İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 27. BİRLEŞİM · CUMARTESİ

Ceza muhakemeleri usuhlü kan.tas.(s.s.698)

Atilla Kart

Konya Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 27. Birleşim · 3. yasama yılı · 4 Aralık 2004 · 1.071 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Atilla Kart (CHP), 4 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 27. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA MUHAKEMELERİ USUHLÜ KAN.TAS.(S.S.698)); konuşma 1.071 kelime.

Atilla Kart (CHP, Konya). “Ceza muhakemeleri usuhlü kan.tas.(s.s.698)”. TBMM Genel Kurulu, 27. Birleşim tutanağı, 4 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2004-12-04-ceza-muhakemeleri-usuhlu-kan-tas-s-s-698 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya)Sayın Başkanım, değerli arkadaşlarım; konuşmama, kaldığım yerden devam ediyorum.

Konuşmamda, mevcut tasarıdaki adlî kolluk düzenlemesini ifade etmiştim. Getirilmek istenen, tasarıdaki düzenleme nedir; bunu açıklayarak konuşmama devam ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, adlî kolluk görevlilerinin cumhuriyet savcısının emir ve talimatlarını yerine getirdiği, yerine getirmekle sorumlu olduğu, bu görevlerini yaparken ihmal gösterdiği veya görevini kötüye kullandığı takdirde, bu görevliler hakkında cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılacağı, bu yeni tasarıda da ifade ediliyor. Görüldüğü gibi, adlî kolluk hiyerarşisi konusunda, işin esasında ve özünde hiçbir değişiklik yapılmıyor. İlave olarak, sadece, 167 nci maddede yapılacak yönetmelik düzenlemesiyle, adlî kolluk görevlilerinin nitelikleri, hizmetiçi eğitimleri, değerlendirme raporlarının düzenlenmesi ve diğer hususların, altı ay içinde Adalet ve İçişleri Bakanlıklarınca müştereken çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği belirtiliyor, hüküm altına alınıyor.

Sayın milletvekilleri, adlî kolluk, hukuk devletine ulaşmak için vazgeçilmez bir mekanizmadır. Önleyici güç olarak kolluğun görevi bittiği andan itibaren, her türlü yetki ve görevin savcıya geçmesi gerekir. Bunun yolu da, biraz evvel ifade ettiğim gibi, sicil amiri ilişkisinin kurulmasıdır. Bu hiyerarşik yapı kurulmadan, etkin bir soruşturma yapmak mümkün değildir. Bu sorumluluğu alan ve yürüten, yürütmek durumunda olan savcılık makamının aynı zamanda yetkilendirilmesi de gerekir. Bunu yapmadığımız takdirde, bunu yapamadığımız takdirde, hukuk devleti yapılanmasında mesafe almamız söz konusu olamaz.

Sayın milletvekilleri, bu yapılanmayı gerçekleştiremediğimiz zaman ne oluyor; uzak bir tarihe gitmeye gerek yok, son birkaç yılın birtakım önemli olaylarını, birtakım önemli soruşturmalarını, lütfen, hatırlayalım. Bakın, iddialı isimlerle, çok büyük kampanyalarla kamuoyuna yansıtılan "neşter", "vurgun", "balina" ve benzeri isimlerle yapılan soruşturmaları lütfen hatırlayın. Öyle bir sunuş yapıldı ki, belli kişi ve kurumlar, âdeta, daha yargılamadan evvel mahkûm edildi. Gerçekten o kişiler hakkında suç işleme bulguları olabilirdi; ama, öyle bir süreç işledi ki, haklarında mahkûmiyete yeter, suç delilleri bulunan bu kişiler, o soruşturma aşamasındaki usulsüzlükler sebebiyle, hukuksuzluklar sebebiyle, sonuçta beraat etme durumuna geldiler.

Çakıcı olayını, emniyet, yargı ve hükümet ilişkileriyle ilgili iddialar ve olayları lütfen hatırlayın ve sorgulayın. Bir özeleştiri anlamında söylüyorum; savcılık makamına ulaşmadan, soruşturmayla ilgili önemli bilgi ve belgelerin basın aracılığıyla kamuoyuna sızdırıldığını ve yansıtıldığını görüyoruz. Emniyetin veya Jandarmanın bu noktada gerekli içdenetim ve soruşturmayı hakkıyla yaptığından herhalde hiç kimse söz edemez. Esasen, bunun yapılması da mümkün değil değerli arkadaşlarım. Gerçekçi olmak adına ifade ediyorum, bu birimler doğrudan yürütme organının etkisi ve yönlendirmesi altında olduğu için ve çoğu zaman da -sadece bu dönemle sınırlı söylemiyorum- siyasî iktidarlar bu ilişkilerin doğrudan veya dolaylı olarak içerisinde olduğu için, bu içdenetimin hakkıyla yapılmasını bekleyemezsiniz.

Burada, tabiî, yine, izninizle, Jandarmanın yapılanmasındaki olayı bir tarafa bırakıyorum. Jandarmanın yapılanmasında, her şeye rağmen, birtakım teknik ve objektif yapılanmaların olduğunu açıkyüreklilikle ifade etmek gerekir; ama, Emniyetin yapılanmasında böyle bir teknik ve objektif yapılanmadan, herhalde, söz etmek mümkün değil. Emniyetin yapılanmasında, hukuksuzluk adına söylüyorum, vahim bir durum var; vahamet teşkil eden, kamu yararını, kamu düzenini ihlal edecek boyutlara ulaşan bir hukuksuzluk söz konusu. İşte, bu sebeple, adlî kolluk yapılanmasını anlatırken, Emniyetin yapılanmasına temas etmenin tam zamanı; çünkü, adlî kolluk yapılanması, doğrudan ve tamamen Emniyetin yapılanmasıyla bağlantılı olan bir olay.

Bakıyoruz, iletişimle ilgili, haberleşme özgürlüğüyle ilgili, bu özgürlüğün ihlaliyle ilgili bağlı konular için, Ceza Kanununda ve Ceza Muhakemesinde genel olarak olumlu düzenlemeler yapılıyor. Ancak, bu denetimi yapacak mekanizmaların başında -yani, Emniyet yapılanmasını kastediyorum- dinleme mekanizmalarının başında teknik niteliği ağır basan kişiler olması gerekirken, maalesef, niteliksiz ve vasıfsız bir kadrolaşma yapılmasında ısrar olunduğu içindir ki, haberleşme özgürlüğünü kaynağında yok ediyoruz, haberleşme özgürlüğünü kaynağında katlediyoruz. Bu durum, sadece bu hükümetin değil; bu durum, hükümetlerin de işine geliyor.

Bu süreç içerisinde, Emniyetteki yapılanmayı, somut bilgilerle, belgelerle irdelemek istiyorum; çünkü, adlî kolluk ve iletişimle ilgili yapılanmanın özünü etkileyen temel unsurun Emniyetin bu yapılanması olduğunu bir defa daha ifade etmek istiyorum. Siz, Emniyetin yapılanmasında kıdem ve liyakati esas almayan -çok net bir ifade olacak, ama, bunu ifade etmek durumundayım- tamamen cemaat ve tarikat ilişkileri içerisinde bir yapılanmaya girdiğiniz zaman, böyle bir yapılanmadan sağlıklı bir sonuç bekleyemezsiniz. Emniyet, konjonktüre bağlı olarak, delilleri karartabilmekte veya değiştirebilmekte.

Bu konuyu biraz daha açıyorum. Değerli arkadaşlarım, bakın, bu, Plan ve Bütçe Komisyonunda da tartışma konusu olduğu için ve zaman zaman Genel Kurul görüşmelerinde de siyasî iktidara mensup arkadaşlarım bu konuda birtakım eleştiriler getirdikleri için, bu konuyu biraz daha açacağım. Bu konu çok inandığım bir konu, çok ısrarla takip ettiğim bir konu. Onun için, bunu, Genel Kurulun huzurunda, kamuoyuyla bir defa daha paylaşacağım.

Bakın, Emniyetin yapılanmasında, komiser yardımcılığından başlayan, dört, üç, iki, birinci sınıf emniyet müdürlüğü aşamasına varan bir yapılanma var. Bu yapılanmayı neye göre yapıyoruz; Emniyetin kendi kayıtlarına göre yapıyoruz, kıdem ve liyakat kitabına göre yapıyoruz. Onbeş yılda, onsekiz yılda, yirmi yılda, bir kitapçık oluşturmuşuz, kıdem, liyakat esaslarını almışız, disiplin durumlarını, başarı durumlarını, ceza durumlarını puanlandırmışız, buna göre bir liste oluşturmuşuz. 81 kişiyi ikinci sınıftan birinci sınıf emniyet müdürü yapacaksınız. Ölçü belli, ölçü çok açık; ilk 81'den, hadi bilemediniz ilk 100'den, ilk 105'ten, ilk 110'dan, siyasî iktidarın takdir yetkisi sınırları içerisinde bu görevlendirmeyi yapmak; ama, bunu yapmayıp, bütün bu kıdem ve liyakat esaslarını gözardı edip, 294'üncü sıradaki kişiyi birinci sıraya getiriyorsanız, 285'inci sıradaki kişiyi ikinci sıraya getiriyorsanız ve bu şekilde devam ediyorsa, 81 kişinin içerisinde sadece 2 veya 3 kişi kıdem ve liyakat listesine uygun olarak görevlendirilip, 78-79 kişinin tamamı ilk 150'den sonraki kişilerden oluşuyorsa, orada durup düşünmemiz gerekiyor; orada hukuk adına düşünmemiz gerekiyor; orada, hak adına, adalet adına, nasafet adına düşünmemiz gerekiyor; orada, o kurumun teknik yapısı, teknik işlevi adına düşünmemiz gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, bunu yaptığımız zaman şu sonuca yol açıyoruz: O kurumun içini boşaltıyoruz, o kurum teknik işlevini kaybediyor, o kurum istihbarat özelliğini kaybediyor, arşivini kaybediyor, o kurumun arşivini boşaltmış oluyoruz.

Değerli arkadaşlarım, o arşivi boşalttığımız içindir ki, İstanbul'daki terör olaylarında, şiddet olaylarında istihbarat zafiyeti doğuyor; o arşivi yok ettiğimiz içindir ki, Van'daki uyuşturucu olaylarında, ihmal boyutlarını aşan, iştirak boyutlarına varan birtakım yapılanmalarla karşı karşıya kalıyoruz. Bu sebeple, Emniyetin yapılanması çok önemli; bu sebeple, adlî kolluğun yapılanması çok önemli.

Değerli arkadaşlarım, bunları, lütfen değerlendirelim. Bunları değerlendirelim ki, bu konudaki "belgeniz var mı; bu konuyu sık sık gündeme getirip şov yapıyorsunuz" şeklindeki sorgulamaların, eleştirilerin hakkaniyete uygun olup olmadığını, kendi vicdanî değerlendirmemizde, somut bir şekilde yapalım.

Değerli arkadaşlarım, bundan daha öteye bir belge olur mu; bundan daha somut bir belge olabilir mi; Emniyetin kendi kayıtlarından söz ediyorum, numaradan söz ediyorum, belgelerden söz ediyorum; bu konuda araştırma önergesi veriyoruz. Bu konuda gerçekten samimîyseniz, gerçekten icraatınıza güveniyorsanız, buyurun, araştırma önergesini inceleyelim, soru önergelerine sağlıklı cevaplar verelim.

Değerli arkadaşlarım, bunları, böyle bir yaklaşımı göremiyoruz, böyle bir ciddî yaklaşımı göremiyoruz; ama, olayı geçiştirmeye çalışan, olayı başka yönlere çekmeye çalışan bir anlayışla karşı karşıya kalıyoruz.

Bu süreci de, devam eden maddede, yine, anlatmaya devam edeceğim.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

26 konuşma daha · 4 Aralık 2004

26 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook