İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 103. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Türk ceza kanununda değişiklik yapılmasına dair kan.tekl.(ss : 901 )

Atilla Kart

Konya Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 103. Birleşim · 3. yasama yılı · 26 Mayıs 2005 · 825 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Atilla Kart (CHP), 26 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK CEZA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KAN.TEKL.(SS : 901 )); konuşma 825 kelime.

Atilla Kart (CHP, Konya). “Türk ceza kanununda değişiklik yapılmasına dair kan.tekl.(ss : 901 )”. TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim tutanağı, 26 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2005-05-26-turk-ceza-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kan-tekl-ss-901 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 901 sıra sayılı yasa teklifinin 15 inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; Genel Kurulu, Grubum adına saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, 15 inci maddeyle ilgili değerlendirmeyi yaparken basın özgürlüğüyle doğrudan veya dolaylı olarak ilişkisi bulunan 15, 22, 25, 26 ve 30 uncu maddeleri bir bütün halinde değerlendireceğimi ifade ediyor; bu anlayışla düşüncelerimi Genel Kurulun bilgi ve takdirlerine sunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, günümüzde hiçbir şekilde değiştirilemeyecek çok önemli bir gerçek var. İçinde yaşadığımız çağ, büyük ölçüde bir iletişim çağı. Bu yapılama içinde, genel anlamda, kitle iletişimi alanındaki tekelleşme kavramını öncelikle değerlendirmek istiyorum. Basınla ilgili düzenlemeleri, bir bütün halinde, bütün bu kavramları gözönünde bulundurarak değerlendirmemiz gerekiyor. Basında tekelleşme, tekelleşmenin sonuçları, bunun önlenmesi ve en nihayet, basın özgürlüğüne bunun hangi ölçülerde yansıdığını incelememiz gerekiyor.

Gazete, dergi, radyo ve televizyon sayısına bakarak, ülkemizde, tekelci bir gelişmeden çok, çoğulcu bir yapı olduğu görüşünü ifade eden anlayışlar da vardır; ancak, kabul etmek gerekir ki, tekelleşmeyi haklı kılan pek çok gerçek vardır. Basında tekelleşme, pazarın örgütlenme biçimiyle doğrudan ilgilidir. Üretimde ve dağıtımda basınla doğrudan ve dolaylı olarak ilgili olan taraflar yatay ve dikey yoğunlaşmayla ortadan kaldırılıyorsa, pazara giriş örgütlenme biçimleri ve politikalarıyla engelleniyorsa, orada liberal sistemin, yani, iktidar uygulamalarının dayanağını teşkil eden, sosyal politikaların esasını teşkil eden rekabet ilkesi, başlangıçta ihlal edilmiş demektir, çiğneniyor demektir. Böyle bir süreçte rekabet koşullarını sağlayıcı ve geliştirici yasal mekanizmalar kurulamamışsa veya mevcut olan mekanizmalar çalışamaz hale getirilmişse, o pazarın demokratik yarış koşullarına dönüştürülmesi mümkün olamaz.

Bakın, değerli arkadaşlarım, basında tekelleşme, ekonomik pazarın koşullarının kontrolünü de aşan bir kavramdır. Basın, sadece ekonomik bir karaktere sahip değildir. Basın, aynı zamanda, kültür, ideoloji, bilgi ve haber demektir. Basının sattığı ürün ideolojidir, kültürdür, bilgi veya haberdir veya "enformasyon" adı altında geliştirilen bir bilinç yöntemidir. Bu sebeple, basında tekelleşme, sadece ekonomik anlamda değil, aynı zamanda bir ülkenin enformasyon ve bilgi yoksunluğu ve bilinçlerin şekillendirilmesi bağlamlarında oldukça tehlikeli bir oluşumdur.

Kapitalist yoğunlaşma, ekonomik anlamda basında bazı güçlerin egemenliğini sağlarken, bunun kurulmasını geliştirirken, bilgi ve enformasyon anlamında günümüzde yaygın biçimde tartışılan dünya görüşü ve davranış biçimlerinin egemenliğinin sağlanması ve yaygınlaştırılmasında da önemli bir rol oynamaktadır. Basının reklam ve izlenme oranına bağlı olduğu düşünüldüğünde, tekelleşmenin toplumun yaşamı ve geleceği açısından ne kadar tehlikeli sonuçları olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tekelleşmenin pek çok sonucundan söz edilebilir. Bunların en önemlisi de, basın özgürlüğünü ya da daha genel anlatımla, bireyin bilgilenme, haber alma özgürlüğünü sınırlaması veya engellemesidir. Batı dünyasında tekelleşmenin eleştirilmesinin ve önlenmeye çalışılmasının temel sebebi de budur. Tekelleşme, demokratik ve çoğulcu toplum yapısı için ciddî bir tehlikedir.

Değerli arkadaşlarım, tekelleşme olgusu, vakıası, gazetecileri de etkiler. Her ne kadar uzun vadede güçlenen işletmelerin, hiç olmazsa bir kısmının, gazeteciye daha iyi çalışma koşulları yarattığı düşünülebilinir ise de, tekelleşme, özünde, gazetecinin konumunu zayıflatan, buna karşılık iletişim aracını kontrol eden kişi ya da grubun belirleyiciliğini artıran bir gelişmedir. Tekelleşme, yine kabul etmek gerekir ki, çalışanlar açısından da sendikasızlık demektir, örgütsüzlük demektir, iş ve ücret konusunda güvencenin kalmaması demektir.

İşte, değerli arkadaşlarım, Türkiye'de, yukarıdaki tablonun ve sürecin bütün boyutlarını özellikle son üç dört yıldan bu yana yaşıyoruz; bütün çıplaklığıyla, bütün gerçekliğiyle, bu gerçekleri, Türkiye'de son üç dört yıldan bu yana yaşıyoruz.

Peki, siyasî iktidar olarak, bu tabloyu kırmak ve değişimi sağlamak adına ne yapıyoruz? Bu sorunun olumsuz olduğunu ve hiç seviyesinde olduğunu, daha da ötesi, bu yapıdan yararlanıldığını, karşılıklı olarak bu ilişkilerin konjonktürel bir şekilde kullanıldığını, üzülerek ve endişeyle görüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, tekelleşmeyle ilgili olarak sözü edilmesi gereken önemli bir konu da, gazetecilik mesleğindeki örgütlenme sorunudur. Bunun tekelleşmeyle doğrudan bir ilişkisinin olmadığı söylenebilir ise de, tekelleşmenin yarattığı olumsuz sonuçları ortadan kaldırmaya ya da sınırlandırmaya yardımcı olabileceğini de gözönüne almak gerekiyor. Türkiye'de, maalesef, meslek örgütleri -sadece gazetecilik alanında değil, genel anlamda meslek örgütleri- son yıllarda ciddî güç kaybına uğramışlardır; daha doğrusu, gazetecilerin meslekî çıkarlarını koruyan sendikaları güç kaybetmiş, gönüllülük esasına dayalı olan derneklerin sayısı ise artmıştır. Bu durum beraberinde birtakım ciddî sorunları da yaratmaktadır. Meslek ilkelerinin uygulanamaması, belirsiz hale gelmesi, her türlü yönlendirme istek ve çabalarının uygun ortam bulması bunlar arasında sayılabilir. Gazetecilerin meslek çıkarlarını savunmalarının yanı sıra herkesi ilgilendiren güvenirlilik, saygınlık gibi konularda sorumluluk ve etik anlayışının geliştirilmesi için meslek örgütlerine önemli görevler düştüğünü hepimiz biliyoruz.

İşte, değerli arkadaşlarım, basın özgürlüğünün asgarî şartlarda yasal ve sosyal altyapısının oluşturulabilmesi için yapılması gerekenleri ciddî bir şekilde, sistematik bir şekilde değerlendirmemiz ve uygulamaya koymamız gerekmektedir. Bu yasal ve sosyal altyapı şartları nedir, nelerdir; bunları ben ana başlıklarıyla bilgilerinize, değerlendirmenize ve takdirinize sunmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, basında en önemlisi mülkiyet yapısının doğrudan veya dolaylı yollarla tekel yaratmasını engellemeliyiz; yani, birtakım birleşmelerle, çapraz sahiplik ilişkileriyle, tröstleşme gibi ilişkilerle, kurumsallaşmalarla tekelleşme yaratılmasının önüne geçmeliyiz. Bu konuda RTÜK Yasasında ve bağlı olan mevzuatta mutlaka düzenleme yapılması gerektiğini önemle ifade ediyorum.

Yine bu konuda, gerek Avrupa hukukunda gerekse Amerika hukukunda sermaye gruplarının basındaki bu yapılaşmasını yüzde 20'ler seviyesinde tutan bir sermaye yapılanmasının olduğunu da önemle vurgulamak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, ben görüşlerimi ilerleyen maddelerde anlatmaya devam edeceğim. Bu aşamada konuşmamı bu şekilde kesiyor ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

26 konuşma daha · 26 Mayıs 2005

26 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook