Mesut yılmaz ve güneş taner haklarında meclis soruşturması açılmasına ilişkin (9/ 5-6 )
Malatya Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 25. Birleşim · 2. yasama yılı · 9 Aralık 2003 · 1.010 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ahmet Münir Erkal (AK Parti), 9 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MESUT YILMAZ VE GÜNEŞ TANER HAKLARINDA MECLİS SORUŞTURMASI AÇILMASINA İLİŞKİN (9/ 5-6 )); konuşma 1.010 kelime.
Ahmet Münir Erkal (AK Parti, Malatya). “Mesut yılmaz ve güneş taner haklarında meclis soruşturması açılmasına ilişkin (9/ 5-6 )”. TBMM Genel Kurulu, 25. Birleşim tutanağı, 9 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-munir-erkal-22-2003-12-09-mesut-yilmaz-ve-gunes-taner-haklarinda-meclis-sorusturmasi-acilmasina (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbul Milletvekili Hüseyin Besli ve 58 milletvekilinin Türkbankla ilgili olarak verdiği önerge hakkında, önerge sahipleri adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bir konuya açıklık getirmek istiyorum. Bu önergelerle gündeme gelen Yüce Divan söylemlerinden üzüntü ve rahatsızlık duyduğumu da açıklamak istiyorum. Keşke, siyaset kurumu bu kadar kirlenmeseydi ve gerçekten bu vasat oluşmasaydı. Bu husustaki çekincemi ortaya koymak istiyorum; ama, tabiî, ortada bir sorumluluk varsa, bir yolsuzluk varsa, bir mesuliyetsizlik varsa, bunların da üzerine gitmek Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevidir. Onun için de, bunu yapmak bizim aslî fonksiyonumuzdur, bu denetim görevini ifa etmek de bizim bir vecibemizdir.
Değerli milletvekilleri, bugüne kadar ülkemizde yaşanan yolsuzluklar siyasî hayatımızı kirletmiştir. Yolsuzluk, Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarına da çok büyük bir darbe vurmuştur. Yolsuzluk, kamuoyunun tüm değerlerini altüst etmiş ve erozyona uğratmıştır; millet ile siyaset, millet ile devlet arasındaki güven köprülerini havaya uçurmuştur. Yolsuzluklar silsilesi, bu aziz ve büyük milletin maddî manevî tüm değerlerini aşındırmış, umutlarını yok etmiş, büyüme dinamizmini ortadan kaldırmış, toplumu kapkara ve belirsiz bir tabloyla yüz yüze bırakmıştır.
Aslında, yolsuzluk, statükonun, yani, bu milletin gelişmesini ve değişmesini sağlayan, her şeye köstek olan engelci zihniyetin kullandığı enstrümanlardan biridir. Yolsuzlukla oluşturulan rantla, bu rantla statüko güçlenmekte, oluşturduğu bu menfî güçle, yine, bu aziz millete toplum mühendisliği yaparak onu istediği mecraya sokmakta, neticede, tüm teknikleri ve yolları deneyerek, milletin iradesini tesirsiz bırakmakta, hatta, yok etmektedir.
Statükonun enstrümanlarından birisi olan yolsuzluk o dereceye varmıştır ki, artık, 40-50 milyar dolara varan büyüklüğüyle ülkenin tüm kaynaklarını sömüren, hortumlayan, milletin kanını emen vahim bir yapı kazanmıştır. Artık, bu vahim ve asalak yapıyla mücadele, millî bir seferberlik anlayışıyla yapılması gereken bir mücadele haline gelmiştir.
İşte, Türkbank olayı, ahtapot gibi ülkeyi saran bu illetin siyasetle iç içe geçmiş simgelerinden biridir. Ayrıca, bu olay, ülke ölçeğindeki karmaşık ilişkiler yumağının bir parçasıdır. Net olan, bu olayda net olan, bu karmaşık ilişkiler yumağında milletin hayrına hiçbir şeyin olmadığıdır.
Değerli milletvekilleri, Türkbank olayı, Mecliste aklanmış olabilir; ama, herkes şunu çok iyi bilmelidir ki, milletin vicdanında aklanmamıştır. 3 Kasım 2002, vicdanların bu konu ve birçok konuda tatmin olmadığının açık bir tezahürüdür. Millet, suskunluğunu ve sessizliğini, vakur bir şekilde engin basiretiyle sandığa taşımış ve vicdanî kanaatini tecelli ettirmiştir. Bu tecelliden alınan mesajla, yolsuzlukların sebeplerinin, sosyal ve ekonomik boyutlarının araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırma komisyonu kurulmuş ve bu komisyon, büyük bir gayretle çalışarak, iddiaları, rapor olarak kamuoyunun önüne koymuştur. Bu raporda, deliller gözönüne alınarak, Türkbank ihalesi sürecinde, malın satımında ve değerinde, fesat oluşturacak ilişki ve görüşmelere girdikleri ve bu fiillerinin TCK'nın 205 inci maddesine uyduğu gerekçesiyle, Meclis soruşturması açılması kanaatine varılmıştır.
İşte, verilen önergeyle bu kanaatin gereği yapılmış, millet adına bu sorgulama Meclise taşınmıştır. Yüce Heyetinizin kararıyla, varsa yanlışlar ortaya konulup giderilecek, milletin kafasındaki kördüğüm çözülecektir. Böylece, bu skandalın siyasî boyutu ve diğer boyutları aydınlanacak, sorumlular hesap verecek ve Türk siyaseti üzerine düşen bu şaibe, böylece, temizlenmiş olacaktır.
Meclis araştırma komisyonunun yaptığı uzun çalışmalar neticesinde ortaya şöyle bir tablo çıkmıştır: 20 nci Yasama Döneminde TCK 240 ıncı maddeye göre yapılan değerlendirmede, 8'e 7 oy çokluğuyla, soruşturmaya gerek olmadığı kanaatine varılmıştır.
Halbuki, yapılan tespitler ve yeni deliller, soruşturmanın TCK 205'e göre yapılmasını ve Meclis soruşturmasının bu çerçevede yapılması gerektiğini ortaya koymuştur. Amacımız, Türkiye üzerindeki tereddütlerin, vehimlerin, şüphelerin ve karanlıkların kaldırılmasına dönüktür; aydınlık bir Türkiye'nin inşaı içindir.
Değerli milletvekilleri, yolsuzluk nedir diye sorulduğunda, çok farklı tarifler kullanılabilir. Bir tarife göre, siyasal iktidarın veya kamu görevlilerinin, imkânlarını, yetkilerini, görev tanımları dışı, kişisel ya da kendilerini bağlı hissettikleri gruplara çıkar sağlamak amacıyla kullanmaları olarak tanımlanmıştır. Diğer bir ifadeyle, kamu gücünün özel çıkarlar amacıyla kötüye kullanılmasıdır. Daha kapsamlı bir tarif ise, kamu gücüyle sınırlı olmayan herhangi bir görevin özel çıkarlar için kötüye kullanılmasını içerir. Yolsuzluğun, sosyal, ekonomik ve bunların dışındaki tüm platformlarda yansımasını ve etkisini ölçmek hemen hemen imkânsız gibidir; ama, toplumu bir kanser gibi sardığı, oluşturduğu kirlilik atmosferinin genişliği, her alandaki yozlaşma, bozulma ve yaptığı tahribat, bir acı vaka olarak ortadadır.
Yolsuzluğun ülkeyi kuşatmasıyla beraber, bütçe tabiî ki açık verecek, hayat tabiî ki pahalanacak, insanımızı canından bezdirecek, vatandaş tabiî ki bütçe hakkını alamayacak, tabiî ki fakirlik ve ekonomik sıkıntı olacak, tabiî ki rant ekonomisi reel ekonomiyi yok edecek; tabiî ki ülke gerçek gündemi değil, suni gündemi konuşacak; tabiî ki ülkede milletin dertleri değil, tezgahlanan senaryolar konuşulacak; tabiî ki bu milletin gelecek nesli borçlandırılacak; tabiî ki bu menfi ortam, bu milletin kimyasını da, fiziğini de bozacaktır.
Yolsuzluğun statükonun enstrümanlarından biri olduğunu vurgulayarak, konuşmamın başında, yolsuzluk-statüko bağlantısını açmaya çalıştım; çünkü, bu bağlantıyı ortaya çıkararak, Türkiye'nin gelişmesinin önüne nasıl mayın döşendiğini göstermek, ülkedeki denetim ve kontrol mekanizmalarının nasıl felç edildiğini açığa çıkarmak boynumuzun borcudur; çünkü, statüko, kapalı ortam oluşturur, saydamlık ve şeffaflığa izin vermez, milletin sorgulamasına ve denetimine müsaade etmez, gündemi kendi oluşturarak, yolsuzluk gibi milletin gerçek gündemlerinin konuşulmasını engeller, baskıcı ve dayatmacı uygulamalarıyla ülkeye sahip çıkma iradesini tesirsiz hale getirir, birlik ve bütünlüğü ortadan kaldırarak çatışmacı bir ortam hazırlar. Statüko, krizden beslenir; sürekli bir kriz ortamı oluşturarak, Türkiye'yi bir krizler ülkesi haline getirerek, ülke meselelerinin sağlıklı bir ortamda değerlendirilmesini engeller. "Kurt, dumanlı havayı sever" yaklaşımıyla, bu karanlık ortam da her türlü kirliliğe zemin hazırlar. Yıkılan değerler, moral çöküntüsü, zedelenen bütünlük, kısaca, topyekûn sıkıntılı bir ülke, netice olarak ortaya çıkar. Bu ortam, bu ülkeye, güzellikleri, refahı, mutluluğu değil, çirkinlikleri taşır ve Anadolu'nun bağrı yanık evlatları, bu ağır ve sıkıntılı faturayı, her zaman olduğu gibi, büyük bir sabırla ödemeye çalışır. Bu ağır ve büyük faturayı millete ödetmek isteyenler, yolsuzluğa destek ve cesaret veren zihniyetlerdir, maddî ve manevî insan haklarının gasp edilmesine göz yumanlardır; milletten kopuk olanlardır, dünyadaki gelişmelere karşı devekuşu mantığıyla gözlerini kapayanlardır, bürokratik devlet özlemiyle hareket edenlerdir; her gelişmeye, her değişmeye direnenlerdir. İşte, bu anlamsız, mantıksız, onursuz direnci kırmak, bizim vebalimizdir.
İşte, bu hastalıklı ortam, millet ile devlet, millet ile siyaset arasında bir güven bunalımı oluşturuyor. Bu güven bunalımı, bu güven kaybı, siyaset alanındaki en büyük fay hatlarından biridir. Bu hatta bir kırılma başlamayagörsün, her şey darmadağın olur; artık, oluşan sosyal depremin yaralarını uzun yıllar saramazsınız, bir daha da kolay kolay toparlayamazsınız. Geçen dönem, bu kırılmanın acı örnekleriyle doludur. Tabiri caizse, ülke, yoğun bakıma alınmıştır ve bunun faturasını, geçmiş dönemde, bu millet, topyekûn ödemek zorunda kalmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
17 konuşma daha · 9 Aralık 2003