2005 mali yılı bütçe kan.tas.(9 uncu tur görüşmelerinde) enerji ve tabii kay.bak.,petrol işl.gen.müd.,dsi gen.müd.,çevre ve orman bak.,orman gen.müd.,meteoroloji işl.gen.müd.
Malatya Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 39. Birleşim · 3. yasama yılı · 24 Aralık 2004 · 947 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ahmet Münir Erkal (AK Parti), 24 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇE KAN.TAS.(9 UNCU TUR GÖRÜŞMELERİNDE) ENERJİ VE TABİİ KAY.BAK.,PETROL İŞL.GEN.MÜD.,DSİ GEN.MÜD.,ÇEVRE VE ORMAN BAK.,ORMAN GEN.MÜD.,METEOROLOJİ İŞL.GEN.MÜD.); konuşma 947 kelime.
Ahmet Münir Erkal (AK Parti, Malatya). “2005 mali yılı bütçe kan.tas.(9 uncu tur görüşmelerinde) enerji ve tabii kay.bak.,petrol işl.gen.müd.,dsi gen.müd.,çevre ve orman bak.,orman gen.müd.,meteoroloji işl.gen.müd”. TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim tutanağı, 24 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-munir-erkal-22-2004-12-24-2005-mali-yili-butce-kan-tas-9-uncu-tur-gorusmelerinde-enerji-ve-tab (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Orman Genel Müdürlüğünün 2005 malî yılı bütçesi üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Dünya, çevre değerleri açısından, küresel ölçekte, çok büyük tehditlerle karşı karşıyadır. Birleşmiş Milletlerin raporuna göre, günümüzdeki tüketim çılgınlığı, doğal kaynakların değerlendirilmemesi ve korunmaması, üretim ve tüketim modellerinin oluşturduğu kuraklık, açlık, çölleşme, hava kirliliği ve küresel ısınma nedeniyle, dünyamız, hızla tükenme ve bitme noktasına doğru gitmektedir. Bu hızla giderse, 2050 yılında, canlı yaşamın sürebilmesi için, dünya gibi iki gezegene daha ihtiyaç duyulacaktır.
Hava kirliliği yüzünden her yıl 3 000 000 insan ölmekte, dünya nüfusunun yüzde 40'ı temiz suya erişememekte, dünya yüzünde her yıl 6 000 000 hektar alan çölleşmekte, insanlar arasındaki en yüksek dilim ile en düşük dilim arasındaki gelir farkı uçurumu 37 katı bulmakta, temiz su kaynakları ve atmosferdeki karbondioksiti yok eden ormanlar hızla tüketilmekte, beraberinde, çok sayıda hayvan ve bitki türü de yok olmaktadır.
Bu yıl, Nobel Barış Ödülünün Afrikalı bir bayan çevreciye verilmesi, dünyanın dikkatinin, artık, çevre konusuna çevrilmesinin ve çevre sorunlarının ne denli acil müdahale gerektiren sorunlar olduğunun bilincine varıyor olmasının bir göstergesidir.
Hem ekolojik hem de toplumsal açıdan sürdürülebilir bir kalkınma, sürdürülebilir bir büyüme, sürdürülebilir bir ekonomi oluşturmak, 21 inci Yüzyılın, yeni bin yılın başlangıcında insanoğlunun önünde duran köklü ve kalıcı çözüm bekleyen en önemli sorunlar olacaktır.
Bugüne kadar uygulamalar göstermiştir ki, tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de, sanayileşme ve kentleşme sürecinde, doğa, sonsuz bir kaynak olarak görülmüş ve doğaya hükmedilmek istenmiştir. Aslında, doğrusu, doğaya hükmetmek değil, doğayla uyum içinde yaşamaktır, doğanın altın dengelerine saygı duymaktır.
Ormansızlaşma ve yanlış tarımsal uygulamalar erozyonu hızlandırmakta, göllerin ve barajların dolmasına yol açmaktadır. Her yıl erozyonla kaybettiğimiz toprak, bir Kıbrıs Adası büyüklüğündedir. Ülkemizde erozyonla kaybolan bitki besin maddesinin maddî değeri ise 1 300 000 000 dolardır. Bu da gösteriyor ki, erozyon, beraberinde, açlık ve yoksulluk getiren çok ciddî bir çevresel problemdir.
Değerli arkadaşlar, bunlar göstermektedir ki, uzun bir süreden beri, birbirinden ayrı, birbirinden bağımsız olarak görülen çevresel, ekonomik ve toplumsal sorunlar, aslında, birbirinden ayrılması mümkün olmayan ve mutlaka bir bütün olarak değerlendirilmesi gereken konulardır.
Durumu zorlaştıran bir başka unsur da, çevre sorunlarının, aynı anda hem küresel hem de ulusal düzeyde çözülmesinin gerekli olmasıdır. Zaten, çevrenin küresel bir değer olarak ifade edilmesinin anlamı da budur. Bundan dolayı, dünya ölçeğinde bir mutabakat, bir konsensüs sağlanmadan çevre sorunlarını sağlıklı bir şekilde çözmek mümkün değildir.
Değerli arkadaşlar, eğer çevre sorunları disiplin altına alınmazsa, insan egoizmi kontrol edilmezse, medeniyetler, hâlâ, savaşları, kan ve gözyaşını bir çözüm yolu olarak görmeye devam ederse, gelecekte insanlık adına çok ciddî felaket senaryolarının, küresel yıkımların ortaya çıkacağı açıktır. Ülkemizin de bu ortamdan çok ağır bir şekilde etkileneceği ortadadır.
Bu senaryoyu tesirsiz bırakacak en önemli değerlerimizden biri ormanlarımızdır. Dünyanın ve ülkenin yeşil örtüsü olan ormanlar, toprak kayması, erozyon ve sedimantasyon tehlikesini azaltmakta, suyu arındırmakta ve depolamakta, görsel çevreyi zenginleştirmekte, oluşturduğu sosyal, fizikî ve ekonomik standartlarla yeni yerleşim üniteleri oluşturmakta, iklim rejimini dengeye oturtmakta, zengin bir sosyal altyapı ortaya koymakta, bünyesinde barındırdığı zengin bitki çeşitleri ve hayvan türleriyle her açıdan insanlara çok büyük yararlar sağlamakta ve daha sayamadığımız birçok önemli fonksiyonları ifa etmektedir.
Çarpık kentleşme, kontrolsüz rant sağlama isteği, yetersiz çevre bilinci, orman yangınları, orman kadastrosunun zamanında bitirilemeyişi, yetersiz ödenek ve diğer etkenler ormanlarımızın arzu ettiğimiz noktaya gelemeyişinin sebeplerindendir. Bu negatif faktörler, ülkemize, çölleşme, erozyon ve büyük ekonomik kayıplar olarak, maalesef, geri dönmektedir.
Değerli arkadaşlar, bugün, ülkemizde, 21 000 000 hektar orman alanı bulunmaktadır. Bu da, toplam yüzölçümümüzün yüzde 26,8'i demektir. Dünyada kabul edilen değer ise yüzde 30'dur; fakat, bizim ormanlarımızın en büyük problemi, bu yüzde 26,8'in yaklaşık yüzde 52'sinin, yani, yarısından fazlasının verimsiz orman niteliğinde olmasıdır. Onun için, Bakanlığımızın yapması gereken en önemli iş, bu verimsiz ormanların acilen verimli orman seviyesine getirilmesi ve bunun için her türlü desteğin mutlaka seferber edilmesidir.
Değerli arkadaşlar, bugün, ülkemizde, ormanlardan geçimini sağlayan 20 450 orman köyü ve yaklaşık 7 500 00 orman köylüsü bulunmaktadır. Bu köylerin, hizmet etme noktasında, Bakanlığımızdan aldıkları paylar, 2003 yılında yüzde 36'ya, 2004 yılında ise yüzde 44'e çıkmıştır. Hükümetimiz döneminde orman köylülerimiz lehine bu gerçekleşmeden dolayı büyük memnuniyet duymaktayız.
Değerli arkadaşlar, ormancılıkta temel anlayış, sürdürülebilir çevre anlayışına bağlı olarak, sürdürülebilir bir ormancılık anlayışının hayata geçirilmesidir. Bununla beraber, hükümetimiz döneminde, ormanların korunmasında devlet-halk işbirliğinin en güzel örneklerinden biri verilerek, klasik bekçilik sisteminden ormanların köy tüzelkişiliklerince korunması sistemine geçilmiştir.
İnsanlarımızın ormanlara sahip çıkmasının, onları koruyup geliştirmesinin çok önemli bir yolu da, sivil toplumun, sivil sektörün sistemin içine dahil edilmesidir. Ayrıca, son dönemde, hükümetimizin ve Bakanlığımızın başlattığı ve 12 ilde hayata geçen kent ormanları da her türlü takdire layık uygulamalardır.
Değerli arkadaşlar, medeniyetimiz, bir vakıf medeniyetidir. Bundan dolayı, vakıf sisteminin de, ormanlarımızı geliştirme, koruma ve büyütmede bir sistem olarak devreye girmesi fevkalade önemlidir.
Değerli arkadaşlar, orman yangınları ve kadastro konuları da ormanlarımızın önemli konularındandır. Bu konularda Değerli Bakanlığımızın yaptığı çalışmalar, bu sistemin her geçen gün daha da realize edilmesi, sistemi önemli bir noktaya getirmiştir.
Ormanlarımızı tahrip eden önemli bir olgu da çarpık kentleşmedir. Bunu önlemenin yolu, planlı ve kontrollü büyümedir. İmar planlarını yaptırırken, yerel yönetimlerimiz yeni orman alanları oluşturmaya özen göstermeli ve bunu, vazgeçilmez bir sosyal altyapı olarak görmelidir. Ulusal ölçekte de, özellikle çevre düzeni planı ve tüm stratejik planlarda, orman faktörü, önemli bir plan değeri olarak, bir plan parametresi olarak yer almalıdır. Bu yaklaşım, ulusal ve küresel ölçekte, çevre değerlerine, bütün dünyanın kabul ettiği gibi, çok önemli katkılar sağlayacaktır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; çevreyle ilgili her alanda olumsuz gelişmeler yaşanmaktadır. Bir taraftan, doğal çevre yok olurken, kirlenirken, diğer taraftan, kentsel çevre, çarpık yapılaşma ve yanlış imar politikalarıyla doku bozukluğuna uğramakta, hatta, kanserli dokular haline gelmektedir. Tarihî ve kültürel çevre, yangınlar, yıkımlar ve savaşlarla yok olmakta, diğerleri, yetersiz korumayla, yavaş yavaş malum sona yaklaşmakta ve bizi biz yapan bu değerlerle beraber, millî hafızamız da yok olup gitmektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
49 konuşma daha · 24 Aralık 2004