Avrupa birliği nüfus değişiminde türkiye'nin konumu hk.
Aksaray Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 66. Birleşim · 3. yasama yılı · 3 Mart 2005 · 755 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ali Rıza Alaboyun (AK Parti), 3 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 66. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: AVRUPA BİRLİĞİ NÜFUS DEĞİŞİMİNDE TÜRKİYE'NİN KONUMU HK.); konuşma 755 kelime.
Ali Rıza Alaboyun (AK Parti, Aksaray). “Avrupa birliği nüfus değişiminde türkiye'nin konumu hk”. TBMM Genel Kurulu, 66. Birleşim tutanağı, 3 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-alaboyun-22-2005-03-03-avrupa-birligi-nufus-degisiminde-turkiye-nin-konumu-hk (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ALİ RIZA ALABOYUN (Aksaray)Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Avrupa Birliği nüfus hareketleri ve Türkiye'ye açılan fırsat penceresi konusuyla ilgili olarak gündemdışı söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.
Hepimizin yakından takip ettiği gibi, 17 Aralık sürecinden bu yana tartıştığımız ana konulardan biri, göç ve serbest dolaşım oldu. Avrupa Birliği üyeliğimize karşı çıkan ülkeler, genelde Türkiye'den anî göçlerin olacağı, ekonomilerini zora sokacağını dile getirmektedirler. Ben buna bir açıklık getirmek istiyorum.
Sayın arkadaşlarım, sizlerin de bildiği gibi, Avrupa Birliğinde nüfus her geçen gün azalmakta, yaşlı nüfus ise çoğalmakta. Bir örnek vermek istiyorum. 1995 ve 2000 yılları arasında Avrupa Birliğinin kendi nüfusunda 4,5 milyon azalma olmuş, fakat, buna karşılık da 5 000 000 göç almış. Yani, azalan nüfusunu 5 000 000 göçle ikame etmeye çalışmış. Romanya ve Bulgaristan'ın katılmasıyla, 2007 yılında, Avrupa Birliğinin nüfusu 482 000 000 olacak. Elimizdeki Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği tarafından hazırlanan bazı çalışmalarda, AB'ye her yıl yasal olarak kabul ettikleri 600 000 göçmeni alsalar bile, 2050 yılında nüfuslarının 96 000 000 daha azalacağı belirtilmekte. Eğer ülke bazında bir örnek verecek olursak, örneğin Almanya'nın bugünkü nüfusu olan 82 000 000, 2050 yılında 65 000 000'a düşecek, 2100 yılında 22 000 000'a düşecek. Bugünkü nüfus artışıyla söylüyorum.
Sorunun temelinde yatan en büyük etken, Avrupa'da doğurganlık etkeni; yani, anne başına düşen çocuk sayısı. Bizim Türkiye'de, tam açıklayabilirsek, anne başına düşen çocuk sayısı, Avrupa Birliğinde hızla düşüyor. Avrupa Birliği ortalaması şu anda 1,4; Almanya'da 1,3; Türkiye'de de 2,1.
Dünyanın neresinde olursa olsun bir nüfusun hem artmadan hem de eksilmeden sabit kalabilmesi için anne başına düşen çocuk sayısının 2,1 olması lazım. Anne başına düşen çocuk sayısı 2,1 olursa ortalama olarak, nüfus artmıyor da azalmıyor da. İsterseniz bunu birkaç örnekle değerlendireyim: 1970'de, Avrupa Birliğinde anne başına düşen çocuk sayısı 2,1 iken, bugün otuzbeş yıl içerisinde 1,4'e düşmüş.
İtalya ve İspanya'da bu daha da vahim. İtalya ve İspanya'da anne başına düşen çocuk sayısı 1,2. İtalya'nın kuzeylerine gittiğiniz zaman, İsviçre'ye yakın yerlerde anne başına düşen çocuk sayısı 1'in de altında, 0,7. Bu şu demek: 20 kişiyi oluşturan 10 kişilik bir ailenin 7 çocuğu var. Avrupa'da en yüksek doğum oranı da 1,7. Bu ülkeler de Finlandiya, İngiltere, Hollanda ve Fransa. AB'ye yeni giren 10 ülkedeki doğum oranı da Avrupa ortalamasıyla aynı, 1,4.
Bütün bunlar gösteriyor ki, AB nüfusunu dengede tutmak için gerekli oranda doğum gerçekleşmiyor ve nüfus devamlı azalıyor.
Değerli arkadaşlarım, Avrupa'da bu doğum oranını artırmak için birtakım özendirici tedbirler alınıyor. Bunlardan birtakım özendirici tedbirler alınıyor. Bunlardan birkaç tane örnek vermek istiyorum: Örneğin, İsveç: 1999 yılında anne başına düşen çocuk sayısı 1,5 iken, "her aile 4 çocuk sahibi olması lazım, bir çocuğa ayda 106 euro vereceğiz, artırımlı olarak dördüncü çocuğa da 109 euro vereceğiz" demişler, yani 4 çocuk sahibi olacak bir aileye 600 euro aile desteği veriyorlar ve daha sonra doğum yapan anneye 15 ay ücretli izin, babaya, haftada 1 gün, çocuğunu görebilmek için ve çocuğuyla vakit geçirebilmesi için ücretli izin. Bütün bu tedbirlere rağmen, 1999'daki 1,5'lik oran 2003'ün sonunda 1,7'ye ancak çekilebilmiş.
Diğer Avrupa ülkelerinde de doğum oranını artırıcı önlemler var; orada da büyük bir kaygı var. Bu önlemler genellikle anne ve babaya uzun süreli ücretli izin, doğan çocuk başına parasal destek, vergi iadesi veya vergi muafiyeti, askerlikten muafiyet, araba, konut, tatil gibi harcamalarda cazip krediler, bunlardan bazı önlemler olarak sayılabilir.
Bir de bunun karşısında Avrupa Birliğinde yaşam süresinde bir artış oldu. Sağlıktaki olumlu gelişmelerden dolayı 1970 yılında ortalama yaşam süresi 70,1 yaş iken 2001 yılında 78,5'e çıktı, yani yüzde 10-12 oranında yaşam süresinde bir artış var.
Bir taraftan doğum oranında eksilme, bir taraftan yaşlılıkta artış Türkiye'ye bir fırsat penceresi sunuyor. Ben burada bunu dile getirmek istiyorum. Avrupa Birliği, Romanya ve Bulgaristan'a, daha müzakerelerin devam ettiği 2000 yılında bütün şeyleri kaldırdı, serbest dolaşımı serbest bıraktı ve bu ülkelerden Avrupa'ya rahatlıkla göç sağlandı.
Bir de Avrupa Birliğinin yüz yüze geldiği birtakım sorunlar var. Aldığı göçmenlerin çoğu nitelikli göç değil. Kuzey Afrika'dan, Hindistan'dan Ortadoğu'dan, değişik yerlerden gelen sığınmacı göçmenlerin çoğu oluşturuyor. Dolayısıyla, biz Türkiye olarak eğer elimizdeki fırsatları çok iyi değerlendirebilirsek, nitelikli, dil bilen, kalifiye, sosyal yönden gelişmiş öğrenciler ve bir nesil yetiştirebilirsek Avrupa Birliğinde çok büyük fırsat var. Ben, bunun yanında, Türkiye'yle ilgili birtakım gelişmeleri de vermek istiyorum. Mesela, Türkiye'de yapılan en son araştırmalarda, doğum oranı 1977 yılında -yani, anne başına düşen çocuk sayısı- 3,3 iken 2003'te 2,1'e gerilemişiz; nüfusumuz sabitleşiyor demektir. Hiçbir zaman 100 000 000'luk büyük Türkiye hayaline ulaşamayacağız. Bundan da kimsenin korkmaması lazım. Doğuda bu oran 3,7 -güneydoğuda ve doğuda- batıda 1,9. Nüfusumuzun yüzde 50'si de 1980 ve sonrası doğumlu.
Bu bilgileri bilmekte yarar var diye düşünüyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
21 konuşma daha · 3 Mart 2005