Deniz çevresinin petrol ve diğer zararlı maddelerle kirlenmesinde acil durumlarda müdahale ve zararların tazmini esaslarına dair kanun tasarısı (s.s.718)
Aydın Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 66. Birleşim · 3. yasama yılı · 3 Mart 2005 · 1.824 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mehmet Boztaş (CHP), 3 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 66. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DENİZ ÇEVRESİNİN PETROL VE DİĞER ZARARLI MADDELERLE KİRLENMESİNDE ACİL DURUMLARDA MÜDAHALE VE ZARARLARIN TAZMİNİ ESASLARINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.718)); konuşma 1.824 kelime.
Mehmet Boztaş (CHP, Aydın). “Deniz çevresinin petrol ve diğer zararlı maddelerle kirlenmesinde acil durumlarda müdahale ve zararların tazmini esaslarına dair kanun tasarısı (s.s.718)”. TBMM Genel Kurulu, 66. Birleşim tutanağı, 3 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mehmet-boztas-22-2005-03-03-deniz-cevresinin-petrol-ve-diger-zararli-maddelerle-kirlenmesinde-acil (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA MEHMET BOZTAŞ (Aydın)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Deniz Çevresinin Petrol ve Diğer Zararlı Maddelerle Kirlenmesinde Acil Durumlarda Müdahale ve Zararların Tazmini Esaslarına Dair Kanun Tasarısı hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini dile getirmek üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi ve bizleri izleyen değerli yurttaşlarımızı sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Ülkemizde, insanlığın ortak mirası olan çevrenin korunmasını düşünen, boğazlarımızın ve denizlerimizin hurda gemi mezarlığına dönüştürüldüğünü, denizlerimizde yaşanan çevre katliamlarının dayanılmaz boyutlara ulaştığını gören insanlarımız, bu konuda önleyici bir yasanın çıkarılmasını umutla bekliyordu. Ne var ki, görüşülmekte olan tasarı, bu beklentilere tam anlamıyla yanıt verir nitelikte değildir.
Komisyon çalışmaları sırasında, daha kapsamlı beklentileri içerir mahiyette bir tasarıya dönüştürülebilmesi için gayret sarf edilmişse de, bu konuda sonuç alınamamıştır. Bu haliyle tasarı, beklentilerin çok az bir kısmını karşılar niteliktedir. Tasarı beklentilere tam yanıt vermemektedir; çünkü, bu tasarı da, bundan önceki tasarılar gibi, ilgili çevrelerce yeteri kadar tartışılmadan, onların görüş ve düşünceleri alınmadan, alınan görüş ve düşünceler ise yeteri kadar değerlendirilmeden komisyondan geçirilmiştir.
Yarımada şeklinde bir coğrafyaya sahip olan ülkemizin üç yanının denizlerle çevrili olması ve toplam 8 333 kilometre uzunluğunda kıyı şeridine ve çok önemli boğaz geçişlerine ev sahipliği yapması açısından, tasarı, yaşamsal bir önem arz etmektedir.
Tasarı, başlığından da anlaşılacağı üzere, kirliliğin önlenmesine dönük bir tasarı değil, kirlenmenin gerçekleşmesinden sonra acil durumlarda müdahaleyi ve zararların tazminini öngören bir tasarıdır. Bu nedenle tasarı, mantığı itibariyle yanlıştır. Kirlenmeden önce alınacak tedbirleri de içermesi gerekirken, tasarıda, bu kısım eksik bırakılmıştır. Tasarının 1 inci maddesinin gerekçesinde "olayın meydana gelmesini önlemek üzere alınan tedbirler Kanunun konusu ve amacı dışındadır" denilerek, bu husus açıkça belirtilmiştir.
Sivil toplum örgütleri ve çevreci kuruluşların etkinliklerinin artırılarak, denetim noktasında onları da etkin kılmak gerekmekteyken, bu konu dikkate alınmamıştır. Zira, çevreci kuruluşlar, asıl çevreyi koruyacak olan onlardır. Mevcut yasalarla bile çevre katliamı önlenebilecekken, gerek bürokrasinin hantallığı gerekse çevreyi sanayileşmenin önündeki bir engelmiş gibi gören çarpık anlayış, ülkemizdeki çevre katliamına seyirci kalmayı beraberinde getirmiştir.
Tasarı dikkatle incelendiğinde, çevreci bir mantıkla hazırlanmadığı, daha çok ticarî kaygılarla hazırlandığı anlaşılmaktadır. Tasarının "Genel Gerekçe" başlıklı sayfasının son paragrafında "Tasarı, bugüne kadar Türk Boğazlarında ve Türkiye'nin deniz yetki alanlarında meydana gelen olaylarda müdahale ve tazmin konularında yaşanan olumsuzlukların giderilmesi amacıyla hazırlanmıştır" denilerek, bu görüş açıkça dile getirilmiştir.
Tasarı, yasayla düzenlenmesi gereken birçok hususu idareye devretmektedir. Bu durum, yasa taslağının içini boşaltmakta; yasamanın, yetkisini, bir bakıma, idareye devretmesi anlamına gelmektedir. Ayrıca, konu, yaşamsal bir öneme sahip olup, yönetmeliklere bırakılamayacak kadar net hükümler içermektedir.
Çok uzun bir kıyı şeridine sahip olan ülkemiz denizlerinde ciddî sorunlar vardır. Kıyılarımızın ve denizlerimizin kirliliğinin önlenebilmesi, bu alanda güçlü yasal düzenleme ve bunun uygulanmasıyla mümkün olabilir. Gemi trafiğinin yoğun olduğu denizlerimiz ve coğrafyamızda gerekli önlemlerin alınmaması, denizlerimizin, yaşlı gemilerin batırılıp, sigorta tazminatının tahsiline fırsat veren karasuları görünümünü vermektedir. Bunun, ulusal güvenlik, çevre, kültürel miras ve turizmimiz açısından da yaşamsal bir önemi vardır.
Her gün onlarca geminin transit geçiş yaptığı Boğazlarımızın ve çok uzun kıyılara sahip olunan diğer denizlerimizin kirlenmesi durumunda, acil müdahaleyi gerektiren düzenlemenin, bu tasarının yasalaşmasıyla birlikte, bizce yetersiz, ama, bu alandaki kısmî iyileştirmeyi de beraberinde getirecektir.
Tasarı, yasamanın belirleyeceği birçok noktayı boş bırakmakta ve bunu, yönetmeliklerle tamamlanır anlayışıyla, yasamanın yetkisini idareye devretmektedir; ancak, bu konuda daha önce uluslararası içerikte yürürlüğe giren Barcelona Anlaşması ve Karadeniz'le ilgili taraf olduğumuz Bükreş Anlaşmasıyla imza attığımız uluslararası sorumluluğumuz var. Bunlara, ancak yasa düzeyinde düzenlemelerle yanıt verilebilir.
Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri; bu yasanın birçok çarpık yanları var. Bu çarpık yanlarının düzeltilmesi konusunda komisyon çalışmaları sırasında değerli başkanımız ve komisyon üyesi arkadaşlarımızla birçok görüş alışverişinde bulunduk; ancak, AKP İktidarının bu zamana kadar yaptığı uygulamalar, bizim Çevre Komisyonunda da aynen devam etmektedir. Komisyonda bizler ne kadar Türkiye'nin yararına, çevre duyarlılığını taşıyan, denizlerimizin kirlenmesinin önüne geçen birçok anlayışı sergilememize rağmen, maalesef, parmak sayısıyla, Cumhuriyet Halk Partisinin komisyon üyelerinin hiçbir görüşünü dikkate almaksızın, sadece kendi çoğunluklarına güvenerek Parlamentodan geçirdikleri gibi, komisyonlarda da aynı anlayış sürgit devam etmektedir.
Değerli arkadaşlarım, bu yasa, az önce altını çizerek söylediğimiz gibi, sivil toplum örgütlerinin görüşleri yeteri kadar değerlendirilmediği için eksiktir. Yine, uluslararası çağdaş bir mantığı, çağdaş bir çevreci anlayışı bu yasada göremediğimiz için yanlıştır, eksiktir.
Bir an için düşünelim. İskenderun açıklarında batmış olan bir gemi vardı; Türkiye'nin bugün hâlâ gündeminde. Dört yıl süreyle orada batmayı bekleyen bu gemi... Bu yasa yürürlükte olsa dahi, batmadan önce herhangi bir önlem getirmiyor; battıktan sonra, sadece ekonomik anlamdaki kaygılarımızı giderecek tedbirler içermektedir.
Biz, Cumhuriyet Halk Partisinin komisyon üyeleri olarak, komisyonda da sürekli altını çizmeye çalıştığımız, bir yasa çıkarken, önce, testi kırılmadan önlemini alalım, testi kırıldıktan sonra çocuğu dövmenin bir kıymeti harbiyesi yoktur diyoruz. Eğer, orada, bu yasa çıkmış olsaydı dahi, İskenderun açıklarındaki geminin batması önlenemeyecek ise, hangi çevreci bir mantıkla, bu yasa çevreci bir mantığı içeriyor diyebiliriz?! Bunu söylememiz mümkün değil. Bizi üzen noktalardan bir tanesi, bu yasanın önleyici tedbir getirmemiş olmasıdır.
Değerli arkadaşlarım, geçtiğimiz günlerde, yine, Türkiye'nin gündeminde olan bazı olayları da sizlerle paylaşmak istiyorum. Dünyada Kyoto Protokolü diye bir protokolümüz var. Bu anlaşma, birçok devletler arasında imzalanmış; ancak, son şeklini... Rusya'nın da imzalamasıyla yürürlüğe girmiş olan bu anlaşma, bu protokol, Türkiye tarafından imzalanmamıştır; fakat, Türkiye, sera gazı salınımları hakkında taahhüt altına girmiş. Geçtiğimiz günlerde bir gazetede çıkan bir açıklamasında -uluslararası sözleşmelerin, çağdaş mantık içerisinde, Türkiye tarafından da, birçok çevreci tarafından da, çevreci kuruluşlar tarafından da kabul edilen- bu anlayışı Sayın Bakanımız reddediyor. "Avrupa sanayileşmesini tamamlamış; sanayileşmesini tamamlamış olan Avrupa, bize, sanayileşmeyin, bu protokolün altına imza atın, sorumluluklarınızı üstlenin diyor. Bizim, Kyoto Protokolünü imzalamamız söz konusu değildir; bize, bu, dayatmadır, dayatmayı kabul edemeyiz" noktasında bir değerlendirme getiriyor.
Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakanımızın bu görüşünü paylaşmadığımızı buradan dile getirmek isterim. Zira, sanayileşmiş ülkeler, birçok çevre katliamının yaşandığını görmüşler; deneyerek, tecrübe edinerek çevre katliamının önüne geçmeyi bugün arzular hale gelmiştir. Birçok, küresel ısınma dediğimiz, dünyayı tehdit eden, insanlığı tehdit eden, gelecek nesilleri tehdit eden, bilimadamlarının feryat edercesine dile getirdiği çevre katliamlarının önüne geçme konusunda, ozon tabakasının delinmesi diye tabir ettikleri -halk arasında böyle bilinen- sera gazı salınımlarının kontrol altına alınmasına dönük bu protokol, dev ülkeler tarafından, Amerika Birleşik Devletleri tarafından da reddedilir bir mantık içerisindedir; ancak, Türkiye'nin daha sanayileşmesini gerçekleştirmemiş olması, belki, bir anlamda Türkiye'nin de yararınadır. Zira, atacağımız adımlarda, bundan sonra, çevre dostu bir mantıkla, sanayimizi buna göre şekillendirmemiz mümkün. Aksi takdirde, Avrupa'nın geçtiği yolları biz de geçelim, sanayileşmeyi, çevreye zararlı bir sanayileşme anlayışını egemen kılalım, biz oraya geldikten sonra önlemi nasıl olsa alırız mantığı içerisinde hareket edersek, Avrupa'nın uğradığı zararları Türkiye de çekmek durumunda kalacak. Hem ekonomik anlamda biz bu zararları çekeceğiz hem de çevre anlamında çekeceğiz hem de halkımızın, gelecek nesillerimizin yanlış yönetildiği konusunda onlara da bir inanç vereceğiz. Bu anlamda da yanlıştır diye bakıyoruz.
Değerli milletvekilleri, bu sözleşmenin, bu anlaşmanın, Kyoto Protokolünün, Türkiye tarafından bir an önce ciddiye alınması gerekiyor. Bizler, bu sözleşmenin içeriğine bakarak, gelecek nesillere karşı olan sorumluluğumuzu da yerine getirmeyi bilinç olarak kendimiz taşıyacağız; başka insanlara da bunu önermemiz gerekiyor.
Biz, Çevre Komisyonu üyeleri olarak, komisyonda bunların altını çize çize söyledik; ama, bir türlü dinletemedik. Hiç değilse, bugün, burada, Parlamentoda yapılacak olan bu görüşmeler sırasında, bu yasanın en azından yönetmeliklere atıfta bulunmayan, içini Parlamentonun kendi çalışmasıyla, yasama yetkisini bizlerin kullanması gerektiğine hepimiz inanıyorsak eğer, yönetmeliklere, tamamen yönetmeliklere gönderme yaparak değil, Parlamentoda bir yasa düzenliyorsak bizler düzenleyelim, yasama yetkisini kaldırıp hükümete devretmeyelim. Bu, bir yetki gasbını da beraberinde getirecektir.
Bu zamana kadar birçok yasada altını çizdik, uyardık, Cumhuriyet Halk Partisinin Parlamento Grubu olarak uyardık; ama, hiçbirisi dinlenmedi, dikkate alınmadı. Yine bu haliyle çıkacak olan bu yasa, beklentilerimizin büyük bir kısmına yanıt vermeyecektir; bunu görüyoruz; ama, çok az bir kısmına bile olsa eğer karşılık buluyorsa, yanıt buluyorsa, kısmî olarak, hiç yoktan iyidir mantığı içerisinde bu yasayı destekleyebiliriz. Ancak, yüzde 100 kapasiteyle Türkiye'nin ihtiyacına yanıt verecek bir yasayı buradan çıkarmamız gerekiyor. Bunu yapabilirsek, zannediyorum ki, bize düşen daha çağdaş bir çevreci, daha çağdaş bir yasayı birlikte inşa etmiş olacağız.
Değerli milletvekilleri, tasarı, başlığından da anlaşılacağı üzere, kirliliğin önlenmesine dönük bir tasarı değil -bir kere daha altını çiziyorum- kirlenmenin gerçekleşmesinden sonra acil durumlarda müdahaleyi ve zararların tazminini öngören bir tasarıdır. Sivil toplum örgütleri ve çevreci kuruluşların etkinliklerinin artırılarak, denetim noktasında onların da etkin kılınması gerekmekteyken, bu husus dikkate alınmamıştır.
Tasarı dikkatle incelendiğinde, çevre mantığını içermemektedir. İnsanlığın ortak mirası olan çevrenin korunması konusunda, Boğazlarımızın ve denizlerimizin hurda gemi yığınlarına dönüşmesi konusunda gerekli tedbiri almamaktadır. Kazalar göz göre göre gelmekte, önleyici tedbir olmadığı için bu kazalar bir türlü önlenememekte, bundan sonra da önlenemeyecek.
Değerli arkadaşlarım, biz diyoruz ki, deniz çevresinin kirliliğinin önlenmesi isteniyor. Sadece gemi kazalarına dönük bir tedbir getiriyor. Deniz kıyılarımız, denizlerimiz, sadece gemilerle meydana gelen kazalarla kirlenmiyor; evsel atıklarla da, kara atıklarıyla da kirlilik had safhada devam ediyor. Kendi bölgemden, kısaca, örnek vermem gerekirse, Menderes Havzası diye bahsettiğimiz bir havzamız var. Bu Menderes Havzası, Uşak'tan başlayan kirlilikle beraber Ege Denizinin de kirliliğine yol açmaktadır.
Deniz çevresinin kirlenmesinin önlemini alacak acil müdahale yasası dediğimiz bu yasa, bu tür kirliliklere ne tür önlem getiriyor; burada böyle bir önlem yok, kirlenmenin önünü alacak herhangi bir tedbir de yok. Yasa, temel gerekçesinde de, genel gerekçesinde de açıkça belirtiyor zaten. Sadece ekonomik kaygılarla, tazminata dönük, sigorta kapsamına alabilecek bir değerlendirme yapıyoruz. O zaman Çevre Komisyonunda görüşülmesinin ne esprisi vardı?! Bunu bir başka mantık içerisinde değerlendirmek mümkün iken bunu yapamamışız, çevreci bir mantığı burada egemen kılamamışız.
Değerli arkadaşlarım, bu konuda sözümü fazla uzatmak istemiyorum. Ayrıca, yine, geçmişte yaşanan İzmit ve İzmir Körfezi başta olmak üzere kıyı alanlarında kıyı tesislerinden kaynaklanan kirlenmeler de devam edecektir. Asıl olan, tasarıda görev üstlenmiş kuruluşların önleyici ve müdahale anlamında yeterli bir konuma getirilmesinin sağlanmasıdır. Müdahalede olası gecikme ya da yetersizlik, çevre değerlerinde can ve mal güvenliğinde büyük zararlara neden olabilir ya da geri dönüşü olmayan duruma yol açabilir.
Sonuç itibariyle, değerli milletvekilleri, bu yasa beklentilerin tamamını karşılamıyor. Yüzde 80 civarında beklentilerimizi karşılamadığını görüyoruz; ama, yüzde 10, yüzde 20 civarında da karşılasa, atılmış bir adımdır diye düşünüyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, en azından hiç yoktan iyi anlamında baktığımız, yüzde 20 civarında bir iyileşmeyi bile beraberinde getiriyorsa, biz bu yasanın bu anlamıyla da olsa desteklenmesinin uygun olduğunu düşünüyoruz. Ancak, AKP İktidarına ve Parlamentodaki arkadaşlarımıza bir önerimiz var; hiç değilse AK Parti olabilmek için icraatların da ak olması gerekiyor.
TEVFİK ZİYAEDDİN AKBULUT (Tekirdağ)Zaten öyle.
MEHMET BOZTAŞ (Devamla)Ancak, Enerji Bakanlığıyla ilgili değerlendirmeler öyle olmadığını ortaya koyuyor. Parlamentoda bulunan, birçok bekleyen, yolsuzlukla ilgili dosyalar da bekliyor. Her geçen gün burada tartıştığımız bu olaylar, gerçekten, ak olmayı, sizin anlattığınız anlamda "hak ediyoruz" diyorsunuz ya, öyle olmadığını gösteren deliller var elimizde. Enerji Bakanlığı ve Parlamentoda bekleyen yolsuzluk dosyaları bunun somut örneklerinden iki tanesidir, canalıcı iki tanesidir. O nedenle, AK Parti denilmeyi hak ettiğiniz gün bizler bunu söyleyeceğiz, AK Parti diyeceğiz; ama, şimdilik kaydıyla AKP demeye devam edeceğiz değerli arkadaşlarım.
Umuyorum, çok daha çevreci, çok daha çağdaş, çok daha gelecek nesillere karşı sorumluluğumuzu yerine getiren yasaları burada konuşur hale geliriz. Sadece tüccar siyaset mantığıyla değil, her alanda olduğu gibi çevre konusunda da tüccar siyaset mantığının egemen kılınmaması gerektiğini, yaşamın ta kendisinin çevre olduğunu bilerek; çevrenin sadece bugün yaşayan insanların değil, bizlerin değil, aynı zamanda gelecek nesillerin de bizlere olan emaneti olarak bilerek, bu sorumluluk duygusuyla hareket edeceğimizi, bundan sonraki yasalarda hiç değilse bu bakış açısıyla hareket edeceğimizi düşünerek hepinize tekrar saygılar, sevgiler sunuyorum. Bundan sonra Parlamentomuzda çok daha çağdaş yasaları görüşmek dileğiyle saygılar sunuyorum değerli arkadaşlarım. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
21 konuşma daha · 3 Mart 2005