İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 66. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Deniz çevresinin petrol ve diğer zararlı maddelerle kirlenmesinde acil durumlarda müdahale ve zararların tazmini esaslarına dair kanun tasarısı (s.s.718)

Tuncay Ercenk

Antalya Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 66. Birleşim · 3. yasama yılı · 3 Mart 2005 · 1.479 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Tuncay Ercenk (CHP), 3 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 66. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DENİZ ÇEVRESİNİN PETROL VE DİĞER ZARARLI MADDELERLE KİRLENMESİNDE ACİL DURUMLARDA MÜDAHALE VE ZARARLARIN TAZMİNİ ESASLARINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.718)); konuşma 1.479 kelime.

Tuncay Ercenk (CHP, Antalya). “Deniz çevresinin petrol ve diğer zararlı maddelerle kirlenmesinde acil durumlarda müdahale ve zararların tazmini esaslarına dair kanun tasarısı (s.s.718)”. TBMM Genel Kurulu, 66. Birleşim tutanağı, 3 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/tuncay-ercenk-22-2005-03-03-deniz-cevresinin-petrol-ve-diger-zararli-maddelerle-kirlenmesinde-acil (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA TUNCAY ERCENK (Antalya)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Deniz Çevresinin Petrol ve Diğer Zararlı Maddelerle Kirlenmesinde Acil Durumlarda Müdahale ve Zararların Tazmini Esaslarına Dair Kanun Tasarısı ve Çevre Komisyonu Raporu hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemiz için denizlerdeki ulaşım, kıyı trafiği, çevre korunması bakımından çok önemlidir. Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye Cumhuriyetinin çevre korunması konusunda imzaladığı uluslararası belgelerin geliştirilmesinde öncülük yapmayı bir görev bilmektedir.

Deniz çevresinin güvenliğini tehdit eden riskler; gemilerden, denizden, denizde kurulmuş olan platform ve boru hatlarından, doğal afetlerden kaynaklanan riskler ile kıyı yapıları ve endüstriyel tesislerden kaynaklanan riskler olarak sınıflandırılabilir. Deniz kirliliğinde karasal kaynaklı kirlenmede nehirlerle taşınım önceliklidir. Karalarda bertaraf edilirken, nehirlere deşarj edilen kirleticilerin denizleri doğrudan etkilemesi söz konusudur. Kazalar, bilgisizlik ve kasıt, gemilerden kaynaklanan risk unsurlarıdır. Bu risklere, kaza durumunda denize petrol veya diğer zararlı maddelerin yayılması, legal veya illegal yollardan taşıdıkları tehlikeli atıkların veya maddelerin denize boşaltılması, gemilerin normal operasyonlarından kaynaklanan sintine ve balast suyu gibi atıklar ile katı atıkların denize boşaltılması örnekleri verilebilir. Ayrıca, gemilerin denize elverişlilik ve yola elverişlilik durumlarının uygun olmaması da bu nedenlerin arasında sayılabilir.

Karadeniz'deki kirlilik çok önemli bir sorundur. Karadeniz'e dökülen iki büyük nehir -Tuna ve Dinyester- bazı Avrupa Birliği üyesi ülkelerin yerel ve sanayi atıklarını taşımaktadır. Aynı zamanda, Dinyester Nehrine ve dolayısıyla Karadeniz'e nükleer atıkların bırakıldığına dair şüpheler de vardır. Kara Avrupasının üçte 1'inin tüm atıkları Karadeniz'e dökülmektedir. Her yıl Karadeniz'e ulaşan azotun yüzde 53'ü, fosforun yüzde 66'sı Tuna Havzasından kaynaklanmaktadır. Boşaltılan evsel atık oranı, yaklaşık 570 000 000 metreküptür. Karadeniz'e ulaşan yıllık kirletici madde oranı 10 830 000 tondur.

Kirliliğin diğer sebebi ise atılan çöplerden oluşan tehlikeli atıklar ve radyoaktif elementlerdir. Bölgede, devletlerdeki mevcut atık radyoaktif maddenin karakteri bozulmamıştır ve hâlâ insan sağlığına ve çevreye zarar vermektedir. Önlem alınmadığı takdirde, potansiyel nükleer kazalar olabilecektir. Hatırlanacağı üzere, İtalyan kökenli toksik atık içeren variller 1988 yılında Karadeniz'in Türk sahillerine vurmuştur. Bunu takiben, Türkiye İtalya'dan varilleri geri almasını istemiştir; fakat, İtalya, geri almayı reddetmiş ve Türkiye'ye toksik atıkları arıtma tesisi kurmasını önermiştir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bildiğiniz gibi, ülkemizde son derece önemli sonuçları olan deniz kazaları meydana gelmektedir. İstanbul Boğazı, dünyanın diğer boğazlarına, kıyı ve içsularına göre kaza riski en yüksek su yoludur. Bu yüzden, muhtemel bir deniz kazası esnasında oluşacak zararları önlemek ve gerekli tedbirlerin alınması ve kirlilikle mücadele etmek, kullanılacak teknik malzeme ve ekipmanları kullanmak gereklidir. Hazırlanan bu kanun tasarısında, kirlenme olayı gerçekleşmeden önce önlem alınması veya bu kirlenme olayının hiç olmaması için çalışma yapılması, bilimsel araştırmalar yapılması gerekmektedir. Bu konu çok kuvvetle vurgulanmalıdır.

Bu noktada Temmuz 2004'te İskenderun Limanında taşıdığı 2 200 ton toksik atıkla batan, Saint Vincent bandıralı M/V Ulla kargo gemisinden de bahsetmek gerekir. Esasen, baraj yapımında kullanılması amacıyla İspanyol bir şirketten Cezayir'e gönderilen toksik kargonun geçişi kabul edilmemiş ve Şubat 2000'de, Türk makamlarının bilgisi ve izni dışında Türkiye'ye sokulmuştur. Türkiye, Basel Konvansiyonu sekretaryasına ve İspanyol makamlarına bir mektup yollamış, onları, toksik kargonun İspanyol kökenli olduğu konusunda bilgilendirmiş ve geri çağrılmasını talep etmiştir. Uzun görüşmeler sonucunda, İspanya, toksik kargoyu Türkiye'den geri almak üzere 2002 yılında irade beyan etmiştir; fakat, toksik kargo, çeşitli sebepler öne sürülerek İspanya'ya geri götürülmemiştir. Bu tür gemilerin denizlerimizdeki kirliliğini kamuoyunun takdirlerine ciddiyetle ve saygıyla sunuyorum.

Buna benzer bir olayın da... Antalya-Kemer'de Tor-3 gemisinin, yine, batmasıyla 6,4 ton yakıtın ve 1 870 ton alçıtaşının denizi kirlettiği konusunu da bilgilerinize sunmak istiyorum.

Eğer gerekli önlemler bir an evvel alınmazsa, Aliağa'da demirli bulunan Sea Beirut gemisinin kaderi de Ulla'yla aynı olacaktır. Libya bandıralı Sea Beirut gemisi, gemi teçhizatının sökülmesi amacıyla, Fransız bir şirket tarafından, 2002 yılında Türkiye'ye gönderilmiştir; ancak, Fransız firması, geminin bazı parçalarının amyant içerdiği konusunda Türkiye'yi bilgilendirmemiştir. Söz konusu parçaların geri alınması için, Türkiye, Basel Konvansiyonuna ve Fransız makamlarına mektup göndermiştir. Çeşitli bahaneler öne süren Fransız makamları, adı geçen parçaları geri almayı reddetmiştir. Görüldüğü üzere, böyle bir felaket gerçekleşmeden gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir.

Deniz Çevresinin Petrol ve Diğer Zararlı Maddelerle Kirlenmesinde Acil Durumlarda Müdahale ve Zararların Tazmini Esaslarına Dair Kanun Tasarısı, deniz çevresinin petrol ve diğer zararlı maddelerle kirlenmesini olay gerçekleşmeden önlemek adına yeterli önlemler içermemektedir. Denizlerin ve kıyılarımızın karşı karşıya olduğu bu tehditlerde müdahale usul ve yöntemleri, ilgili kuruluşların görev, yetki ve sorumluluklarından da önemlisi, çevre korunması konusunda dikkat edilmesi gereken en temel öğe önlem almak olmalıdır.

Şimdi, bu cümleyi söyledikten sonra tasarının 1 inci maddesinin gerekçesine bakmak istiyorum. "Kanun, olay sonucu ortaya çıkan petrol ve diğer zararlı maddelerle kirlenmede acil durumlarda müdahale ve tazmin esaslarının belirlenmesine yöneliktir" dedikten sonra, olayın meydana gelmesini önlemek üzere alınan tedbirler, bu kanunun kapsamı ve konusu dışındadır diyerek, denizlerimizin kirlenmesi konusunda herhangi bir önlem alınmayacağı bu kanun tasarısıyla açıkça kabul edilmiştir.

Şimdi, buradan nereye gelmek istiyorum: Bu tasarıya göre, arkadaş, ben, kirlenme olmadan, petrol atıkları denize yayılmadan veya diğer sair zararlı maddelerle deniz kirletilmeden herhangi bir önlem almayacağım, almıyorum; bu tasarıya göre benim görevim, bu deniz kirlendikten sonra, atıklar denize boşaltıldıktan sonra, kaza olduktan sonra, gemi yalıların içine girdikten sonra, bütün zararlı maddeler denize döküldükten sonra ancak tedbirlerimi almak istiyorum ve bu zararların giderilmesi konusunda bir tasarı hazırlıyorum demektir.

Şimdi, bu mantık, sadece gerekçede değil, tasarının diğer maddelerinde de -ki, görüştüğümüz 3 üncü maddede de- önümüze çıkmakta. Örneğin, 3 üncü maddenin (f) bendinde aynen şöyle söylüyor: "Hazırlıklı olma" kavramı getirilmiş. "Olayda -yani, olay başlamış, olay var olmuş, vakıa ortaya çıkmış, kazaysa kaza olmuş, petrol denize sızmışsa sızmış, gemi çarpmışsa çarpmış, topraklar, molozlar denize dökülmüşse dökülmüş- acil ve etkin bir önlem almak, olaydan kaynaklanabilecek zararı en aza indirmek amacıyla müdahale etmek..."

Geçiyoruz (ı) bendine. "Koruyucu önlem" kavramı getirilmiş 3 üncü maddede. Bir olayın meydana gelmesinden sonra -olayın meydana gelmesinden önce değil, olayın meydana gelmesinden sonra- ortaya çıkabilecek muhtemel kirlenmeyi önlemek veya sınırlı tutmak amacıyla alınacak tedbirlerden bahsediyor koruyucu önlemi tarif ederken.

Şimdi, geliyoruz (k) bendine. "Müdahale" kavramı getirilmiş 3 üncü maddede. "Bir olayın meydana gelmesinden sonra..." Bakın, hepsi arka arkaya; 1 inci maddedeki gerekçe de dahil, (k) bendini okudum, (ı) bendini okudum ve (f) bendini okudum. Bir olayın meydana gelmesinden sonra ortaya çıkan kirliliğin neden olacağı zararları azaltmak, gidermek, sınırlandırmak amacıyla icra edilen faaliyetleri tarif etmiş müdahale kavramıyla.

Şimdi, bu anlayışla baktığınız zaman, üç tarafı denizle çevrili bir ülkede, gerçekten, bu anlayışla deniz ticaretini artırmak, çevre korumasını sağlamak, denizlerin korunmasını sağlamak mümkün değildir. Özellikle, çevre etkinlikleri düzenleyen, dünya çevre günlerinde etkinlikler koyan, yürüyüşler düzenleyen Cumhuriyet Halk Partisinin 5-6 Hazirandaki etkinliklerini, çalışmalarını şimdiye kadar izlemiş olmanız gerekir. İnanıyorum ki, bundan sonra, Cumhuriyet Halk Partisinin çevreye olan duyarlılıkları takip edilir ve sürekli olarak, olay olduktan sonra, olay meydana geldikten sonra önlem değil, olay meydana gelmeden önce... Yani, hırsız eve girmiş, eşyalar götürülmüş, ben kapıyı kilitliyorum... Böyle bir mantıkla yasa tasarısı hazırlanmaz diye düşünüyorum.

Yine, burada, eksik olan bir husus şu, arkadaşlarım da belirtti: Sivil toplum kuruluşlarının denetime katılımı, çevre kirliliğinin önlenmesi bakımından, üstüne basarak söylüyorum, çevre kirliliğinin önlenmesi bakımından -çevre kirliliği meydana geldikten sonra değil- önemlidir. Sivil toplum örgütleri ne kadar fazla duyarlı hale getirilirse, öyle sanıyorum ki, çevre kirliliğini, deniz kirliliğini önleme konusunda o kadar başarıya ulaşılır. Siz, ne kadar fazla insanı çevre ve deniz kirliliği konusunda duyarlı hale getirirseniz, o kadar fazla sorumlu insan yaratmış olursunuz. Yaratılan o kadar fazla sorumlu insan da, elbette, çevreyi ve denizi koruma konusunda üstüne düşeni yapacaktır diye düşünüyoruz.

Yine, deniz, akarsu, göl, karasal bölgeler gibi herhangi bir çevrede bir kirlenme olayı söz konusu olduğunda, önemli olan nokta da kamuoyunun doğru bilgilendirilmesidir. Bu meydana gelebilecek olan zararın nelere mal olabileceğini, sağlık konusunda, çevre kirliliği konusunda nelere mal olabileceğini, hangi olumsuz koşulları yaratabileceğini... Kamuoyunu çok sağlıklı biçimde bilinçlendirebilirsek, yine, bu kazaları, bu kirlilikleri önleme konusunda üzerimize düşeni yapmış oluruz diye düşünüyorum.

Şimdi, siz, kıyı bölgelerini, göl kıyılarını, dere kıyılarını, nehir kıyılarını imara açacaksınız; imara açtıktan sonra, fabrika atıklarının denize dökülmesine, kıyılara dökülmesine önayak olacaksınız; ruhsat vereceksiniz; hatta ve hatta, denizi kirleten, gölü kirleten, kıyıları kirleten fabrikaların veya buna benzer tesislerin iki yıl daha kirletmesine müsaade edeceksiniz ve ondan sonra da, denizlerimizin, göllerimizin, akarsularımızın temizliğinden, kirliliğinin önlenmesinden söz edeceksiniz!.. Biz, bu, çok açık bir çelişkidir diye düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bu arada, Antalya-Kemer yolundaki yol çalışmalarını, gerçekten, ilgiyle izliyoruz. Finike ve Demre arasındaki yol çalışmalarını da yine ilgiyle izliyoruz. Tabiî, bu yol ile bu deniz kirliliğinin ne ilgisi var diyeceksiniz. Biliyorsunuz, Antalya, bir kıyı kentidir; Antalya, bir turizm kentidir; Antalya, bir deniz kentidir. Antalya'da, ilgili müteahhit tarafından, dağdan alınan molozlar denizden uzağa götürülmeyip de denizin içerisine boşaltıldığı zaman ve denizin kirletilmesine bu şekilde müsaade ettiğiniz zaman, Antalya'da, deniz kirliliğini, bu tasarıya rağmen, bizzat elinizle yapmış olursunuz.

Şimdi, bakın, Antalya'da, mavi bir deniz ve yemyeşil bir orman... İkisi arasında, gri kıyılarla dolu, gri kayalıklarla dolu bir set, bir şerit. Bu görüntü şu anda bozulmuş durumda ve mavi ile yeşilin arasına kahverengi topraklar ve moloz yığınları... Kayalıklar dolmuş ve Antalya gibi bir kentte, gerçekten, hiç de hoş olmayan görüntü kirliliği, çevre kirliliği sergilenmekte ve Antalya gibi turizm kentine yakışmayacak bir sonuç ortaya çıkmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, Avrupa Birliğine uyum çalışmalarının devam ettiği günümüzde, Avrupa Birliği normlarına uygun kanun tasarılarının hazırlanması önem taşımaktadır. Avrupa Birliği çevre politikasında önleyiciliğin temeli, kaynağında düzeltme ilkesidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

21 konuşma daha · 3 Mart 2005

21 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook