Deniz çevresinin petrol ve diğer zararlı maddelerle kirlenmesinde acil durumlarda müdahale ve zararların tazmini esaslarına dair kanun tasarısı (s.s.718)
Burdur Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 66. Birleşim · 3. yasama yılı · 3 Mart 2005 · 1.619 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ramazan Kerim Özkan (CHP), 3 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 66. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DENİZ ÇEVRESİNİN PETROL VE DİĞER ZARARLI MADDELERLE KİRLENMESİNDE ACİL DURUMLARDA MÜDAHALE VE ZARARLARIN TAZMİNİ ESASLARINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.718)); konuşma 1.619 kelime.
Ramazan Kerim Özkan (CHP, Burdur). “Deniz çevresinin petrol ve diğer zararlı maddelerle kirlenmesinde acil durumlarda müdahale ve zararların tazmini esaslarına dair kanun tasarısı (s.s.718)”. TBMM Genel Kurulu, 66. Birleşim tutanağı, 3 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ramazan-kerim-ozkan-22-2005-03-03-deniz-cevresinin-petrol-ve-diger-zararli-maddelerle-kirlenmesinde-acil (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur)Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Deniz Çevresinin Petrol ve Diğer Zararlı Maddelerle Kirlenmesinde Acil Durumlarda Müdahale ve Zararların Tazmini Esaslarına Dair Kanun Tasarısının 4 üncü maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.
Evsel ve endüstriyel atıkların arıtılmadan su ortamlarına boşaltılması, tarımda kullanılan verim artırıcı doğal ve yapay maddelerin sularla taşınması gibi nedenlerle gerçekleşen su kirliliği, üç yanı denizlerle çevrili olan ülkemiz için önemli bir sorundur. 3215 belediyenin bulunduğu ülkemizde sadece 141 belediyede kanalizasyon sistemi vardır ve bunun da sadece 43'ünde arıtma tesisi bulunmaktadır; yani, kanalizasyon sularının yüzde 99'u arıtılmadan, ırmaklara, göllere ve denizlere bırakılmaktadır. Endüstrinin ürettiği zehirli ve ağır metalleri ihtiva eden atık suların yıllık üretimi 930 000 000 metreküptür. Bunun sadece yüzde 22'si arıtılmakta, yüzde 78'i ise arıtılmadan sulara bırakılmaktadır.
Yüzey aktif maddeler bakımından sularımızı en çok da deterjanlar kirletmektedir.
Yine, ülkemizdeki endüstri tesislerimizin yüzde 91'inde arıtma tesisi bulunmamaktadır. Organize sanayi bölgelerimizin yüzde 86'sında arıtma tesisi yoktur.
Değerli arkadaşlarım, böylesine bir tabloda, nasıl olur, gelişmeden, sanayileşmeden bahsedebilirsiniz?! İnsanının sağlığını tehdit eden, gelecek kuşaklarını her türlü çevre kirliliğine maruz bırakarak, her türlü hastalık ve zehirlenmeye yol açacak, belki de toplu ölümlere götürecek böylesine bir tehlike varken, nasıl olur da, giderek bir sanayi ve endüstri ülkesi oluruz diyebiliriz?!
Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilât ve Görevleri Hakkında 4856 sayılı Kanunun "Ana hizmet birimleri", "Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü" madde 9'un (j) bendinin son cümlesinde "deniz kirliliğine karşı hazırlıklı olmak, müdahale ve mücadele kapasitesini artırmak için gerekli tedbirleri almak, aldırmak, acil müdahale plânları yapmak, yaptırmak" ifadesi geçer. Hani, nerede Çevre Bakanlığımızın çalışması?! Bugüne kadar, hazırlanmış, denizle ilgili bir çevre plânımız var mı?! Tabiî ki yok; olsaydı, Ulla Gemisi olayında olduğu gibi, Bakanlığımız sınıfta kalmazdı.
Değerli arkadaşlarım, acil müdahale plânlarının hazırlanma görevinin kesinlikle Denizcilik Müsteşarlığına verilmesi gerekmektedir.
Globalleşen dünyamızda ülkeler ve kıtalararası ulaşımın önemi gittikçe artmakta ve daha ucuz olması nedeniyle tercih sebebi olan deniz taşımacılığı birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. Bu sorunlardan biri ve en önemlisi, deniz taşımacılığı sonucunda oluşan deniz kirliliğidir. Günümüzde büyük boyutlara ulaşan deniz kirlenmesi sorunu, denizci ülkelerin yanı sıra, tüm dünya toplumlarını ilgilendiren bir konu haline gelmiştir.
Deniz taşımacılığı ve taşımacılık kaynaklı atıklar denizlerdeki toplam kirliliğin yüzde 20'sini oluşturmaktadır. Yolcu gemilerinden de, yasal olmamasına rağmen, yağlı balast tanklarının yıkanması, sintine sularının denize boşaltılması, çöplerin denize dökülmesi, problemlerin büyümesine katkıda bulunmaktadır.
Gemilerden kaynaklanan sintine suları ve petrol taşımacılığı esnasında oluşabilecek kazalar nedeniyle ortaya çıkan petrol kirlenmesi, gemi kaynaklı kirleticilerin en önemlileridir. Yağ, deniz suyundan daha az bir yoğunluğa sahip olduğundan yüzeyde bir tabaka oluşturur; bu da, canlılar için hayat kaynağı olan oksijenin deniz içinde yayılmasını önler. Bütün bu atıklar deniz canlılarına zarar vermekte, insan sağlığını dolaylı olarak bozmakta, denizlerimizin kullanım olanaklarını azaltmakta ve balıkçılık dahil diğer kullanımlar açısından kalitesini negatif yönde etkilemektedir.
Çevre kirliliğinden dolayı, 1980 yılında balık üretimi 500 000 tonu geçerken, günümüzde 100 000 tona kadar düşmüştür. 4 denizimizin kapalı deniz olmaları, su yenileme zamanının uzun olması dolayısıyla, denize giren atıkların ortamda kalma süresi daha fazladır.
Bugün Marmara Denizindeki kirlenme yüksek boyutlardadır. Erdek Avşa çevresi, Gemlik ve İzmit Körfezleri sanayi atıklarıyla, İstanbul ve öteki yerleşim bölgeleri de, ek olarak evsel atıklarla aşırı biçimde kirlenmiştir. Marmara Denizi, bir yandan İstanbul metropolü, İzmit Körfezi, Tekirdağ, Gemlik Körfezi etrafındaki yoğun yerleşmenin, diğer yandan da, bu denize akan akarsulardan kaynaklanan önemli çevresel baskılar altındadır. Tamamen Türkiye'nin bir içdenizi konumunda olan Marmara'da görülen bu çevresel bozulma hızla artmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; turizmin başkenti cennet şehir Antalyamızın, dolayısıyla, Akdenizimizin de hızla bir kirlenmeye maruz kaldığı ve bunun, şimdi sorun gibi görülmemekle birlikte, gelecekte özellikle turizm sektörü açısından büyük bir tehdit oluşturacağı kanısındayım. Özellikle yaz aylarında liman ve marinalarımızda bulunan yerli ve yabancı yat ve tekneler bu kirlenmenin esas kaynağını teşkil etmektedir.
Bu cennet ülkemizin bu tertemiz denizinden, koylarından, doğal güzelliklerinden yararlanan; ancak, birçoğu turistik tesislerimizden bile yararlanmayarak teknelerinde konaklayan turistler, gemi kaynaklı evsel atıklarını -yani, lavabo, banyo, tuvalet gibi- daha ülkemiz kıyılarından ayrılmadan karasularımıza boşaltmaktadır. Bununla ilgili olarak, maddede geçen "kirliliğe müdahale" kapsamında önlem almak açısından, cezaî müeyyideler tespit edilmeli ve kendilerine, önceden, bu yasaklar tebliğ edilmelidir.
Bunların dışında denizlerimizin kirlenmesinde en önemli büyük etkenlerden birisi de, büyük nehirlerdir. Bundan, Sayın Tuncay Ercenk de bahsetti. Bunların başında Tuna Nehri gelmektedir. Sözümona, çevreci geçinen bazı Avrupa ülkeleri bu nehrin temizliğine, maalesef, önem vermemekte ve evsel sanayi atıklarını bu nehre atmaktadırlar.
Ayrıca, petrol ürünleri ve kimyasal atıkların yanı sıra, 1 000 ton kadar etilen klorürün de, çevredeki petrokimyasal çalışmalar ve enerji istasyonlarından Tuna Nehrine sızdığı belirtilmiştir.
Yine, siyanürlü atıklar gibi ağır metaller de Tuna Nehrine dökülmektedir.
Değerli arkadaşlarım, bugün Karadeniz'in kirlenmesinde Tuna Nehrinin payı yüzde 75'tir. Bunun en bariz örneği, 1960'larda Karadeniz'de yaşayan balık çeşitlerimizin azalmasıdır; 70'in üzerindeki balık çeşidi, bugün, ancak, 15 civarına düşmüştür. Karadeniz'in kirliliği demek, İstanbul'un kirliliği demektir. Bu nedenle, bu maddeyle sorumluluk üstlenen Denizcilik Müsteşarlığı, gerekirse, uluslararası temaslarla, kirliliğe müdahale, zararların tazmini ve malî sorumluluk garantilerinin bildirimi konularında icraya ilişkin yetki ve görevlerini yerine getirmelidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Burdur İlimiz, deniz kıyısında olmamakla birlikte, bir turizm cenneti olan Antalya'ya yakınlığı ve göller bölgesinin en büyük gölü olan Burdur Gölü nedeniyle, konunun çok da uzağında değildir. Ayrıca, Burdur Gölünün dışında, Salda, Yarışlı, Çorakgöl, Karataş Gölü ve Gölhisar Gölü, ilimizin doğal güzelliklerini oluşturmaktadır.
Göl kirlenmesinin ana unsurları, akarsular ve atmosferik olaylardır. Akarsularla taşınan çözünmüş ve askıdaki maddelerin önemli miktarı, erozyon ve kimyasal çözünme sonucu oluşur. Ayrıca, asit yağmurları da kirliliği artırmaktadır.
Göle karışan kirleticilerin büyük bir kısmı, akarsular, endüstriyel atıklar ve drenaj yoluyla taşınmasına karşılık, atmosferle kirliliğin taşınması da son derece önemlidir.
Havadaki kirleticilerin yağışlar ve rüzgâr gibi atmosferik etkenlerle uzun mesafelere taşınması ve yerüstü sularına karışması sonucu su kirliliği meydana gelmektedir.
Burdur Gölümüz de, yıllardan beri doğal ve ekolojik yapısıyla av ve yaban hayatına evsahipliği yapmakta ve eşsiz bir çevre güzelliği oluşturmaktadır. Son yıllarda ise, göldeki su seviyesinin önemli oranda düşmesinin yanı sıra, şehir merkezi, evsel atıklar ve organize sanayi bölgesi atıklarıyla, âdeta, bir çöplük haline gelmiştir. Bu durum, gölde kışlayan su kuşlarının bölgeyi terk etmesine neden olmakta ve aynı zamanda da, çevrede insan ve hayvan sağlığı yönünden ciddî tehlikeler oluşturmaktadır. Üstelik, Burdur Gölünün 12 600 hektarlık alanı, Ramsar Sözleşmesi kapsamında, 38 125 hektarlık alan ise, yaban hayatı koruma sahası statüsüyle koruma altına alınmış bulunmaktadır.
Bununla ilgili olarak Sayın Bakanımıza, gölümüzün temizlenmesiyle ilgili olarak, bir soru sormuş ve Bakanlığımızın bu konuda yardımlarını istemiştik. Sayın Bakanımız, bize bu konuda destek vereceklerini dile getirmişlerdi; ancak, bugüne kadar, henüz somut bir adım atılamadığını görüyoruz. İlimizin bir sembolü olan gölümüzün bir an önce temizlenmesi için, öncelikle yönetim plânının tamamlanması ve bir an önce hayata geçirilmesi gerekmektedir. Denizlerimiz kadar, ülkemizin doğal güzellikleri olan göllerimizin de, korunması ve temizlenmesi önemli bir konudur. Bu, hem ülke turizmi açısından hem de insan ve hayvan sağlığı bakımından son derece gereklidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanun tasarısıyla, ülkemizin uzun yıllardır ihtiyacı olan büyük bir eksiklik giderilmiş olacaktır. Bilindiği üzere, tanker trafiği açısından, özellikle, Türk Boğazları üzerinden yılda yaklaşık 150 000 000 ton petrol taşınmakta olup, oluşabilecek herhangi bir kazada hem insan yaşamı hem de denizlerimiz ve sahillerimiz için çok büyük bir tehlike oluşacaktır. Geçmiş yıllarda boğazlarımızda yaşanan önemli deniz kazaları neticesinde oluşan kirliliklerin maliyetinin çok yüksek olduğu düşünülürse, her yıl artan gemi trafiğinin, bu durumu daha da içinden çıkılmaz hale getireceği aşikârdır. Özellikle, doğal yaşama verilen geri dönüşü olmayan zararlar değeri ölçülemeyecek kadar büyüktür.
Ayrıca, yakın bir tarihte hizmete girecek olan Bakû-Tiflis-Ceyhan boru hattının ülkemiz sahillerindeki tanker trafiğini önemli derecede artıracağı ve sahillerimizde risk altında kalmayan herhangi bir bölge bulunmayacağı gibi, özellikle güney sahillerimizdeki doğal güzelliklerimiz ve turizm kaynaklarımız, Türk Boğazlarında olduğu gibi, çok büyük bir risk altına girecektir.
Tüm bunların ışığında, görüşülen bu kanun tasarısının ne kadar acil bir şekilde hayata geçirilmesinin gerektiği şüphe götürmez bir gerçektir. Hiçbir kimse diyemez ki, şu anda veya birkaç saat sonra bir deniz kazası olmayacak ve denizlerimiz kirlenmeyecek.
Oluşabilecek bir kirlilikte acil müdahale çok büyük bir önem taşımakta, geçen her an kirliliğin boyutunu büyütmekte, çevreye verilen zarar geri dönülemez noktalara ulaşmaktadır.
Bunun neticesinde yapılan kirlilikle mücadele de, bir ülkenin ekonomisini sarsacak kadar büyük miktarlara mal olmaktadır.
Ülkemizin içerisinde bulunduğu ekonomik şartlar düşünülürse, bu kanun tasarısıyla tazminat konusunda olumlu gelişmeler olmasına rağmen, kirlilikle mücadele sırasında alınacak kararların ve uygulanacak yöntemlerin belirlenmesinde tek başlı ve hızlı hareket edebilecek bir yönetim görülememektedir. Tüm dünyada ve özellikle gelişmiş ülkelerde bu konuda tek başlı bir yönetim benimsenmiş, böylelikle olabilecek herhangi bir kirlilikte zaman kaybetmeden müdahale edilmesi düşünülmüştür. Fakat, mevcut tasarının 15 inci maddesinde yer alan "müdahale faaliyetlerinin etkinliğini artırmak amacıyla Müsteşarlık, Sahil Güvenlik Komutanlığının da olumlu görüşü alınarak olay bölgesinde veya olayla ilgili uygun gördüğü deniz alanlarında deniz trafiğini geçici olarak askıya alabilir ve değiştirebilir" ifadesiyle tasarının ikinci bölümünde, madde 4'te, dördüncü bölümündeki madde 18'de yer alan, acil müdahale plânlarının hazırlanması görevinin Çevre ve Orman Bakanlığına verilmesi ifadesi, herhangi bir kirlilik anında kurumlar arasında kararlar alınana kadar geçen zamanın ülkemizi hem çevresel hem de ekonomik açıdan geri dönülemez noktalara getireceği şüphe götürmez bir gerçektir.
Bugüne kadar görevi olmasına rağmen Çevre ve Orman Bakanlığının, acil müdahale plânlarının hazırlanması konusunda bir çalışması olmamıştır. Ayrıca, acil müdahale gibi önemli ve uzmanlık isteyen bir konuda plân hazırlanmasında tecrübeli kadroları var mıdır bilemiyorum.
Oluşabilecek acil bir duruma müdahalenin kısa sürede yapılmasının önemli olduğu bütün dünyada kabul edilmişken, 15 inci maddede yer alan, Denizcilik Müsteşarlığının, kaza durumunda seyir düzenlemelerini Sahil Güvenlik Komutanlığının görüşünü alarak yapıyor olması, konunun aciliyetini engeller niteliktedir.
Sonuç olarak, Avrupa Birliğine uyum çerçevesinde kanunlarını düzenleyen bir ülke için, özellikle Avrupa Birliği ülkeleri başta olmak üzere, tüm gelişmiş ülkelerde acil müdahale, hazırlıklı olma, plânlama ve müdahale konusunun uluslararası sözleşmelerde de kabul edilen denizcilik idareciliğinde yapılıyor olması mutlak bir gerekliliktir.
Yüce Meclisimiz, ülkemizin yegâne denizcilik idaresi olan Denizcilik Müsteşarlığının güçlü bir yapıya kavuşması için, var olan kadrolarına ilaveten, denizcilik konusunda eğitim almış tecrübeli personel alımı konusunda da ilgili kanunları geçirmiştir. Bu uzman kadrolardan, konusu büyük ölçüde deniz ve denizcilik olan...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
21 konuşma daha · 3 Mart 2005