Adli yargı ilk derece mah. ile bölge adliye mah. kuruluş ve görevleri (s.s.146)ve(146'ya 1inci ek)
Konya Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 98. Birleşim · 1. yasama yılı · 25 Haziran 2003 · 807 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Atilla Kart (CHP), 25 Haziran 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 98. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ADLİ YARGI İLK DERECE MAH. İLE BÖLGE ADLİYE MAH. KURULUŞ VE GÖREVLERİ (S.S.146)VE(146'YA 1İNCİ EK)); konuşma 807 kelime.
Atilla Kart (CHP, Konya). “Adli yargı ilk derece mah. ile bölge adliye mah. kuruluş ve görevleri (s.s.146)ve(146'ya 1inci ek)”. TBMM Genel Kurulu, 98. Birleşim tutanağı, 25 Haziran 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2003-06-25-adli-yargi-ilk-derece-mah-ile-bolge-adliye-mah-kurulus-ve-gorevleri (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ATİLLA KART (Konya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 146 sıra sayılı tasarı hakkında kişisel görüşlerimi beyan etmek üzere söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, Genel Kurul gündemine gelen 146 sıra sayılı işbu tasarı ile bundan sonra görüşeceğimiz 152 sıra sayılı hukuk usulü muhakemeleriyle ilgili tasarı, konu ve amaç yönünden birbiriyle doğrudan irtibatlı olduğundan her iki tasarının birlikte değerlendirilmesinde yarar gördüğümü ifade etmek istiyorum.
Sayın milletvekilleri, istinaf mahkemelerinin ülkemizde geçmişine bakıldığında -daha evvelki sözcülerin de ifade ettiği gibi- 1879'da yürürlüğe giren bu mahkemelerin 1924'te kaldırıldığını görüyoruz. Bu mahkemeler kırk yıl kadar uygulamada kaldıktan sonra, kamuoyunda kabul edilen gerekçeyle, adaletin süratle dağıtımına engel oldukları ve istenilen yararı sağlamadıkları gerekçesiyle ilga edilmişlerdir. Maalesef, aynı gerekçeler, esas itibariyle, bugün de geçerliliğini korumaktadır. Başlangıçta yararlı olacağı öngörülen bu yapılanma, istinaf mahkemeleri kurulan yerlerde, artan iş hacmi ve yeterli hâkim, yardımcı personel olmayışı sebebiyle, umulanı verememiştir. Müteakip çalışmalardan sonra, en son, 1977 yılında Yüksek Hâkimler Kurulunca hazırlanan üst mahkemeler kanun tasarısı gerekçesinde de bu zorluklardan söz edilerek, uygulama gerçekleri ve zorlukları dile getirilmiştir.
Öte yandan, bu tasarının temel gerekçesini teşkil eden istinaf mahkemelerinin kurulmasıyla Yargıtayın doğrudan içtihat mahkemesi işlevini yerine getirebileceği dile getirilmekteyse de, bu gerekçenin de tutarlı olmadığı görüşündeyiz. Zira, Yargıtay, bu görevini belli bir ölçüde, esaslı ölçüde yerine getirmektedir; 2000 yılı itibariyle, hukuk ve ceza konularında 800'e yakın içtihadı birleştirme kararı tesis edilmiştir.
Yapılması gereken temel çalışma, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin tavsiye kararlarını ülkemiz şartlarına uyarlamak yönünde olmalıdır. Bu tavsiye kararlarında, adaletin işlevini geliştirmek, mahkemelerdeki iş yükünü önlemek ve azaltmak üzere gözönüne alınması gereken ilkeler düzenlenmiştir. Buna göre, hukuk usulünün geliştirilmesi ve mahkemelerdeki aşırı iş yükünün azaltılmasını sağlayacak bir yapılanmayı gerçekleştirmek gerekmektedir. Bu kapsamda, davanın basit yöntemlerle açılması, duruşma sayısının azaltılması, usulün kötüye kullanılmasını önleyecek tedbirlerin geliştirilmesi, yargıçların dava yönetimi ve delillerin toplanmasında aktif rol alması, belli davalara ilişkin uzlaşmayı kolaylaştırıcı özel hükümler konulması ve temyizin sınırlandırılması gelmektedir. Aslında, bütün bu konular, hukuk reformu kapsamı içinde değerlendirilmesi gereken konulardır.
Hukuk altyapısındaki sorunları çözmeden, nitelikli hukuk eğitimi sürecini ve meslekiçi eğitim sürecini gerçekleştirmeden, fizikî ve yardımcı personel konusundaki yetersizlikleri gidermeden istinaf mahkemelerinin faaliyete geçmesi halinde, endişemiz odur ki, 1920'li yıllarda yaşanan süreç bir defa daha karşımıza çıkacaktır.
Değerli arkadaşlarım, bu aşamada, bir temel yanılgıyı da dile getirmek istiyorum. Kurulmak istenilen bu sistemin, idarî yargıdaki bölge idare mahkemeleri yapılanmasıyla paralellik gösterdiği veya göstereceği veya bu işlevi yerine getireceği yolundaki değerlendirme, gerçekçi bir değerlendirme değildir. Bölge idare mahkemelerinin, idare ve vergi mahkemelerinin kararları üzerinde, fiilî anlamda, hukukî temyiz denetimini yaptıklarını kabul etmek mümkün değil. Bu mahkemeler, temyiz mercii olmak yerine, daha çok itiraz mercii olarak ve sınırlı konularda görev yapmaktadır. Bunun yanında, memurin muhakematı mevzuatının uygulanması sürecinde de, yine, itiraz mercii kapsamında görev yapmaktadırlar. Nitekim, Danıştay, böyle bir ara mekanizma olmasına rağmen, temyiz incelemelerini uzun bir zamana ve çoğu zaman iki yılı aşan bir süreye yaymış durumdadır; fiilî durum budur. Oysa, Yargıtayda, arada bölge adliye mahkemeleri mekanizması olmamasına rağmen -özellikle hukuk dairelerini kastederek ifade ediyorum- temyiz inceleme süresi üç ile altı aylar seviyesine düşmüştür. Bu sebeple, sorunun, arada bölge mahkemelerinin bulunup bulunmaması sorunu olmadığını, özellikle vurgulamak, Sayın Heyetin bu konuya dikkatini çekmek istiyorum.
Uygulamayı ve doktriner gelişmeleri çok yakından takip eden ve bu konudaki çalışmaları hukuk camiasında geniş kabul gören hocamız Prof. Dr. Baki Kuru'nun bu konudaki değerlendirmesini aktarmak ve değerlendirmenize sunmak istiyorum değerli arkadaşlarım. Aynen kendi ifadeleriyle aktarıyorum:
"Bundan 25 yıl önce yayımladığım bir makalede ve daha sonraki yayımlarımda, istinaf mahkemelerinin kurulmasının lehinde ve aleyhinde olanların görüşlerini özetledikten sonra, şu sonuca varmıştım: İlke olarak, istinaf mahkemelerinin yeniden kurulması yararlı olur; çünkü, istinaf sisteminde davalar daha iyi ve güvenli biçimde hükme bağlanır ve Yargıtay, asıl görevinin dışında, maddî vakalarla da uğraşan bir derece mahkemesi durumuna düşmüş olmaktan kurtulur ve gerçek anlamda içtihat mahkemesi görevini yerine getirme imkânına kavuşur. Ancak, istinaf mahkemelerinin kurulması için henüz vakit erkendir; çünkü, bu mahkemeleri kurabilmek için, önce gerekli ortamın hazır olması gerekir. Bu mahkemelerin kurulması için gerekli ortam, ancak, mahkemelerimizi gerek nicelik gerek nitelik bakımından yeterli hâkim, savcı ve yardımcı personelle donatmak, mahkeme kalem teşkilatını ıslah etmek, davaların çabuk, basit ve ucuz bir şekilde sonuçlandırılabilmesi için gerekli tedbirleri almak suretiyle sağlanabilir. Ancak bu süreçten sonra kurulacak istinaf mahkemeleri yararlı olabilir. Gerekli ortam hazırlanmadan bu mahkemeleri kurmak, yararlı değil, aksine, zararlı olur. Üzüntüyle belirtmek isterim ki, bu konudaki ilk makalemin yayımlandığı 1963 yılından bu yana, o makalemde belirtilen durumda önemli bir değişiklik olmamıştır; yani, istinaf mahkemelerinin kurulması için gerekli ortamın hazırlanması hususunda aradan geçen süreye rağmen önemli bir adım atılamamıştır."
Saygıdeğer hukukçu Baki Kuru, bu görüşlerini, 2000 yılı baskısı olan kitaplarında da aynen tekrarlamıştır; yani, istinaf mahkemesi kurulması şartlarında, o makalesini yazdığı aradan geçen onbeş yıla rağmen, ciddî hiçbir gelişmenin olmadığını bir defa daha tespit etmiştir.
Sayın milletvekilleri, açıkladığım sebeplerle, hukukî ve teknik altyapıdaki eksiklikler tamamlanmadan kurulacak olan istinaf mahkemelerinin, mevcut yargı sistemindeki tıkanıklığı daha da ileri boyutlara götüreceği düşüncesindeyim. Bu sebeple, tasarıya kişisel anlamda karşı olduğumu beyan ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
23 konuşma daha · 25 Haziran 2003