi bürokratları ve iktisatçılar ekonomi adına sadece para, borsa, döviz ve faizi gündemde tutmuşlar, finans sektörünün sorunlarını her şeyden daha çok önemsemişler, halkımızın içinde bulunduğu yoksulluk ve işsizlik sorunuyla, gelir dağılımındaki adaletsizlikler ve bölgeler arasındaki ekonomik farklılıklara çözüm bulma arayışını önemsememişlerdir. Ne var ki, yaşadığımız ekonomik krizlerin üretim ve bölüşüm sonrasındaki olumsuz etkileri kısa sürede kendisini göstermiş, pek çok işyeri kapanmış, var olan işsizlerin sayısı artmış, açlık ve yoksulluk toplumsal barışı ve halkımızın yaşama umutlarını yok etmeye başlamıştır.
Yoksulluk, toplumumuzun kanayan yarasıdır. Ülkemizde yaşanan ekonomik krizlerin de etkileriyle yüz yüze geldiğimiz işsizlik ve üretimsizlik, var olan yoksulluk gerçeğini her geçen gün daha da derinleştirmektedir.
Nüfusumuzun üçte 1'i, yoksulluk sınırı altında bir gelirle hayat mücadelesi vermektedir. Devlet Planlama Teşkilatı verilerine göre, ülkemiz nüfusunun yüzde 38'i yoksuldur. Bu insanlar, temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için, günde 1,5 dolar gelire dahi sahip değillerdirler.
Ülkemizde, kişi başına düşen millî gelir, 1999 yılında 3 000 dolar düzeyindeyken, bugün 2 100 - 2 200 dolar düzeyine gerilemiştir. Bu rakamlar bile, birkaç yıl içerisinde ne kadar yoksullaştığımızı göstermektedir.
Yoksulluk, milyonlarca çocuğun ölümüne yol açmakta, daha fazla sayıda çocuğun da okula gidememesine, hastalanmasına veya işçi olarak çalışmasına neden olmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yoksulluk, bütün sosyal yaraların kaynağıdır. Gelir dağılımı adaletsizliği ve işsizlik gibi konularda, sosyal politikalardan yoksun olarak topluma sırtını dönmüş yönetimlerin izlediği ekonomik politikalar, çığ gibi büyüyen ve önü alınamayan sosyal yaraları saramamıştır.
Ülkemizde yaşanan yüksek enflasyon, özellikle sabit gelirlilerin giderek yoksullaşması anlamına gelmektedir. Sürekli derinleşen ekonomik kriz, kronik hale gelen enflasyon ve artan kamu açıkları, mütemadiyen, gelir dağılımını bozmuş ve yoksulluk düzeyini yükseltmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yoksulluğu, en genel anlamıyla, insanca yaşamak için gerekli olan asgarî gelir düzeyine sahip olamama durumu olarak tarif edebiliriz. Bu anlamda, yoksulluğu, insanların beslenme, barınma, giyim, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlarını yeterli düzeyde karşılayamamaları biçiminde anlamak doğru olacaktır.
Son iki yıl içinde yaşanan ekonomik kriz, milyonlarca çalışanın işini kaybetmesine neden olmuştur. Bu dönemde, mevcut yoksullar arasına yeni yoksullar eklenmiştir. Sosyal güvenlik sisteminin yetersiz olduğu ve özellikle, gerçek anlamda işsizlik sigortasının bulunmadığı bir ortamda, işsizlik, mutlak yoksulluk anlamına gelmektedir.
Kısaca ifade edecek olursam, bir taraftan millî gelir hızla düşerken, diğer taraftan gelir dağılımı da giderek bozuluyor. Bunun anlamı, daha çok yoksul, daha aç ve daha mutsuz bir toplum demektir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANBuyurun.
HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla)Her mutsuzluğun altında yoksulluk yatar gerçeği akıldan çıkarılmamalıdır. Bilinmelidir ki, aç kalan insanlar, zaman içinde, kendi değerlerini yer ve bitirirler.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün dünyada olduğu gibi, ülkemizde de, yoksulluğu önlemeye yönelik politikalar gündeme gelmektedir. Yoksullukla mücadelenin gereği gibi yapılabilmesi için, öncelikli olarak, ülke genelini kapsayan ciddî gelir dağılımı araştırmalarına ihtiyaç vardır.
Bu gerçeğin ifadesinden sonra, yoksullukla mücadelenin iki boyutlu olarak düşünülmesi gerektiğini vurgulamak isterim. Yoksullukla mücadelenin birinci boyutunu, sayısal olarak yoksulluğun azaltılması oluşturmalıdır. Buna göre, yoksulluğu önlemeye yarayacak olan ekonomik kalkınmayı kalıcı biçimde gerçekleştirip, millî geliri yükseltmek, gelir dağılımında adaleti ve ekonomik büyümeyi sağlamak gerekmektedir; yani, yoksulluğu önlemenin en etkili yolunun, ekonomik büyümenin sağlanması olduğunu önemle vurgulamak isterim.
Yoksullukla mücadelenin ikinci boyutu ise, yoksulluğun etkisini azaltmak biçiminde olmalıdır. 58 inci hükümetimizin açıkladığı program ve acil önlemler bildirgesinde, yoksullukla mücadele çerçevesinde, kısa ve orta vadede alınacak ve uygulamaya konulacak tedbirler arasında bu hususlar yer almaktadır. Hükümetimizin bu yöndeki çabalarının etkileri ve olumlu sonuçlarını kısa sürede görebileceğimize inanıyorum.
Toplumsal açıdan baktığımızda, Osmanlı İmparatorluğu döneminde, hatta öncesinde, yoksullara yardım konusunun, devlet yanında vakıf müessesesi aracılığıyla, bugünkü ifadesiyle sivil toplum kuruluşları eliyle yerine getirildiğini görüyoruz. Bu geleneğin bugün de önemli oranda devam ettirildiğini söyleyebiliriz.
Yoksulluğun önlenmesi kapsamında, kamu kaynakları yanında gönüllü kuruluşların teşvik edilmesinde sayısız faydalar vardır. İnsanlararası dayanışma ve işbirliğinin gelişimi, toplumu ayakta tutan değerlerin yaşatılması ve geliştirilmesi, bir yandan yoksulların dertlerine çare bulunmasının yollarını açarken, diğer yandan toplumsal dokunun güçlenmesine ve dolayısıyla, toplumsal kriz riskinin önlenmesine katkı sağlayacaktır.
Kamusal açıdan bakıldığındaysa, Türkiye'de himayeye muhtaç kesimlere yardım yapan ve hizmet götüren kurumların başında Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu gelmektedir. Yoksullara yardım amacıyla kurulan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu, yoksullukla mücadele kapsamında önemli bir kuruluştur.
Hükümetimiz zamanında bu kuruluşlara ayrılan kaynakların artırılması ve kaynakların tamamının, yoksullar için, adil ve gerçek ihtiyaçlar doğrultusunda kullanılması sağlanmalıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özetle ifade etmem gerekirse, bütün sosyal sorunların kaynağını kurutmanın yegâne yolu, yoksullukla mücadele için adaletli bir gelir dağılımı yaklaşımını ve üretici bir anlayışı, politik çabalarımızın, siyaset ve yönetim anlayışımızın merkezine taşımaktır.
Yeni dönemde, hükümetimizin, sivil toplum kuruluşları ve halkımızla elbirliği içerisinde, yoksullukla mücadele edeceği umudu ve inancı içerisindeyim. Bu umut ve inançla, hepinize tekrar saygılar sunuyorum.
"Yoksullukla Mücadele Stratejileri" adı altında, Hak-İş Konfederasyonu tarafından hazırlanan bu değerli yayını, Sayın Meclis Başkanımıza takdim etmek istiyorum; parti gruplarımıza da birer tane takdim edeceğim.
Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
10 konuşma daha · 17 Aralık 2002