İçeriğe atla

23. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 65. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Vakiflar kanunun 9.11.2006 tarihli ve 5555 sayılı kanunda bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.98)

Atilla Kart

Konya Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 65. Birleşim · 2. yasama yılı · 14 Şubat 2008 · 1.008 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Atilla Kart (CHP), 14 Şubat 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 65. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: VAKİFLAR KANUNUN 9.11.2006 TARİHLİ VE 5555 SAYILI KANUNDA BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.98)); konuşma 1.008 kelime.

Atilla Kart (CHP, Konya). “Vakiflar kanunun 9.11.2006 tarihli ve 5555 sayılı kanunda bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s.98)”. TBMM Genel Kurulu, 65. Birleşim tutanağı, 14 Şubat 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-23-2008-02-14-vakiflar-kanunun-9-11-2006-tarihli-ve-5555-sayili-kanunda-bazi-maddele (erişim: 29 Ekim 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan Vakıflar Kanunu Tasarısı’nın 26’ncı maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, öncelikle ve önemle ifade ediyoruz. Medeni Kanun’un 101’inci maddesine göre, Anayasa’nın temel ilkelerine, hukuka, ahlaka aykırı veya belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek amaçlarını güden vakıfların kurulması artık mümkün değil. Bu düzenleme, kabul etmek gerekir ki, çağdaş hukuka da uygun olan, insan hakları boyutuyla olayı değerlendiren bir düzenleme niteliğindedir. Bu düzenleme karşısında ülkemizde bundan böyle “cemaat vakıfları” veya “azınlık vakıfları” adıyla vakıf kurulması söz konusu olamayacaktır, olmaması gerekmektedir. Bu çerçevede ifade ediyorum: Mülhak vakıflar yabancı müesseseler olmayıp gayrimüslim Türk vatandaşlarının kurumları olduğundan, yabancı uyruklu gerçek ve tüzel kişilere uygulanan kısıtlamalar bunlara uygulanmamaktadır.

Değerli arkadaşlarım, aslında, bakıyorsunuz, Lozan Antlaşması’nın 37, 39 ve 40’ıncı maddelerinde de bu konular ayrıca yasal güvenceye bağlanmış. Öyle ki 41’inci maddede, genel eğitim ve öğretim konusunda, Türkiye Hükûmetinin Müslüman olmayan halkın önemli bir oran içinde oturdukları il ve ilçelerde bu Türk vatandaşlarının çocuklarının ilkokullarda kendi dilleriyle eğitim görmeleri için gereken kolaylığı göstereceği yolunda düzenleme yapılıyor. Yani, değerli milletvekilleri, gayrimüslim cemaat vakıfları bu anlamda ayrıcalıklı konumdalar, diğer etnik grupların sahip olmadığı haklara sahipler.

Bu düzenlemeler karşısında, mülhak vakıflar konusunda, Anayasa, Vakıflar Yasası ve Medeni Kanun hükümleri çerçevesinde Türk uyruklu tüm yurttaşlara tanınan hak, sorumluluk ve yetkiler çerçevesinde düzenleme yapılmasının ve uygulanmasının çağdaş ve evrensel normlara uygun olduğunu bir kez daha ifade ediyoruz. Doğaldır ki bu aşamada hiçbir grup lehine imtiyaz yaratılmaması gerekmektedir. Hamaset ve demagoji yapmadan bu gerçekleri ifade etmemiz gerekiyor değerli arkadaşlarım. Bu ihtirazi kayıtla olayı değerlendirdiğimiz zaman şöyle bir tablonun karşımıza çıktığını görüyoruz. Burada bu değerlendirmeyi yaparken, hemen, cemaat vakıfları konusundaki tarihî süreci de kısaca ifade etmek istiyorum. Bakıyoruz değerli arkadaşlarım, 19 Haziran 1936 tarihinde yürürlüğe giren Vakıflar Yasası’nda, cemaat vakıflarının mülhak vakıflar statüsüne alındığını görüyoruz. Bu Kanun’un 44’üncü maddesine göre, dava konusu yapılan taşınmazların en az 1921 yılından itibaren, yani Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarihten on beş yıl öncesinden itibaren tasarruf edildiğinin birtakım kayıtlarla ispatlanması gerekiyor ve bundan sonra vakıf kütüğüne kaydı yapılabilecek. Yani değerli arkadaşlarım, neyi görüyoruz? Bakın, tarihî anlamda bir dönüşümün yaşandığı, sosyal anlamda bir dönüşümün yaşandığı bir dönemde, cumhuriyet hükûmetinin, kendi vatandaşlarının, gayrimüslim olan kendi vatandaşlarının hak ve hukukunu teminat altına aldığını görüyoruz. Modern devletlerin yapması gerekeni cumhuriyet hükûmetleri 1935, 1936 yıllarında yapıyor, hukuki istikrar adına yapıyor, o insanlarımızın, o vatandaşlarımızın kazanılmış haklarını teminat altına almak adına yapıyor. Bunu Sayın Komisyon Başkanının ifadesiyle “Bir normalleşme dönemi” olarak ifade etmemiz gerekiyor. Komisyon Başkanının bu tespitine de katıldığımı ifade etmek istiyorum. Ancak, şunu görüyoruz değerli arkadaşlarım: Bakıyoruz, yapılan düzenlemelerde, azınlık vakıflarının mevcut olan bu gayrimenkullerinin kendilerine tanınan 16 Şubat 1328 -yani 1912 tarihli- ve 1936 yılındaki kanunlar çerçevesinde ve bu süreler içinde değil, her nedense ağırlıklı olarak bu tespit ve kayıt işlemlerinin 1948 yılından sonra yapıldığını görüyoruz. Bir başka ifadeyle, 16 Şubat 1912 tarihinde yürürlüğe giren Kanunu Muvakkat ile 19 Haziran 1936 tarihinde yürürlüğe giren Vakıflar Yasası’nın cemaat vakıflarının mülk edinmesine ilişkin sınırlayıcı hükümleri tarih olarak ve dönem olarak ülkemizde uygulanmamış, bu hükümler delinmiştir. Hükûmetler buna göz yummuşlar, konjonktürel ve siyasi sebeplerle ve dış müdahalelerle yasal hükümlerin ihlalini görmezden gelmişlerdir. İşte, değerli arkadaşlarım, bu tablonun, bakıyoruz, bu Hükûmet döneminde, mevcut Hükûmet döneminde daha da ileri boyutlara ulaştığını görüyoruz. Hükümetin, vakıfların resmî kayıtlarına ve kendi gündemine hâkim olmadığını görüyoruz, bunu umursamayan bir tavır içinde olduğunu görüyoruz.

Bakın, 2006 yılında, dönemin ilgili Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin şöyle diyor: 36 adet namı müstear ve namı mevhum adına kayıtlı gayrimenkul bulunduğunu ifade ediyor Sayın Bakan. Oysa biliyoruz ki, oysa yargılama dosyalarına intikal eden belge ve bulgularla sabit ki, sadece Maria Binti Yuvakim -tekrar ifade ediyorum, Maria Binti Yuvakim- ismindeki kişi adına kırk dosyada namı müstear olarak uygulama yapıldığını görüyoruz. O zaman Hükûmetin ne yapması gerekiyor? Hamaset yapmak yerine, konuyu saptırmak yerine, demagoji yapmak yerine, namı müstear olarak gösterilen gerçek kişilerin adlarına kayıtlı olan bu gayrimenkullerle ilgili olarak yeni ve ciddi bir çalışmayı yapması gerekiyor. Bakıyoruz, Hükûmetin benzer uygulamayı AİHM nezdindeki davalarda da sürdürdüğünü görüyoruz değerli arkadaşlarım. Orada, o yargılama dosyalarında, mevzuatımızla ilgili hükümleri dile getirmediğini görüyoruz Hükûmetin; mülhak vakıfların yardım, bağış, vasiyet yoluyla gayrimenkul edinemeyecekleri hususlarını dile getirmediğini, savunmada bunları anlatmadığını görüyoruz, biliyoruz. Bu dosya numaralarını Sayın Bakan merak ederlerse kendilerine ifade edebiliriz.

Geldiğimiz aşamada temel sorun şudur sayın milletvekilleri: Vakıf yapılanması, belli bir süreden bu yana, Hükûmet tarafından, organize bir şekilde bir siyaset üretme aracı olarak kullanılmaktadır, sosyoekonomik dönüşümler bu yolla yapılmaktadır. Özellikle son dönemlere bakıldığında, dış kaynaklı fonlarla beslenen vakıfların ülke yönetimlerinde ve toplum yapılanmasında belirleyici bir rolü olduğunu görüyoruz. Hükûmet, bu alanı, bu gelişmeyi bilinçli olarak kullanmaktadır. Bu politikanın en yoğun şekilde uygulandığı alanların başında da vakıf yapılanması gelmektedir değerli arkadaşlarım. Bu noktada şunu görüyorsunuz: Cemaat vakıfları yapılanmasını 1912 ve 1936 tarihli kanunların kapsamı dışında, siyaseten ve ekonomik olarak kullanan dış odaklı bir anlayış ile Hükûmetin bu anlattığımız uygulamasının ve anlayışının örtüştüğünü görüyoruz. Bu tablo, elbette sorgulanması gereken bir tablodur. Bu konudaki kaygılarımızın bir saplantıdan ibaret olmadığını, soyut ifadeler olmadığını biraz sonra önergeyle ilgili konuşma yaparken tarihî belgeleri ile somut yer ve isimler ifade ederek bunları sizlere anlatacağım. Umarım ki, dilerim ki o noktada biraz olsun sorumluluğunuzun gereğini yapma ihtiyacını duyarsınız.

Değerli arkadaşlarım, bakın, burada Hükûmet sözcülerinin ve iktidar grubu sözcülerinin ısrarla şu kavramı kullandığını görüyoruz: “Ne yani, efendim, gayrimüslim vatandaşlarımızın mal mülk edinmesine neden karşı çıkıyorsunuz, neden bunu engelliyorsunuz?” E olayın böyle olmadığını çok iyi biliyoruz. Ne diyoruz biz? Cemaat vakıfları kavramıyla, cemaat mensupları kavramını birbirine karıştırmayın, buna tenezzül etmeyin. Cemaat mensupları, elbette, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının sahip oldukları temel hak ve özgürlüklere sahiptirler vakıf kurma konusunda, o noktada bir kısıtlama yoktur, ama cemaat vakıfları olayı geçici bir statüdür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Kart.

ATİLLA KART (Devamla)Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cemaat vakıfları olayıyla, cemaat vakıfları kavramıyla cemaat mensupları kavramını, bunları birbirine karıştırmamak gerektiğini bir kez daha ifade ediyorum. Bu noktada Komisyon Başkanını ve Hükûmeti daha tutarlı olmaya, daha ciddi olmaya, daha sorumlu olmaya ve kavramları bu anlamda birbirine karıştırmamaya, yani demagoji yapmadan bu tasarının özünü kamuoyuna yansıtmak noktasında bir kez daha sorumluluğa davet ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

49 konuşma daha · 14 Şubat 2008

49 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook