İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 48. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Temel ceza kanunlarına uyum amacıyla çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 56)

Ali İhsan Köktürk

Zonguldak Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 48. Birleşim · 2. yasama yılı · 10 Ocak 2008 · 999 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ali İhsan Köktürk (CHP), 10 Ocak 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TEMEL CEZA KANUNLARINA UYUM AMACIYLA ÇEŞİTLİ KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.: 56)); konuşma 999 kelime.

Ali İhsan Köktürk (CHP, Zonguldak). “Temel ceza kanunlarına uyum amacıyla çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 56)”. TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim tutanağı, 10 Ocak 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-ihsan-kokturk-23-2008-01-10-temel-ceza-kanunlarina-uyum-amaciyla-cesitli-kanunlarda-degisiklik-yap (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBA ADINA ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 56 sıra sayılı kanunun on birinci bölümünün kapsadığı 301’den 330’a kadar olan maddeler üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubumuzun görüşlerini ifade etmek üzere söz almış buluyorum. Öncelikle yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ayrıca, bugün 10 Ocak Gazeteciler Günü. Bildiğimiz gibi, 1961 yılında gazetecilerin çalışma haklarında önemli iyileştirmeler getiren 212 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girmesi üzerine, 9 gazete sahibi Yasa’yı protesto etmek için üç gün boyunca gazeteleri yayınlamama kararı aldılar. Bu gelişme karşısında gazeteciler 10 Ocak 1961 günü haklarına ve basın özgürlüğüne sahip çıkmak amacıyla sendika binası önünde toplanarak valilik makamına kadar bir yürüyüş yaptılar. Patronların boykot kararı karşısında ise sendikanın öncülüğünde 11, 12, 13 Ocak 1961 tarihlerinde “Basın” adıyla kendi gazetelerini yayınladılar. O tarihten sonra 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Bayramı olarak kutlandı. 1971 yılındaki 12 Mart müdahalesinden sonra ise çalışanların hakları ve basın özgürlüğüne getirilen kısıtlamalara tepki olarak 10 Ocak tarihi bayram olmaktan çıkartıldı ve Çalışan Gazeteciler Günü olarak anılmaya başlandı.

Değerli milletvekilleri, geride bıraktığımız süreçte çalışan basın emekçilerimize yönelen tehditlere ve baskılara rağmen, halkımıza doğru ve gerçek haberi ulaştırmaya çalışan, onurundan ve gazetecilik ilkelerinden ödün vermeyen pek çok basın emekçimizin bu uğurda yaşamlarını yitirdiğine tanık olduk. Yakın süreçte de gazetecilerimizin ve onlara sahip çıkan gazetelerin saldırılara uğradıklarını ve yine pek çok gazetecinin iş akitlerinin feshedildiğini üzüntüyle izledik. Ancak, her türlü baskılara karşın, basın emekçilerimizin, halkımızı doğru ve gerçek haberle donatma görevlerinden ödün vermeyeceklerine yürekten inanıyor, bu duygu ve düşüncelerle 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde, bugün hayatta olan ve olmayan tüm basın emekçilerimizi sevgi ve saygıyla anıyor, yıpranma tazminatlarını kaldırmaya çalışan siyasal iktidarı bir kez daha düşünmeye davet ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün görüşmekte olduğumuz yasa tasarısı, maalesef, İç Tüzük’ün 77’nci maddesi uyarınca Adalet Komisyonunda maddeler hâlinde görüşülemedi. “Torba kanun” mantığıyla hazırlanan, içerisinde birbirleriyle hiç bağlantısı olmayan pek çok düzenlemeyi içeren, “uyum” adı altında, kanun yapma tekniğinin dışına çıkılarak pek çok yasa maddesini değiştiren ve hatta, Adalet Komisyonuna ve Genel Kurula geldiğinde içerisinde daha önceki dönemde yasalaşan 74 maddeyi ihtiva eden bu tasarı, genel anlamıyla hatalı, son derece karmaşık ve bu hâliyle de anlaşılması son derece güç bir düzenlemedir. Dolayısıyla, aslen bu hâliyle desteklenmesi son derece zor bir tasarıyla karşı karşıya bulunmamıza rağmen, adliyelerimizde ve Yargıtayımızda ivedilikle bekleyen pek çok dosya ve hatta zaman aşımına uğrayabilecek bazı suçlar nedeniyle, mümkün olduğunca az hatayla çıkabilmesi için Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak tasarının düzeltilmesine elden geldiğince destek olmaya çalıştık. Bu anlamda, bir hafta gibi çok kısa bir süre içerisinde Meclisteki parti grupları adına yapmış oldukları çalışmalarla tasarıdaki hataları en aza indirme çabası içerisine giren değerli milletvekillerimiz Sayın İsa Gök’e, Sayın Hakkı Köylü’ye, Sayın Rıdvan Yalçın’a ve Sayın Hasip Kaplan’a öncelikle teşekkürü bir borç biliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; parti grubumuzun görüşlerini ifade edeceğim on birinci bölümde yer alan maddelere geçtiğimizde, bu maddelerden birisi 5/11/1961 tarihli ve 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu’nun 56’ncı maddesinin değiştirilmesine yöneliktir. Bu madde uyarınca “Muhtarlıkça veya mülkî amirce yapılan tebliğe rağmen çocuğunu okula göndermeyen veli veya vasiye okul idaresince tespit edilen her gün için on Türk Lirası para cezası verilir. Bu para cezasına rağmen çocuğunu okula göndermeyen veli veya vasiye üçyüz Türk Lirası idarî para cezası verilir.” şeklinde değişiklik önerilmektedir.

Tabii ki keyfî olarak veya kabul edilemeyecek ayrımcı düşüncelerle çocuklarını okula göndermeyenlerin belli bir yaptırıma tabi kılınmasından daha doğal bir şey olamaz. Ancak hepimizin bildiği gibi, eğitim ve öğretimde yaşanan sorunlar bununla sınırlanamayacak kadar büyüktür. Kalkınmanın temelinin eğitim olduğu gerçeğinden yola çıkıldığında, bu sorunu çözmenin sosyal devletin öncelikli görevi olduğunun hepimizce kabul edilmesi gerekir. Fakat, gerçekte durum böyle midir? Üzgünüz ki bu konudaki gerçekler arzu edilen istatistiki bilgileri karşımıza çıkartmıyor. Google arama motoruna “yine okula gidemiyorlar” başlığıyla girdiğimizde karşımıza değişik tarihlere ilişkin binlerce olumsuz örneksemeler çıkıyor. Bu konuda, Tunceli’nin Mazgirt ilçesine bağlı Göktepe köyünde bulunan ilköğretim okulu öğrencilerinin kaloriferler yanmadığı için, Şanlıurfa’da yüzlerce küçük çocuğun, kilosu -eski parayla- 100 bin liradan pamuk topladıkları için okula gidemediğinden tutun, Şanlıurfa’da okulu olmayan bir mezrada çocuklara köy çobanının eğitim verdiğine, Erzurum’un Hınıs ilçesinde bulunan Cumhuriyet İlköğretim Okulunda tadilat çalışmalarına eğitim ve öğretim yılının ilk günü başlanmasından tutun, okullarda yasaya aykırı olarak toplanan parayı ödeyemediği için onuru kırılan öğrencilere ve ailelere kadar, kız çocuklarına karşı uygulanan negatif ayrımcılıktan tutun memleketim olan Zonguldak’ın Çaycuma ilçesinde bulunan Anadolu lisesi binası gibi, İzmit ve Düzce depremleri nedeniyle zarar gören ve üzerinden dokuz yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen yapılamayan ve güçlendirilemeyen yüzlerce okula kadar olan örneksemelerden yola çıkılarak bakıldığında, sorunun, sadece velilerce çözülmesi mümkün olmayan bir sorun olduğu tüm çıplaklığıyla karşımıza çıkmaktadır.

İlköğretim çağı nüfusunda olup okula gidemeyen 667 bin kız, 444 bin erkek çocuğun sorununu, ailelere sorumluluk yükleyen ve sorumluluğunu yerine getiremediğinde cezalandıran bir anlayışla çözmenin mümkün bulunmadığı da açık bir şekilde görülmektedir. Bu nedenle, Hükûmet Programı’nda, gelir yetersizliği ve cinsiyet ayrımcılığı gibi nedenlerle eğitimden uzak kalan bireylerin burs, taşımalı eğitim, şartlı nakit transferi gibi mekanizmalarla eğitime erişimin artırılacağı şeklindeki vaatler hızlı bir şekilde yaşama geçirilmeli, gelir dağılımı arasındaki uçurumları ortadan kaldıracak tedbirler alınmalı, ailelerimiz, yoksulluk sınırının altındaki yaşam biçiminden insanoğluna yaraşır bir yaşam biçimine yükseltilmeli ve eğitim sistemimiz bütçeden hak ettiği payı almalıdır.

Bütün bunların yapılması gerekirken, tam tersine bizzat Cumhurbaşkanı makamının onay ve teveccühlerini alan YÖK gibi en üst düzeydeki öğretim kurulu başkanının “üniversiteler paralı olmalı” gibi açıklamaları, bu ülkenin gerçeklerinin hâlâ daha doğru olarak algılanamadığını göstermektedir. Makamlarca dile getirilen, “eğitim paralı olmalı” şeklindeki söylemler, Hükûmetin yönetim kadrolarında var olan anlayışı da açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Ancak, böyle bir anlayışın toplum vicdanında yer bulması ve kabul edilmesi mümkün değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine görüşmekte olduğumuz yasanın 308’inci maddesiyle, 1961 tarihli, 237 sayılı Taşıt Kanunu’nun 16’ncı maddesi değiştirilmektedir. Bu madde, Taşıt Kanunu’nun kapsamına giren durumlarda tahsis edilen araçları tahsis amacı dışında ve şahsi işlerinde kullananların cezalandırılmasına yönelik bir madde olup yeni düzenlemede de tekerrürüne yönelik fıkra kaldırılmıştır.

Değerli milletvekilleri, her ne kadar bu konuda değiştirilmesi önerilen düzenleme daha önceden de var olmasına karşın, Yasa’nın işletildiğine ne yazık ki tanık olamıyoruz. İçinden geçtiğimiz süreçte basınımızda bu maddenin ihlal edildiğine dair pek çok haber yer almasına ve plakaları örtülen makam araçlarının siyasal erk sahiplerinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

62 konuşma daha · 10 Ocak 2008

62 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook