Deniz çevresinin petrol ve diğer zararlı maddelerle kirlenmesinde acil durumlarda müdahale ve zararların tazmini esaslarına dair kanun tasarısı (s.s.718)
Genel Kurul, 66. Birleşim · 3. yasama yılı · 3 Mart 2005 · 1.232 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Yahya Baş (AK Parti), 3 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 66. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DENİZ ÇEVRESİNİN PETROL VE DİĞER ZARARLI MADDELERLE KİRLENMESİNDE ACİL DURUMLARDA MÜDAHALE VE ZARARLARIN TAZMİNİ ESASLARINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.718)); konuşma 1.232 kelime.
Yahya Baş (AK Parti, İstanbul). “Deniz çevresinin petrol ve diğer zararlı maddelerle kirlenmesinde acil durumlarda müdahale ve zararların tazmini esaslarına dair kanun tasarısı (s.s.718)”. TBMM Genel Kurulu, 66. Birleşim tutanağı, 3 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yahya-bas-22-2005-03-03-deniz-cevresinin-petrol-ve-diger-zararli-maddelerle-kirlenmesinde-acil (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA YAHYA BAŞ (İstanbul)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 718 sıra sayılı Deniz Çevresinin Petrol ve Diğer Zararlı Maddelerle Kirlenmesinde Acil Durumlarda Müdahale ve Zararların Tazmini Esaslarına Dair Kanun Tasarısı üzerine AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; Grubum ve şahsım adına Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, çevre kirliliğiyle mücadele, asrımızın en önemli konularından biridir. Bundan kırk yıl önce, insanlık, hızlı bir ekonomik büyümeyle refah düzeyini yakalamak isterken, denizleri, havayı, su kaynaklarını ve bütün doğal kaynakları kirleterek kullanılmaz hale getireceğini fark edemedi; doğal varlıkların bir daha geri gelmemek üzere hızla dünya yüzünden silinip gittiğini göremedi. İnsanoğlu, ancak, yirmi otuz yıl kadar önce, çevrenin kirlenmesi bu hızla devam edecek olursa, dünyamızdaki bütün canlılar için yaşamın sürdürülebilir olmaktan çıkacağının bilincine vararak önlem almaya başladı. Bu alandaki uluslararası çalışmalar da yine bu dönemde başladı.
Tüm dünyada olduğu gibi, çevre sorunları, kalkınmakta olan ülkemizde de büyük bir hızla artmaktadır. Ülkemiz, yaşadığı bir dizi çevre sorununun yanı sıra, sınırötesi çevre sorunlarından da önemli derecede etkilenmektedir.
Değerli milletvekilleri, küreselleşen dünyamızda, ülkeler ve kıtalar arası ulaşımın önemi gittikçe artmakta ve daha ucuz olması nedeniyle de deniz taşımacılığı tercih edilmektedir. Deniz taşımacılığı ve taşımacılık kaynaklı atıklar, denizlerdeki toplam kirliliğin yüzde 20'sini oluşturmaktadır. Günümüzde, denizlerin korunmasına önem veren birçok ülke, bu konuda katı kurallar koymaktadır. Bu ülkeler, karasularında seyreden gemileri sıkı bir takibe almakta ve sıvı atıklarını ne şekilde bertaraf edeceklerini takip ederek, denizi herhangi bir şekilde kirletmelerine mâni olmaktadırlar. İşte, görüşmekte olduğumuz bu tasarı, ülkemiz açısından ciddî bir eksikliği giderecek önemli bir tasarıdır.
Değerli milletvekilleri, hepinizin de çok iyi bildiği gibi, Boğazlarımız, gerek tarihî süreci içindeki önemleri gerek coğrafî, jeopolitik yeri ve nitelikleri açısından, diğer boğazlar arasında ayrı ve özel bir öneme sahiptir. İstanbul Boğazı, üçbin yıllık tarihe ve yaklaşık 13 000 000 nüfusa sahip olan ve UNESCO tarafından dünyanın kültür merkezi ilan edilen bu büyük kentin ortasında ve tarihî mekânları arasında bulunmaktadır. Böylesine büyük öneme sahip olan Boğazlarımız, büyük bir risk altındadır. Boğazlarımızda meydana gelebilecek bir tanker kazasının oluşturacağı çevre kirliliğinin yanı sıra, tarihî değerlere ve doğal yapıya vereceği zararlar da ortadadır. Türk Boğazları ve Marmara Denizi, Karadeniz ile Akdeniz arasında gemi geçişlerini sağlayan tek su yoludur. Boğazlarımız deniz trafiği açısından çok yoğundur ve bu trafik hacmi gün geçtikçe artmakta ve giderek çok kritik ve tehlikeli boyutlara ulaşmaktadır. Trafik yoğunluğunun yanında, Boğazlarımızdan geçen gemiler tonajı bakımından da çok artmıştır. Bu durum da, elbette, deniz kazaları riskini biraz daha artırmakta ve 13 000 000 nüfusuyla İstanbul'un can, mal ve çevre güvenliğine ciddî bir tehdit oluşturmaktadır.
İstanbul Boğazında gerçekleşen deniz trafiğinin iki önemli unsuru bulunmaktadır; bunlar, yerel ve transit olarak isimlendirilebilir. İstanbul Boğazında yoğun bir yerel deniz trafiği bulunmaktadır. Bir günde karşılıklı sefer yapan şehir hatları gemileri, deniz otobüsleri ve dolmuş motorlarının sayısı yaklaşık 1 500 civarındadır. Bununla beraber, geniş bir sahaya yayılan ve tüm İstanbul Boğazını içine alan İstanbul Limanında, limaniçi hizmet veren gemilerin trafiğiyle beraber, çok sayıda balıkçı teknesi ve özel deniz vasıtaları da bu suyolunu kullanmaktadır.
Türk Boğazlarından, yılda, yaklaşık 50 000 gemi de transit geçiş yapmaktadır. Bunlardan 6 000-7 000 adedi ise tehlikeli madde taşımaktadır. Bu da, yaklaşık olarak, günde 142 gemi, saatte 4 gemi demektir. Bu sayıya, İstanbul Boğazında yaşanan yoğun şehiriçi trafiğini de eklediğimiz zaman, trafik yoğunluğu çok daha açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Montrö Sözleşmesinin imzalandığı yıl olan 1936 yılında, Türk Boğazlarından yılda 2 000 civarında, günde 4-5 geminin geçtiği düşünülürse, bu rakamın, o tarihten bugüne ne denli büyük bir artış gösterdiği daha iyi anlaşılacaktır.
Gemi sayısındaki artışın yanında, bir diğer önemli husus da, son yıllarda, yılda ortalama 103 000 000 ton petrol ve türevleri ile diğer türde kimyasal ve tehlikeli maddenin Türk Boğazları yoluyla taşınmakta olmasıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tüm bu rakamlar, Boğazlarımızın ne denli büyük bir risk altında olduğunun açık bir göstergesidir. Boğazlarımız her an bir deniz kazası riskiyle karşı karşıyadır. Meydana gelebilecek bir tanker kazası sonucu oluşacak yangın hava kirliliği yaratarak, hem insan sağlığını ciddî boyutta etkileyecek hem de maddî hasara yol açabilecektir. Ayrıca, denize dökülebilecek petrol ve ürünleri, deniz ekosistemi üzerinde olumsuz etkiler yaratarak, denizde yaşayan organizmaları etkileyecektir. Olası bir kazanın, Boğazlarımızdaki kültürel değerler üzerinde yapacağı olumsuz etkiler de maddî olarak ölçülmeyecek boyuttadır.
1952-1991 yılları arasında, boğazlarımızda 444 deniz kazası meydana gelmiştir. Bu kazaların yüzde 35'ine karşılık gelen 155 tanesinin bu dönemin son dört yılında meydan gelmiş olması, kaza risklerinin de olumsuz yönde artış eğilimine girmiş olduğunun bir başka kanıtıdır.
Bu kazalar içerisinden birkaç tanesini -hepimiz yaşadığımız için- zikretmek istiyorum.
15 Kasım 1979 tarihinde, Haydarpaşa önünde, Romen bandıralı Independenta tankerinin bir Yunan tankeriyle çarpışması sonucu 95 000 ton petrol denize dökülmüştür.
Yine, 28 Ekim 1983 tarihinde, İstanbul Limanında, Blue Star adlı kimyasal yüklü tankerin Gaziantep tankeriyle çarpışması sonucu, tankerde bulunun 1 000 ton amonyak gazı denize ve havaya karışmıştır.
Yine, 29 Mart 1990 tarihinde, İstanbul Boğazında, Jambur ve Datongsham adlı tankerlerin çarpışması sonucu yara alan Jambur adlı tankerden yaklaşık 2 600 ton gazolin denize yayılmıştır.
13 Mart 1994 tarihinde, İstanbul Boğazında, 100 000 ton petrol taşıyan Kıbrıs Rum bandıralı Nassıa adlı tankerin bir kuru yük gemisiyle çarpışması sonucu büyük bir yangın çıkmış, 30 kişi ölmüştür. Denize dökülen yaklaşık 5 000 ton petrol, bir hafta boyunca yanmaya devam etmiştir.
29 Aralık 1999 tarihinde Marmara Denizinde, yine "Volganeft 248" adlı tankerin ikiye ayrılması sonucu yaklaşık 1 000 ton fuel-oil denize dökülmüştür.
Bu kazalar neticesinde önemli miktarda petrol ve petrol türevi maddeler denize dökülmüş ve ortam, kaza sonucu dökülen petrol ürünleri nedeniyle, geniş çapta etkilenmiştir.
Denize dökülen petrol ürünlerinin su yüzeyinin yağ filmleriyle kaplânmasına, katran yumrularının oluşmasına, plajların kirlenmesine, ortamda yaşayan canlıların ölmesine neden olduğu izlenmektedir. Yaşamlarını sürdürebilen deniz canlılarında yapılan kimyasal analizler, petrol hidrokarbonlarının canlıların dokularında biriktiğini ortaya koymaktadır.
Gerek uluslararası mevzuat ve gerekse ulusal mevzuatımızdan kaynaklanan tedbirlerin uygulanabilmesi için, gemilerden kirli atıkların alınması amacıyla, gerekli tesis ve hizmetin süratle sağlanması ve sürdürülmesi gerekmektedir. Bu yapılmadıkça, gemilerden denizlere dökülen kirli atıklarla meydana gelen kirliliğin önlenmesi imkânsız olacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugüne kadar, denizlerin petrol ve petrol türevleriyle tehlikeli maddeler ve kimyasallarla kirlenmesi söz konusu olduğunda, yaklaşık 17 adet kurum ve kuruluş işin içine karışmakta ve doğal olarak bir yetki ve sorumluluk karmaşası yaşanmaktadır. Benden önce konuşan değerli CHP sözcüsü arkadaşımızın söz ettiği İskenderun'daki kaza, işte bu nedenle oluşmuştur. Eğer, bu kurumlararası yetki kargaşası o gün çözülmüş olsaydı, o tankerin orada dört yıl beklemesi mümkün olmayacak ve geri gönderilecekti; ama, maalesef, bu kargaşa çözülemediği için, dört yıl sonunda geminin batması mukadder olmuştur.
Şimdi, görüşmekte olduğumuz bu tasarının kanunlaşmasıyla, bu yetki karmaşasına son verilecek, yetkili kurum ve kuruluşların görev, yetki ve sorumlulukları açık ve kesin bir biçimde belirlenmiş olacaktır. Tasarı, ayrıca, gemiler tarafından denizlerimizin kirletilmesi durumunda, verilen zararların hemen tazmin edilebilmesini mümkün kılan hükümleri de içermektedir.
Tasarı, ülkemizde deniz güvenliğinin sağlanması ve deniz kirliliğinin önlenmesi konusunda uluslararası hukuk ve iç hukuktan doğan hak ve yükümlülükler gözönünde bulundurularak, gemilerden ve kıyı tesislerindeki faaliyetlerden kaynaklanan kirlenme tehlikesini ortadan kaldırmak veya kirlenmeyi önlemek üzere uygulanacak müdahale ve hazırlıklı olma esaslarını düzenlemektedir.
Tasarı, ayrıca, olay sonucu ortaya çıkacak zararların tespit ve tazmin esaslarını, uluslararası yükümlülüklerin yerine getirilmesi esaslarını, kanun kapsamına giren kişilerle, kurum, kuruluş, gemi ve tesislerin kanunda belirtilen ilgililerinin görev, yetki ve sorumluluklarını belirlemektedir.
Bunun dışında, tasarıyla, Boğazlarımızdan geçen gemilere bir standart getirilmekte ve bu alanda gerek Avrupa Birliği normları gerekse Marpol Sözleşmesinin hükümleri ülkemiz mevzuatına entegre edilmiş olmaktadır.
Bu suretle, denizlerimizi korumamız, denizlerimizin kirlenmesini önlememiz, deniz çevresiyle ilgili olumsuzlukları minimuma indirgememiz mümkün hale gelecektir. Tasarının kanunlaşmasıyla bu alanda çok önemli bir adım atılacaktır.
Tasarının, ülkemiz ve çevremiz için hayırlı olması dileğiyle, Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
21 konuşma daha · 3 Mart 2005
