İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 103. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Türk ceza kanununda değişiklik yapılmasına dair kan.tekl.(ss : 901 )

Cemil Çiçek

Ankara Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 103. Birleşim · 3. yasama yılı · 26 Mayıs 2005 · 1.404 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Cemil Çiçek (AK Parti), 26 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK CEZA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KAN.TEKL.(SS : 901 )); konuşma 1.404 kelime.

Cemil Çiçek (AK Parti, Ankara). “Türk ceza kanununda değişiklik yapılmasına dair kan.tekl.(ss : 901 )”. TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim tutanağı, 26 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/cemil-cicek-22-2005-05-26-turk-ceza-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kan-tekl-ss-901 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında, bu neviden çokmaddeli yasalarla ilgili olarak geriye dönüp tutanaklara baktığınızda -bu dönem dahil, geçmiş dönemler de dahil- her zaman söylenen genel bir şey vardır: İşte, yeteri kadar tartışılmadı. Yeteri kadar tartışmak...

Aslında, Türkiye'nin bazı konuları vardır ki, seksen yıldır tartışıyoruz, yetmiş yıldır tartışıyoruz, elli yıldır tartışıyoruz, bir sonuca varamıyoruz. Mesele, işi çok uzun tartışmak değil, mümkün olan süre içerisinde bunu tartışıp bir sonuca bağlamaktır.

Bugün, ister üzerinde çalıştığımız Ceza Kanunu isterseniz başkaca kanunlarla ilgili olarak çok uzun zaman bu ülkede görev yapmış olan insanlar -ister ilim adamı olarak ister uygulayıcılar olarak- gelmişler çalışmışlar, ortaya koymuşlar birçok eser, birçok fikir, birçok tasarı. Yeni bir düzenleme yapılırken, bunlardan azamî ölçüde istifade edilir; ama, bu tartışmaların zamanlaması önemlidir. Yasa yapılmazdan evvel, bizim sitemimiz, zamanında niye göndermediniz, niye yapmadınız; zamanında gönderseydiniz bunlar olmayacaktı; mademki göndermediniz, biz, bundan sonra geri adım atmayız tarzındaki bir inatlaşma içerisinde değil, tam tersine, olabildiğince herkesin taleplerini iyi niyetle karşılayarak bir değerlendirme yapmaya çalıştık. Hatta, zaman zaman, bu, bazı çevrelerce "ya, bu hükümet bir adım atıyor, sonra geri çekiliyor" tarzında, özellik olması gereken, güzellik olması gereken bir husus, hükümetin ya da bu partinin bir zaafı gibi de takdim edilmeye başlandı.

Şimdi, bir taraftan deniliyor ki, herkesin katkısına açık olacaksınız, herkesin fikrini dinleyeceksiniz, ona uygun bir uzlaşmayla bu işleri düzenleyeceksiniz; buyurun, işte, şu zaman dilimi içerisinde bunları tartışalım denildiğinde, gerekli katkı sağlanmayacak; yasa çıktıktan sonra, itirazlar yükseliyor; tabiatıyla, bir serzenişimizi ifade ediyoruz. Bunları, yine de, iyi niyetle yapılmış tenkitler olarak değerlendirip düzeltme yapmaya çalıştığımızda da, bu defa, demin söylediğim gerekçe ortaya konulmaya çalışılıyor.

Şimdi, Türk toplumu, çok değişen bir toplum. Bazı ülkelerde, bir tek gündem bir ay tartışılır. Bizde ise, gündem, öğleden evvel farklı, öğleden sonra farklıdır. Gündemi böylesine hızlı değişen bir ülkede, yasalarda bugün öngörmediğimiz hususların -bazı eksiklikler, aksaklıklar- önümüzdeki günlerde ortaya çıkmış olması karşısında, bunları -eğer hukuk alanıyla ilgiliyse- içtihatlarla düzelterek bu ihtiyacı karşılayacaksınız; eğer ihtiyaçlar bunu karşılamıyorsa, o zaman da, bunu, yasa değişiklikleriyle yapmaya çalışacaksınız.

Belki bu dönemin getirdiği özelliklerle, alışılagelmiş usullerin dışında, biz bir şey yapmaya çalıştık. 1 Nisanda yürürlüğe girecek yasalarla ilgili olarak, bütün yargı mensuplarıyla çok geniş, çok kapsamlı değerlendirmeler yapılmıştır. Bunun içerisinde, Yargıtaydan üye arkadaşlarımız bulunmuş, bilim adamları bulunmuş ve tabiatıyla, bu yasayı uygulayacak olanlar da, bir fikrî hazırlık içerisinde olduğu için, acaba şöyle olursa daha mı iyi olur tarzındaki fikirlerini dile getirmişlerdir. Yasa da 1 Hazirana kadar tehir edilence, bu boşluktan istifadeyle, arkadaşlarımızla da konuşarak, bu neviden değişiklikler gündeme getirilmiştir, olabildiğince, uygulamadaki aksaklıkları, eksiklikleri dikkate almak adına. Bu, uzlaşmacı bir anlayışın tabiî sonucudur ve dolayısıyla, belki, bu, bizim iktidarımızın da takdirle karşılanması gereken bir özelliği olması icap eder diye düşünüyoruz.

Tabiatıyla, Türkiye'de, çok sayıda mevzuat olduğu için, çok sayıda yasası olduğu için, bazı konularda çelişkiler olabilir. Aslında, bize göre, bunların önemli bir kısmını, geniş bir hukukî yorumla karşılamak mümkün; ancak, ne olur ne olmaz, bir hak kaybı olmasın diye de, geçici maddeler getirdik -Sayın Sarıbaş buradan ayrıldı- mesela, Basın Kanunuyla ilgili olarak, orada getirilen düzenlemelerin bir kaybına sebebiyet vermeme adına ve başkaca kanunlarda, eğer, bu Ceza Kanunuyla ilgili çelişen noktalar varsa, bunların bir ayıklanması gerekiyor. Bununla ilgili olarak, zaten, Bakanlıkta sürdürülen bir çalışma var. En az 200 yasa, Ceza Kanunuyla şu veya bu şekilde ilgilidir. Bunları da zaman içerisinde belli bir noktaya getirmek adına, zaten, bir süre evvel çıkardığımız bir yasa var, bu yasayla, farklılık arz eden hususlar 31 Aralık 2006 tarihine kadar, o yasalar uygulanması suretiyle giderilecektir, böylece de, bir hak kaybına sebebiyet verilmeyecektir. Onun için, bir bunu burada ifade etmek istiyorum.

İkincisi, tabiatıyla, biz, Ceza Kanununda bu düzenlemeleri yaparken, olabildiğince Türkiye'ye mahsus düzenleme yapmadık, Batı hukukunda benzer düzenlemeler varsa, Batı ülkelerinde, onlara paralel düzenlemeler getirmeye çalıştık; ama, konu öylesine takdim edildi ki kamuoyuna, sanki bu düzenlemeler Almanya'da yok, Fransa'da yok, İspanya'da yok, İtalya'da yok; bunların hepsi bizde var. Eyvah, filanca kesim için cezaevleri hazırlandı, falancalar... Böyle bir panik havası içerisinde konu takdim edilmeye başlandı.

Bu neviden değerlendirmelerin hukukî bir yanı yok esas itibariyle, daha çok propagandaya yönelik ve bir de talep müesseseleri olması hasebiyle... Ben, geçmiş hükümetlerde sendikacılık da yaptım. Mesela, yüzde 500 zam istenirdi. Biz onlarla oturup, konuştuğumuzda "yahu, işte enflasyon bu kadar, hayat pahalılığı bu kadar, devletin imkânları bu kadar, yüzde 500 zam olur mu" dediğimizde "biz talep müessesesiyiz, biz isteriz..."

Şimdi, bu getirdiğimiz değişikliklerle de, esas itibariyle, kendi aramızda yaptığımız değerlendirmelerde önemli iyileştirmeler yapılmıştır, önemli ölçüde talepler de karşılanmıştır. Daha fazlası olmaz mı? Daha fazlası da, netice itibariyle, ceza siyasetidir. Bazı ülkeler bazı suçlara para cezası verir, bazı ülkeler hapis cezası verir, bazı ülkeler bu ikisini bir arada verir. Her ülkenin şartları kendine göre olacağı için, bunlar arasında bir tercih yapar. Türkiye'de böyle bir tercih yapmıştır; ama, bunları yaparken de, bu yasayı yapanların temennisi, keşke, insanlar, konuşurken, söylerken, yazarken, herhangi bir meslek ve sanatı icra ederken, mümkün olsa da hiç suç işlemese; çünkü, hukuk adamları bakımından en tercih edilen husus kimsenin adliyeye işi düşmemesidir, kimsenin bu kanunlarla bir tezada düşmemesidir. Bunu hep temenni ederiz; ama, buna karşılık, bir yanlışlık olursa, buna karşı kamu düzenini sağlamak da Ceza Kanununun görevi olduğu için, hak ve özgürlükleri sağlamak da bu kanunların temel amacı olduğu için bunları da belli bir dengede tutmak mecburiyetindedir; ama, şöyle bir anlayışı da hep beraber görüyoruz: Eğer, birilerinin dediğini yaparsanız mesele yok, yapmayıp da siz farklı bir şey söylediğinizde kıyamet kopuyor.

Sizin özgürlüğünüz var da, muhatabınızın yok mu?! Sizin her şeyi yapma özgürlüğünüz var da, mukabilinde, birilerinin bunu niye yapıyorsunuz deme özgürlüğü yok mu?! Yani, bu ülkede birilerinin özgürlüğünün olup olmadığının mihenk taşı falancanın onayına mı bağlı?!

Eğer, bu anlamda bir onay gerekecekse, bütün Batı ülkelerinde ihtilaf ile madde arasındaki hususu ortaya çıkaracak olan yargıdır, yargı sistemidir. Doğrudur yanlıştır, o, kendi içerisinde bu yargılamaları yapar, kanun yollarından, derecattan geçmek suretiyle de hukukî bir sonuca bağlar; dolayısıyla, biz, ihtilaflarımızı daha çok, hukuk çerçevesinde tartışmak yerine, onunla irtibatlı bir değerlendirme yapmak yerine "eğer benim söylediğim uygunsa mesele yok, değilse farklı" anlayışı içerisindedir. Halbuki, biz, bu kanunda, mümkün olduğu kadar eskisinden geriye gitmemeye çalıştık; ama, şunu, yeri gelmişken burada ifade edeyim; sözlerimi de bitirmek istiyorum: Şimdi, Türkiye, uzunca bir süreden beri, belki siyasetin de büyük ölçüde sorumluluğu sebebiyle, bir kuralsızlıklar toplumu haline geldi, hiçbir şeyin kuralı yok.

Arsamıza inşaat yaparız, en evvel belediyeyi dışlar, binayı çıkmaya çalışırız, sonra, belediye memurları gelip inşaatın kaçak olduğu anlaşılınca, bunun adamını nereden buluruz, nasıl buluruz da bu kaçak inşaatı kitabına uydururuz!..

Fabrika kurarız, devletin kanununu, nizamını yok sayarız!

Falanca bir ticarî faaliyeti yapmaya çalışırız, sonra, her defasında da seçimler vesilesiyle, siyasetçinin zor anından istifadeyle, bunu nasıl yaparız da bir kitabına uydururuz!..

Şimdi, değerli arkadaşlarım, içinden geçtiğimiz süreçte, bu kadar kuralsızlığa uygun bir toplumda kurala dayalı bir sistemi gerçekleştirmekte, buna uygun düzenleme yapmakta zorluk var. Gerçekten, biz, bunun zorluğunu bu dönemde çok açık olarak gördük; İktidar olarak gördük, Parlamento olarak gördük. Herkes kendisini yasaya uydurarak mücadelesini vermek yerine, yasayı kendine uydurma ve fiilî durum meydana getirme çabası içerisinde, gayreti içerisinde. Bunların her birini bir toplumsal talep olarak kabul edebiliriz, bunları anlayışla karşılarız ve mümkün olanın da en doğrusunu yapmaya gayret ederiz; ama, şunu da bilelim ki, artık, içinden geçtiğimiz süreç mahalle futbolu oynamaya benzemiyor. İçinden geçtiğimiz süreçte kalenin ebadı da belli, sahanın ebadı da belli, oyuncuların sayısı da belli, yasakları da belli, serbestlikleri de belli. Şimdi, buna uygun bu futbolu oynayabilirsek bundan zevk alırız, değilse, bu keyfîlikler, bu kuralsızlıklar, Türkiye'de, birkısım kırgınlıklara, birkısım gerginliklere, birkısım yanlış anlaşılmalara, hatta ve hatta, kamplaşmalara ve kutuplaşmalara sebebiyet veriyor.

Onun için, geriye doğru bir çizgi çekip, ne olduysa olmuştur, bunların hepsini anlayışla karşılayıp, belli bir noktaya getirmenin çabası ve gayreti içerisinde, iyi niyetle bu düzenlemeleri yapmaya çalışıyoruz. Burada değerli arkadaşlarımızın ifade ettiği gibi, bu yasayı hazırlayanların hiçbirisinin kötü bir niyeti yok. Ne yapıldıysa iyi niyetle, bu ülkede işler yolunda gitsin, huzur ve barış sağlansın, insanlar bu ülkede güven içerisinde, emniyet içerisinde özgürlüklerini yaşasın anlayışından hareketle bu düzenlemeler yapılmıştır. Eksiklikler olabilir, yanlışlıklar olabilir; ama, kimse, bunu, bir başkası için bir itham konusu, bir isnat konusu, hatta ve hatta bir iftira konusu haline getirmeye çalışırsa, o, insanî değerlerle de bağdaşmaz. Bunu burada ifade etmek istiyorum.

Bu değişikliklerin, bu anlamda, arkadaşlarımızın gündeme getirdiği düzenlemeler olduğu kanaatindeyim. Bunlar yapılır, icap ediyorsa yenileri yapılır. Bu değişiklikler ortaya çıktıkça, hepimizin görevi, efendim, biz bunu daha yeni yaptık, bir sene oldu deyip inatlaşmak yerine, günün şartlarına, toplumsal taleplere uygun olarak bu değişiklikleri yapmamızın Türkiye'nin daha ileriye gidebilmesi açısından önemli bir sorun çözme yöntemi olduğunu düşünüyorum; ama, artık, eski alışkanlıklarımızdan da vazgeçmenin zamanının geldiğini de bu vesileyle ifade etmek istiyorum.

Hepinize saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

26 konuşma daha · 26 Mayıs 2005

26 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook